Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Uigurica I-IV sözlüğü
1.634 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
96 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Oruç; (Budist ve Maniheist metinlerde) belli günlerde tutulan perhiz ve yemin günü: “arıġ baçaġ” temiz oruç; “bir kün bir tün tüzedgülüg baçag” bir gün bir gece tutulac…
Bağ, ip; zincir, pranga: “örtlüg temirlig baglar üze yaturur” kızgın demir zincirlerle yatırırlar; “baġda buḳaġuda yatıp” bağda, prangada yatıp; “saḳınç ḳaḍġu baġın yör…
Kurbağa: “it müyüz baġa yılan” köpek, boynuzlu, kurbağa, yılan (zararlı yaratıklar sayılırken); “çekürge hem baḳalar hem ḳan” çekirgeler, kurbağalar ve kan.
Öğretmen, hoca, üstat; (Budist metinlerde) öğreti ustası, şastra yazarı: “esdiramati baḫşı yaradmış erür” Sthiramati hocanın yazdığıdır; “şasdirakarė vasubandu baḫşı” ş…
(Kişi adında) Bay (?): “atam bai epe çaŋşi-ḳa” babam Bay Epe Çangşi’ye.
Yaralı (çoğunlukla “başlıġ” ile: yaralı bereli): “yeklügün söŋüşüp balıġ başlıġ boltı” cinlerle savaşıp yaralı bereli oldu; “balıg başlıg kanlıg yinlig kençkiyesin” yar…
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Korkup ürkme anlatımında geçen, anlamı kesinleşmeyen söz; titreyip (?): “ḫorġup ürküp balıŋlap tüüleri yoḳaru turup” korkup ürküp titreyerek (?) tüyleri diken diken olup.
Darani içinde geçen Sanskritçe söz: “vçirapani banta banta”.
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
(Çince 婆羅婆 karşılığı) Bharadvāja: bir kişi adı.
Hep, hepsi, bütün: “ḳamuġ barça muŋluġ törütülmişi” bütün yaratılmışlar muhtaçtır; “tınlıġlarıġ barça atalarım ol tėp körüp” canlıların hepsini ‘babalarımdır’ diye görü…
Basmak, bastırmak, üstüne çökmek: “üze teŋri basmasar, asra yėr telinmeser” üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe; “bastı ölüm aġtaru” ölüm bastırıp devirdi; “ed…
(Çoğunlukla “anta/antada basa”) sonra, ardından: “anta basa tört yıŋaḳdaḳı ėligler” ondan sonra dört yandaki hükümdarlar; “antada basa üküş türlüg nom bitig bititdiler”…
Yardımcı, destekçi: “bu erdi basutçı köni dinḳa kök” doğru dine güçlü destek oldu; “basutçı kerek barça işte” her işte yardımcı gerekir; “toyın bolġuçıḳa basutçı bolsar…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Başlı, başı olan: “başlıġıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş” başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş; “altun başlıg yılan men” altın başlı yılanım; “sü başlıġ bolur”…
Batra: bir hükümdar kızının adı: “batra ḳız erdinilig” Batra kız mücevherli; “brḫmadati ėlig batra ḳızıġ … yėg ḳunçuy ḳıltı” Brahmadatta hükümdar Batra kızı en üstün eş…
Zengin kişi, ev sahibi tüccar (Sanskritçe gṛhapati karşılığı): “bay barımlıg sansız üküş bayaġutlar” sayısız zengin varlıklı tüccarlar; “vişakė bayaġut” zengin Viśākha;…
(Budist terim) Bhadrakalpa’ya, ‘iyi çağ’a ait: “tört yüz toġuz on altı örki bdraklpiki bodistvlar” iyi çağın dokuz yüz doksan altı bodisatvası.
Büyümek, gelişmek; yücelmek: “bilig birdi, yalŋuḳ beḍüdi bu kün” (Tanrı) bilgi verdi, insan bugün yüceldi; “yüreklig hem öglüg beḍüse üni” yürekli ve akıllı, ünü büyüse…
Büyük, ulu, yüce: “beḍük yılan” büyük yılan; “bay bedük kişiler” zengin, ulu kişiler; “ulug bedük sögüt” büyük ağaç; “ḳırlar ediz bedük” tepeler yüksek, büyük; “biligli…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
(Kadın için) kocalı, evli: “kntü özüŋ beglig er taplaġıl” koca olacak adamı kendin seç; “öz-üm ök beglig taplaġai-mn” kocamı kendim seçeceğim; “ḳaçan beglig bolsalar” e…
Belli, açık, belirgin: “barıŋ belgülüg sen kün ay teg yaruḳ” varlığın güneş ve ay gibi açıktır; “yıl ay öḍ bitise küni belgülüg” yıl, ay, vakit yazılsa günü bellidir; “…
Görünmek, belirmek, ortaya çıkmak: “yıpar kizlese sen yıḍı belgürer” miski saklasan kokusu belli olur; “kayu üdün burkan yėrtinçüde belgürser” ne zaman Buda dünyada bel…
Ani korku, ürkme, irkilme: “iweklik beliŋ ol ḳamuġḳa yawuz” acelecilik bir telaştır, herkese kötüdür; “taḳı ma beliŋler birerde yire” bir de ara ara ürkmeler (?).
