İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Derlem sözlüğü · eser sözlüğü

Maitrisimit Nom Bitig (Hami) sözlüğü

3.163 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.

Tanımlar hakkında. Tanımlar başka bir sözlükten alınmamıştır: her madde için derlemdeki bağlamlar okunarak özgün olarak yazılmıştır (yazar: Claude, yapay zekâ; editör denetimi sürüyor). Şimdiye dek 2.552 maddenin tanımı yazıldı. Madde başları çekim eklerinden arındırılmış biçimlerdir; çekimli biçimler madde sayfasında ayrıca listelenir.

208 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)

ba- fiil 2

Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…

21 biçim · 14 eser
baçaġ isim 4

Oruç; (Budist ve Maniheist metinlerde) belli günlerde tutulan perhiz ve yemin günü: “arıġ baçaġ” temiz oruç; “bir kün bir tün tüzedgülüg baçag” bir gün bir gece tutulac…

4 biçim · 5 eser

Parçalı bağlamda geçen, anlamı kesinleşmeyen biçim: “yiti öŋi et-özlerin baçıp … suburġanlar ara kemişiŋler” (kalıntıları) yedi ayrı parçaya bölüp (?) stupalara koyun.

1 biçim · 1 eser
badari özel ad 19

Maytrısimit’te Maitreya’ya “oğlum” diye seslenen yaşlı bilge brahman Badari: “badari bramanta ulatı ulug bilgelerig” Badari brahman ve öteki büyük bilgeleri; “badari br…

5 biçim · 1 eser
badirik özel ad 2

Buda’nın ilk beş rahibinden biri: “atnaḳaudani, aşivaçit, badirik, kaşpi, mahanmıda ulatı bėş pançaḳi toyınlar” Ājñāta Kauṇḍinya, Aśvajit, Badirik, Kāśyapa, Mahānāma ve…

2 biçim · 1 eser
bagirati özel ad 1

Himalaya yöresinde bir ırmak adı (Bhāgīrathī): “himavanti tagnıŋ yıŋaḳınta bagirati atlıg ögüz kıdıġınta” Himavat dağının yöresinde Bagirati adlı ırmağın kıyısında.

1 biçim · 1 eser

Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “bursoŋ kuvrag aşın içgüsin bagraġu kılınçın tapsız teŋsiz kıltımız” rahip topluluğunun yiyeceğini, içeceğini, … işini uyguns…

1 biçim · 1 eser
baġ isim 5

Bağ, ip; zincir, pranga: “örtlüg temirlig baglar üze yaturur” kızgın demir zincirlerle yatırırlar; “baġda buḳaġuda yatıp” bağda, prangada yatıp; “saḳınç ḳaḍġu baġın yör…

17 biçim · 11 eser
baġdaş isim 1

Bağdaş: “baġdaşınu olurur” bağdaş kurup oturur; “yarım baġdaşınmaḳın oluru” yarım bağdaş kurarak oturup; (KB, huzurda oturma adabında) “yana baġdaş ilme, yanın yatmaġıl…

3 biçim · 3 eser
baḫşı isim 28

Öğretmen, hoca, üstat; (Budist metinlerde) öğreti ustası, şastra yazarı: “esdiramati baḫşı yaradmış erür” Sthiramati hocanın yazdığıdır; “şasdirakarė vasubandu baḫşı” ş…

35 biçim · 5 eser
baḳ- fiil 3

Bakmak, göz atmak: “yıraḳ baḳıp ḳara kördim” uzağa bakıp karaltı gördüm; “yer içinde yoruŋlar, baḳıŋlar” yeryüzünde gezin, bakın; “kör baḳın” bak, gör; “tübüŋke baḳın” …

31 biçim · 7 eser
baḳır isim 4

Bakır: “sızġurmış kızıl baḳır” eritilmiş kızıl bakır; “aḳıttımız aŋar baḳır yulını” ona bakır kaynağını akıttık; “sözüg sözlemese saw altun sanı, baḳır boldı tildin çıḳ…

4 biçim · 4 eser
balıg sıfat 1

Yaralı (çoğunlukla “başlıġ” ile: yaralı bereli): “yeklügün söŋüşüp balıġ başlıġ boltı” cinlerle savaşıp yaralı bereli oldu; “balıg başlıg kanlıg yinlig kençkiyesin” yar…

5 biçim · 5 eser
balıḳ isim 37

Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…

22 biçim · 17 eser
balıḳlıg sıfat 1

Kentleri olan: “erüş üküş balıḳlıg boduntın” pek çok kenti olan halktan.

