Seslenme ya da acı, şaşkınlık bildiren ünlem: a!, ey!, ah! (“yekler uluġı a siziŋ ḳızıŋız…”, “… a ölüp bardı”).
Uigurica I-IV sözlüğü
1.634 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
1.634 madde
Yalnız bir kez geçen, büyük olasılıkla “aḳıp” (akıp) yerine yazılmış biçim: “közintin burnıntın barça ḳan abıp önti” gözlerinden, burnundan kan akıp çıktı.
Başa kutsal su dökülerek yapılan kutsama ve makama geçirme töreni: “tėgin öge atıŋa abişıḳ ḳılmış” tigin (prens) unvanına kutsanmış; “ançulayu kelmişniŋ töpüte abisik ḳ…
Bir Buda’nın adı; önünde eğilinip saygı sunulur: “abita burḫan ḳutıŋa yükünürmn” Abita Buda’nın yüceliğine yükünürüm.
(Kapı, kapak, yol) açmak: “teŋri yėriŋerü ḳapaġın açdı” tanrılar yurduna kapısını açtı; “açar ḳut ḳapuġ” mutluluk kapısını açar; “yolug aç” yolu aç.
Acı, sıkıntı (?); on iki halkalı oluş zincirinin anlatımında hastalık ve acı çekme ile birlikte sayılır: “emgek teginmek, igin açaġı teginmek belgülüg bolur” acı çekmek…
Darani (kutsal söz dizisi) içinde yinelenerek okunan Sanskritçe söz: “anali anali açali açali kakami kakami…”.
(Kapı, kapak) açılmak: “asurilar orduları ḳapıġı özin ök açılur” asuraların saray kapısı kendiliğinden açılır; “ḳamuġ eḍgülükke açılsu ḳapuġ” her iyiliğe kapı açılsın.
Ad, isim; bir şeyin ya da kişinin anıldığı söz: “bu şasdrnıŋ adı boldı abidarmakoş” bu incelemenin adı abidarmakoş oldu; “nedegin adı bolur … tėp” neden … diye adlandır…
Tehlike, bela, zarar: “bu adatın ozġuluġ yoluŋ közünmez” bu tehlikeden kurtulacak yolun görünmüyor; “bı bıçġu adasıŋa tüşmezünler” kılıç bıçak tehlikesine düşmesinler.
Ayırt ederek, ayrıntısıyla: “oŋalı köŋülte saḳınıp adara uḳar” doğru bir gönülle düşünüp ayırt ederek anlar.
Başka, diğer, öteki: “bar adın orunta sözlep” başka yerde söyleyip; “adın kişilertin tıdıġ bar” başka kişilerden engel var; “aḍın yol” başka yol.
Şaşmak, hayret etmek; çoğunlukla “muŋad-” ile: “muŋadu adınu inçe tėp tėdi” şaşıp hayret ederek şöyle dedi; “muŋadıp adınıp inçe saḳınç saḳınur” hayret edip şöyle düşün…
Ayırmak, ayırt etmek, seçmek; çoğunlukla “seç-” ile: “aḍırsa öḍürse seçe bilse öz” ayırsa, seçse, ayırt edebilse; “halal hem haram aḍrar erse” helalı haramı ayırırsa; “…
Ayırmak, ayırt etmek: “ḳaralı örüŋli aḍırttı” karayı ve akı ayırdı; “körüp adırtıp” görüp ayırt edip.
Ayrıntısıyla incelemek, çözümlemek, ayırt ederek anlamak: “şastrlarıġ adırtlayu uḳtaçı” incelemeleri ayrıntısıyla anlayan; “utġuraḳ bilge biligin adırtlayu uḳar” kesin …
İncelenmek, (hastalık) teşhis edilmek: “uluġ ig kem üze tutulup otaçılar üze adırtlanıp” ağır hastalığa yakalanıp hekimlerce incelenip.
Kutsal güçle koruma, sürdürme; bereket ve koruyucu güç: “üç ay küni adiştit üze tuta yarlıḳaduḳta” (ömrünü) üç ay kutsal gücüyle sürdürdüğünde; “adiştit üze tuta teginü…
Bir bodhisattvanın adı: “aditia-karbi atlıġ, kirsiz arıġ kök ḳalıġḳa oḫşatı” lekesiz, temiz göğe benzeyen Aditiakarbi adlı (bodhisattva).
Algının, bilincin yöneldiği nesne, bilgi konusu: “bilgülük adḳanġular” bilinecek nesneler; “bėş adḳanġu” beş (duyu) nesnesi; “alḳu bilgülük nomluġ adaḳanġularta tıdıġsı…
Ünlü, adı saygıyla anılan: “ayaġlıġ adlıġ ḳaŋım mani burḫanım” saygın ve ünlü babam Mani Burḫan’ım.
