Av; avlanma. “Ab ablasar” av avlasa (KÇ); “er abḳa barmış” adam ava gitmiş, “ḳanlıḳ süsi abḳa ünmiş” hanın ordusu ava çıkmış (IB).
Irk Bitig sözlüğü
497 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
497 madde
Hükümdarın eşi, hanım; “abınçu ḳatun bolzun” (hükümdara) eş, hatun olsun.
(Kapı, kapak, yol) açmak: “teŋri yėriŋerü ḳapaġın açdı” tanrılar yurduna kapısını açtı; “açar ḳut ḳapuġ” mutluluk kapısını açar; “yolug aç” yolu aç.
Aygırlığa elverişli, aygır olacak (tay): “altun tuyuġluġ adgırlıḳ yaraġay” altın toynaklı, aygır olmaya yarayacak (tay).
Aygır, damızlık erkek at: “aḍġır ḳısır kişnedi” aygır ve kısır kısrak kişnedi; “ḳayusı at aḍġır üze il başı” kimi at ve aygırlar üzerinde (sorumlu) baştır; “kutluġ adgı…
Ayı: “böri tilkü arslan aḍıġ ya toŋuz” kurt, tilki, aslan, ayı ya da domuz; “adıġlı toŋuzlı art üze soḳuşmış … adıġıŋ ḳarnı yarılmış, toŋuzuŋ azıġı sınmış” ayı ile domu…
Yükselmek, yukarı çıkmak: “küniŋe beḍüyür, yoḳaru aġar” (ay) günden güne büyür, yukarı yükselir; “tamudan yoḳaru agdukta” cehennemden yukarı çıktığında; “mihrabḳa aġdıl…
Ağıl, hayvanların barındığı yer; sürü: “bay bar ertim, aġılım on, yılḳım sansız erti” zengindim, ağılım on, hayvanım sayısızdı; “aġılınta yılḳıŋ bolzun” ağılında hayvan…
Dilsiz, konuşamayan: “tilin sözlemese aġın tir kişi” diliyle konuşmazsa insanlar ona dilsiz der; “saġırlar aġınlar” sağırlar, dilsizler; “ikide biri aġın ol, umas nerse…
Ağız: “aġızları birle ayurlar” ağızlarıyla söylerler; “aġız aġrıġ igig” ağız ağrısı hastalığı; “ḳızıl aġzı ḳan teg” kırmızı ağzı kan gibi; “aġızlarıntın ört yalın öner”…
Ak, beyaz: “aḳ bisi ḳulunlamış” ak kısrak yavruladı; “kerip tutar aḳ torın” ak ağını gerip tutar (bulut).
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Ala, alaca: “ala atlıġ yol teŋri men” ala atlı yol tanrısıyım.
Bütün, hep, her: “alḳu tınlıġlar” bütün canlılar; “alḳu nizvanılar” bütün tutkular; “alḳu işlerig bütürür” bütün işleri başarır.
Yiğit, kahraman, cesur: “toŋa alp er erdi” Tonga yiğit bir erdi; “edgü alp kişig” iyi, yiğit kişiyi; “ḳaġanı alp ermiş” kağanı yiğitmiş; “alpın erdemin üçün” yiğitliği …
Altın: “altun kümüş” altın gümüş; “sarıġ altunın, ürüŋ kümüşin” sarı altınını, ak gümüşünü; “altun örgin üze olurupan” altın taht üzerine oturup; “altun birle ėtiglerin…
Bir yabani hayvan (?): “ortu yėrde amgaka sookuşmiş, ėsri amga yalım kayaka ünüp barmiş” orta yerde bir amgaya rastlamış; alaca amga sarp kayaya çıkıp gitmiş.
