İçmek: “bor içme aya borçı boġzı ḳulı” ey şarapçı, boğazının kulu, şarap içme; “bor içse açıldı çıġaylıḳ yolı” şarap içerse yoksulluk yolu açılır; “yėgil hem içgil yaru…
TT I-X sözlüğü
1.142 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
41 madde · “i” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
İç, içeri; karın, gönül: “ay iç taş biligli” ey içi dışı bilen; “taşı teg içi ol içi teg taşı” dışı gibi içi, içi gibi dışıdır; “körü barsa erdi içim taşlarım” içimi dı…
Cin, kötü ruh (Sanskritçe rakṣasa karşılığı); hep “yek içgek”: “tolu yavlaḳ yek içgek ėrser kėlip ol kişig ölürgeli” kötü cinler, periler gelip o kişiyi öldürmek isters…
Anlamı kesinleşmeyen söz (TT, kırık bağlam): “… içiggüg söz …”
Kap, kacak; (içki) kabı: “idiş tavaş buşı bėrser” kap kacak sadaka verirse; “uzun tonlug idişin ayakın kodupan barmiş” kadın kabını kaşığını bırakıp gitmiş; “altun küze…
Hastalık, dert: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” bilgi bilirse insandan hastalık uzaklaşır; “ig aġrıġ kėtdi” hastalık, ağrı gitti; “teŋ teŋ ig aġrıġ ada tuda kelürür” t…
Beslemek, büyütmek, yetiştirmek: “törütgen igiḍgen keçürgen iḍim” yaratan, besleyen, bağışlayan Rabbim; “yimi birle igḍür sen sansız özüg” sayısız canı yiyecekle besler…
Hasta: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “aġır iglig toyın” ağır hasta rahip; “eger bolsa sizler igligler azu sefer üze” hasta ya da yolculu…
İki: “iki tümen sekiz mıŋ girantlar” yirmi sekiz bin şloka; “törimiş iki bir tanuḳı anuḳ” yaratılmış iki şey birin tanığıdır; “iki neŋ ḳarıştı yaḳışmaz” iki şey karışın…
Şüphe, kararsızlık; “ikirçgü köŋüllüg” şüpheli gönüllü: “ufşaḳ ḳılınç-lıḳ ikirçgü köŋül-lüg yalŋuḳlarḳa” küçük işli, şüpheli gönüllü insanlara; “kim meniŋ yoqadturzun i…
Hükümdar, kral (KB’de hükümdar Küntogdı’nın adı yerine de geçer): “ilig aydı uḳtum men emdi sözüŋ” hükümdar dedi: sözünü şimdi anladım; “ilig köz ḳulaḳ tuttı ilde ḳamuġ…
Anlamı kesinleşmeyen söz (TT, kırık bağlam): “bar ililig kög ḳalıġ yüzinte” … gök yüzünde.
Takılmak, (tuzağa) düşmek, tutulmak: “tuymatın tuzaḳḳa ilinmiş” farkına varmadan tuzağa düşmüş; “tuzaḳḳa ilinme” tuzağa düşme; “tuzaḳḳa ilnür elik” geyik tuzağa düşer; …
Çatışmalı, çekişmeli (?): “ilişlig tartışlıġ” çatışmalı, çekişmeli (TT, kırık bağlam).
İlk, önce: “(e)n ilk toġu balıḳda süŋüşdümiz” ilk olarak Toğu Balık’ta savaştık; “ilk ḳıırḳızka süleser yėg ermiş” (T) önce Kırgızlara sefer etmek iyiymiş; “butulmaḳlıġ…
İlk, birinci, önceki; “aŋ ilki / eŋ ėlki” en önce: “aŋ ilki ḳop ḳamaġ tınlaġlaraġ adırtsız köŋlin edgü ögliçe saḳınur” ilk önce bütün canlıları ayrım gözetmeyen gönülle…
(Çince 音) ses; yalnız Avalokiteśvara’nın Çince adında, “ḳuanşi im (pusar)” (Guanshiyin, ‘dünyanın sesini duyan’): “tavġaçça ḳuanşi im tėtir” Çincede Guanshiyin denir; “…
İn, mağara, barınak: “eger bulsalar sıġınġu yer azu inler azu kirgü yer” sığınacak bir yer ya da mağaralar ya da girecek bir delik bulsalar; “ḳayu iki ewlig ḳayu birke …
İnmek, aşağı gelmek: “yaşıl köktin indi yaġız yirke söz” söz mavi gökten kara yere indi; “nė kim iner kökdin nė kim aġar” gökten ne iner, (göğe) ne çıkarsa; “ol ḳar ḳam…
Esenlik, huzur, rahat; (sıfat gibi) esen, rahat; “inçke teg-” huzura kavuşmak: “ajun inçke tegdi tüzüldi törü” dünya huzura kavuştu, töre düzene girdi; “inç tirilgil” e…
Şöyle, böyle; “inçe tėp” şöyle diye; “inçe tėser” şöyle denirse, yani; “inçe ḳaltı” tıpkı şöyle ki: “inçe tėp yarlıġḳadı” şöyle buyurdu; “anı üçün inçe saḳınu etgintimi…
Böylece, öylece; öyleyse, o hâlde; (cümle başında) ve, ancak (Budist metinlerde çok sık bağlayıcı): “ḳayu tıldaġın inçip bolur tėp körüp” hangi sebeple böyle olur diye …
Huzur, esenlik: “inçküŋ meŋiŋ bultuḳmaz” (falda) huzurun, sevincin bulunmaz.