1 biçim · 2 eser
baltu isim 2

Balta: “ḳayusı çerigde ḳılıç baldu yir” kimi orduda kılıç, balta yer (yaralanır); “ḳılıç baldu birle yaġıġ utġuçı” kılıç ve baltayla düşmanı yenen; “kılıçın süŋü şikti …

5 biçim · 3 eser

Bir tür yumuşak pamuk ya da kumaş (?): “öz et’özin bantatu kebezin töşeyürçe saḳınur” kendi bedenini bantatu pamuğu yayar gibi düşünür.

1 biçim · 1 eser
bar- fiil 60

Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…

87 biçim · 23 eser
bar isim 30

Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…

14 biçim · 21 eser
barça zamir 5

Hep, hepsi, bütün: “ḳamuġ barça muŋluġ törütülmişi” bütün yaratılmışlar muhtaçtır; “tınlıġlarıġ barça atalarım ol tėp körüp” canlıların hepsini ‘babalarımdır’ diye görü…

7 biçim · 12 eser
barım isim 3

Mal, servet, varlık (çoğunlukla “aġı barım” hazine ve mal): “alku aġı barım iliksiz tutuḳsuz köŋülin buşı bėrdim” bütün malımı mülkümü bağlanmadan, esirgemeden sadaka v…

11 biçim · 11 eser
barımlıġ sıfat 2

Mallı, varlıklı, zengin (çoğunlukla “bay” ile): “bay barımlıg bayaġutlar” zengin, varlıklı tüccarlar; “üküş bay barımlġ tınlıġlar az yoḳ” zengin varlıklı canlılar az de…

5 biçim · 3 eser

Anlamı kesinleşmeyen biçim: “kan yiriŋ söl … aḳar barınur” kan, irin, sıvı akar, …

1 biçim · 1 eser
barḳ isim 17

Ev, yapı; çoğunlukla “ev bark” ev bark, yurt: “evig barkag kodup toyın bolsar” evini barkını bırakıp rahip olursa; “ev barḳdın kesildiler” evlerinden barklarından ayrıl…

23 biçim · 12 eser
barḳın isim 1

(KB) Yolcu, göçer: “kerek barḳın erse keçigli ḳonuḳ” ister yolcu olsun ister geçici konuk; “yorıyu turuġlı bu barḳın kişi” gezip duran bu yolcu kişi.

1 biçim · 4 eser
barnas özel ad 4

Benares (Vārāṇasī) kenti: “barnas kentde” Benares kentinde; “barnas kent uluşta” Benares kent ülkesinde; “barns uluşta arşivadan saŋramda nomlug tilgen tevirdi” Benares…

4 biçim · 2 eser
barnaslıg sıfat 1

Benaresli: “barnaslıg bay bedük kişiler oglanı” Benaresli zengin, ulu kişilerin oğulları.

1 biçim · 1 eser
bars isim 4

Pars, kaplan: “esnegen bars men, ḳamuş ara başım” esneyen parsım, başım sazlık arasında; “bars irbiz böri ulatı ḳadır yavlaḳ keyikler” kaplan, pars, kurt gibi azgın, kö…

3 biçim · 7 eser
basa edat 35

(Çoğunlukla “anta/antada basa”) sonra, ardından: “anta basa tört yıŋaḳdaḳı ėligler” ondan sonra dört yandaki hükümdarlar; “antada basa üküş türlüg nom bitig bititdiler”…

6 biçim · 11 eser
basın- fiil 1

Küçümsemek, hor görmek; büyüklenip ezmek: “orun birdim erse basındıŋ mini” sana yer verdim de beni hor gördün; “basınma begiŋni” beyini küçümseme; “körüşse basınur körü…

7 biçim · 3 eser
basınç isim 1

Baskı, zulüm (çoğunlukla “küç basınç”): “boḍundın kötürdi ḳamuġ küç basınç” halktan her türlü zor ve baskıyı kaldırdı; “üç iştin tegir küç basınç” zor ve baskı üç şeyde…

2 biçim · 2 eser
basınçsız sıfat 1

Baskısız, zulümsüz: “yaġısız börisiz basınçsız unçsuz” düşmansız, kurtsuz, baskısız, sıkıntısız.

