(Kapı, kapak, yol) açmak: “teŋri yėriŋerü ḳapaġın açdı” tanrılar yurduna kapısını açtı; “açar ḳut ḳapuġ” mutluluk kapısını açar; “yolug aç” yolu aç.
Manichaica I-III sözlüğü
717 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
717 madde
Acı (tat); tatlı (süçüg) karşıtı: “süçüg tattıŋ erse açıġḳa…” tatlıyı tattıysan acıya da (hazır ol).
Acımak, merhamet etmek; çoğunlukla “açın- aġrın-” ikilemesiyle: “tınlıġlarıġ açınsar aġrınsar” canlılara acıyıp üzülürse; “buşı bėreŋ, açınıŋ aġrınıŋ” sadaka verin, acı…
Tehlike, bela, zarar: “bu adatın ozġuluġ yoluŋ közünmez” bu tehlikeden kurtulacak yolun görünmüyor; “bı bıçġu adasıŋa tüşmezünler” kılıç bıçak tehlikesine düşmesinler.
Tehlikesiz, esen, zarar görmeyen; çoğunlukla “adasız tudasız” ikilemesiyle: “et’özi adasız tudasız bolur, özi yaşı uzun bolur” bedeni esen ve engelsiz olur, ömrü uzun o…
Şaşmak, hayret etmek; çoğunlukla “muŋad-” ile: “muŋadu adınu inçe tėp tėdi” şaşıp hayret ederek şöyle dedi; “muŋadıp adınıp inçe saḳınç saḳınur” hayret edip şöyle düşün…
Başka, diğer, öteki: “bar adın orunta sözlep” başka yerde söyleyip; “adın kişilertin tıdıġ bar” başka kişilerden engel var; “aḍın yol” başka yol.
Ayırmak, ayırt etmek, seçmek; çoğunlukla “seç-” ile: “aḍırsa öḍürse seçe bilse öz” ayırsa, seçse, ayırt edebilse; “halal hem haram aḍrar erse” helalı haramı ayırırsa; “…
Fark, ayrım, ayrılık: “ekintiniŋ adırtı üküş bar” ikisinin arasında çok fark var; “alḳu şiriavaklar birle bolur ḳayu adırtı” şravakalarla ne farkı olur; “ayıġlı sawıŋnı…
Ayırt eden, seçen (?): “üç üdki adırtlaġ üdürtlüg yörüglüg” üç zamanı ayırt eden, seçen yorumlu (öğreti).
Ayrılmak (bir yerden, bir kişiden): “seniŋdin adrılur men bu kün” bugün senden ayrılıyorum; “ögüŋüztin adrılmışta” annenizden ayrıldığınızda.
Ayak: “teŋriniŋ adaġlarınta töpüsi üze yükünüp” tanrının ayaklarına başını koyarak eğilip; “ėlgin adaḳın” eliyle ayağıyla; “töpöden adaḳnaŋ tıraŋaḳ uçıŋa” tepeden ayak …
Başlanmak: “ezrua teŋri atıŋa yme agazlanmış boltı” Ezrua (Zurvan) tanrının adıyla da başlanmış oldu.
Ağırlığı olan, ağır: “yazuḳluġ ernüŋ baġı kölöki buḳaġusı aġırlıġ yeniklig bar” günahkâr adamın bağının, zincirinin ağırı da hafifi de var.
Yüklü; (kadın için) gebe: “aġruḳluġ uzuntonluġ eŋip tuġurġuluḳ üdke” gebe kadın doğum vakti geldiğinde.
Yükselmek, yukarı çıkmak: “küniŋe beḍüyür, yoḳaru aġar” (ay) günden güne büyür, yukarı yükselir; “tamudan yoḳaru agdukta” cehennemden yukarı çıktığında; “mihrabḳa aġdıl…
Değerli kumaş, ipek; hazine: “tabġaç bodun sabı süçig, aġısı yımşaḳ” Çin halkının sözü tatlı, ipeği yumuşak; “bir tümen aġı, altun kümüş” on bin (top) ipek, altın gümüş.
Hazine, hazine evi, ambar: “barımlıḳ aġılıḳıŋızḳa” mal dolu hazinenize; “aġılıḳ kömsülük” hazine ve depo; “aġlıḳımtaḳı ed tavarımın” hazinemdeki malımı.
Ağır, yükü çok: “zerre aġırınça” zerre ağırlığınca; “yėnikin aġırın bilmek” hafifini ağırını bilmek.