Başkası, başka kişi, el; “öz” (kendi) karşıtı: “öz etözüŋüzlerke, adnaġuḳa asaġlıġ işke” kendinize ve başkasına yararlı işe; “kin adnaġuġa yolçı yėrçi bolayın” sonra ba…
Ayrılmak (bir yerden, bir kişiden): “seniŋdin adrılur men bu kün” bugün senden ayrılıyorum; “ögüŋüztin adrılmışta” annenizden ayrıldığınızda.
Farksız, eşit: “bu ėki kişiniŋ edgü ḳılınçı bir teg tüz adruḳsuz tėtir” bu iki kişinin iyi işi bir ve eşit, farksız sayılır.
Ayak: “teŋriniŋ adaġlarınta töpüsi üze yükünüp” tanrının ayaklarına başını koyarak eğilip; “ėlgin adaḳın” eliyle ayağıyla; “töpöden adaḳnaŋ tıraŋaḳ uçıŋa” tepeden ayak …
(Cehennem ateşine) çıkmak, düşmek: “örtlüg yalınlarta taġı aġanmazḳan ökünelim” alevli ateşlere çıkmadan önce pişman olalım; “aviş tamudaḳı ört yalınta aġantuḳta anta ö…
Değerli kumaş, ipek; hazine: “tabġaç bodun sabı süçig, aġısı yımşaḳ” Çin halkının sözü tatlı, ipeği yumuşak; “bir tümen aġı, altun kümüş” on bin (top) ipek, altın gümüş.
Ağır, yükü çok: “zerre aġırınça” zerre ağırlığınca; “yėnikin aġırın bilmek” hafifini ağırını bilmek.
Saygı göstermek, ağırlamak, hürmet etmek: “ayayu aġırlayu yükünüp” saygıyla eğilerek; “aġırla kişig” insanlara saygı göster; “sini kim aġırlar, aġırla anı” seni kim ağı…
Ağız: “aġızları birle ayurlar” ağızlarıyla söylerler; “aġız aġrıġ igig” ağız ağrısı hastalığı; “ḳızıl aġzı ḳan teg” kırmızı ağzı kan gibi; “aġızlarıntın ört yalın öner”…
Ağrımak, sızlamak; hastalanmak: “uluġ oġlum aġrıp yoḳ bolça” büyük oğlum hastalanıp ölünce; “yürek aġrımaġıġ” yürek ağrısını.
Ağrı, sızı; hastalık; çoğunlukla “ig aġrıġ” ikilemesiyle: “ig aġrıġ kėtdi” hastalık ve ağrı gitti; “ig aġrıġ ada tuda kelürür” hastalık, ağrı, tehlike, engel getirir.
Tersine, altüst olarak; “aġtaru toŋtaru” alt üst, tepetaklak: “emgek içinte aġtaru toŋtaru tegzinürler” acı içinde alt üst dönüp dururlar; “bastı ölüm aḫtaru” ölüm (onu…
Yükselmek, yukarı çıkmak; bir makama, bir yere çıkmak: “bu oḳ et’özin teŋri yėriŋe aġtınıp” bu bedenle tanrı katına yükselip; “orunḳa aġtınıp, atḳa atlanıp” tahta çıkıp…
Zehirli: “aġuluġ oot” zehirli ateş; “aġuluġ aş” zehirli yemek; “aġuluġ luu” zehirli ejder; “ḳayır yılan böy … ulatı aġuluġ” akrep, yılan, örümcek ve benzeri zehirliler.
Dünya, âlem; insanların yaşadığı yer: “ajun itgüke açtı uştmaḫ yolı” dünyayı düzenlemek için cennet yolunu açtı; “isiz ajun ḳaldı mu” kötü dünya (geride) mi kaldı; “aju…
Doğu yönünün Budası (Akṣobhya): “aksobi burḫan ḳutıŋa yükünürmn” Akşobi Buda’nın yüceliğine yükünürüm; “öŋtün sıŋar … akşobi atlıġ burḫan” doğu yönünde Akşobi adlı Buda.
Ak, beyaz: “aḳ bisi ḳulunlamış” ak kısrak yavruladı; “kerip tutar aḳ torın” ak ağını gerip tutar (bulut).
