Seslenme ya da acı, şaşkınlık bildiren ünlem: a!, ey!, ah! (“yekler uluġı a siziŋ ḳızıŋız…”, “… a ölüp bardı”).
Maitrisimit Nom Bitig (Hami) sözlüğü
3.163 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
3.163 madde
Sürekli, kalıcı, ebedî: “boşġudsuzlarnıŋ abamuluġ turġuluḳ orunı” öğrenecek bir şeyi kalmamış olanların ebedî kalacağı yer; “apamuluġ nomluġ ḳadaş” ebedî öğreti kardeşl…
Güzel kokulu ağaç ya da tütsü adı; sandal (çintan) ve başka kokulu ağaçlarla birlikte sayılır.
Başa kutsal su dökülerek yapılan kutsama ve makama geçirme töreni: “tėgin öge atıŋa abişıḳ ḳılmış” tigin (prens) unvanına kutsanmış; “ançulayu kelmişniŋ töpüte abisik ḳ…
Aç, karnı boş; tok karşıtı: “aç ne yimes, toḳ ne times” aç neyi yemez, tok neyi söylemez; “toḍurmadım açım toḳum” (yakınlarımın) açını tokunu doyurmadım.
(Kapı, kapak, yol) açmak: “teŋri yėriŋerü ḳapaġın açdı” tanrılar yurduna kapısını açtı; “açar ḳut ḳapuġ” mutluluk kapısını açar; “yolug aç” yolu aç.
Acı, sıkıntı (?); on iki halkalı oluş zincirinin anlatımında hastalık ve acı çekme ile birlikte sayılır: “emgek teginmek, igin açaġı teginmek belgülüg bolur” acı çekmek…
Yalnız bir kez geçen, anlamı bağlamdan kesinleşmeyen biçim: “ordusınta ḳodı ėnip açani atların yaratmış altunluġ kaŋlıda…” sarayından inip … atların çektiği altın araba…
Budist öğretmen, üstat; çoğunlukla çevirmen ve yorumcu rahiplerin unvanı olarak “kşi” (öğretmen) ile birlikte kullanılır: “aryaçantri bodisavt kşi açarı enetkek tilinti…
Bir hükümdarın adı: “açatştru atlıġ ėlig ḳan erdi” Açatştru adlı bir hükümdar vardı.
Acı (tat); tatlı (süçüg) karşıtı: “süçüg tattıŋ erse açıġḳa…” tatlıyı tattıysan acıya da (hazır ol).
(Kapı, kapak) açılmak: “asurilar orduları ḳapıġı özin ök açılur” asuraların saray kapısı kendiliğinden açılır; “ḳamuġ eḍgülükke açılsu ḳapuġ” her iyiliğe kapı açılsın.
Acımak, merhamet etmek; çoğunlukla “açın- aġrın-” ikilemesiyle: “tınlıġlarıġ açınsar aġrınsar” canlılara acıyıp üzülürse; “buşı bėreŋ, açınıŋ aġrınıŋ” sadaka verin, acı…
Tanrıların çalgıcı ve oyuncuları arasında adı sayılan bir göksel varlık: “timburi pançaşıḳi çitarisini nata açita ulatı teŋridem oyınçılar”.
Maitreya’nın, Şakyamuni öğretisi zamanındaki rahip adı: “şaḳimun burḫan nomınta açiti atlıġ toyın erdiŋiz” Şakyamuni’nin öğretisinde Açiti adlı bir rahip idiniz; “ḳltı …
Anlamı belirlenemeyen tek tanıklı biçim; bağlamdaki yazım bozuk görünüyor (“kim açsı zsuḳsuz köni köŋülin…”).
(Köktürk yazıtlarında, “tosık” tokluk karşıtı) açlık: “toḳ arḳuk sen, āçsık tosık ömez sen” tokken açlığı tokluğu düşünmezsin; “bir todsar āçsık ömez sen” bir kez doyun…
Açlığı olmayan, bolluk içindeki; “açsız ḳızsız” kıtlıksız, sıkıntısız: “açsız ḳızsız, ḳısıġsız ḳavrıġsız” (ülke) açlıksız, kıtlıksız, darlıksız.
Tehlike, bela, zarar: “bu adatın ozġuluġ yoluŋ közünmez” bu tehlikeden kurtulacak yolun görünmüyor; “bı bıçġu adasıŋa tüşmezünler” kılıç bıçak tehlikesine düşmesinler.
Tehlikeli, zararlı: “adalıġ orunlartın ozġuluḳ” tehlikeli yerlerden kurtulmak için; “emgek tözlüg adalıġ turur” (mal mülk) acı özlüdür, tehlikelidir.