1 biçim · 1 eser
basutçı isim 4

Yardımcı, destekçi: “bu erdi basutçı köni dinḳa kök” doğru dine güçlü destek oldu; “basutçı kerek barça işte” her işte yardımcı gerekir; “toyın bolġuçıḳa basutçı bolsar…

14 biçim · 4 eser
baş isim 25

Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…

43 biçim · 17 eser

Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz; önde gelen, baş (?): “motġalyan atlıg … başaġut tıtsı” Maudgalyāyana adlı … baş öğrenci (?).

1 biçim · 1 eser
başdınḳı sıfat 5

İlk, baştaki; önde gelen: “baştınkı altı patar” ilk altı yaprak; “başdınḳı ordunḳı adaḳtaḳı” baştaki, ortadaki ve sondaki; “baştınḳı oronḳa tegmiş” en üst mertebeye ula…

7 biçim · 3 eser
başla- fiil 8

Başlamak: “bayat atı birle sözüg başladım” Tanrı’nın adıyla söze başladım; “başladım taŋrı atı birle” Tanrı adıyla başladım; “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yard…

19 biçim · 11 eser
başlıg sıfat 15

Başlı, başı olan: “başlıġıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş” başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş; “altun başlıg yılan men” altın başlı yılanım; “sü başlıġ bolur”…

8 biçim · 10 eser
başsız sıfat 4

Başsız, başı olmayan: “başsız kögüzlerinte yüzlüg meŋizlig bolup” başsız, yüzleri göğüslerinde olup; “başsız börk bolmas” başsız börk olmaz.

1 biçim · 3 eser
bat- fiil 2

Batmak, dalmak: “neçe miŋ tirig öldi tulup batur” kaç bin canlı boğulup battı; “çom’maḳ batmaḳ uu utıḳ” dalmak, batmak, uyku; “tuġmaz batmaz” doğmaz batmaz; “kün tuġmaz…

9 biçim · 5 eser
batiri özel ad 1

Bir kız adı (?): “ötrü ol batiri kız bayaḳı muḳtıḳe upasançka inçe tėp tėdi” sonra o Batiri kız demin anılan upāsikā Muktike’ye şöyle dedi.

1 biçim · 1 eser
batsık isim 1

Batı, gün batısı (çoğunlukla “kün batsıḳı”): “öŋre kün tuġsıḳıġa, kisre kün batsıḳıġa tegi” ileride gün doğusuna, geride gün batısına dek; “kün batsıkıŋa” gün batısına;…

7 biçim · 6 eser
batur- fiil 1

Batırmak; suda boğmak: “baturdımız olarnı derya içre” onları denizde boğduk; “eger tilese-miz baturġaytımız olarnı” dileseydik onları boğardık; “ḳapuġda batursa yarumış…

6 biçim · 4 eser
batut sıfat 2

Gizli, örtülü; hileli: “yaşut batut kılınçlıg” gizli kapaklı işler işleyen; “ezük batut sözlemek” yalan, hileli söz söylemek.

1 biçim · 1 eser
bay sıfat 13

Zengin, varlıklı: “çıġań bodunug bay ḳıltım” yoksul halkı zengin kıldım; “bay bar ertim, aġılım on” zengin idim, ağılım (hazinem) çoktu; “bay yeme bar, yoḳ çıġay yeme b…

6 biçim · 12 eser
bayaġut isim 8

Zengin kişi, ev sahibi tüccar (Sanskritçe gṛhapati karşılığı): “bay barımlıg sansız üküş bayaġutlar” sayısız zengin varlıklı tüccarlar; “vişakė bayaġut” zengin Viśākha;…

3 biçim · 4 eser
bayaḳı sıfat 1

Demin anılan, önceki (?): “batiri kız bayaḳı muḳtıḳe upasançka inçe tėp tėdi” Batiri kız demin anılan upāsikā Muktike’ye şöyle dedi.

1 biçim · 1 eser
baybajıḳi isim 1

(Budist okul adı) Vaibhāṣika mensubu: “vyaḳran ulatı şastrlarıg adırtlayu uḳtaçı baybajıḳi arya-çintri bodisavat” dilbilgisi ve öteki şastraları ayırt ederek anlayan Va…

1 biçim · 1 eser
baz sıfat 1

Bağımlı, tabi; boyun eğmiş: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış, ḳop baz ḳılmış” dört yandaki halkları hep almış, hep tabi kılmış; “yat baz” yabancı ve tabi (halk).

