Seslenme ya da acı, şaşkınlık bildiren ünlem: a!, ey!, ah! (“yekler uluġı a siziŋ ḳızıŋız…”, “… a ölüp bardı”).
TT I-X sözlüğü
1.142 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
1.142 madde
Olur ya, şayet, bir gün (-sar koşuluyla birlikte): “abam bir adaḳın sısar…” şayet bir ayağını kırarsa…
(Kapı, kapak, yol) açmak: “teŋri yėriŋerü ḳapaġın açdı” tanrılar yurduna kapısını açtı; “açar ḳut ḳapuġ” mutluluk kapısını açar; “yolug aç” yolu aç.
Aç, karnı boş; tok karşıtı: “aç ne yimes, toḳ ne times” aç neyi yemez, tok neyi söylemez; “toḍurmadım açım toḳum” (yakınlarımın) açını tokunu doyurmadım.
Acımak, sızlamak; acılaşmak (?): “igiŋ aġrıġıŋ açıdı” hastalığın, ağrın acıdı (ya da dindi).
Acı (tat); tatlı (süçüg) karşıtı: “süçüg tattıŋ erse açıġḳa…” tatlıyı tattıysan acıya da (hazır ol).
(Kapı, kapak) açılmak: “asurilar orduları ḳapıġı özin ök açılur” asuraların saray kapısı kendiliğinden açılır; “ḳamuġ eḍgülükke açılsu ḳapuġ” her iyiliğe kapı açılsın.
Ad, isim; bir şeyin ya da kişinin anıldığı söz: “bu şasdrnıŋ adı boldı abidarmakoş” bu incelemenin adı abidarmakoş oldu; “nedegin adı bolur … tėp” neden … diye adlandır…
Tehlike, bela, zarar: “bu adatın ozġuluġ yoluŋ közünmez” bu tehlikeden kurtulacak yolun görünmüyor; “bı bıçġu adasıŋa tüşmezünler” kılıç bıçak tehlikesine düşmesinler.
Tehlikeli, zararlı: “adalıġ orunlartın ozġuluḳ” tehlikeli yerlerden kurtulmak için; “emgek tözlüg adalıġ turur” (mal mülk) acı özlüdür, tehlikelidir.
Başka, diğer, öteki: “bar adın orunta sözlep” başka yerde söyleyip; “adın kişilertin tıdıġ bar” başka kişilerden engel var; “aḍın yol” başka yol.
Şaşılası, harika, olağanüstü: “adınçıġ muŋadınçıġ soġançıġ tatıġlıġ nom” harika, şaşılası, hoş ve tatlı öğreti; “adınçıġ alp erdem” olağanüstü güçlü erdem; “aşoḳ atlıġ …
Ayırmak, ayırt etmek: “ḳaralı örüŋli aḍırttı” karayı ve akı ayırdı; “körüp adırtıp” görüp ayırt edip.
Fark, ayrım, ayrılık: “ekintiniŋ adırtı üküş bar” ikisinin arasında çok fark var; “alḳu şiriavaklar birle bolur ḳayu adırtı” şravakalarla ne farkı olur; “ayıġlı sawıŋnı…
Ayrıntısıyla incelemek, çözümlemek, ayırt ederek anlamak: “şastrlarıġ adırtlayu uḳtaçı” incelemeleri ayrıntısıyla anlayan; “utġuraḳ bilge biligin adırtlayu uḳar” kesin …
(Abh) bilincin tutunduğu nesne, dayanak nesne: “köz biligi adḳaġında adḳansar” göz bilinci nesnesine tutunursa; “adḳaġ atlıġ basudçı” nesne denen koşul; “adḳaġın tuda” …
(Abh) nesneli, bir nesneye bağlı; nesnesi olan: “öçmekli yollı adḳaġlıġ nizvanılar” sönüş ve yolu nesne edinen tutkular; “adḳaġlıġ tėp yörüg ol” ‘nesneli’ demek (şu) an…
(Bir nesneye) yönelip tutunmak, onu kavramak, algılamak (Abh terimi): “alḳu adḳanġularıġ adḳandaçı bilge bilig” bütün nesneleri kavrayan bilgelik; “kėrtülerig adḳanıp” …
Ünlü, adı saygıyla anılan: “ayaġlıġ adlıġ ḳaŋım mani burḫanım” saygın ve ünlü babam Mani Burḫan’ım.
Ayak: “teŋriniŋ adaġlarınta töpüsi üze yükünüp” tanrının ayaklarına başını koyarak eğilip; “ėlgin adaḳın” eliyle ayağıyla; “töpöden adaḳnaŋ tıraŋaḳ uçıŋa” tepeden ayak …
Kırık bir satırda geçen, okunuşu ve anlamı belirsiz söz (“köŋüllii afiakir … körmezler”).