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…
Bıçak (çoğunlukla “bıçġu” ile ikileme): “örtlüg yalınlıg bı bıçġu et-özleri üze yaġar” alevli bıçaklar bedenlerinin üstüne yağar; “bı bıçġu adasıŋa tüşmezünler” bıçak t…
Kesmek, biçmek: “kentü yülügüsi üze boġzın bıçıp” kendi usturasıyla boğazını kesip; “şimnu başın bıçtı” şeytanın başını kesti; “saçın ḳulḳaḳın bıçdı” (yas için) saçını,…
Bıçak, kesici (çoğunlukla “bı” ile ikileme): “örtlüg bu bıçġun öz konuḳın sança” alevli bıçaklarla kendi konuğunu saplayarak; “yėti bı bıçġun oḳsuz teginçsiz ölürürler”…
Maymun: “biçinniŋ” maymunun; “boluŋlar biçinler yıramışlar” aşağılanmış maymunlar olun.
Bel: “bili bolsa yılmıḳ, yana yarnı kiŋ” beli ince, sonra sırtı geniş olursa; “etüzüŋ bil şük tur” bedenin, belin sessiz dursun (?).
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bilek; kol gücü: “bilekin sıḳanıp” bileğini sıvayıp; “ḳawi ḳılġatımız seniŋ bilekiŋni ḳadaşıŋ birle” kolunu kardeşinle güçlendireceğiz; “küçendi bilekim” bileğim güçlen…
Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…
Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…
Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …
(Suçunu) kabul etmek, itiraf etmek (“ökün-” ile): “ökünü bilinü kşanti ḳılu teginür men” pişman olup suçumu kabul ederek bağışlanma dilerim.
Bimbasini Tonga: bir yiğit adı: “bimbasini toŋaġ başġa urdı” (cin) Bimbasini Tonga’nın başına vurdu; “bimbasini toŋanıŋ ėki közintin burnıntın ḳan abıp önti” Bimbasini …
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “biraŋgi … -niŋ ḳılmış arvısın keser men” … yaptığı büyüyü keserim.
Birer, teker teker: “üküş sözleme, söz birer sözle az” çok konuşma, sözü birer birer, az söyle; “üküş tıŋlaġu söz, birer sözlegü” sözü çok dinlemeli, birer birer söylem…
İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…
Eğer, şayet (çoğunlukla “… erser” ile): “birök ḳız tileser yme körkle ḳız keltürür” eğer kız isterse güzel bir kız da getirir; “birök bu tuşuşmaḳ atlġ ırḳ kelser” eğer …
Vaiśravaṇa (Kuzey’in koruyucu tanrısı): “birök bişamn teŋri körkin körü ḳurtulġu tınlıġlar erser” eğer Vaiśravaṇa tanrının görünüşünü görerek kurtulacak canlılar varsa;…
Yazmak: “bitig bitidim” yazıt yazdım; “yolluġ tėgin bitidim” (ben) Yolluğ Tegin yazdım; “bitidim kitabnı mėva‘iz mėsėl” kitabı öğütler ve örneklerle yazdım; “bitise ḳal…
Yazı, yazılı şey; kitap, mektup: “bitip ḳoḍmış atın tirigke bitig” adını dirilere yazılı olarak bırakmış; “nom bitig” dinî kitap, sutra; “ilig me bitisü öz elgin bitig”…
Yazdırmak: “bėŋgü taş toḳıtdım, bititdim” ebedî taş yontturdum, yazdırdım; “türük bilge ḳaġan ėliŋe bititdim” Türk Bilge Kağan’ın ülkesi için yazdırdım; “kayu erser bir…
Biz (birinci çoğul kişi zamiri): “biz aş teg ertimiz” biz aç gibiydik; “ne ogrınta biziŋ begimiz” ne yüzden bizim beyimiz; “ökünür biz” pişman oluruz; “biziŋe yaŋıltuḳi…
(Sanskritçe bodhimaṇḍa) aydınlanma yeri, Buda’nın aydınlandığı kutsal yer: “bu darnınıŋ küçi küsüni üze bodimant nomluġ orunġa tegginçe” bu daranının gücüyle aydınlanma…
Bodisatva: aydınlanmayı hak ettiği hâlde canlıları kurtarmak için dünyada kalan, Buda olmaya aday kutsal varlık: “ayaġḳa tegimlig tözün maytrı bodisavat” saygıdeğer soy…
Boğan, boğucu: “luu öntürgüçi yadçı boltum erser, boġaġuçı boltum erser” ejderha çıkaran büyücü olduysam, boğucu olduysam.
