Mal, eşya, varlık; hep “ed tavar” ikilemesiyle: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendiliğinden bozulur, yok olur; “ed tavar tileser bultuŋ” mal istersen buldun…
Uigurica I-IV sözlüğü
1.634 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
61 madde · “e” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
İyilikli, hayırlı, erdemli; yararlı: “kim muntag edgülüg maytrı bodisavatag körgeli küsemeser” kim böyle iyilik dolu Maitreya bodisatvayı görmek istemezse; “emgekligler…
İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…
Yüksek, yüce: “ay sırḳa yaḳın ay köŋülke eḍiz” ey sırra yakın, gönülden yüce olan; “édiz taġ édiz sögüt teriŋ yar” yüksek dağ, yüksek ağaç, derin uçurum; “azu ėdiz taġt…
Eğmek, bükmek; çoğu kez “boyun eg-”, “baş eg-” boyun eğmek, itaat etmek: “yaġıları eştip boyun egdiler” düşmanları işitip boyun eğdiler; “maŋa kim boyun egse arzu bulur…
Eksiltmek, eksik bırakmak, ihmal etmek: “edgü ḳılınç yaratınmaḳın egsütme” iyi iş yapmayı eksik bırakma; “ölüm künketegi atayu tapayın uduġın egsütmeser” ölüm gününe de…
(Tohum) ekmek: “negü ekse yirke yana ol önür” insan yere ne ekerse o biter; “uruġ eḍgü ekse öner eḍgülük” iyi tohum ekerse iyilik biter; “uruġ isiz ekse isiz ök önür” k…
İki, ikisi; hep “ekin ara” ikisi arasında (Orhon yazıtlarında): “kök teŋri asra yaġız yėr ḳılıntuḳda ekin ara kişi oglı ḳılınmış” üstte mavi gök, altta yağız yer yaratı…
El: “muŋaḍmış yirimde elig tut maŋa” sıkıştığım yerde elimi tut; “ḳalı bolsa elgiŋ boḍunḳa uzun” elin halka uzun (cömert, güçlü) ise; “ḳamuġ eḍgülükke tegürgil elig” he…
Şimdi, artık; (söze başlarken) işte, öyleyse: “anı ög sen emdi sewinçin tile” sen şimdi onu öv, sevinçle dile; “muŋar meŋzetü keldi emdi bu söz” şimdi buna benzer söz g…
Acı çektirmek, sıkıntıya sokmak, eziyet etmek: “küŋ ḳul ḳılıp uçuz yinik tutup emgedip irintürdüm erser” köle cariye edip hor görüp eziyet ederek kederlendirdiysem; “te…
Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…
Acılı, ıstıraplı, sıkıntı çeken: “emgeklig yüzin iye taya badari braman inçe tėp tėdi” Brahman Bādari acılı yüzünü eğip şöyle dedi; “muntaġ emgeklig yolda tüşmiş tururl…
Acı çekmek, sıkıntıya katlanmak; çile çekmek: “altı yıl tapavan berkte duşkaraçar emgek emgenmişin” altı yıl çile ormanında ağır çile çekmiş olarak; “ertiŋü emgek emgen…
Acı çektirmek, eziyet etmek, sıkıntı vermek: “mini emgetür til iḍi ök telim” dil sahibi beni çok eziyet ettirir; “emgettiler kelmezde aşnu bizke” sen gelmeden önce de b…
Eziyet eden, işkenceci: “tınlġlaraġ ḳınaġuçı emgetgüçi boltum erser” canlılara işkence eden, eziyet eden olduysam; “küçsüz küsünsüz tınlıglar emgetgüçiler” güçsüz canlı…
Anlamı kesinleşmeyen söz; Avalokiteśvara’nın göründüğü biçimler sayılırken yüce varlık adı olarak: “birök uluġ emrençler atlġlar körkin ḳutrulġu tınlġlar erser” eğer ul…
Anlamı kesinleşmeyen söz (U II, kırık bağlam; koruyucu tanrı sıfatları arasında).
Anlamı kesinleşmeyen terim; hep “üç eŋim sansar” (üç katlı ya da üç âlemli sansara ?): “tutyaġ yme munta üç engim sansardaḳı nızvanılar oġrınta tört türlüg adrılurlar” …
Bir kişi adının parçası (U II, bağış duası): “atam bai epe çaŋşi-ḳa” babam Bay Epe Çangşi’ye.