Yükselmek, yukarı çıkmak: “küniŋe beḍüyür, yoḳaru aġar” (ay) günden güne büyür, yukarı yükselir; “tamudan yoḳaru agdukta” cehennemden yukarı çıktığında; “mihrabḳa aġdıl…
Hazine, hazine evi, ambar: “barımlıḳ aġılıḳıŋızḳa” mal dolu hazinenize; “aġılıḳ kömsülük” hazine ve depo; “aġlıḳımtaḳı ed tavarımın” hazinemdeki malımı.
Dönmez, sarsılmaz (gönül): “aġınçsız evrilinçsiz bek köŋül öriḍip” dönmeyen, değişmeyen sağlam bir gönül uyandırıp; “aġınçsız köŋül” sarsılmaz gönül.
Ağır, yükü çok: “zerre aġırınça” zerre ağırlığınca; “yėnikin aġırın bilmek” hafifini ağırını bilmek.
Ağız: “aġızları birle ayurlar” ağızlarıyla söylerler; “aġız aġrıġ igig” ağız ağrısı hastalığı; “ḳızıl aġzı ḳan teg” kırmızı ağzı kan gibi; “aġızlarıntın ört yalın öner”…
Ağrı, sızı; hastalık; çoğunlukla “ig aġrıġ” ikilemesiyle: “ig aġrıġ kėtdi” hastalık ve ağrı gitti; “ig aġrıġ ada tuda kelürür” hastalık, ağrı, tehlike, engel getirir.
Ağırbaşlı, vakur (?): “ol aġır aġruş amil yabaş kişiler” o ağır, ağırbaşlı, uysal, yumuşak kişiler.
Ağı, zehir: “aġu ḳıldı emdi maŋa yir aşım” yediğim yemeği bana zehir etti; “aġu türtüp” zehir sürüp; “aġun yilvin” zehirle, büyüyle.
Zehirlenmek: “aġuḳup ölmegey” zehirlenip ölmez; “aġuḳmış tınlıġlar” zehirlenmiş canlılar.
Zehirli: “aġuluġ oot” zehirli ateş; “aġuluġ aş” zehirli yemek; “aġuluġ luu” zehirli ejder; “ḳayır yılan böy … ulatı aġuluġ” akrep, yılan, örümcek ve benzeri zehirliler.
Ağza alınmak, söylenmek (?): “yıd yıpar teg aġzanmış sawıŋ edikdi” misk gibi söylenmiş sözün iyi (karşılandı).
Dünya, âlem; insanların yaşadığı yer: “ajun itgüke açtı uştmaḫ yolı” dünyayı düzenlemek için cennet yolunu açtı; “isiz ajun ḳaldı mu” kötü dünya (geride) mi kaldı; “aju…
Ak, beyaz: “aḳ bisi ḳulunlamış” ak kısrak yavruladı; “kerip tutar aḳ torın” ak ağını gerip tutar (bulut).
Akıtmak: “aḳıtsa suwuġ yirde ni’met önür” suyu yere akıtsa nimet biter; “aŋar baḳır yulını aḳıttımız” ona bakır pınarını akıttık; “közde aḳıttı aḳın” gözünden yaş akıttı.
Devrilmek, alt üst olmak: “kemi aḳtarılur” gemi devrilir; “aġıp kelir soġıġ suw aḳtarılıp yanturu yorıtı” yükselip gelen soğuk su devrilip geri aktı.
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Hile, düzen, kurnazlık: “olarnıŋ alları” onların düzenleri; “taŋrı … kafirlerniŋ alını” Tanrı kâfirlerin düzenini (boşa çıkarır).