Sevgili, sevimli, candan sevilen: “amraḳ oġlum” sevgili oğlum; “amraḳ ėçimiz” sevgili ağabeyimiz; “alḳu kişike amraḳ bolur” herkese sevimli olur; “bir ikintişke ertiŋü …
Şimdi, bu anda; artık: “amtı türk yigit erken” şimdi genç iken; “amtı ökünürbiz” şimdi pişmanlık duyuyoruz; “ol amtı anıġ yoḳ” o şimdi (artık) kötü değil; “amtı şasdr y…
Öyle, o kadar, şöyle: “ança biliŋler” öylece bilin; “ança ança ükliser” o kadar o kadar çoğalsa; “ança boşġurur ermiş” şöyle öğütlermiş; “teŋri ança tėmiş” Tanrı şöyle …
Sonra, bunun üzerine; böylece (Orhon ve Uygur metinlerinde cümleleri bağlar): “tarduş tölis bodunḳa bėrtim, ançıp bars yılḳa çıḳ tapa yondım” Tarduş-Tölis halkına verdi…
Öyle, o türlü (Uygur metinlerinde): “antaġ küçlüg men” öyle güçlüyüm; “bolmaḳ yme antaġ erür” oluş da öyledir; “antaġ nizvanı basınçıŋa ulınıp” öyle tutku baskısına yen…
(IB fal kalıbında) pek, son derece (?): “anyıġ edgü ol” pek iyidir; “anyıġ yablaḳ ol” pek kötüdür.
Aldatmak, kandırmak: “ardı sizni yaḳın tiriglik” yakın (dünya) hayatı sizi aldattı; “armasun sizni bu ajun tirigliki” bu dünya hayatı sizi aldatmasın; “mini ardı dünya”…
Ara; arasında, içinde: “siziŋ ara” aranızda; “kişi ara” insanlar arasında; “ikin ara” ikisi arasında; “ḳuvraġ arasınta” topluluk içinde; “işleriniŋ arasında” işleri ara…
Tek tanıklı söz: “toḳuz arlı sıġun kėyik men” dokuz … geyiğim (boynuz çatallarını anlatıyor olabilir).
Geçit, dağ sırtı: “adıġlı toŋuzlı art üze soḳuşmış” ayı ile domuz geçitte karşılaşmış; “ḳayu art aşar” kimi geçitleri aşar.
Bozmak, yıkmak, heba etmek: “nelük köŋlüŋi artatur sen özüŋ” gönlünü neden kendin bozuyorsun; “on edgü ḳılınçlıġ yolug artaturlar” on iyi işin yolunu bozarlar; “buzma, …
Yarar, fayda, kazanç; “asıġ tusu” yarar ve fayda: “nomḳa ulaġ sapaġ asaġ tusu ḳılmış bolalım” öğretiye sürekli yarar sağlamış olalım; “tınlıġlarḳa asıġ tusu ḳılmaḳı” ca…
Alt, aşağı; “üze … asra” üstte … altta: “üze kök teŋri, asra yaġız yėr ḳılıntuḳda” üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında; “üze tuman turdı, asra toz turdı” yuk…
Ad, isim; san, ün: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “eḍgü atın kör alḳış bulur” iyi adıyla hayır dua bulur; “özüŋ meŋü ermez, atıŋ meŋü …
Adlandırılmak, … diye anılmak: “bodistv atanur” bodhisattva diye anılır; “ün ėşitgüçi tėp atantı” ‘sesi işiten’ diye adlandırıldı; “fasiḳ atanma” fasık diye anılma; “kö…
Adlı, … adında: “ay toldı atlıġ er” Aytoldı adlı bir er; “aşoḳ atlıġ sögüt” Aşoka adlı ağaç; “bėş türlüg anantiras atlıġ aġar tsuy” anantiras denen beş ağır günah; “sum…
Gökteki ay: “yaġız yir yaşıl kök kün ay birle tün” yağız yer, yeşil gök, güneş, ay ve gece; “kün ay teŋri” Güneş ve Ay tanrısı; “kün ai yaruḳın tıda” güneşin ve ayın ış…
Kap, kadeh, çanak: “idişin ayakın kodupan barmiş” kabını kacağını bırakıp gitmiş; “idişimte ayakımta” kabımda çanağımda.