Akmak: “aḳar suw” akan su; “uştmaḫlar aḳar altınıda arıḳlar” altından ırmaklar akan cennetler; “ḳanı aḳıp” kanı akıp; “sütler aḳzun” sütler aksın; “Etil suwı aḳa turur”…
Akıntı; (Abh ve ShoR’da) zihni kirleten, dışa akan tutkular (āsrava): “aḳıġ alḳmaḳta ḳorḳınçsız” akıntıları tüketmekte korkusuz; “aḳıġımın alḳa tükedtim” akıntılarımı t…
Köşeli ayraçla tamamlanmış, okunuşu kuşkulu tek tanık: “[aḳ-] -lıġ igig” … hastalığını.
Yavaş, ağır ağır; sakin: “bu ay toldı oldurdı aḳru amul” Aytoldı yavaşça, sakince oturdu; “aḳuru aḳuru maŋın yorıyur” ağır ağır adım adım yürür.
Hile, düzen, kurnazlık: “olarnıŋ alları” onların düzenleri; “taŋrı … kafirlerniŋ alını” Tanrı kâfirlerin düzenini (boşa çıkarır).
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Kötü ruh ya da cin türü (Sanskritçe kökenli ad): “alambana tutmaġtın” alambana (cini) çarpmasından; “alambani tutdaçıları” alambani çarpanları.
Alın: “yaruḳ tut alın” alnını (yüzünü) aydınlık tut; “ḳadaşıŋa zahid alın tügdi ḳaş” zahit kardeşine alnını, kaşını çattı; “daġ baslur anıŋ birle alınları” onunla alınl…
Alınlı; “tükmiş alınlıġ” alnı çatık: “tözün osḳurdaçı tükmiş alınlıġ” soylu, korkutucu, alnı çatık.
Kutsatmak, övdürmek; “alḳatmış” kutsanmış, kutlu: “alḳatmış aiḳa, kösençig künke” kutlu aya, özlenen güne; “alḳatmış bėş ḳat teŋri yėrinte” kutlu beş katlı tanrı yurdun…
Tükenmek, bitmek, yok olmak: “neçe tirse dünya tüker alḳınur” ne kadar toplanırsa toplansın dünya tükenir, biter; “aġı barım alḳınsar” mal mülk tükenirse; “kişi sözlese…
Tükenmez, bitmez: “alḳınçsız kögüzlüg bodisvt” tükenmez gönüllü bodhisattva (Akṣayamati); “alḳınçsız buyanlar” tükenmez sevaplar; “adruḳ adruḳ alḳınçsız körk” türlü tür…
Alkış, övgü, hayır dua; “ḳarġış” (beddua) karşıtı: “kişi eḍgü atın kör alḳış bulur, atıḳmış isiz ölse ḳarġış bulur” insan iyi adıyla hayır dua bulur, kötü adla anılan ö…
Bütün, hep, her: “alḳu tınlıġlar” bütün canlılar; “alḳu nizvanılar” bütün tutkular; “alḳu işlerig bütürür” bütün işleri başarır.
Hep birlikte, topluca: “alḳuġun eligin ḳavşurup” hep birlikte ellerini kavuşturup; “ḳamaġ yalŋuḳlar alḳuġun … atın atamış kergek” bütün insanlar hep birlikte (onun) adı…
İstek, arzu, susayış; “az almır” aşırı istek, susayış (on iki halkada duyumdan doğan istek): “teginmek bolmasar az almır bolmaz” duyum olmazsa istek olmaz; “az almır bo…
Hile, düzen; beceri; çoğunlukla “al altaġ” ikilemesiyle (çare, düzen; Budist upāya): “ḳop ḳamaġ uzanmaḳ al altaġ bilmiş” bütün ustalık ve çareleri bilmiş; “al altaġ uza…
Altı: “altı yıl” altı yıl; “altı yüz” altı yüz; “altı ḳaçıġ” altı duyu organı; “altı paramit” altı mükemmellik; “altı ėrig sançdı” altı eri mızrakladı.
Alt, aşağı; “üstün” karşıtı: “üstün teŋri, altın yalaŋuḳ” üstte tanrılar, altta insanlar; “eḍiz ‘arşta altın seraḳa tegi” yüce Arş’tan aşağıda toprağa dek; “sögüt altın…
Altmış: “yaşıŋ erse altmış, öḍüŋ erse ḳış” yaşın altmışsa, zamanın kış demektir; “altmış ėki koti” altmış iki koti; “tuġmışta berü altmış yaşḳa tegi” doğduğundan beri a…
Altın: “altun kümüş” altın gümüş; “sarıġ altunın, ürüŋ kümüşin” sarı altınını, ak gümüşünü; “altun örgin üze olurupan” altın taht üzerine oturup; “altun birle ėtiglerin…
Kötü ruh adı ya da türü: “birök yekler buti amanizi erserler” eğer iblisler, bhūtalar, amanizi (ruhları) iseler.