Ağız: “aġızları birle ayurlar” ağızlarıyla söylerler; “aġız aġrıġ igig” ağız ağrısı hastalığı; “ḳızıl aġzı ḳan teg” kırmızı ağzı kan gibi; “aġızlarıntın ört yalın öner”…
Kederlenmek, birinin acısına üzülmek; çoğunlukla “açın-” ile: “tınlıġlarıġ açınsar aġrınsar” canlılara acıyıp üzülürse; “buşı bėreŋ, açınıŋ aġrınıŋ” sadaka verin, acıyı…
Yukarı çıkarmak, tırmandırmak: “at yėte yadaġın ıġaç tutunu aġturtum” atları yedeğe alıp yaya olarak, ağaçlara tutunarak (orduyu) yukarı çıkardım; “hormuzta teŋrig tamu…
Ağı, zehir: “aġu ḳıldı emdi maŋa yir aşım” yediğim yemeği bana zehir etti; “aġu türtüp” zehir sürüp; “aġun yilvin” zehirle, büyüyle.
Ağartmak, parlatmak, kutsamak (?): “edgü künke, aklatmış ayka, yėgedmiş kutlug yılka” iyi güne, (uğurla) parlatılmış aya, yüce kutlu yıla.
Akmak: “aḳar suw” akan su; “uştmaḫlar aḳar altınıda arıḳlar” altından ırmaklar akan cennetler; “ḳanı aḳıp” kanı akıp; “sütler aḳzun” sütler aksın; “Etil suwı aḳa turur”…
Cömert, eli açık: “uwutluġ baġırsaḳ aḳı kiŋ elig” hayalı, merhametli, cömert, eli açık; “aḳı bolġıl artuḳ” çok cömert ol; “aḳı tınlıġlar az” cömert canlılar azdır; “aḳı…
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Hile, düzen, kurnazlık: “olarnıŋ alları” onların düzenleri; “taŋrı … kafirlerniŋ alını” Tanrı kâfirlerin düzenini (boşa çıkarır).
Tüketmek, bitirmek, yok etmek: “alḳu nizvanılarag arıtı alkmış” bütün tutkuları tamamen tüketmiş; “usallıḳ mini alḳtı” tembellik beni tüketti; “sürügüg udug koŋug alkur…
Övgü, dua etmek; kutsamak (kendi adına): “edgüti tüketi alḳanmadımız erser” tam ve eksiksiz övgü, dua etmediysek; “alḳanur erken” dua ederken.
Alkış, övgü, hayır dua; “ḳarġış” (beddua) karşıtı: “kişi eḍgü atın kör alḳış bulur, atıḳmış isiz ölse ḳarġış bulur” insan iyi adıyla hayır dua bulur, kötü adla anılan ö…
Yiğit, kahraman, cesur: “toŋa alp er erdi” Tonga yiğit bir erdi; “edgü alp kişig” iyi, yiğit kişiyi; “ḳaġanı alp ermiş” kağanı yiğitmiş; “alpın erdemin üçün” yiğitliği …
Altın: “altun kümüş” altın gümüş; “sarıġ altunın, ürüŋ kümüşin” sarı altınını, ak gümüşünü; “altun örgin üze olurupan” altın taht üzerine oturup; “altun birle ėtiglerin…
Bazı, kimi; çokluk iyelikle “amarıları” bazıları, kimileri: “amarıları inçe tėp tėyürler” kimileri şöyle derler; “amarılar kızartmış temirlig çomaḳların başka toḳışu” k…
Sevmek, candan sevmek, bağlanmak: “maytrı bodisavtka amramaḳın” Maitreya bodhisattvaya olan sevgiyle; “seve amrayu” sevip bağlanarak; “ançulayu amrar ertii siznii” sizi…
Sevgili, sevimli, candan sevilen: “amraḳ oġlum” sevgili oğlum; “amraḳ ėçimiz” sevgili ağabeyimiz; “alḳu kişike amraḳ bolur” herkese sevimli olur; “bir ikintişke ertiŋü …
Sevgi, sevme: “ulug amranmaḳın aġır küsüşün bitidim” büyük sevgiyle, derin istekle yazdım; “bir amranmaḳ ezrua teŋri tamġası” birinci, sevgi: Zurvan tanrının mührü; “ög…
Şimdi, bu anda; artık: “amtı türk yigit erken” şimdi genç iken; “amtı ökünürbiz” şimdi pişmanlık duyuyoruz; “ol amtı anıġ yoḳ” o şimdi (artık) kötü değil; “amtı şasdr y…
Öyle, o kadar, şöyle: “ança biliŋler” öylece bilin; “ança ança ükliser” o kadar o kadar çoğalsa; “ança boşġurur ermiş” şöyle öğütlermiş; “teŋri ança tėmiş” Tanrı şöyle …
O sürece, bu arada: “ançaġınça yme amranmaḳ köŋül öwke biligi …” o arada da sevgi, öfke …; “ançaġınçaḳan yarın yarudı” o arada sabah ağardı.