3 biçim · 7 eser
bdraklpiki sıfat 1

(Budist terim) Bhadrakalpa’ya, ‘iyi çağ’a ait: “tört yüz toġuz on altı örki bdraklpiki bodistvlar” iyi çağın dokuz yüz doksan altı bodisatvası.

2 biçim · 2 eser
beçel sıfat 1

Sakat, özürlü: “iglig kemlig bertük beçel tınlıglarıg açınsar aġrınsar” hasta, dertli, yaralı, sakat canlılara acırsa.

1 biçim · 1 eser
bedize- fiil 2

Süslemek, nakışlamak, resmetmek: “ürüŋ topraḳ toḳısar, bedizeser burkan körkin” beyaz toprak döverse, Buda tasvirini nakışlarsa; “bedizettim, bediztim” nakışlattım, süs…

6 biçim · 5 eser
beḍü- fiil 3

Büyümek, gelişmek; yücelmek: “bilig birdi, yalŋuḳ beḍüdi bu kün” (Tanrı) bilgi verdi, insan bugün yüceldi; “yüreklig hem öglüg beḍüse üni” yürekli ve akıllı, ünü büyüse…

11 biçim · 4 eser
beḍük sıfat 16

Büyük, ulu, yüce: “beḍük yılan” büyük yılan; “bay bedük kişiler” zengin, ulu kişiler; “ulug bedük sögüt” büyük ağaç; “ḳırlar ediz bedük” tepeler yüksek, büyük; “biligli…

8 biçim · 10 eser
beg isim 34

Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…

41 biçim · 20 eser

Beylik etme, üstünlük (?) (“yėgedmek” ile): “alku yėgedmek begedmek erk türk ev bark kodup” bütün üstünlüğü, beyliği, gücü, evi barkı bırakıp.

1 biçim · 1 eser
begiçügüm isim 1

Beyciğim (sevgi ve saygı hitabı): “sen begiçügüm ḳaç türlüg bitig ujaklar bilir sen” beyciğim, sen kaç türlü yazı bilirsin.

1 biçim · 1 eser
bek sıfat 1

Sağlam, sıkı, berk: “bek ḳatıġ köŋüllüg” sağlam, katı gönüllü; “kértgünç köŋülümüz bek qatıġ bolzun” inanç gönlümüz sağlam olsun; “kentü köŋülüŋin bek tutġıl” gönlünü s…

9 biçim · 10 eser
bekiz sıfat 3

Açık, belli (çoğunlukla “belgülüg” ile): “bekiz belgülüg bilgeli bolur” apaçık bilinebilir; “bekiz belgülüg uḳıdur” apaçık anlatır; “bekiz belgülüg turḳaru közünür” apa…

3 biçim · 4 eser
bekle- fiil 2

Korumak, gözetmek: “bilig birle bekle bu bulmış öḍüg” bu bulduğun vakti bilgiyle koru; “neŋin tutar bekleyü, özi yimes” malını saklayıp tutar, kendisi yemez; “tilin bek…

12 biçim · 5 eser
beklen- fiil 1

Kapatılmak, hapsolmak: “kızıl baḳırlag naralar içinte beklenmiş” kızgın bakır kazanlar içine kapatılmış.

2 biçim · 2 eser
beklet- fiil 1

Kapattırmak, hapsettirmek: “kaŋı ėlig begig kınlıḳta bekletip” babası hükümdarı zindana kapattırıp; “körü bekletip çıḳsa ḳarşı kapuġ” saray kapısını gözetip kapattırara…

1 biçim · 2 eser
belḍir isim 1

Kavşak, iki ırmağın ya da yolun birleştiği yer: “orḳoon balıḳlıg beltirinta” Orhun ile Balıklıg’ın birleştiği yerde; “yabaş toḳuş beltirinte” Yabaş ile Tokuş’un birleşt…

4 biçim · 3 eser
belgü isim 11

İşaret, belirti, alamet: “ıḳi kırk kut buyanlıg irü belgüke tükellig” otuz iki kutlu belirtiye sahip; “bosuş ḳadġu belgüsi eŋire turur” kaygı ve tasa belirtisi inler du…

