Bağırmak, çağırmak: “sav sözletim erser çaġurdum evrik sarsaġ sav sözledim erser” söz söylettiysem, bağırdıysam, ters, kaba söz söylediysem.
Uigurica I-IV sözlüğü
1.634 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
28 madde · “ç” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
(U II, Sanskritçe chāyā) insanı çarpan kötü ruhlardan birinin adı; hastalık getiren ruhlar sayılırken “tutmaġ” ile: “çai-a tutmaġ-tın .. osdaraki tutmaġ-tın” Çhaya çarp…
Bir unvan ya da kişi adı (U II, bağış duasında hükümdar ailesinin adları arasında): “mışan ḫan çaisi waŋ beg ulatı tŋri-ler-ke” Mışan Han, Çaisi Vang Beg gibi tanrısal …
Çakmak, vurarak kıvılcım çıkarmak; sürterek ateş yakmak: “çaḳmaḳ çaḳıp iwse ḳalı uḍnur yula” çakmak çakıp acele etse kandil yanar; “ot--luġ ėr ḳuruġ ḳovayu er-niŋ çaġmı…
(Budist kozmolojide, Sanskritçe Jambudvīpa) insanların yaşadığı güney kıtası, bizim dünyamız; çoğu kez “uluş” ya da “yėr suv” ile: “bu çambudvip uluş üç türlüg uluġ çoġ…
(Sanskritçe jāmbūnada) en saf, en parlak altın; “çambunat altun”: “yana yme inçe ḫltı çambunat altun … ertiŋü kkirsiz tapçasız ertiŋü arıġ süzük” yine tıpkı jambunada a…
(U II) insanı çarpan kötü ruhlardan birinin adı: “çamika tutmaġ-tın .. sakuni tutmaġ-tın” Çamika çarpmasından, Śakuni çarpmasından.
(Hint toplumunda, Sanskritçe caṇḍāla) en aşağı sınıftan kişi; Budist metinlerde cellat, kişi öldüren: “virutaḳ ėlig beg çantallarḳa yarlıġ yarlıḳadı” Virūḍhaka kral cel…
Bir yönetim unvanı (Çince kökenli); bağışlama dualarında kişi adıyla birlikte: “atam bai epe çaŋşi-ḳa anam köset-ke” babam Bay Epe Çangşi’ye, anam Köset’e.
(U II) insanı çarpan kötü ruhlardan birinin adı: “nisi tiu-a çaribi -tın çai-a tutmaġ-tın” … Çaribi’den, Çhaya çarpmasından.
İftira, koğuculuk; çoğu kez “yoŋaġ” ile ikileme: “tilin azuk yalġan sav sözledim erser .. çasut yoŋaġ ḳıltım erser” diliyle kötü, yalan söz söylediysem, iftira ve koğuc…
(Sanskritçe jātismara) önceki doğumlarını hatırlayan (kişi): “ajun ajun sayu toḳum-ın öteçi çatisimari bolḳai” her doğumda doğuşunu hatırlayan, önceki yaşamlarını anan …
Ün salmak, tanınmak, adı yayılmak: “ajunda çawıḳmış ḳutı belgülüg” dünyada ünlü, kutu belli; “ḳayuda çawıḳsa köni beg atı / aŋar barġu” doğru beyin adı nerede duyulursa…
Çiçek: “tü tü çeçek çergeşür” türlü türlü çiçek sıralanır; “teŋridem hua çeçekler yüzken yaġmur osuglug yaġıdtılar” tanrısal çiçekleri yağmur gibi yağdırdılar; “kim çıḳ…
Çiçekli, çiçek açmış; çoğu kez “ḫualıġ çeçeklig”: “ḫu-a-lıġ çeçek-lig tüş-lüg yėmiş-lig sögüd” çiçekli, meyveli ağaç; “linhua çeçeklig otruġların” lotus çiçekli adacıkl…
Savaş düzeni, saf; ordu; “çerig ėt-” saf bağlamak, orduyu düzene sokmak: “süŋüş bolsar çerig iter erti” savaş olursa orduyu düzene sokardı; “şıp başıŋa tegi çerig ėtdim…
Hüner, çare, ustaca yol; hep “al” ile ikileme (“al çeviş”, “alın çevişin”): “ḳuanşi im pusar neçükin ne alın çevişin bu çambudvip yėr suvda yorıyur” Avalokiteśvara hang…
Bir uzunluk ölçüsü, Çin ayağı (Çince 尺 karşılığı); “tsun” (parmak) ile birlikte anılır: “十六 çıġ 五 tsun … édiz” on altı ayak beş parmak yüksekliğinde; “miŋer çıġ bodluġ”…
Yoksul, fakir; yoksul kişi: “bilig baylıḳ ol bir çıġay bolġusuz” bilgi, yoksullaşmayan bir zenginliktir; “ḳamuġ eḍgü isiz çıġay baylıḳım” iyi kötü, yoksulluğum zenginli…
Dikkatle, gerçekten, doğru biçimde (düşünmek, bakmak için): “munı çınġaru saḳınmışıŋızlar kergek” bunu dikkatle düşünmeniz gerekir; “könisinçe çınġaru saḳınıp” doğruca,…
Saygı, hürmet; hep “ayaġ” ile ikileme (“ayaġ çilteg”): “ayag çilteg aşayu” saygı hürmet görerek; “ayaġḳa çilteke tekimlig tınlıġlaraġ ayaġsız tot uçuz ḳıltım erser” say…
(Sanskritçe cintāmaṇi) dilek taşı, her dileği yerine getiren mücevher; hep “erdini” ile: “üç erdini-ke pek ḳataġ kirtgünçlüg çintamani erdini yürekinde tutmış” üç mücev…
Bir kişi adı ya da unvanı (U II, bağış duasında): “bu buyan edgü ḳılınçıġ avırarmn çituŋ sali-ke” bu sevabı Çitung Sali’ye çeviriyorum.
Parıltılı, ihtişamlı; hep “çoġluġ yalınlıġ”: “çoġluġ yalınlıġ ridilar üze körüp küyü küzedü tudzunlar” parıltılı, ihtişamlı doğaüstü güçleriyle gözetip korusunlar; “çoġ…
Anlamı kesinleşmeyen söz (U II, darani talimatında); yöntem, uygulama yolu anlamı beklenir: “bu darnınıŋ bir künlüg ḫılġuluġ çöke yaŋın sizlerke nomlayın” bu daraninin …
(Dizini) çöktürmek, diz çökmek: “oŋ tizin çökitip” sağ dizini yere koyup; “oŋ egninteki tonın birtin açınıp tizin çökidip” sağ omzundaki giysiyi açıp dizini yere koyup.
Anlamı kesinleşmeyen söz (U II, kötü ruhların sayıldığı liste): “ootḳa çöklemisig yėteçiler” ateşe … yiyenler (ateşte kavrulmuşu yiyen ruhlar olmalı).
Küçük bir böcek adı (karınca ?); başka küçük canlılarla sayılır: “çömeli ḫoŋuzta ulatı bu bu tınlġlar ajununta” karınca, böcek gibi bu canlıların dünyasında.