Er, erkek; adam, kişi: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” (insan) bilgi bilirse hastalık ondan uzaklaşır; “ögü bilmez erke ögüt ögretür” akıl bilmeyene öğüt öğretir; “ḳuş…
Olmak, var olmak; bulunmak: “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hiçbir şeyden değildir; “öz yaş kentü ürlüksüz meŋüsüz erür” ömür kendiliğinden kalıcı deği…
Erdem, fazilet; hüner, yetenek, kişisel değer: “aŋar birdi erdem bilig ög uḳuġ” ona erdem, bilgi, akıl, anlayış verdi; “bu erdem bile er tilek arzu yir” insan bu erdeml…
Erdemli, hünerli, yetenekli; güçlü: “ḳamuġḳa tusulur kör erdemlig er” erdemli yiğit herkese yarar; “sarandın ḳaçar barça erdemlig er” erdemli kişi cimriden kaçar; “alp …
Mücevher, değerli taş: “altun kümüş erdni monçuḳ satıġsız erdniler tilegeli” altın, gümüş, mücevher, inci, paha biçilmez değerli taşlar aramak için; “arıġ süzük yruġ ya…
Mücevherli, mücevherle süslü: “vayturi erdinilig kent tamınıŋ” lacivert taşından mücevherli şehir surunun; “erdinilig siŋekliki tegre tegzinürler” mücevherli sineklikle…
Öğüt; hep “öt erig”: “üküş eḍgü yarlıġ tümen öt erig” pek çok iyi buyruk, binlerce öğüt; “teginmek öt erig tıltaġınta” öğütle eğitme sebebiyle.
Herhalde, muhakkak, belki (tahmin ve kesinlik bildirir): “bilge ermiş erinç alp ermiş erinç” (kağanlar) bilgeymiş herhalde, yiğitmiş herhalde; “teŋri ança tėmiş erinç” …
Güç, erk, yetki, iradi egemenlik; çoğu kez “erk türk”: “bar erse yazuḳum ḳına erk saŋa” suçum varsa cezalandırmak sana kalmış; “dyan saḳınçlar üze erk tarta umaz” medit…
Erkek: “kim kim ḳılsa eḍgülüklerdin erkekdin ya tişidin” erkek olsun kadın olsun iyi iş yapan; “ayıtmaḳlıḳ erkek turur … cevabı tişi ol” soru erkektir, cevabı dişidir; …
Soru ve şüphe edatı: acaba, ki: “negü ḳıldım erki elig men saŋa” sana ne yaptım ki; “ḳayu ta‘at erki uḳumaz munı” hangi ibadet acaba, bunu anlayamaz; “ne ayıg kılınç kü…
Güçlü, kudretli, egemen; (Tanrı için) Kadir: “ay erklig uġan meŋü muŋsuz bayat” ey güçlü, kadir, ebedî, muhtaç olmayan Tanrı; “nėme körklüg erklig ol” ne güzel koruyucu…
(Budist metinlerde “kişili kişi ermezli” ikilemesiyle) insan olmayan varlıklar (Sanskritçe amanuṣya): “kişili kişi ermezli körkin ḳurtulġu” insan ve insan olmayanların …
Geçmek, öteye geçmek; aşmak: “ögüz ertgeli oġratıŋ” ırmağı geçmeye niyetlendin; “anı ertdimiz yėnçü ügüzüg keçe” onu geçtik, İnci ırmağını aşarak; “yıraḳ barmış … ada e…
Gelip geçici, kalıcı olmayan, fani: “yükünç ertimlig turur” (dünya) geçicidir; “muna ertimlig et-özümüz ertip barsar” işte geçici bedenimiz geçip gidince; “bu biziŋ et’…
Pek, çok, son derece: “ertiŋü üküş edgü ḳılınç ḳazġanç ḳazġanur” pek çok iyi iş, sevap kazanır; “ertiŋü uluġ törün alı bertim” çok büyük törenle alıp verdim; “ed tavar …
Çok, pek çok; hep “erüş üküş” ikilemesiyle: “erüş üküş bursoŋ kuvrag” pek çok rahip topluluğu; “erüş üküş keyiklerig isig özlerinte öŋi kıltımız” pek çok hayvanı canınd…
Esen, sağ, sağlıklı; güvende: “sewerin esen tut yaġısın kötür” seveni esen tut, düşmanını kaldır (yok et); “esenin tirilgil üküş yıl yaşa” sağlıkla yaşa, çok yıl yaşa; …
İşitilmek, duyulmak: “on ḳat ḳas oyun yaŋurusı eşidilür” on kat … oyun sesi işitilir; “yėl iyin eşidilür” rüzgârla işitilir; “tünle bir ün esidilti” gece bir ses işitil…
İşitmek, duymak: “ol sabıġ ėşidip tün udısıḳım kelmedi” o sözü işitince gece uykum gelmedi; “anı eşidip virutaḳ ėlig beg … yarlıg yarlıḳadı” bunu işitince kral Virūḍhak…
İşittirmek, duyurmak, haber vermek: “men barıp monı élig begke eşidtüreyin” gidip bunu krala duyurayım; “bu darnınıŋ ünin esidtürser” bu daraninin sesini işittirse; “eg…
Et: “kişi ḳılḳı kirtüç etiŋni yigey” insanların huyu gerçekten etini yiyecek (seni çekiştirecek); “teŋizni yėse sizler andın yaş et” denizden taze et yiyesiniz diye; “e…
Beden, vücut (et ‘et’ + öz ‘öz, can’): “muna ertimlig et-özümüz ertip barsar” işte geçici bedenimiz geçip gidince; “bolmaz et-özke ölmek meger taŋrı yarlıġı birle” Tanr…
Ev, konut; yurt: “atın mindi keldi eviŋe turup” atına bindi, kalkıp evine geldi; “ewindin turup çıḳtı” evinden kalkıp çıktı; “tört yıŋaḳtın … ėwleriŋizdin” evlerinizden…
Ters, eğri, çarpık (söz için): “evrik sarsıġ sav sözledim erser” ters, kaba söz söylediysem.