Aldatmak, kandırmak: “aldap yana ḳaçtımız” aldatıp yeniden kaçtık; “allıġ çewişlig kişiler altayu turur” hileci kişiler aldatıp durur; “yaġı yawlaḳ altayur” düşman, köt…
Karşılıklı almak; el tutuşmak: “selam ḳıldı, ötrü alıştı elig” selam verdi, sonra el tutuştular; “kirdiler ewke alşıp elig” el ele tutuşup eve girdiler; “elig alşu tutş…
Övmek, alkışlamak, kutsamak; çoğunlukla “ög-” ile: “burḫan ögdi alḳadı” Buda övdü, kutsadı; “kişi körse ögse sini alḳayu” insanlar seni görünce övüp alkışlasa; “alkamış…
Kutsatmak, övdürmek; “alḳatmış” kutsanmış, kutlu: “alḳatmış aiḳa, kösençig künke” kutlu aya, özlenen güne; “alḳatmış bėş ḳat teŋri yėrinte” kutlu beş katlı tanrı yurdun…
Tükenmek, bitmek, yok olmak: “neçe tirse dünya tüker alḳınur” ne kadar toplanırsa toplansın dünya tükenir, biter; “aġı barım alḳınsar” mal mülk tükenirse; “kişi sözlese…
Alkış, övgü, hayır dua; “ḳarġış” (beddua) karşıtı: “kişi eḍgü atın kör alḳış bulur, atıḳmış isiz ölse ḳarġış bulur” insan iyi adıyla hayır dua bulur, kötü adla anılan ö…
Bütün, hep, her: “alḳu tınlıġlar” bütün canlılar; “alḳu nizvanılar” bütün tutkular; “alḳu işlerig bütürür” bütün işleri başarır.
Hileli, kurnaz: “allıġ çewişlig kişiler altayu turur” hileci, düzenbaz kişiler aldatıp durur.
Yiğit, kahraman, cesur: “toŋa alp er erdi” Tonga yiğit bir erdi; “edgü alp kişig” iyi, yiğit kişiyi; “ḳaġanı alp ermiş” kağanı yiğitmiş; “alpın erdemin üçün” yiğitliği …
Hile, düzen; beceri; çoğunlukla “al altaġ” ikilemesiyle (çare, düzen; Budist upāya): “ḳop ḳamaġ uzanmaḳ al altaġ bilmiş” bütün ustalık ve çareleri bilmiş; “al altaġ uza…
Altı: “altı yıl” altı yıl; “altı yüz” altı yüz; “altı ḳaçıġ” altı duyu organı; “altı paramit” altı mükemmellik; “altı ėrig sançdı” altı eri mızrakladı.
Alt, aşağı; “üstün” karşıtı: “üstün teŋri, altın yalaŋuḳ” üstte tanrılar, altta insanlar; “eḍiz ‘arşta altın seraḳa tegi” yüce Arş’tan aşağıda toprağa dek; “sögüt altın…
Altın: “altun kümüş” altın gümüş; “sarıġ altunın, ürüŋ kümüşin” sarı altınını, ak gümüşünü; “altun örgin üze olurupan” altın taht üzerine oturup; “altun birle ėtiglerin…
Altınlı, altından yapılmış: “altunluġ ḳoŋraġular” altın çıngıraklar; “altunluġ ḳaŋlı” altın araba; “altunluġ pariçatr sögüt” altın pariçatr ağacı; “yintem altunluġ taġ …
Bazı, kimi; çokluk iyelikle “amarıları” bazıları, kimileri: “amarıları inçe tėp tėyürler” kimileri şöyle derler; “amarılar kızartmış temirlig çomaḳların başka toḳışu” k…
Sevmek, candan sevmek, bağlanmak: “maytrı bodisavtka amramaḳın” Maitreya bodhisattvaya olan sevgiyle; “seve amrayu” sevip bağlanarak; “ançulayu amrar ertii siznii” sizi…
Dinginleşmek, yatışmak (?); “amrıḳmış nirwan” dinginleşmiş nirvana: “amrıḳmış nırwanıġ tapsunlar” dingin nirvanaya ulaşsınlar.
Şimdi, bu anda; artık: “amtı türk yigit erken” şimdi genç iken; “amtı ökünürbiz” şimdi pişmanlık duyuyoruz; “ol amtı anıġ yoḳ” o şimdi (artık) kötü değil; “amtı şasdr y…
Sakin, uysal, yumuşak huylu: “örüg ol amul keḍ serimlig sabur” ağırbaşlı, sakin, çok sabırlı; “inç amul” rahat ve huzurlu; “kelgil amul oynalım” gel, huzur içinde oynay…
(Maniheist terim) toplama, derleme (ışık parçacıklarının toplanması); “amvrdşn ḳıl-” toplamak: “amvrdşn ḳılıp yıġınġuġ” toplayıp biriktirmeyi; “amvrdşn ḳıltılar” toplad…
Ana, anne: “ata ana” ana baba; “atada anada baġırsaḳ bolup” anadan babadan şefkatli olup; “anası ḳarnında” anasının karnında; “ey anam oġlı” ey anamın oğlu (kardeşim); …
“ançan ançan” azar azar, adım adım, sırayla: “ançan ançan kéŋürü” azar azar genişleyerek; “ançan ançan tanuḳlayur” adım adım tanıklık eder (gerçekleştirir); “ḳoḍu birgü…
O zaman, hemen (?): “ançata timin iş …” o zaman hemen (bir) iş …
Kırık satırda geçen, anlamı belirlenemeyen söz.