Korkmak, çekinmek (çoğunlukla “ḳorḳ-” ile ikileme): “korkup ayınıp” korkup çekinip; “korkma, ayınma, edgüti ötün” korkma, çekinme, güzelce yalvar.
Az, küçük miktarda; az sayıda: “üküş sözleme, söz birer sözle az” çok konuşma, sözü birer birer, az söyle; “az bodun yaġı boltı” az halk düşman oldu; “az bodunuġ üküş k…
Yolunu şaşırmak, yoldan sapmak: “yol azsar ew tapmaz” yolunu şaşırırsa evini bulamaz; “kuş oglı uça aztı, kiyik oglı yügürü aztı, kişi oglı yorıyu aztı” kuş uçarken, ge…
Azı dişi, hayvan dişi: “toŋuzuŋ azıgı sınmiş” domuzunun azı dişi kırılmış.
Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
(Irk Bitig’de, bir hayvanın niteliği sayılırken) anlamı kesinleşmeyen söz: “egni neteg? edgü ol. bagışı neteg? bar ol” sırtı nasıl? iyidir. bağı (?) nasıl? vardır.
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Pars, kaplan: “esnegen bars men, ḳamuş ara başım” esneyen parsım, başım sazlık arasında; “bars irbiz böri ulatı ḳadır yavlaḳ keyikler” kaplan, pars, kurt gibi azgın, kö…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Başlı, başı olan: “başlıġıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş” başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş; “altun başlıg yılan men” altın başlı yılanım; “sü başlıġ bolur”…
Zengin, varlıklı: “çıġań bodunug bay ḳıltım” yoksul halkı zengin kıldım; “bay bar ertim, aġılım on” zengin idim, ağılım (hazinem) çoktu; “bay yeme bar, yoḳ çıġay yeme b…
Süslemek, nakışlamak, resmetmek: “ürüŋ topraḳ toḳısar, bedizeser burkan körkin” beyaz toprak döverse, Buda tasvirini nakışlarsa; “bedizettim, bediztim” nakışlattım, süs…
Büyük, ulu, yüce: “beḍük yılan” büyük yılan; “bay bedük kişiler” zengin, ulu kişiler; “ulug bedük sögüt” büyük ağaç; “ḳırlar ediz bedük” tepeler yüksek, büyük; “biligli…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
(Kadın için) kocalı, evli: “kntü özüŋ beglig er taplaġıl” koca olacak adamı kendin seç; “öz-üm ök beglig taplaġai-mn” kocamı kendim seçeceğim; “ḳaçan beglig bolsalar” e…
Beylik; hükümdarlık, yönetim: “beglik urı oġlıŋ ḳul boltı” beylik (soylu) erkek evladın kul oldu; “bilig bolsa beglik ḳılur” bilgisi olursa beylik eder; “usal beg bütün…
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…
Pişmek, olgunlaşmak: “ḳop törlüg ı tarıġ yimiş bışarlar” her türlü bitki, ekin, meyve olgunlaşır; “iwe bışmış aşnı yise ig bolur” aceleyle pişmiş yemeği yerse hasta olu…
Kısrak: “ak bisi kulunlamiş” ak kısrağı yavruladı.
Kesmek, biçmek: “hava boynı biçgil, et özke öçün” hevesin boynunu kes, nefsinden öç al; “çiçek yaslıġ erse biçer men ulı” çiçek zararlı olursa kökünü keserim; “tiken eḍ…
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
Yazmak: “bitig bitidim” yazıt yazdım; “yolluġ tėgin bitidim” (ben) Yolluğ Tegin yazdım; “bitidim kitabnı mėva‘iz mėsėl” kitabı öğütler ve örneklerle yazdım; “bitise ḳal…
Yazı, yazılı şey; kitap, mektup: “bitip ḳoḍmış atın tirigke bitig” adını dirilere yazılı olarak bırakmış; “nom bitig” dinî kitap, sutra; “ilig me bitisü öz elgin bitig”…
Halk, kavim, ulus: “türük bodun, bunı eşidiŋ” Türk halkı, bunu işitin; “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağ, halkın ağırlığı beydir; “begli bodunlıg”…
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
Irk Bitig’de geçen, anlamı kesinleşmeyen söz: “ak at karşısın üç bolugta talulapan” ak atın … üç … arasından seçip.
