Seslenme ya da acı, şaşkınlık bildiren ünlem: a!, ey!, ah! (“yekler uluġı a siziŋ ḳızıŋız…”, “… a ölüp bardı”).
Huastuanift sözlüğü
374 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
27 madde · “a” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Arkadaş, dost, yoldaş: “uḳuş ol saŋa eḍgü andlıġ adaş” anlayış sana ant içmiş iyi dosttur; “adaş ḳudaş” dost ve yakın.
Ayırmak, ayırt etmek, seçmek; çoğunlukla “seç-” ile: “aḍırsa öḍürse seçe bilse öz” ayırsa, seçse, ayırt edebilse; “halal hem haram aḍrar erse” helalı haramı ayırırsa; “…
Başkası, başka kişi, el; “öz” (kendi) karşıtı: “öz etözüŋüzlerke, adnaġuḳa asaġlıġ işke” kendinize ve başkasına yararlı işe; “kin adnaġuġa yolçı yėrçi bolayın” sonra ba…
Ayrılmak (bir yerden, bir kişiden): “seniŋdin adrılur men bu kün” bugün senden ayrılıyorum; “ögüŋüztin adrılmışta” annenizden ayrıldığınızda.
Başka, farklı; “adruḳ adruḳ” türlü türlü, çeşit çeşit: “adruḳ adruḳ emgek teginürler” türlü türlü acılar çekerler; “adruḳ adruḳ etüz körtgürüp” türlü türlü beden göster…
Utanç verici, utanmazca (?) (günah için): “mundaġ bu adunçsuz yazuḳ yazıntımız erser” böyle utanç verici bir günah işlediysek.
Ayak: “teŋriniŋ adaġlarınta töpüsi üze yükünüp” tanrının ayaklarına başını koyarak eğilip; “ėlgin adaḳın” eliyle ayağıyla; “töpöden adaḳnaŋ tıraŋaḳ uçıŋa” tepeden ayak …
(Düşman ordusunu) püskürtmek, dağıtmak; (orduyu) harekete geçirmek: “oza kelmiş süsin kül tėgin aġıtıp” saldırıya geçen ordusunu Kül Tigin püskürtüp; “kelgme süsin aġıt…
Ağız: “aġızları birle ayurlar” ağızlarıyla söylerler; “aġız aġrıġ igig” ağız ağrısı hastalığı; “ḳızıl aġzı ḳan teg” kırmızı ağzı kan gibi; “aġızlarıntın ört yalın öner”…
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Övgü, dua etmek; kutsamak (kendi adına): “edgüti tüketi alḳanmadımız erser” tam ve eksiksiz övgü, dua etmediysek; “alḳanur erken” dua ederken.
Alkış, övgü, hayır dua; “ḳarġış” (beddua) karşıtı: “kişi eḍgü atın kör alḳış bulur, atıḳmış isiz ölse ḳarġış bulur” insan iyi adıyla hayır dua bulur, kötü adla anılan ö…
Sevgi, sevme: “ulug amranmaḳın aġır küsüşün bitidim” büyük sevgiyle, derin istekle yazdım; “bir amranmaḳ ezrua teŋri tamġası” birinci, sevgi: Zurvan tanrının mührü; “ög…
Şimdi, bu anda; artık: “amtı türk yigit erken” şimdi genç iken; “amtı ökünürbiz” şimdi pişmanlık duyuyoruz; “ol amtı anıġ yoḳ” o şimdi (artık) kötü değil; “amtı şasdr y…
Sunmak, armağan etmek (büyüğe): “bir erdini monçuq ançuladı” bir mücevher inci sundu; “yaraḳlıġdı, ḳaġanḳa ançuladı” zırhlıyı (yakalayıp) kağana sundu; “nom küsüşlüg üç…
Ondan, o zamandan; “antada basa” ondan sonra: “antada basa üküş türlüg nom bititdiler” ondan sonra türlü türlü kitaplar yazdırdılar.
Kötü; kötülük: “ol amtı ańıġ yoḳ” (orada) artık kötülük yok; “anta ańıġ kişi ança boşġurur ermiş” orada kötü kişiler şöyle öğütlermiş; “edgüli anıġlı iki törlüg” iyi ve…
Ayraçla tamamlanmış tek tanık; Maniheist evren anlatısında bir varlık ya da yer adı: “[ar]ḫon yėr teŋri …”.
Temiz, arı, saf: “arıġ topraḳ” temiz toprak; “arıġ ton” temiz giysi; “ay teŋriniŋ arıġ yaruḳı” ayın temiz ışığı; “araġ turug köŋül” arı, duru gönül.
Arınmak, temizlenmek: “eger bolsa sizler cünüb, arınıŋlar” cünüp iseniz temizlenin; “kirikmekig arınmaḳıġ … bildeçi” kirlenmeyi ve arınmayı bilen; “tört törlüg arınmaḳl…
Bozmak, yıkmak, heba etmek: “nelük köŋlüŋi artatur sen özüŋ” gönlünü neden kendin bozuyorsun; “on edgü ḳılınçlıġ yolug artaturlar” on iyi işin yolunu bozarlar; “buzma, …
Fazla, çok, aşırı: “üküş sözde artuḳ asıġ körmedim” çok sözde fazla yarar görmedim; “artuḳ emgek” fazla sıkıntı; “arduḳraḳ kėŋ” daha geniş.
Yemek, tüketmek: “siŋirgülük aşaġuluḳ” sindirilecek, yenecek; “aşta bögüş urup … aşayurlar” yemekte ölçüyü gözeterek yerler; “tapıġın aşayu” sunulan yiyeceği yiyerek; “…
Gökteki ay: “yaġız yir yaşıl kök kün ay birle tün” yağız yer, yeşil gök, güneş, ay ve gece; “kün ay teŋri” Güneş ve Ay tanrısı; “kün ai yaruḳın tıda” güneşin ve ayın ış…
Yoldan çıkarmak, saptırmak: “anıġ ḳılınçlıġ şmnu ögümüzni saḳınçımıznı azġurduḳın” kötü işli şeytanın aklımızı ve düşüncemizi saptırdığını.
Veya, ya da; “azu … azu” ya … ya: “braman oḳusınta erser azu ... ksatirik oġusınta erser” brahman soyundan olsa ya da kşatriya soyundan olsa; “anıŋ oḳşaġı yoḳ azu meŋze…