Boğaz, gırtlak: “et öz ülgi barça boġuzdın kirür” bedenin payı hep boğazdan girer; “boġuz aġrıġ igig” boğaz ağrısı hastalığını; “yalıŋ boġuzı todmaz” aç boğazı doymaz; …
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
Bağ, üzüm bağı (çoğunlukla “baġ” ile): “yėrin suvın baġın borluḳın” yerini suyunu, bahçesini bağını; “tarıglag yėrin kalınlıḳların borluḳların” tarlalarını, … bağlarını…
Kaygı, keder (çoğunlukla “ḳadġu” ile): “bosuş ḳadġu belgüsi eŋire turur” kaygı ve tasa belirtisi inler durur; “bosuş köŋül ḳotġıl” kaygılı gönlü bırak; “bosuş ḳadġu emg…
Kaygılı, kederli: “ḳaŋım uluġ ėlig bosuşluġ saḳınçlıġ bolmazun” babam büyük hükümdar kaygılı, düşünceli olmasın; “kişiŋ bosuşluġ ḳadġuluġ turur” insanın kaygılı, tasalı…
Boş, serbest, özgür: “boş azad kişi barça eḍgü ḳulı” özgür, hür kişi iyiliğin kuludur; “üç ḳata oḳısar alḳu boş bolur” üç kez okursa hepsinden kurtulur; “tili boş kişi”…
Öğrenmek: “sekiz yigirmi vityastan şasatar boşġunmış” on sekiz bilim dalını, şastraları öğrenmiş; “alku şastrlar boşġunmış” bütün şastraları öğrenmiş; “bitig ujik boşġu…
Çözmek, salıvermek; (suçu) bağışlamak: “yazuġumın boşuyu bėrzün” suçumu bağışlasın; “tsuyumta yazuḳumta boşuyu bėrzün” beni günahımdan, suçumdan kurtarsın; “bėş teŋrig …
Boz, kır (renk): “boz atıġ binip tegdi” boz ata binip saldırdı; “özlüki boz at erti” kendi atı boz attı; “boz bulıt yorıdı” boz bulut ilerledi.
Bozmak, yıkmak, çiğnemek: “bu on krmaptlarıġ sıp bozup” bu on yasayı çiğneyip bozup; “tiripur balıġıġ bozdaçıḳa” Tripura kentini yıkana; “buti-larıġ bozdaçı” cinleri yo…
(“kşanti” ile) bağışlanma olsun (?), anlamı kesinleşmeyen biçim: “tsuida yazuḳda boş bolayın, tijit kşanti bozlun” günahtan, suçtan kurtulayım, bağışlanma olsun (?).
Bozulmak, kırılmak: “teŋri tamġası bozultı erser” tanrı mührü bozulduysa; “artamaḳsız bozulmaḳsız ed tavar” bozulmayan, çürümeyen mal.
Anlamı kesinleşmeyen söz: “linḫuanıŋ esenintin ök bögün keligin toġmaġı bolur” nilüferin … bir anda doğması olur (?); “edgü kılınç buyan bög…” (parçalı).
Dikkat, özen; “bögüş ur-” dikkatle düşünmek, özen göstermek: “oŋalı bögüş urup utġuralı uḳar” doğru dürüst özen gösterip kesin anlar; “aşta bögüş urup” yemekte dikkat e…
Dokunmak, temas etmek; (Budist) temas (sparśa): “ol börtmek tıltaġınta teginmek bolur” o temas yüzünden duyum olur; “altı kaçıg orunlar bolmasar börtmek bolmaz” altı du…
Bez, pamuklu kumaş: “böz batatu ḳars toḳıyur” bez, … yün kumaş dokur; “alku kedgü tonanġu böz ara bu böz erdni yėg erür” giyilecek bütün bezler arasında bu bez mücevher…
Brahman, rahip sınıfından kişi: “brhmayu atlıg bramanlar ėligi” Brahmāyu adlı brahmanların beyi; “begler oġuşı, ėkinti braman oġuşı” (biri) beyler soyu, ikincisi brahma…
Brahmadatta: bir hükümdar adı: “brḫmadati ėlig batra ḳızıġ … yėg ḳunçuy ḳıltı” Brahmadatta hükümdar Batra kızı en üstün eşi yaptı; “brḫmadati ėligniŋ körünçlügi” Brahma…
Bu (işaret zamiri ve sıfatı): “bu kün” bugün; “bu muntag bėş çöbik” bu böyle beş kötülük; “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşman; “bularıġ yime eḍgü…
(Sanskritçe) Buda: “namo bud, namo darm, namo saŋ” Buda’ya, öğretiye, topluluğa saygı; “buda burḫan tėptėmiş erser” ‘buda’ Burhan demek ise; “bud ködürme tınlıġlar burḳ…