Kaygılı, kederli: “ḳaŋım uluġ ėlig bosuşluġ saḳınçlıġ bolmazun” babam büyük hükümdar kaygılı, düşünceli olmasın; “kişiŋ bosuşluġ ḳadġuluġ turur” insanın kaygılı, tasalı…
Boş, serbest, özgür: “boş azad kişi barça eḍgü ḳulı” özgür, hür kişi iyiliğin kuludur; “üç ḳata oḳısar alḳu boş bolur” üç kez okursa hepsinden kurtulur; “tili boş kişi”…
(Deve) yavrulamak: “ürüŋ iŋeni botulamiş” ak dişi devesi yavruladı.
(Irk Bitig’de) bir kuş niteliği, anlamı kesinleşmeyen söz: “kök boymul toġan kuş men” ben mavi … doğan kuşuyum.
Boz, kır (renk): “boz atıġ binip tegdi” boz ata binip saldırdı; “özlüki boz at erti” kendi atı boz attı; “boz bulıt yorıdı” boz bulut ilerledi.
Kurt: “böri ḳoy bile suwladı ol öḍün” o zaman kurt koyunla birlikte su içti; “ḳaŋım ḳaġan süsi böri teg ermiş” babam kağanın ordusu kurt gibiymiş; “yisün seni âr böri” …
Bu (işaret zamiri ve sıfatı): “bu kün” bugün; “bu muntag bėş çöbik” bu böyle beş kötülük; “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşman; “bularıġ yime eḍgü…
(Irk Bitig’de) anlamı kesinleşmeyen söz: “altun budlalıg bugralık yaraġay” altın …lı buğralık yarayacak.
Buğra, erkek deve: “tėtir bugra men” (ben) azgın buğrayım; “titir buġrası teg” azgın buğra gibi; “altun budlalıg bugralık yaraġay” altın … buğralığa yarar.
(Irk Bitig’de) anlamı kesinleşmeyen söz; boyunduruk (?): “ėki öküzüg bir bukursıka kölmiş” iki öküzü bir …’ya koşmuş.
Bulmak: “yaġlıg kamıç bulupan yalgayu tirilmiş” yağlı kepçe bulup yalayarak yaşamış; “ür oġul köseser bultuŋ” oğul istersen buldun; “yaraġ bulup” fırsat bulup; “ne eḍgü…
Bulut: “bulıt örüp kök örtüldi” bulut kalkıp gök örtüldü; “ürüŋ bulıtnı indürdimiz” ak bulutu (gölge olarak) indirdik; “bulıt ara kün tugmiş” bulut arasından güneş doğm…
Bulutlu: “teŋri bulıtlıg boltı” gök bulutlu oldu.
Köşe, yön, taraf: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış” dört köşedeki halkları hep almış; “öŋdün küntün buluŋda ögrünçlüg yėl yiltirdi” doğu-güney köşesinde sevinçli rüzgâ…
Anlamı kesinleşmeyen söz: “kiçig dintar burua guru” küçük rahip … (?); “edgü tétyük bur an şazınındaqı” iyi denilen … öğretisindeki (?).
Kaygı, keder: “bulıt ara kün tugmiş, busanç ara meŋi kelmiş” bulut arasından güneş doğmuş, keder arasından sevinç gelmiş.
Buzağı: “altun birle … bir buzaġu kewdelig” altından … bir buzağı heykeli; “kuzı buzagu etözi tegşilip” kuzu, buzağı bedeni değişip; “ürüŋ esri erkek buzagu kelürmiş” a…
Buzağılayacak (inek): “ürüŋ esri iŋek buzagulaçı bolmiş” ak alacalı inek buzağılayacak olmuş.