Öyle, aynı biçimde, bunun gibi: “ançulayu yme ḳarımaḳ iglemek” aynı biçimde yaşlanmak, hastalanmak da; “ançulayu erür meniŋ eşidmişim” şöyledir benim işittiğim; “ançula…
Kırık Maniheist metinde geçen, anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (“tolp sansarıġ siziŋe anḳıttırtıŋız”).
Kırık satırda geçen, anlamı kesinleşmeyen söz.
(Maniheist) ölümsüzler yurdu: “anoşagan ortuta toġġu üçün” ölümsüzler yurdunun ortasında doğmak için; “anoşagan ortuta toġtılar” ölümsüzler yurdunun ortasında doğdular.
Hazırlanmak: “ölümke anunġu” ölüme hazırlanmalı; “ölümke anun” ölüme hazırlan; “yerig teŋrig yaratġalı etgeli anuntılar” yeri göğü yaratmaya, düzenlemeye hazırlandılar.
Hazırlamak: “bursoŋ ḳuvraġ üçün anutmış aşıġ içgüg” topluluk için hazırlanmış yemeği içeceği; “cewabın anutġıl özüŋke berat” cevabını hazırla, kendine berat (kurtuluş b…
Ata, ecdat, büyük ata: “eçüm apam bumın ḳaġan, iştemi ḳaġan” atalarım Bumın Kağan, İstemi Kağan; “eçümüz apamız yamı ḳaġan” atamız Yamı Kağan.
Kırık bağlamda geçen, anlamı kesinleşmeyen biçim.
Ara; arasında, içinde: “siziŋ ara” aranızda; “kişi ara” insanlar arasında; “ikin ara” ikisi arasında; “ḳuvraġ arasınta” topluluk içinde; “işleriniŋ arasında” işleri ara…
Bozmak, çürütmek, heba etmek: “işiŋin küçüŋin ardatur” işini, gücünü heba eder; “buzġuluḳ ardatġuluḳ bolmaz sn” (sen) bozulup çürütülecek değilsin.
Arhat, ermiş: Budist yolun sonuna varıp tutkulardan kurtulmuş, bir daha doğmayacak olan kişi: “arhant ḳutın bulur” arhatlık mertebesine erer; “şaripudrė arḫant” arhat Ś…
Temizlenmek, arınmak: “bu er ölmeginçe arımaz kiri” bu adamın kiri ölünceye dek arınmaz; “arıġsız arır yumaḳın” kirli yıkanmakla temizlenir; “alḳu ayıġ yavız ajunları a…
Temiz, arı, saf: “arıġ topraḳ” temiz toprak; “arıġ ton” temiz giysi; “ay teŋriniŋ arıġ yaruḳı” ayın temiz ışığı; “araġ turug köŋül” arı, duru gönül.
Tek tanıklı söz: “erklig ḳannıŋ yarlıġı arḳulayu turur ewiŋde” güçlü hanın buyruğu evinde … durur.
Bozulmak, çürümek, yozlaşmak: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendi kendine bozulur, çürür; “yaġuşsa artar öz” (arzu) yaklaşınca öz bozulur; “bu ortu buzulġa,…
Ardıç: “artuç sögüt budıḳı yüz türlügin ırġalur” ardıç ağacının dalı yüz türlü sallanır; “ay ewi artuç butaḳ” … ardıç dalı.
Maniheist ilahide geçen, anlamı kesinleşmeyen ad (“alḳu bėş ajunlarnıŋ umuġı aryayışa töz nom …”); ‘yüce İsa’ okunuşu düşünülebilir.