İnsan olmayan varlık, cin (Sanskritçe amanuṣya): “alḳu buti amanujilarḳa” bütün bhūtalara ve insan olmayan varlıklara; “amanuji tutdaçıları” (insanı) çarpan insan-dışı …
Yatıştırmak, dindirmek, sakinleştirmek: “emgekniŋ tözin amırtġurġalı” acının kökünü dindirmek için; “alḳu ḳor ayıġ tüdüş keriş ḳarışmaḳıġ amırtḳurdaçı” bütün zararı, ka…
Kuzey yönünün Budası (Amoghasiddhi): “amogasiti burḫan ḳutıŋa yükünürmn” Amogasiti Buda’nın yüceliğine yükünürüm.
Sevmek, candan sevmek, bağlanmak: “maytrı bodisavtka amramaḳın” Maitreya bodhisattvaya olan sevgiyle; “seve amrayu” sevip bağlanarak; “ançulayu amrar ertii siznii” sizi…
Sevgili, sevimli, candan sevilen: “amraḳ oġlum” sevgili oğlum; “amraḳ ėçimiz” sevgili ağabeyimiz; “alḳu kişike amraḳ bolur” herkese sevimli olur; “bir ikintişke ertiŋü …
Sevimli, sevilesi: “ertiŋü arıġ süzük, ertiŋü amrançıġ, ertiŋü seviglig erür” pek temiz, pek sevimli, pek sevgi uyandırıcıdır.
Sevgi, sevme: “ulug amranmaḳın aġır küsüşün bitidim” büyük sevgiyle, derin istekle yazdım; “bir amranmaḳ ezrua teŋri tamġası” birinci, sevgi: Zurvan tanrının mührü; “ög…
Dinmek, sakinleşmek, yatışmak; çoğunlukla “öç-” ile (on iki halkalı oluş zincirinin sönüşünde): “tutyaḳ öçser amrılsar, ḳılınç öçer amrılur” tutunma söner, dinerse karm…
Şimdi, bu anda; artık: “amtı türk yigit erken” şimdi genç iken; “amtı ökünürbiz” şimdi pişmanlık duyuyoruz; “ol amtı anıġ yoḳ” o şimdi (artık) kötü değil; “amtı şasdr y…
Ana, anne: “ata ana” ana baba; “atada anada baġırsaḳ bolup” anadan babadan şefkatli olup; “anası ḳarnında” anasının karnında; “ey anam oġlı” ey anamın oğlu (kardeşim); …
(Budist) bir daha dünyaya dönmeyecek olan ermiş (anāgāmin): “sakartakamlarḳa yükünürmn, anakamlarḳa yükünürmn” bir kez dönecek olanlara, hiç dönmeyecek olanlara yükünür…
Darani (kutsal söz dizisi) içinde yinelenerek okunan Sanskritçe söz: “tatyada oom anali anali açali açali …”.
Meslek adları dizisinde geçen, anlamı kesinleşmeyen söz: “ançakarm yılan ölürgüçi boltum erser” … yılan öldürücü olduysam.
Öyle, aynı biçimde, bunun gibi: “ançulayu yme ḳarımaḳ iglemek” aynı biçimde yaşlanmak, hastalanmak da; “ançulayu erür meniŋ eşidmişim” şöyledir benim işittiğim; “ançula…
Ant, yemin: “iḍiŋ tuta and” Rabbin adına ant olsun; “and key birürler” ant ve söz verirler; “bu and tutġuçı” bu yemini tutan; “andlarıŋız” yeminleriniz, antlaştıklarınız.
Ondan, o zamandan; “antada basa” ondan sonra: “antada basa üküş türlüg nom bititdiler” ondan sonra türlü türlü kitaplar yazdırdılar.
Öyle, o türlü (Uygur metinlerinde): “antaġ küçlüg men” öyle güçlüyüm; “bolmaḳ yme antaġ erür” oluş da öyledir; “antaġ nizvanı basınçıŋa ulınıp” öyle tutku baskısına yen…
O, orası (Uygur metinlerinde); “antırtın, antırdın” oradan, ondan: “olar antırdın osup ḳutrulup” onlar oradan kurtulup; “tüş antırtın tuġmışḳa atı bolmış ol” ondan doğa…
Darani (kutsal söz dizisi) içinde geçen Sanskritçe söz: “sarva kiraḫa anundirasaya ḫana ḳana …”.