Başka, öteki (Mait’te adın sözünün değişkesi): “taḳı adan on tümen kolti sanı … teŋriler birle” daha başka yüz bin koti sayıda tanrıyla.
Ayırt ederek, ayrıntısıyla: “oŋalı köŋülte saḳınıp adara uḳar” doğru bir gönülle düşünüp ayırt ederek anlar.
Tehlikesiz, esen, zarar görmeyen; çoğunlukla “adasız tudasız” ikilemesiyle: “et’özi adasız tudasız bolur, özi yaşı uzun bolur” bedeni esen ve engelsiz olur, ömrü uzun o…
Aygır, damızlık erkek at: “aḍġır ḳısır kişnedi” aygır ve kısır kısrak kişnedi; “ḳayusı at aḍġır üze il başı” kimi at ve aygırlar üzerinde (sorumlu) baştır; “kutluġ adgı…
Toynaklı bir yabani hayvan (?); cehennem yaratıklarının başlarını sayan listede geyik, dişi geyik, dağ keçisi, teke ve ceylanla birlikte anılır: “ımġa teke adġıraḳ suḳa…
Başka, diğer, öteki: “bar adın orunta sözlep” başka yerde söyleyip; “adın kişilertin tıdıġ bar” başka kişilerden engel var; “aḍın yol” başka yol.
Şaşmak, hayret etmek; çoğunlukla “muŋad-” ile: “muŋadu adınu inçe tėp tėdi” şaşıp hayret ederek şöyle dedi; “muŋadıp adınıp inçe saḳınç saḳınur” hayret edip şöyle düşün…
Şaşılası, harika, olağanüstü: “adınçıġ muŋadınçıġ soġançıġ tatıġlıġ nom” harika, şaşılası, hoş ve tatlı öğreti; “adınçıġ alp erdem” olağanüstü güçlü erdem; “aşoḳ atlıġ …
Ayırmak, ayırt etmek, seçmek; çoğunlukla “seç-” ile: “aḍırsa öḍürse seçe bilse öz” ayırsa, seçse, ayırt edebilse; “halal hem haram aḍrar erse” helalı haramı ayırırsa; “…
Ayrıntısıyla incelemek, çözümlemek, ayırt ederek anlamak: “şastrlarıġ adırtlayu uḳtaçı” incelemeleri ayrıntısıyla anlayan; “utġuraḳ bilge biligin adırtlayu uḳar” kesin …
Farksız, ayrım gözetmeyen, eşit: “ḳamaġ tınlaġlaraġ adırtsız köŋlin edgü ögliçe saḳınur” bütün canlıları ayrım gözetmeyen bir gönülle iyilikle düşünür; “ḳamaġ yalŋuḳlar…
Kutsal güçle koruma, sürdürme; bereket ve koruyucu güç: “üç ay küni adiştit üze tuta yarlıḳaduḳta” (ömrünü) üç ay kutsal gücüyle sürdürdüğünde; “adiştit üze tuta teginü…
(Bir nesneye) yönelip tutunmak, onu kavramak, algılamak (Abh terimi): “alḳu adḳanġularıġ adḳandaçı bilge bilig” bütün nesneleri kavrayan bilgelik; “kėrtülerig adḳanıp” …
Algının, bilincin yöneldiği nesne, bilgi konusu: “bilgülük adḳanġular” bilinecek nesneler; “bėş adḳanġu” beş (duyu) nesnesi; “alḳu bilgülük nomluġ adaḳanġularta tıdıġsı…
Adım atmak, adımlamak (?): “yaġız yirig adlayu yiti maŋ maŋlayu yarlıḳap” yağız yeri adımlayıp yedi adım atıp.
Ünlü, adı saygıyla anılan: “ayaġlıġ adlıġ ḳaŋım mani burḫanım” saygın ve ünlü babam Mani Burḫan’ım.
Başkası, başka kişi, el; “öz” (kendi) karşıtı: “öz etözüŋüzlerke, adnaġuḳa asaġlıġ işke” kendinize ve başkasına yararlı işe; “kin adnaġuġa yolçı yėrçi bolayın” sonra ba…
Çatal, kol, dal: “üç adrı süŋün” üç çatallı mızrakla; “bu kürsi aḍaḳı üç aḍrı turur” bu tahtın ayağı üç çatallıdır.
Ayrılmak (bir yerden, bir kişiden): “seniŋdin adrılur men bu kün” bugün senden ayrılıyorum; “ögüŋüztin adrılmışta” annenizden ayrıldığınızda.