Yarar, fayda, kazanç; “asıġ tusu” yarar ve fayda: “nomḳa ulaġ sapaġ asaġ tusu ḳılmış bolalım” öğretiye sürekli yarar sağlamış olalım; “tınlıġlarḳa asıġ tusu ḳılmaḳı” ca…
Yararlı, faydalı: “asıġlıġ tusuluġ ḳılġu üçün” yararlı ve faydalı kılmak için; “asıġlıġ ḳul erse oġulda yaḳın” yararlı köle oğuldan yakındır; “ne neŋ bar bilig teg asıġ…
Alt, aşağı; “üze … asra” üstte … altta: “üze kök teŋri, asra yaġız yėr ḳılıntuḳda” üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında; “üze tuman turdı, asra toz turdı” yuk…
Aşmak, geçmek (dağ, geçit, çöl): “ḳayu art aşar” kimi geçit aşar; “ḳara ḳum aşmış” Kara Kum’u aşmış; “altun yışıġ aşa keltimiz” Altın Yış’ı aşıp geldik; “kögmen aşa ḳır…
Yemek, aş, yiyecek: “aş içgü” yiyecek içecek; “yėgü aş” yiyecek; “biligligke bilgi tükel ton aş ol” bilgili için bilgi hem giysi hem yemektir; “yigüm arpa aş” yemeğim a…
Artmak, çoğalmak; çoğunlukla “ükli-” ile: “buyanları ikileyü ükliyür aşılur” sevapları iki kat çoğalır, artar; “teŋridem ḳutı küçi çoġ yalınları aşılmaḳı bolzun” tanrıs…
Önce gelmek, öne geçmek: “bir öḍ ap yime aşnurlar” (ecelleri geldiğinde) bir an bile öne geçmezler; “aşnuḳan irgürü etüzüŋin küzed” önceden bedenini koru; “bildimiz aşn…
Önceki, eski: “aşnuḳı ajunta ḳılmış öz ḳılınçım” önceki hayatta yaptığım kendi işim; “aşnuḳılarnıŋ bitimiş sörçekleri” öncekilerin yazdığı masallar; “aşnuḳına öŋi bu sa…
Atmak, fırlatmak: “anı kirü arḳalarında attılar” onu arkalarına attılar; “sizlerde almış aġu hormuzta teŋrike atġay men” sizden aldığım zehri Hormuzta tanrıya atacağım;…
Ad, isim; san, ün: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “eḍgü atın kör alḳış bulur” iyi adıyla hayır dua bulur; “özüŋ meŋü ermez, atıŋ meŋü …
Adlandırmak, ad vermek; unvan vermek: “bu ma‘ni üçün atım ay toldı tip atadı” bu anlam için adımı Aytoldı diye koydu; “yabġu atadı” yabgu unvanı verdi; “mahaḳaşip tėp a…
Ata, baba: “atası anası” anası babası; “ata ana hem yaġuḳlar” ana baba ve yakınlar; “oġul toġsa ḳılḳı ataḳa yanur” oğul doğarsa huyu babasına çeker; “ey atam” ey babam;…
Adlı, … adında: “ay toldı atlıġ er” Aytoldı adlı bir er; “aşoḳ atlıġ sögüt” Aşoka adlı ağaç; “bėş türlüg anantiras atlıġ aġar tsuy” anantiras denen beş ağır günah; “sum…
Avīci: en derin, en korkunç cehennem; “aviş tamu”: “üstün akaniştabawan, altın aviş tamu” yukarıda Akanişta göğü, aşağıda Aviş cehennemi; “avış tamu otı taşġaru ünüp” A…
Söylemek, demek: “ayġıl tidi” söyle dedi; “yanut birdi ögdülmiş aydı” Ögdülmiş cevap verip dedi; “köŋül sırrı berk tut sen ayma tilin” gönül sırrını sıkı tut, dille söy…
Gökteki ay: “yaġız yir yaşıl kök kün ay birle tün” yağız yer, yeşil gök, güneş, ay ve gece; “kün ay teŋri” Güneş ve Ay tanrısı; “kün ai yaruḳın tıda” güneşin ve ayın ış…
Saymak, saygı göstermek, ağırlamak; çoğunlukla “aġırla-” ile ikileme: “ayayu aġırlayu yükünür men” saygıyla, hürmetle eğilirim; “ayayu aġırlayu tutmış kergek” saygı ve …
Saygı, hürmet, itibar: “aġar ayaġ ḳılurlar” büyük saygı gösterirler; “ayaġın çiltegin” saygısını hürmetini; “uluġ türlüg aḳır ayaġ üze” türlü türlü büyük saygıyla; “etü…
Saygın, saygıdeğer, itibarlı: “ayaġlıġ addlıġ ḳaŋım mani burḫanım” saygın, adı sanı yüce babam Mani Burhan; “freşti ayaglag tataglag atlag tŋri” saygın, tatlı, ünlü mel…
Saygı, derin hürmet; çoğunlukla “aġır ayançaŋ” büyük saygı: “tınlıġlarnıŋ aġır ayançaŋ köŋüllerin” canlıların büyük saygı dolu gönüllerini; “ayançaŋ köŋülin yüküŋü” say…
Pek, çok; (olumsuz buyrukta) aşırı, fazla: “ayı sewme dünya” dünyayı fazla sevme; “ayı eḍgü ermez bu dünya ḳutı” bu dünya mutluluğu pek iyi değildir; “ayı boḍ uzun bols…