28 biçim · 10 eser
belgülüg sıfat 40

Belli, açık, belirgin: “barıŋ belgülüg sen kün ay teg yaruḳ” varlığın güneş ve ay gibi açıktır; “yıl ay öḍ bitise küni belgülüg” yıl, ay, vakit yazılsa günü bellidir; “…

11 biçim · 10 eser
belgür- fiil 26

Görünmek, belirmek, ortaya çıkmak: “yıpar kizlese sen yıḍı belgürer” miski saklasan kokusu belli olur; “kayu üdün burkan yėrtinçüde belgürser” ne zaman Buda dünyada bel…

26 biçim · 10 eser
belgürt- fiil 10

Göstermek, açığa çıkarmak, belirtmek: “kün ay teŋri körkin belgürtüp” güneş ve ay tanrısının görünüşünü gösterip; “çintamani erdini tutar élig belgürttüŋüz” dilek taşın…

17 biçim · 5 eser
belgürtme isim 1

Gösterme, belirtme; (Budist) “belgürtme et’öz” Buda’nın canlılar için gösterdiği görünüş bedeni: “öŋi belgürḍme et’özler” ayrı ayrı görünüş bedenleri; “belgürḍme身leri” …

2 biçim · 2 eser
belgüsüz sıfat 1

Belirsiz, bilinmez; görünmez: “bu tüş teg tiriglik keçer belgüsüz” bu hayat rüya gibi belirsizce geçer; “ḳança barır belgüsüz” nereye gittiği belirsiz; “belgüsüz agzın …

4 biçim · 7 eser
beliŋle- fiil 3

Ürkmek, irkilmek, korkuyla sıçramak: “beliŋlep oḍundı kötürdi başın” irkilerek uyandı, başını kaldırdı; “ürkmiş beliŋlemiş osuġluġ” ürkmüş, irkilmiş gibi; “ötrü beliŋle…

4 biçim · 3 eser
beltürt- fiil 3

Büyütmek, yetiştirmek (“igit-” ile): “sütin emizip igitdi beltürtdi” sütünü emzirip besledi, büyüttü; “meniŋ etlig terlig kanlıg et-özimin igitdi beltürtti erser” benim…

3 biçim · 1 eser
bere isim 6

Bir uzunluk ölçüsü, fersah (Sanskritçe yojana karşılığı): “yarım bere kėŋ yarım bere teriŋ” yarım fersah geniş, yarım fersah derin; “yėtmiş bere uluġ tapn atlıg tamu” y…

2 biçim · 3 eser
berk sıfat 3

Sağlam, sıkı, berk: “azıġlıġ eren berk tügünler yazar” güçlü yiğitler sıkı düğümleri çözer; “taŋrı anlarnıŋ berk bıçıġını tuttı” Tanrı onlardan sağlam söz aldı; “berk y…

3 biçim · 6 eser
berksiz sıfat 1

Sağlam olmayan, geçici: “sansarlag meŋi toŋanaŋ berksizin meŋüsüzin” sansaranın sevincinin geçici, kalıcı olmadığını.

1 biçim · 1 eser
berü edat 18

-den beri: “tümen yılda berü tul erdim” on bin yıldan beri dul idim; “yėr teŋri törümişte berü” yer gök yaratıldığından beri; “eŋ ilki sansız tümen ajunta berü” ilk say…

2 biçim · 10 eser
beze- fiil 2

Süslemek, bezemek; güzel göstermek: “yaşıl kök bezediŋ tümen yulduzun” yeşil göğü binlerce yıldızla süsledin; “köŋülüg bezedi yaruḳluḳ bile” gönlü aydınlıkla süsledi; “…

11 biçim · 5 eser
bėr- fiil 68

Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…

165 biçim · 22 eser
bėriş- fiil 1

Alışveriş etmek; karşılıklı vermek: “bir edig tavarıg alış bėriş oġrınta” bir malı alıp satarken; “nė ol sizke yari bėrişmezler” neniz var ki birbirinize yardım etmiyor…

5 biçim · 4 eser
bėş sayı 77

Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…

8 biçim · 19 eser
bėşinç sayı 7

Beşinci: “bu bėşinç boşġutsuz arhant” bu beşinci (tür) öğrenimini bitirmiş arhat; “bėşinç ay toḳuz otuzḳa” beşinci ayın yirmi dokuzunda; “bėşinç oŋınta” beşinci sırada;…