Başka, farklı; “adruḳ adruḳ” türlü türlü, çeşit çeşit: “adruḳ adruḳ emgek teginürler” türlü türlü acılar çekerler; “adruḳ adruḳ etüz körtgürüp” türlü türlü beden göster…
Ayak: “teŋriniŋ adaġlarınta töpüsi üze yükünüp” tanrının ayaklarına başını koyarak eğilip; “ėlgin adaḳın” eliyle ayağıyla; “töpöden adaḳnaŋ tıraŋaḳ uçıŋa” tepeden ayak …
Bir ülkenin adı: “agnidiş uluşta tuġmış aryaçantri bodisavt” Agnidiş ülkesinde doğmuş Aryaçantri bodhisattva.
Bir brahmanın adı: “brḫmayu, agraşiwida ulatı … bramanlar” Brahmayu, Agraşiwida ve öteki brahmanlar.
Ağrılı, hastalıklı; “ig aġrıġlıġ” hasta: “ig agrıglıg kişig … içgü ot öntürüp emleser” hasta kişiye içecek ilaç verip tedavi ederse.
Kara çalma, iftira (?): “aġançu taġun sav sözledimiz” iftira ve … sözler söyledik.
Ağırlık, değer; saygınlık: “aġarı teŋinçe uluġluḳ bulur” değeri ölçüsünde büyüklük bulur; “kişi yalŋuḳta aġarı yoḳ” insanlar arasında (ondan) değerlisi yok.
Saygı göstermek, yüceltmek; çoğunlukla “aya-” ile: “ayayu aġarlayu yükünserler” saygı ve hürmetle eğilseler; “bramanlarıġ ayayur aġarlayurlar” brahmanları sayıp ağırlar…
Ağır; “adaḳı aġarlaġ bol-” gebe kalmak: “burḫmawati ḳatun adaḳı aġarlaġ bolup” Brahmavati hatun gebe kalıp; “aġarlaġ içlig” gebe.
Değerli kumaş, ipek; hazine: “tabġaç bodun sabı süçig, aġısı yımşaḳ” Çin halkının sözü tatlı, ipeği yumuşak; “bir tümen aġı, altun kümüş” on bin (top) ipek, altın gümüş.
Hazine, hazine evi, ambar: “barımlıḳ aġılıḳıŋızḳa” mal dolu hazinenize; “aġılıḳ kömsülük” hazine ve depo; “aġlıḳımtaḳı ed tavarımın” hazinemdeki malımı.
Ağır, yükü çok: “zerre aġırınça” zerre ağırlığınca; “yėnikin aġırın bilmek” hafifini ağırını bilmek.
Saygı göstermek, ağırlamak, hürmet etmek: “ayayu aġırlayu yükünüp” saygıyla eğilerek; “aġırla kişig” insanlara saygı göster; “sini kim aġırlar, aġırla anı” seni kim ağı…
Ağız: “aġızları birle ayurlar” ağızlarıyla söylerler; “aġız aġrıġ igig” ağız ağrısı hastalığı; “ḳızıl aġzı ḳan teg” kırmızı ağzı kan gibi; “aġızlarıntın ört yalın öner”…
Tenha, ıssız, yalnız: “yaḳa yalıŋuz aġlaḳ sögüt tübinte olurġalı küseyür erdim” kıyıda, yalnız ve tenha bir ağacın dibinde oturmak isterdim; “yiri taḳı aġlaḳ” yeri de ı…
Ağrı, sızı; hastalık; çoğunlukla “ig aġrıġ” ikilemesiyle: “ig aġrıġ kėtdi” hastalık ve ağrı gitti; “ig aġrıġ ada tuda kelürür” hastalık, ağrı, tehlike, engel getirir.
Ağrı çekmek (?): “on ay tüni aġrıḳlamatın” on ay boyunca ağrı çekmeden.
Kederlenmek, birinin acısına üzülmek; çoğunlukla “açın-” ile: “tınlıġlarıġ açınsar aġrınsar” canlılara acıyıp üzülürse; “buşı bėreŋ, açınıŋ aġrınıŋ” sadaka verin, acıyı…
Yükselmek, yukarı çıkmak; bir makama, bir yere çıkmak: “bu oḳ et’özin teŋri yėriŋe aġtınıp” bu bedenle tanrı katına yükselip; “orunḳa aġtınıp, atḳa atlanıp” tahta çıkıp…
Ağı, zehir: “aġu ḳıldı emdi maŋa yir aşım” yediğim yemeği bana zehir etti; “aġu türtüp” zehir sürüp; “aġun yilvin” zehirle, büyüyle.
