Büyükana, soyun ulu anası; “ece apa” (Maniheist metinde Hayat Anası için): “ol ḳamag teŋri yėrinteki teŋrilerniŋ ecesi apası süzök kut yaruk ög” o, bütün tanrı yurdunda…
Manichaica I-III sözlüğü
717 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
44 madde · “e” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Mal, eşya, varlık; hep “ed tavar” ikilemesiyle: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendiliğinden bozulur, yok olur; “ed tavar tileser bultuŋ” mal istersen buldun…
Malsız, gereçsiz, malzemesi olmayan: “ançulayu ḳaltı uzlar edsiz neŋ iş işleyü umaz” tıpkı ustaların malzemesiz hiçbir iş yapamaması gibi; (Abhidharma çevirisinde) tözs…
İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…
Abla, büyük kız kardeş: “ögüm ḳatun ulayu öglerim ekelerim ḳunçuylarım” annem hatun başta olmak üzere analarım, ablalarım, prensesler; “inanç ekemiz yıpar” ablamız İnan…
Hükümdar olmak, ülke sahibi olmak (?): “alp tarkan beg elantük erksintük ugurınta” Alp Tarkan Beg’in hükümdar olduğu, egemenlik kurduğu zamanda.
Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (Maniheist metin): “aġı barım közine neŋ elenmegey” mal mülk gözüne hiç … olmayacak.
El: “muŋaḍmış yirimde elig tut maŋa” sıkıştığım yerde elimi tut; “ḳalı bolsa elgiŋ boḍunḳa uzun” elin halka uzun (cömert, güçlü) ise; “ḳamuġ eḍgülükke tegürgil elig” he…
İlaç, deva, tedavi; çoğu kez “ot em”: “bu igke emi yoḳ tileme otı” bu hastalığın ilacı yok, ilacını arama; “ayu birdim emdi igim hem emim” derdimi de ilacımı da söyledi…
Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…
Acı çekmek, sıkıntıya katlanmak; çile çekmek: “altı yıl tapavan berkte duşkaraçar emgek emgenmişin” altı yıl çile ormanında ağır çile çekmiş olarak; “ertiŋü emgek emgen…
Yanak, yüz; yüzün rengi (KB’de hep “ḳızıl eŋ”, “ḳızġu eŋ”): “örüŋ bolsa ḳırtış ḳızıl ḳızġu eŋ” teni beyaz, yanağı kıpkızıl olsa; “bayutġay sini ol ḳızıl bolġa eŋ” seni …
Şaşırıp kalmak, afallamak; utanıp mahcup olmak: “eŋip ḳaldı ögdülmiş elgin owa” Ögdülmiş ellerini ovuşturarak şaşakaldı; “baḳa barsa yetrü ajun ḫalini / eŋip ḳalġu taŋl…
Er, erkek; adam, kişi: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” (insan) bilgi bilirse hastalık ondan uzaklaşır; “ögü bilmez erke ögüt ögretür” akıl bilmeyene öğüt öğretir; “ḳuş…
Olmak, var olmak; bulunmak: “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hiçbir şeyden değildir; “öz yaş kentü ürlüksüz meŋüsüz erür” ömür kendiliğinden kalıcı deği…
Erdem, fazilet; hüner, yetenek, kişisel değer: “aŋar birdi erdem bilig ög uḳuġ” ona erdem, bilgi, akıl, anlayış verdi; “bu erdem bile er tilek arzu yir” insan bu erdeml…
Erdemli, hünerli, yetenekli; güçlü: “ḳamuġḳa tusulur kör erdemlig er” erdemli yiğit herkese yarar; “sarandın ḳaçar barça erdemlig er” erdemli kişi cimriden kaçar; “alp …
Oturulan yer, konak, yurt: “kaltı ogul oglan ergüsinte erürçe” tıpkı çoluk çocuğun kendi yurdunda oturması gibi; “kentü kentü ergüsiŋerü yadılu tegintiler” her biri ken…
Erkek: “kim kim ḳılsa eḍgülüklerdin erkekdin ya tişidin” erkek olsun kadın olsun iyi iş yapan; “ayıtmaḳlıḳ erkek turur … cevabı tişi ol” soru erkektir, cevabı dişidir; …
Güçlü, kudretli, egemen; (Tanrı için) Kadir: “ay erklig uġan meŋü muŋsuz bayat” ey güçlü, kadir, ebedî, muhtaç olmayan Tanrı; “nėme körklüg erklig ol” ne güzel koruyucu…
Egemen olmak, sahiplenmek, üzerinde tasarruf etmek: “ḳuvraġlıg evlerig yalıŋuz aŋantımız erksintimiz” topluluğun evlerini tek başımıza sahiplendik; “idişin tavarın yalı…
Geçmek, öteye geçmek; aşmak: “ögüz ertgeli oġratıŋ” ırmağı geçmeye niyetlendin; “anı ertdimiz yėnçü ügüzüg keçe” onu geçtik, İnci ırmağını aşarak; “yıraḳ barmış … ada e…