(Irk Bitig’de) anlamı kesinleşmeyen söz: “katıŋa tegi kalmaduk, büükiŋe tegi kodmaduk” katına dek kalmamış, …ne dek bırakmamış.
Anlamı kesinleşmeyen söz (Irk Bitig fal cümlesinde): “çėkik ėtiŋ kutlug bolzun tėr” … düzenin kutlu olsun der.
(Eski Türk yazıtlarında) yoksul: “ḳaġan olurup yoḳ çıġań bodunuġ ḳop ḳubratdım” kağan olup yok yoksul halkı hep bir araya getirdim; “çıġań bodunuġ bay ḳıltım az bodunuġ…
Sandal ağacı; “çıntan ıġaç”: “çıntan ıġaç kelürüp özyar … bunça bodun saçın ḳulḳaḳın bıçdı” sandal ağacı getirip … bunca halk saçını, kulağını kesti (yas töreni); “çınt…
Rahip, dinî hayatı seçmiş kişi; Budist metinlerde hep “toyın dıntar”: “toyın dıntar bolsar baçag olursar” rahip olup oruç tutsa; “taḳı edgü toyın dıntar bolmışıŋızlar y…
İyice, güzelce, özenle; tam olarak: “bu sabımin edgüti eşid ḳatıġdı tiŋla” bu sözümü iyice işit, sıkıca dinle; “yelme ḳarġu edgüti urġıl” gözcüleri, karakolları iyice k…
İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…
Omuz, sırt: “egin bütgü ton hem ḳarın toḍġu aş” sırtı örten giysi ve karnı doyuran aş; “egin bütti boġzum yime boldı toḳ” sırtım örtüldü, boğazım da doydu; “egin keḍse …
El: “muŋaḍmış yirimde elig tut maŋa” sıkıştığım yerde elimi tut; “ḳalı bolsa elgiŋ boḍunḳa uzun” elin halka uzun (cömert, güçlü) ise; “ḳamuġ eḍgülükke tegürgil elig” he…
Karaca, geyik: “sagır içrė ėlik kėyik kirmiş” … içine karaca girmiş; “elik külmiz oynar çiçekler üze” karaca, … çiçekler üstünde oynar; “ḳaza birle ilnür tuzaḳḳa elik” …
Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…
Yanak, yüz; yüzün rengi (KB’de hep “ḳızıl eŋ”, “ḳızġu eŋ”): “örüŋ bolsa ḳırtış ḳızıl ḳızġu eŋ” teni beyaz, yanağı kıpkızıl olsa; “bayutġay sini ol ḳızıl bolġa eŋ” seni …
Er, erkek; adam, kişi: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” (insan) bilgi bilirse hastalık ondan uzaklaşır; “ögü bilmez erke ögüt ögretür” akıl bilmeyene öğüt öğretir; “ḳuş…
Olmak, var olmak; bulunmak: “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hiçbir şeyden değildir; “öz yaş kentü ürlüksüz meŋüsüz erür” ömür kendiliğinden kalıcı deği…
Erdemli, hünerli, yetenekli; güçlü: “ḳamuġḳa tusulur kör erdemlig er” erdemli yiğit herkese yarar; “sarandın ḳaçar barça erdemlig er” erdemli kişi cimriden kaçar; “alp …
Erkek: “kim kim ḳılsa eḍgülüklerdin erkekdin ya tişidin” erkek olsun kadın olsun iyi iş yapan; “ayıtmaḳlıḳ erkek turur … cevabı tişi ol” soru erkektir, cevabı dişidir; …
Güçlü, kudretli, egemen; (Tanrı için) Kadir: “ay erklig uġan meŋü muŋsuz bayat” ey güçlü, kadir, ebedî, muhtaç olmayan Tanrı; “nėme körklüg erklig ol” ne güzel koruyucu…
Esen, sağ, sağlıklı; güvende: “sewerin esen tut yaġısın kötür” seveni esen tut, düşmanını kaldır (yok et); “esenin tirilgil üküş yıl yaşa” sağlıkla yaşa, çok yıl yaşa; …