5 biçim · 10 eser
bı isim 7

Bıçak (çoğunlukla “bıçġu” ile ikileme): “örtlüg yalınlıg bı bıçġu et-özleri üze yaġar” alevli bıçaklar bedenlerinin üstüne yağar; “bı bıçġu adasıŋa tüşmezünler” bıçak t…

2 biçim · 3 eser
bıç- fiil 10

Kesmek, biçmek: “kentü yülügüsi üze boġzın bıçıp” kendi usturasıyla boğazını kesip; “şimnu başın bıçtı” şeytanın başını kesti; “saçın ḳulḳaḳın bıçdı” (yas için) saçını,…

15 biçim · 7 eser
bıçġu isim 7

Bıçak, kesici (çoğunlukla “bı” ile ikileme): “örtlüg bu bıçġun öz konuḳın sança” alevli bıçaklarla kendi konuğunu saplayarak; “yėti bı bıçġun oḳsuz teginçsiz ölürürler”…

2 biçim · 4 eser
bıçġulug sıfat 1

Bıçaklı: “bı bıçġulug evlerde bekleyürler” bıçaklarla dolu evlere kapatırlar.

1 biçim · 1 eser
bibat 1

Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “artçu bibat … terlıḳ et-özlügler”.

1 biçim · 1 eser
biçek isim 2

Bıçak: “biçek teg bıçar men, keser men işig” işi bıçak gibi keserim; “bedük bir biçekig eligde tutar” elinde büyük bir bıçak tutar; “yiti biçek ḳılıç üze” keskin bıçak,…

2 biçim · 3 eser

Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “biginler üze … yėti baltuların kişiler”.

1 biçim · 1 eser
bil- fiil 16

Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…

134 biçim · 23 eser
bilge sıfat 123

Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…

20 biçim · 21 eser
bilgüçi isim 1

Bilen, bilgili kişi: “oḳıġıl munı sen aya bilgüçi” ey bilen, bunu oku; “bitig bilgüçi er bolur keḍ tetig” yazı bilen kişi pek zeki olur; “sınap bilgüçi eḍgü isiz ḳamuġ”…

2 biçim · 2 eser
bilig isim 60

Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…

39 biçim · 18 eser
biliglig sıfat 22

Bilgili, bilgin: “biliglig saḳınuḳ, kör, atı beḍük” bilgili, sakıngan, adı yüce; “biligligke ya dost özüŋni ula” ey dost, kendini bilgiliye bağla; “sewünçi bėrür-miz sa…

6 biçim · 10 eser
biligsiz sıfat 5

Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …

15 biçim · 16 eser
bilin- fiil 5

(Suçunu) kabul etmek, itiraf etmek (“ökün-” ile): “ökünü bilinü kşanti ḳılu teginür men” pişman olup suçumu kabul ederek bağışlanma dilerim.

8 biçim · 7 eser
bir sayı 92

Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.

23 biçim · 21 eser
bire 7

(Maytrısimit’te) fersah, bir uzunluk ölçüsü (bere): “tümen bire bolur” on bin fersah olur; “bir bire uluġ … saŋram” bir fersahlık büyük manastır.

1 biçim · 2 eser
biregikide özel ad 1

Bir genç adı (?): “anta ötrü biregikide ulatı … açitide ulatı tört yigirmi urılar” sonra Biregiki ve Aciti gibi yirmi dört genç.

1 biçim · 1 eser
birer sayı 4

Birer, teker teker: “üküş sözleme, söz birer sözle az” çok konuşma, sözü birer birer, az söyle; “üküş tıŋlaġu söz, birer sözlegü” sözü çok dinlemeli, birer birer söylem…

5 biçim · 7 eser
biri zamir 3

Biri, birisi: “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşmandır; “birisi bitigçi ḫatı belgülüg, birisi yalawaç tili ülgülüg” biri yazısı belirgin kâtip, bir…

6 biçim · 5 eser
birim isim 1

Borç; verecek (“alım” alacak karşıtı): “ḳayusı birim teg, ḳayusı alım” kimi borç gibi, kimi alacak; “öteyümedim, barda ḳaldı birim” ödeyemedim, giderken borcum kaldı; “…

4 biçim · 4 eser