Dönmek, çevrilmek; dönüp durmak: “yarattı kör ewren tuçı ewrilür” (Tanrı) gökyüzünü yarattı, o daima döner; “bu ay burcı sertan bu ew ewrilür” ayın burcu Yengeç’tir, bu…
Ezrua, Brahmā (Maniheist metinlerde Zurvan, en yüce tanrı): “ezrua hormuzta vişnu maheşvari tört maharaçlar” Brahmā, Hürmüz (Śakra), Viṣṇu, Maheśvara, dört büyük kral; …
(U II’de) “ezuk sögüt” aśoka ağacı: “ezuk sögütnüŋ butıḳı tapa titrü çınḳaru körüp” aśoka ağacının dalına dikkatle bakıp.
Yalan, gerçek dışı; “ezüg sav” yalan söz: “ezük yalġan savın sėni sökti” yalan, düzmece sözlerle sana sövdü; “ezük yalġan savın tınlıglarıg örletgüçi” yalan sözlerle ca…
İki: “edgüli ayıġlı ėki türlüg ḳılınç” iyi ve kötü iki türlü eylem; “ėki ėrig udşuru sançdı” iki adamı kovalayarak mızrakladı; “inim kül tėgin birle eki şad birle” küçü…
İkinci; ikinci olarak: “ėkinti süŋüş eŋ ilki ay altı yaŋıḳa” ikinci savaş, ilk ayın altısında; “ekinti ḳoşulgaḳda ediz birle süŋüşdümiz” ikinci olarak Koşulgak’ta Edizl…
İl, devlet, ülke; siyasi birlik ve halkı: “eçim ḳaġan ėli ḳamşaġ boltuḳınta” amcam kağanın ili sarsıldığında; “teŋride bolmış ėl ėtmiş bilge ḳaġan” gökte doğmuş, ili dü…
Devlet adamı, yönetici; KB’de ilçi yazımıyla devlet işlerini yürüten bilgili kişi, çoğu kez hitap olarak: “biliglig uḳuşluġ bügü ilçi beg / ikigün ajunda bolur ornı yig…
Elli, … eli olan: “miŋ közlüg miŋ éliglig amduq körgeli erklig aryavlokidéşvar bodistv” bin gözlü, bin elli Avalokiteśvara bodisatva; “vçır ėliglig” elinde vajra olan (…
Götürmek, iletmek; alıp gitmek: “ḳızın ḳoyınta kötürü alıp … sögüt altın ėltü bardı” kızını koynunda kaldırıp … ağacın altına götürdü; “kötürü ėltip ulug tamularda kemi…
Leş, kokmuş hayvan cesedi (DLT): “üs es körüp yügsek ḳalıḳ ḳodı çoḳar” akbaba leşi görünce yüksek gökten aşağı dalar; “tawar körüp üsleyü eske çoḳar” malı görünce akbab…
Isınmak, ateşlenmek (hastalık için); “ėsimeklig ig” sıtma, nöbetli ateş: “alḳu ėsimek tüzlüg ig aġrıġlarıġ kiderzün” ateş türünden bütün hastalıkları gidersin; “bir kün…
Kötü, fena, uğursuz; değersiz: “eger tegse olarḳa bir yawuzluḳ ėsiz fal toḳır erdiler” onlara bir kötülük dokunsa uğursuzluk sayarlardı; “soŋ ḳaldı anlarda kiḍin ėsız ……
Düzenlemek, yapmak, kurmak; (ülkeyi) örgütlemek: “tört buluŋuġ ėtmiş yıġmiş yaymiş basmiş” dört yanı düzenlemiş, toplamış, yaymış, bastırmış; “teŋride bolmış ėl ėtmiş b…
Süs, bezek, takı: “tuttı musa ḳavmi … altun birle ėtiglerindin bir buzaġu” Musa’nın kavmi takılarından bir buzağı edindi; “tükel türlüg etigin bitilmiş boltı” her türlü…
Ardınca, peşi sıra; -e göre, uygun olarak: “teŋriken ėyin anta yorımiş” Tanrı gibi (kağanın) ardınca orada yürümüş; “ḳaltı ėyin yatdaçılar erür” tıpkı ardınca yatanlar …