Ayraçla tamamlanmış tek tanık; Maniheist din adamlarını niteleyen bir söz olabilir (“ėki [ançman] dintarlar”).
Öyle, aynı biçimde, bunun gibi: “ançulayu yme ḳarımaḳ iglemek” aynı biçimde yaşlanmak, hastalanmak da; “ançulayu erür meniŋ eşidmişim” şöyledir benim işittiğim; “ançula…
(Maniheist) göksel bir katın ya da ışık yurdunun adı: “özüt anharwazanġaru aġmaḳ” ruhun anharwazana yükselmesi; “üç yeklerig anharwazanta badı” üç iblisi anharwazanda b…
Öyle, o türlü (Uygur metinlerinde): “antaġ küçlüg men” öyle güçlüyüm; “bolmaḳ yme antaġ erür” oluş da öyledir; “antaġ nizvanı basınçıŋa ulınıp” öyle tutku baskısına yen…
Hazır: “yügürdeçi ḳul men anuk” koşan kulun, hazırım; “küḍezgen anuḳ” hazır bekleyen gözcü; “edgü ḳılınçlarım anuḳ tururlar” iyi işlerim hazır durur; “keldür anuḳ bolmı…
Hazırlanmak: “ölümke anunġu” ölüme hazırlanmalı; “ölümke anun” ölüme hazırlan; “yerig teŋrig yaratġalı etgeli anuntılar” yeri göğü yaratmaya, düzenlemeye hazırlandılar.
(Maniheist metinlerde) anlamı kesinleşmeyen terim; dua ve dilek cümlelerinde geçer: “yme anvam yutuzuŋuz bolzun” … eşiniz olsun; “siziŋe yaraġay anvamıġ … ögrünçün” siz…
Ata, ecdat, büyük ata: “eçüm apam bumın ḳaġan, iştemi ḳaġan” atalarım Bumın Kağan, İstemi Kağan; “eçümüz apamız yamı ḳaġan” atamız Yamı Kağan.
Ebediyen, sonsuza dek (?): “bu yėr suvḳa enti apamu bolġınça” bu yeryüzüne indi, sonsuza dek … oluncaya kadar.
Ara; arasında, içinde: “siziŋ ara” aranızda; “kişi ara” insanlar arasında; “ikin ara” ikisi arasında; “ḳuvraġ arasınta” topluluk içinde; “işleriniŋ arasında” işleri ara…
Yer adı; “argu talas” Argu Talas (bölgesi): “türk uluş argu talas kögüz içinte” Türk ülkesi Argu Talas ortasında.
Temizlenmek, arınmak: “bu er ölmeginçe arımaz kiri” bu adamın kiri ölünceye dek arınmaz; “arıġsız arır yumaḳın” kirli yıkanmakla temizlenir; “alḳu ayıġ yavız ajunları a…
Temiz, arı, saf: “arıġ topraḳ” temiz toprak; “arıġ ton” temiz giysi; “ay teŋriniŋ arıġ yaruḳı” ayın temiz ışığı; “araġ turug köŋül” arı, duru gönül.
Kirli, pis, murdar: “arıġsız bu ḳılḳı” bu huy kirlidir; “ḳan iriŋ arıġsız yablaḳ” kan, irin, pislik; “arıġsız yėteçiler” pislik yiyenler.
Arıtmak, temizlemek: “özüŋdin arıtġıl yazuḳuŋ münüŋ” günahını, kusurunu kendinden arıt; “alḳu ayıġ yavız yollarıġ artuḳraḳ uz arıtdaçı” bütün kötü yolları iyice arıtan;…
Yıkanıp arınmak, temizlenmek: “arıġ yunup arıtınıp, arıġ ton kedip” temizce yıkanıp arınıp, temiz giysi giyip; “yuntı arıtıntı” yıkandı, arındı; “ünmişde arıtınmış kerg…
Tek tanıklı fiil biçimi: “ögütmiş arkatmış çerig” övülmüş, … ordu.