Çok, pek çok; hep “erüş üküş” ikilemesiyle: “erüş üküş bursoŋ kuvrag” pek çok rahip topluluğu; “erüş üküş keyiklerig isig özlerinte öŋi kıltımız” pek çok hayvanı canınd…
Esen, sağ, sağlıklı; güvende: “sewerin esen tut yaġısın kötür” seveni esen tut, düşmanını kaldır (yok et); “esenin tirilgil üküş yıl yaşa” sağlıkla yaşa, çok yıl yaşa; …
Esenlik, sağlık, huzur; esenlik dileği: “ekinti yme kamag teŋri yerniŋ eseŋüsin bėrti” ikinci olarak bütün tanrı yurdunun esenliğini verdi; “eseŋü alkış tüzü nom arkası…
Sarhoş, esrik; kendinden geçmiş: “ya esrük tütüş ḳılġa aḫsumlaġay” ya sarhoş kavga eder, sızlanır; “tegirmi tam içinte esrük boltıŋ” yuvarlak duvar içinde sarhoş oldun;…
Eşek: “kötürmediler anı eşek teg kötrür kitablarnı” onu taşımadılar; kitap taşıyan eşek gibidirler; “atnaŋ eşgekneŋ müyüzi örmez” atın, eşeğin boynuzu çıkmaz (Maniheist…
İşitilmek, duyulmak: “on ḳat ḳas oyun yaŋurusı eşidilür” on kat … oyun sesi işitilir; “yėl iyin eşidilür” rüzgârla işitilir; “tünle bir ün esidilti” gece bir ses işitil…
İşitmek, duymak: “ol sabıġ ėşidip tün udısıḳım kelmedi” o sözü işitince gece uykum gelmedi; “anı eşidip virutaḳ ėlig beg … yarlıg yarlıḳadı” bunu işitince kral Virūḍhak…
(Maniheist metinde, Farsça Aēšma) öfke cini: “ol eşmer yek sanlag” o Eşmer adlı cin.
Beden, vücut (et ‘et’ + öz ‘öz, can’): “muna ertimlig et-özümüz ertip barsar” işte geçici bedenimiz geçip gidince; “bolmaz et-özke ölmek meger taŋrı yarlıġı birle” Tanr…
Bedenli, … bedene sahip: “bu et yumġaḳ et-özlüg” bu et yığını bedenli; “alḳınçsız ülgüsüz et’özlüg bodistv” sonsuz, ölçüsüz bedenli bodisatva; “uluġ et’özlüg” büyük bed…
Ev, konut; yurt: “atın mindi keldi eviŋe turup” atına bindi, kalkıp evine geldi; “ewindin turup çıḳtı” evinden kalkıp çıktı; “tört yıŋaḳtın … ėwleriŋizdin” evlerinizden…
Tane, tohum; tane kadar küçük parça: “bu yaġız yėr üzeki kog topraḳ birer evin sanaġalı” bu kara yerin toz toprağını tane tane saymak için; “saçmış urug evin aŋ ilki uġ…
Ezrua, Brahmā (Maniheist metinlerde Zurvan, en yüce tanrı): “ezrua hormuzta vişnu maheşvari tört maharaçlar” Brahmā, Hürmüz (Śakra), Viṣṇu, Maheśvara, dört büyük kral; …
İki: “edgüli ayıġlı ėki türlüg ḳılınç” iyi ve kötü iki türlü eylem; “ėki ėrig udşuru sançdı” iki adamı kovalayarak mızrakladı; “inim kül tėgin birle eki şad birle” küçü…
İkinci; ikinci olarak: “ėkinti süŋüş eŋ ilki ay altı yaŋıḳa” ikinci savaş, ilk ayın altısında; “ekinti ḳoşulgaḳda ediz birle süŋüşdümiz” ikinci olarak Koşulgak’ta Edizl…
İl, devlet, ülke; siyasi birlik ve halkı: “eçim ḳaġan ėli ḳamşaġ boltuḳınta” amcam kağanın ili sarsıldığında; “teŋride bolmış ėl ėtmiş bilge ḳaġan” gökte doğmuş, ili dü…
Devlet adamı, yönetici; KB’de ilçi yazımıyla devlet işlerini yürüten bilgili kişi, çoğu kez hitap olarak: “biliglig uḳuşluġ bügü ilçi beg / ikigün ajunda bolur ornı yig…
İnmek: “tujit teŋri yėrintin kodı ėnip ajun tutup” Tuṣita tanrı yurdundan aşağı inip doğum alarak; “idiz kırşıdın ėnip yavaş mingülerke minip” yüksek köşkten inip uysal…
Kötü, fena, uğursuz; değersiz: “eger tegse olarḳa bir yawuzluḳ ėsiz fal toḳır erdiler” onlara bir kötülük dokunsa uğursuzluk sayarlardı; “soŋ ḳaldı anlarda kiḍin ėsız ……
Düzenlemek, yapmak, kurmak; (ülkeyi) örgütlemek: “tört buluŋuġ ėtmiş yıġmiş yaymiş basmiş” dört yanı düzenlemiş, toplamış, yaymış, bastırmış; “teŋride bolmış ėl ėtmiş b…
Süs, bezek, takı: “tuttı musa ḳavmi … altun birle ėtiglerindin bir buzaġu” Musa’nın kavmi takılarından bir buzağı edindi; “tükel türlüg etigin bitilmiş boltı” her türlü…
Yapılmak, düzenlenmek: “ol ok temiren etilmiş ol” o da demirden yapılmıştır; “tört erdnin itilmiş çldar atlıg yul” (Mait) dört mücevherle yapılmış … adlı pınar.