Dal, budak: “altunluġ ıġaçı, kümüşlüg budıḳları” altından gövdesi, gümüşten dalları; “çambu sögüt budıḳın sıp alır” jambu ağacının dalını tutup alır; “tıt sögüt budıḳı …
Bulmak: “yaġlıg kamıç bulupan yalgayu tirilmiş” yağlı kepçe bulup yalayarak yaşamış; “ür oġul köseser bultuŋ” oğul istersen buldun; “yaraġ bulup” fırsat bulup; “ne eḍgü…
Karıştırmak, bulandırmak; bozmak: “ėlig törüg bulġadım erser” ülkeyi, töreyi karıştırdıysam; “ögüŋin köŋülüŋin bulġayur” aklını, gönlünü bulandırır; “oplayu tegip bulġa…
Kargaşa, karışıklık, fitne: “ḳara bulġaḳıŋa ḳatılma” halkın kargaşasına karışma; “özin keḍ küḍezse bu bulġaḳ küni” bu kargaşa gününde kendini iyi korursa; “teŋri yėr bu…
Bulanmak, karışmak; telaşlanmak: “kop kanka bulganmış” tamamen kana bulanmış; “bulġanıp terkişlenip” telaşlanıp acele ederek; “tınlıġlar busanurlar bulġanurlar” canlıla…
Bulut: “bulıt örüp kök örtüldi” bulut kalkıp gök örtüldü; “ürüŋ bulıtnı indürdimiz” ak bulutu (gölge olarak) indirdik; “bulıt ara kün tugmiş” bulut arasından güneş doğm…
Buda; aydınlanmış olan: “tŋri tŋrisi burḫan yarlıḳamış” tanrılar tanrısı Buda buyurdu; “burḫanıġ ögüp nomuġ ögüp” Buda’yı, öğretiyi övüp; “burkan kutın bultı” Budalığa …
Buda olan, Buda’ya ait: “burḫanlıġ kün tŋri” Buda güneşi; “burḫanlıġ ḳaŋımın körür men” Buda babamı görürüm; “yanıŋızda burḫanlıġ kün tŋri toġmaḳı bolġay” yanınızda Bud…
(Budist) rahipler topluluğu, cemaat (saṃgha; çoğunlukla “bursaŋ ḳuvraġ”): “kamag bursaŋ kuvragdın iki toyın” bütün rahip topluluğundan iki rahip; “burḳan … bursaŋ ḳuvra…
Önce, önceden (çoğunlukla “-da/-dın burun”): “anda burun kim töşek ḳatmas siler” onlarla birleşmeden önce; “olarda burun perilerdin ademilerdin” onlardan önce cinlerden…
Burun: “ėki közintin burnıntın barça ḳan abıp önti” iki gözünden, burnundan kan boşandı; “balıḳ ḳudruḳındın ḳozı burnıŋa” Balık burcunun kuyruğundan Koç’un burnuna; “kü…
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “aġı barımḳa tegip baġın sesip busin alıp” hazineye ulaşıp bağını çözüp … alıp.
Put, idol: “taŋrıda adın butlarḳa yekke” Tanrı’dan başka putlara, şeytana.
(Sanskritçe bhūta) kötü ruh, cin: “alḳu yek raksaz butilarıġ artadtaçı” bütün şeytanları, raksasaları, bhūtaları yok eden; “sekiz tümen tört miŋ butilarıġ bozdaçı” seks…
Anlamı kesinleşmeyen söz: “buu siksil ḳundaçılar” (?); “yeklerig barslarıg buu altızmış” şeytanları, kaplanları … yola getirmiş (?).
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “bu darnılarıġ buy …”.
(Budist) sevap, erdem (puṇya): “üküş türlüg buyan edgü kılınç kılmış” çeşit çeşit sevap, iyi iş işlemiş; “ḳutı buyanı yoq erip” kutsallığı, sevabı olmayıp; “bo ögmiş bu…
Sevaplı, erdemli, kutlu: “buyanlıġ tarıġlaġ” sevap tarlası (puṇyakṣetra); “buyanlıġ sumır taġıġ turḳurtuŋuz” erdem dağını diktiniz; “ıḳi kırk kut buyanlıg irü belgü” ot…
Anlamı kesinleşmeyen söz: “büdiyü ḳolın sala” … kolunu uzatarak; “öpke köŋülin büdiyü” öfkeli gönülle … (?).
Bugün: “bükün … küsüşüm ḳantı” bugün dileğim yerine geldi; “bökünki künte bo nomluġ oronta” bugünkü günde bu öğreti yerinde; “bükünki bu ḳutluġ künte ökünür men” bugünk…