Özellikle, ayrıca, özel olarak: “kergek aŋayu ögmek tŋri burḫannıŋ edgülerin” Buda’nın iyiliklerini özellikle övmek gerekir; “aŋayu al aldaġ yoḳın” özel bir çare olmadı…
Avcı: “keyikçi aŋçı boltum erser” avcı, av avlayan olduysam; “öŋre ajunta aŋçı maŋçı keyikçi ertiler” önceki hayatta avcı idiler.
Tek tanıklı, anlamı kesinleşmeyen söz: “busin alıp aŋın yükin yüte” … alıp … yükünü yüklenerek.
En azından, hiç değilse: “azu aŋa yaḳın tursar, aŋmıntın anıŋ köligesi tegser” ya da ona yakın dursa, en azından gölgesi değse; “aŋmıntın yılḳı ajunınta barmış ḳuşlarnı…
Parmak (el işaretlerinde): “ėki suġ aŋreklerni egip, ėki uluġ aŋreklerni yapsurup” iki işaret parmağını büküp iki başparmağı birleştirip.
Da, dahi; “ap … ap” hem … hem; olumsuzla ne … ne: “ap yėme ḳılmış, ap yėme ḳuvratmış bolurlar” hem yapmış hem yaptırmış olurlar; “körmez sen anıŋ içinde egri ap yime ḳo…
Darani içinde tanrıça adı (Aparājitā): “sitadapatri aparaçiti” Sitātapatrā Aparājitā.
Sara nöbetine yol açan kötü ruh (Sanskritçe apasmāra); kötü ruhlar dizisinde: “pisaçi, pudani, katapudani, apasmari …”.
Aldatmak, kandırmak: “ardı sizni yaḳın tiriglik” yakın (dünya) hayatı sizi aldattı; “armasun sizni bu ajun tirigliki” bu dünya hayatı sizi aldatmasın; “mini ardı dünya”…
Ara; arasında, içinde: “siziŋ ara” aranızda; “kişi ara” insanlar arasında; “ikin ara” ikisi arasında; “ḳuvraġ arasınta” topluluk içinde; “işleriniŋ arasında” işleri ara…
Aralıklı, nöbetli (hastalık): “ara-lıġ erser yme” aralıklı (nöbetli) olsa da.
(Sanskritçe araṇya) inziva yeri, orman içi keşiş yeri: “vḫarta saŋramta aranında” manastırda, keşişhanede, inziva yerinde.
Arjuna: “arçuni toŋa inçe tėp tėdi” kahraman Arjuna şöyle dedi; “arçuni toŋaġ ölürgülüg” kahraman Arjuna’yı öldürmek için.
Arhat, ermiş: Budist yolun sonuna varıp tutkulardan kurtulmuş, bir daha doğmayacak olan kişi: “arhant ḳutın bulur” arhatlık mertebesine erer; “şaripudrė arḫant” arhat Ś…
Temizlenmek, arınmak: “bu er ölmeginçe arımaz kiri” bu adamın kiri ölünceye dek arınmaz; “arıġsız arır yumaḳın” kirli yıkanmakla temizlenir; “alḳu ayıġ yavız ajunları a…
Temiz, arı, saf: “arıġ topraḳ” temiz toprak; “arıġ ton” temiz giysi; “ay teŋriniŋ arıġ yaruḳı” ayın temiz ışığı; “araġ turug köŋül” arı, duru gönül.
Kirli, pis, murdar: “arıġsız bu ḳılḳı” bu huy kirlidir; “ḳan iriŋ arıġsız yablaḳ” kan, irin, pislik; “arıġsız yėteçiler” pislik yiyenler.
Arıtmak, temizlemek: “özüŋdin arıtġıl yazuḳuŋ münüŋ” günahını, kusurunu kendinden arıt; “alḳu ayıġ yavız yollarıġ artuḳraḳ uz arıtdaçı” bütün kötü yolları iyice arıtan;…
Yıkanıp arınmak, temizlenmek: “arıġ yunup arıtınıp, arıġ ton kedip” temizce yıkanıp arınıp, temiz giysi giyip; “yuntı arıtıntı” yıkandı, arındı; “ünmişde arıtınmış kerg…
Ermiş, bilge keşiş (Sanskritçe ṛṣi): “tiwa arji” tanrısal ermiş; “vıtyadarı arjılarḳa yükünürmn” büyü bilgisine sahip ermişlere yükünürüm; “arji bolup” ermiş olup.
Arka, sırt: “uzun saçın kėdin arḳasınta ıtıp” uzun saçını arkasına atıp; “ḳarluḳ … arḳasin sıyu urtı” Karlukların arkasını kırıp vurdu; “kirü arḳalarında attılar” arkal…