Zehirlenmek: “aġuḳup ölmegey” zehirlenip ölmez; “aġuḳmış tınlıġlar” zehirlenmiş canlılar.
Koruyucu bir varlığın adı; “budaraḳişit, srvaraḳişti” ile birlikte anılır ve saygıyla selamlanır.
Dünya, âlem; insanların yaşadığı yer: “ajun itgüke açtı uştmaḫ yolı” dünyayı düzenlemek için cennet yolunu açtı; “isiz ajun ḳaldı mu” kötü dünya (geride) mi kaldı; “aju…
Dünyaya, varoluşa ait: “ajunluġ taluy ögüz” varoluşlar denizi.
Budist evreninde biçim âleminin en yüksek göğü (Akaniṣṭha): “üstün akaniştabawan, altın awiş tamu” yukarıda Akanişta göğü, aşağıda Awiş cehennemi; “akaniştabavan teŋri …
Okunuşu kuşkulu tek tanık: “akḳy emgeklig tınlaġlaraġ emgeklerinte ozġuru” … acılı canlıları acılarından kurtarmak (için); ‘acı, çetin’ anlamında bir sıfat olsa gerek.
Akmak: “aḳar suw” akan su; “uştmaḫlar aḳar altınıda arıḳlar” altından ırmaklar akan cennetler; “ḳanı aḳıp” kanı akıp; “sütler aḳzun” sütler aksın; “Etil suwı aḳa turur”…
Ak, beyaz: “aḳ bisi ḳulunlamış” ak kısrak yavruladı; “kerip tutar aḳ torın” ak ağını gerip tutar (bulut).
Tek tanıklı, kırık bağlamda geçen, anlamı kesinleşmeyen biçim (“aḳan”).
Akıntılı, sulu (?) (yer): “aḳanaḳlıġ yirlerde öz et’özin bantatu … saḳınur” sulu yerlerde kendi bedenini köprü yapmayı düşünür.
Hor görmek, küçümsemek, yermek (?): “sansar ajunlarıġ aḳladımız” (döngüsel) varoluşları hor gördük; “üç erdnig aḳlaġuçı” üç mücevheri (Buda, öğreti, topluluk) küçümseyen.
Yavaş, ağır ağır; sakin: “bu ay toldı oldurdı aḳru amul” Aytoldı yavaşça, sakince oturdu; “aḳuru aḳuru maŋın yorıyur” ağır ağır adım adım yürür.
(Bir dilden başka dile) aktarmak, çevirmek: “toḫrı tilintin türk tilinçe aḳtarmış” Toḫrı dilinden Türk diline çevirmiş.
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Hile, düzen, kurnazlık: “olarnıŋ alları” onların düzenleri; “taŋrı … kafirlerniŋ alını” Tanrı kâfirlerin düzenini (boşa çıkarır).
Çadır, kulübe: “ḳamış alaçuḳ” kamış kulübe.
Gözlerini dikip öfkeyle bakmak (?): “boġzıntın ünmiş tını üze alarıp körmişke sansız üküş tınlıġlarıġ ölürdi” boğazından çıkan soluğuyla, öfkeyle bakmasıyla sayısız can…
Alma, alış; “alış biriş” alışveriş: “ḳatılġıl ḳarılġıl alış hem biriş” (onlarla) karış, kaynaş, alışveriş et; “bir edig tavarıġ alış bėriş oġrınta” bir malın alışverişi…
Tüketmek, bitirmek, yok etmek: “alḳu nizvanılarag arıtı alkmış” bütün tutkuları tamamen tüketmiş; “usallıḳ mini alḳtı” tembellik beni tüketti; “sürügüg udug koŋug alkur…
Övmek, alkışlamak, kutsamak; çoğunlukla “ög-” ile: “burḫan ögdi alḳadı” Buda övdü, kutsadı; “kişi körse ögse sini alḳayu” insanlar seni görünce övüp alkışlasa; “alkamış…
Engin, geniş; “kėŋ alḳıġ” geniş, uçsuz bucaksız: “kiŋ alḳıġ ordu” geniş saray; “kėŋ alḳıġ kalplarta” uçsuz bucaksız çağlarda; “kėŋ alkıġ küleyü” genişçe överek; “uluġ b…
Tükenmek, bitmek, yok olmak: “neçe tirse dünya tüker alḳınur” ne kadar toplanırsa toplansın dünya tükenir, biter; “aġı barım alḳınsar” mal mülk tükenirse; “kişi sözlese…
Tükenmez, bitmez: “alḳınçsız kögüzlüg bodisvt” tükenmez gönüllü bodhisattva (Akṣayamati); “alḳınçsız buyanlar” tükenmez sevaplar; “adruḳ adruḳ alḳınçsız körk” türlü tür…
Son, bitim: “öŋ alḳınçusı teŋri yėri” biçim (âleminin) sonundaki tanrı katı (en yüksek gök); “alḳınçuḳa tegi” sonuna dek: “sizik köŋülümüz alḳınçuḳa tegi üzülzün” şüphe…
Alkış, övgü, hayır dua; “ḳarġış” (beddua) karşıtı: “kişi eḍgü atın kör alḳış bulur, atıḳmış isiz ölse ḳarġış bulur” insan iyi adıyla hayır dua bulur, kötü adla anılan ö…
Bütün, hep, her: “alḳu tınlıġlar” bütün canlılar; “alḳu nizvanılar” bütün tutkular; “alḳu işlerig bütürür” bütün işleri başarır.