Arka, sırt: “uzun saçın kėdin arḳasınta ıtıp” uzun saçını arkasına atıp; “ḳarluḳ … arḳasin sıyu urtı” Karlukların arkasını kırıp vurdu; “kirü arḳalarında attılar” arkal…
Aslan: “ḳalı bolsa arslanḳa ıt başçısı” aslanın başında köpek olursa; “arslan oġlı böri oġlı” aslan yavrusu, kurt yavrusu; “alımçı arslan, birimçi sıçġan” alacaklı asla…
Bozulmak, çürümek, yozlaşmak: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendi kendine bozulur, çürür; “yaġuşsa artar öz” (arzu) yaklaşınca öz bozulur; “bu ortu buzulġa,…
Fazla, çok, aşırı: “üküş sözde artuḳ asıġ körmedim” çok sözde fazla yarar görmedim; “artuḳ emgek” fazla sıkıntı; “arduḳraḳ kėŋ” daha geniş.
Maniheist tövbe formülünün parçası: “man astar hiza” (Orta Farsça manāstār ḥirzā) günahımı bağışla: “man astar h(i)za baştın berü adaḳḳa tegi oḳıdım” ‘günahımı bağışla’…
Yemek, aş, yiyecek: “aş içgü” yiyecek içecek; “yėgü aş” yiyecek; “biligligke bilgi tükel ton aş ol” bilgili için bilgi hem giysi hem yemektir; “yigüm arpa aş” yemeğim a…
Ad, isim; san, ün: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “eḍgü atın kör alḳış bulur” iyi adıyla hayır dua bulur; “özüŋ meŋü ermez, atıŋ meŋü …
Atmak, fırlatmak: “anı kirü arḳalarında attılar” onu arkalarına attılar; “sizlerde almış aġu hormuzta teŋrike atġay men” sizden aldığım zehri Hormuzta tanrıya atacağım;…
Ata, baba: “atası anası” anası babası; “ata ana hem yaġuḳlar” ana baba ve yakınlar; “oġul toġsa ḳılḳı ataḳa yanur” oğul doğarsa huyu babasına çeker; “ey atam” ey babam;…
Adlandırmak, ad vermek; unvan vermek: “bu ma‘ni üçün atım ay toldı tip atadı” bu anlam için adımı Aytoldı diye koydu; “yabġu atadı” yabgu unvanı verdi; “mahaḳaşip tėp a…
Adlı, … adında: “ay toldı atlıġ er” Aytoldı adlı bir er; “aşoḳ atlıġ sögüt” Aşoka adlı ağaç; “bėş türlüg anantiras atlıġ aġar tsuy” anantiras denen beş ağır günah; “sum…
Sütanne, dadı: “avırda analarnıŋ süçig tadıġlıġ aşlarıġ” sütannelerin tatlı yiyeceklerini; “elig oġlı teginig avırtalar eliginte igidürçe” hükümdarın oğlu prensi dadıla…
Gökteki ay: “yaġız yir yaşıl kök kün ay birle tün” yağız yer, yeşil gök, güneş, ay ve gece; “kün ay teŋri” Güneş ve Ay tanrısı; “kün ai yaruḳın tıda” güneşin ve ayın ış…
Söylemek, demek: “ayġıl tidi” söyle dedi; “yanut birdi ögdülmiş aydı” Ögdülmiş cevap verip dedi; “köŋül sırrı berk tut sen ayma tilin” gönül sırrını sıkı tut, dille söy…
Saygı, hürmet, itibar: “aġar ayaġ ḳılurlar” büyük saygı gösterirler; “ayaġın çiltegin” saygısını hürmetini; “uluġ türlüg aḳır ayaġ üze” türlü türlü büyük saygıyla; “etü…
Saygın, saygıdeğer, itibarlı: “ayaġlıġ addlıġ ḳaŋım mani burḫanım” saygın, adı sanı yüce babam Mani Burhan; “freşti ayaglag tataglag atlag tŋri” saygın, tatlı, ünlü mel…
Sormak: “ayıttı bu ḫacib sözin yetrürek” hacip sözünü sürdürerek sordu; “bilirke ayıt tüş, ayıtma kiçe” rüyayı bilene sor, gece sorma; “ayıtma maŋa” bana sorma; “ayıtma…
Az, küçük miktarda; az sayıda: “üküş sözleme, söz birer sözle az” çok konuşma, sözü birer birer, az söyle; “az bodun yaġı boltı” az halk düşman oldu; “az bodunuġ üküş k…
Hikâye, örnek anlatı (?): “biz azand sözleyin: öŋreki ertmiş ödün bir uluġ balıḳ bar erti” bir hikâye anlatalım: eski geçmiş zamanda büyük bir kent vardı.
Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Kusur, eksiklik (“mün” ile ikileme): “birkiyeig mün baça meniŋ sınımda süŋökümde yme bolmadı erser” bedenimde, kemiğimde tek bir kusur eksik olmadıysa.
Kusursuz, eksiksiz (“münsüz” ile): “münsüz baçasız arıg turug etözte turmış kergek” kusursuz, eksiksiz, arı temiz bir bedende durmalı.
Bağ, ip; zincir, pranga: “örtlüg temirlig baglar üze yaturur” kızgın demir zincirlerle yatırırlar; “baġda buḳaġuda yatıp” bağda, prangada yatıp; “saḳınç ḳaḍġu baġın yör…
Yaralı (çoğunlukla “başlıġ” ile: yaralı bereli): “yeklügün söŋüşüp balıġ başlıġ boltı” cinlerle savaşıp yaralı bereli oldu; “balıg başlıg kanlıg yinlig kençkiyesin” yar…
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Balta: “ḳayusı çerigde ḳılıç baldu yir” kimi orduda kılıç, balta yer (yaralanır); “ḳılıç baldu birle yaġıġ utġuçı” kılıç ve baltayla düşmanı yenen; “kılıçın süŋü şikti …
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Hep, hepsi, bütün: “ḳamuġ barça muŋluġ törütülmişi” bütün yaratılmışlar muhtaçtır; “tınlıġlarıġ barça atalarım ol tėp körüp” canlıların hepsini ‘babalarımdır’ diye görü…
Mal, servet, varlık (çoğunlukla “aġı barım” hazine ve mal): “alku aġı barım iliksiz tutuḳsuz köŋülin buşı bėrdim” bütün malımı mülkümü bağlanmadan, esirgemeden sadaka v…
Hazine, mal deposu: “meŋülüg barımlık agılıkıŋızka” sonsuz hazinenize, mal deponuza.
Ev, yapı; çoğunlukla “ev bark” ev bark, yurt: “evig barkag kodup toyın bolsar” evini barkını bırakıp rahip olursa; “ev barḳdın kesildiler” evlerinden barklarından ayrıl…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Bir demirci aleti; çekiç ya da örs (?) (“ḳısgaç” kıskaç ile): “ḳaltı bazgan ḳısgaç kim kentü ol oḳ temiren etilmiş ol” kendisi demirden yapılmış bazgan ve kıskaç gibi.
Büyük, ulu, yüce: “beḍük yılan” büyük yılan; “bay bedük kişiler” zengin, ulu kişiler; “ulug bedük sögüt” büyük ağaç; “ḳırlar ediz bedük” tepeler yüksek, büyük; “biligli…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
Sağlam, sıkı, berk: “bek ḳatıġ köŋüllüg” sağlam, katı gönüllü; “kértgünç köŋülümüz bek qatıġ bolzun” inanç gönlümüz sağlam olsun; “kentü köŋülüŋin bek tutġıl” gönlünü s…
İşaret, belirti, alamet: “ıḳi kırk kut buyanlıg irü belgüke tükellig” otuz iki kutlu belirtiye sahip; “bosuş ḳadġu belgüsi eŋire turur” kaygı ve tasa belirtisi inler du…
Belli, açık, belirgin: “barıŋ belgülüg sen kün ay teg yaruḳ” varlığın güneş ve ay gibi açıktır; “yıl ay öḍ bitise küni belgülüg” yıl, ay, vakit yazılsa günü bellidir; “…
Göstermek, açığa çıkarmak, belirtmek: “kün ay teŋri körkin belgürtüp” güneş ve ay tanrısının görünüşünü gösterip; “çintamani erdini tutar élig belgürttüŋüz” dilek taşın…
Ürkmek, irkilmek, korkuyla sıçramak: “beliŋlep oḍundı kötürdi başın” irkilerek uyandı, başını kaldırdı; “ürkmiş beliŋlemiş osuġluġ” ürkmüş, irkilmiş gibi; “ötrü beliŋle…
Bir uzunluk ölçüsü, fersah (Sanskritçe yojana karşılığı): “yarım bere kėŋ yarım bere teriŋ” yarım fersah geniş, yarım fersah derin; “yėtmiş bere uluġ tapn atlıg tamu” y…
-den beri: “tümen yılda berü tul erdim” on bin yıldan beri dul idim; “yėr teŋri törümişte berü” yer gök yaratıldığından beri; “eŋ ilki sansız tümen ajunta berü” ilk say…