Huzurlu, esenlikli; huzur veren: “köŋülüŋin inçkülüg ḳılġıl” gönlünü huzurlu kıl; “inçkülüg orunḳa … nomlatıŋız” huzurlu yere … vaaz ettiniz; “inçgülüg bolġuluġ belgülg…
Huzursuz, tedirgin: “irinçkençüçi yarlıḳançuçı köŋül ogrınta inçsiz bolu yarlıḳar erti” acıyan, merhametli gönlü yüzünden huzursuz olurdu; “bu inçsiztin” bu huzursuzluk…
İndirmek (Kur’an çevirisinde çoğu kez vahiy, kitap indirmek): “bitig indürdümiz anı saŋa” kitabı sana indirdik; “indürdi sizke kökdin suw” size gökten su indirdi; “taŋr…
Küçük erkek kardeş: “anta kisre inisi ḳaġan bolmış erinç” ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş; “inim küül tėgin birle sözleşdimiz” kardeşim Kül Tigin ile konuştuk; “i…
Anlamı kesinleşmeyen söz (TT, kırık bağlam).
Anlamı kesinleşmeyen söz (TT, fal): “aşnuḳan irgürü etüzüŋin küzed” önceden … bedenini koru.
(Budist metinlerde ve KB’de) zavallı, acınacak; (isim) sıkıntı, zahmet: “irinç lġ umuġsz inaġsz bu tınlġlar” zavallı, umutsuz, sığınaksız bu canlılar; “biz-nii teg irin…
Acımak, merhamet etmek: “mėni irinçkeyü irinçkeyü yarlıġançuçı köŋülin yazuġumın boşuyu bėrzün” bana acıyarak, merhametli gönlüyle günahımı bağışlasın; “ayıġ ḳılınçlıġl…
Zavallı duruma düşürmek, eziyet etmek: “küŋ ḳul ḳılıp uçuz yinik tutup emgedip irintürdüm erser” (onları) köle edip hor tutup acı çektirip zavallı duruma düşürdümse; “t…
Anlamı kesinleşmeyen fiil adı (TT, kırık bağlam): “irişmekig serkürtüŋüz” …meyi sabrettirdiniz (?).
Ayakla basmak, çiğnemek: “yaġız yir üze yiti maŋ maŋlap irklediŋ” yağız yer üzerinde yedi adım atıp bastın; “başım üze irklegil” başıma bas; “bodiswtnıŋ … yirig irklemi…
Anlamı kesinleşmeyen söz (TT, fal): “irtekün twraḳ buyan ḳıl” … sevap işle.
Anlamı kesinleşmeyen söz; geçtiği yerler kırık ya da belirsiz: “yaġuḳ taḳı is bütüdi edgü” (TT, fal) yakında da iş bitti, iyi (iş okunmalı ?); “adı kötrülmis is oḳusluġ…
İş, eylem, uğraş: “bilig bil uḳuş uḳ işiŋ ötrü ḳıl” bilgi edin, akıl edin, işini ondan sonra yap; “vezir işi barça saḳışlar bolur” vezirin işi hep hesaplardır; “işim ti…
Kadın, hanım; eş: “sekiz yigirmi tümen işiler kut bultılar” yüz seksen bin kadın kurtuluşa erdi; “eren savın işilerke” erkeklerin sözünü kadınlara; “ol işiler sigiriyü …
İşletmek, kullanmak; harcamak: “ḳalı bulsa işlet uçup kökke teŋ” (akıllı kişiyi) bulursan işlet, göğe denk yükselir; “altun kümüş … özüm işleteyin” altını gümüşü kendim…
Anlamı kesinleşmeyen söz (TT, fal): “itüg tilek bulġuluḳı sarp” … dileğin bulunması zordur.
İz, ayak izi: “ud izinteki suvug taluy ögüz suvınıŋ yüleşürgeli bolmaz” öküz izindeki su okyanus suyuyla karşılaştırılamaz (Mait); “olar uş meniŋ izim üze tururlar” (Ku…