İstek, arzu, susayış; “az almır” aşırı istek, susayış (on iki halkada duyumdan doğan istek): “teginmek bolmasar az almır bolmaz” duyum olmazsa istek olmaz; “az almır bo…
Yiğit, kahraman, cesur: “toŋa alp er erdi” Tonga yiğit bir erdi; “edgü alp kişig” iyi, yiğit kişiyi; “ḳaġanı alp ermiş” kağanı yiğitmiş; “alpın erdemin üçün” yiğitliği …
Hile, düzen; beceri; çoğunlukla “al altaġ” ikilemesiyle (çare, düzen; Budist upāya): “ḳop ḳamaġ uzanmaḳ al altaġ bilmiş” bütün ustalık ve çareleri bilmiş; “al altaġ uza…
Altı: “altı yıl” altı yıl; “altı yüz” altı yüz; “altı ḳaçıġ” altı duyu organı; “altı paramit” altı mükemmellik; “altı ėrig sançdı” altı eri mızrakladı.
Alt, aşağı; “üstün” karşıtı: “üstün teŋri, altın yalaŋuḳ” üstte tanrılar, altta insanlar; “eḍiz ‘arşta altın seraḳa tegi” yüce Arş’tan aşağıda toprağa dek; “sögüt altın…
Altıncı: “altınç kün” altıncı gün; “altınç boşġutsuz arhant” altıncı (tür) öğrenecek bir şeyi kalmamış ermiş; “altınç köŋül” altıncı (duyu) olan gönül; “[altınçı ülüş]”…
Aldatılmak, yenik düşmek (?): “nizvanılıġ yeklerig barslarıġ buu altızmış ḳamaġ bėş ajun tınlıġlarıġ” tutku iblislerine, kaplanlarına aldatılmış beş varoluş alanındaki …
Altmış: “yaşıŋ erse altmış, öḍüŋ erse ḳış” yaşın altmışsa, zamanın kış demektir; “altmış ėki koti” altmış iki koti; “tuġmışta berü altmış yaşḳa tegi” doğduğundan beri a…
Altın: “altun kümüş” altın gümüş; “sarıġ altunın, ürüŋ kümüşin” sarı altınını, ak gümüşünü; “altun örgin üze olurupan” altın taht üzerine oturup; “altun birle ėtiglerin…
Altınlı, altından yapılmış: “altunluġ ḳoŋraġular” altın çıngıraklar; “altunluġ ḳaŋlı” altın araba; “altunluġ pariçatr sögüt” altın pariçatr ağacı; “yintem altunluġ taġ …
Ayraçla tamamlanmış tek tanık: “waytur erdni üzeki am[ali] munçuḳ” lâcivert mücevher üzerindeki lekesiz (?) inci.
Bazı, kimi; çokluk iyelikle “amarıları” bazıları, kimileri: “amarıları inçe tėp tėyürler” kimileri şöyle derler; “amarılar kızartmış temirlig çomaḳların başka toḳışu” k…
Yatıştırmak, dindirmek, sakinleştirmek: “emgekniŋ tözin amırtġurġalı” acının kökünü dindirmek için; “alḳu ḳor ayıġ tüdüş keriş ḳarışmaḳıġ amırtḳurdaçı” bütün zararı, ka…
Sevmek, candan sevmek, bağlanmak: “maytrı bodisavtka amramaḳın” Maitreya bodhisattvaya olan sevgiyle; “seve amrayu” sevip bağlanarak; “ançulayu amrar ertii siznii” sizi…
Sevgili, sevimli, candan sevilen: “amraḳ oġlum” sevgili oğlum; “amraḳ ėçimiz” sevgili ağabeyimiz; “alḳu kişike amraḳ bolur” herkese sevimli olur; “bir ikintişke ertiŋü …