Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Maitrisimit Nom Bitig (Hami) sözlüğü
3.163 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
208 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Oruç; (Budist ve Maniheist metinlerde) belli günlerde tutulan perhiz ve yemin günü: “arıġ baçaġ” temiz oruç; “bir kün bir tün tüzedgülüg baçag” bir gün bir gece tutulac…
Parçalı bağlamda geçen, anlamı kesinleşmeyen biçim: “yiti öŋi et-özlerin baçıp … suburġanlar ara kemişiŋler” (kalıntıları) yedi ayrı parçaya bölüp (?) stupalara koyun.
Maytrısimit’te Maitreya’ya “oğlum” diye seslenen yaşlı bilge brahman Badari: “badari bramanta ulatı ulug bilgelerig” Badari brahman ve öteki büyük bilgeleri; “badari br…
Buda’nın ilk beş rahibinden biri: “atnaḳaudani, aşivaçit, badirik, kaşpi, mahanmıda ulatı bėş pançaḳi toyınlar” Ājñāta Kauṇḍinya, Aśvajit, Badirik, Kāśyapa, Mahānāma ve…
Himalaya yöresinde bir ırmak adı (Bhāgīrathī): “himavanti tagnıŋ yıŋaḳınta bagirati atlıg ögüz kıdıġınta” Himavat dağının yöresinde Bagirati adlı ırmağın kıyısında.
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “bursoŋ kuvrag aşın içgüsin bagraġu kılınçın tapsız teŋsiz kıltımız” rahip topluluğunun yiyeceğini, içeceğini, … işini uyguns…
Bağ, ip; zincir, pranga: “örtlüg temirlig baglar üze yaturur” kızgın demir zincirlerle yatırırlar; “baġda buḳaġuda yatıp” bağda, prangada yatıp; “saḳınç ḳaḍġu baġın yör…
Bağdaş: “baġdaşınu olurur” bağdaş kurup oturur; “yarım baġdaşınmaḳın oluru” yarım bağdaş kurarak oturup; (KB, huzurda oturma adabında) “yana baġdaş ilme, yanın yatmaġıl…
Öğretmen, hoca, üstat; (Budist metinlerde) öğreti ustası, şastra yazarı: “esdiramati baḫşı yaradmış erür” Sthiramati hocanın yazdığıdır; “şasdirakarė vasubandu baḫşı” ş…
Bakmak, göz atmak: “yıraḳ baḳıp ḳara kördim” uzağa bakıp karaltı gördüm; “yer içinde yoruŋlar, baḳıŋlar” yeryüzünde gezin, bakın; “kör baḳın” bak, gör; “tübüŋke baḳın” …
Bakır: “sızġurmış kızıl baḳır” eritilmiş kızıl bakır; “aḳıttımız aŋar baḳır yulını” ona bakır kaynağını akıttık; “sözüg sözlemese saw altun sanı, baḳır boldı tildin çıḳ…
Yaralı (çoğunlukla “başlıġ” ile: yaralı bereli): “yeklügün söŋüşüp balıġ başlıġ boltı” cinlerle savaşıp yaralı bereli oldu; “balıg başlıg kanlıg yinlig kençkiyesin” yar…
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Kentleri olan: “erüş üküş balıḳlıg boduntın” pek çok kenti olan halktan.
Balta: “ḳayusı çerigde ḳılıç baldu yir” kimi orduda kılıç, balta yer (yaralanır); “ḳılıç baldu birle yaġıġ utġuçı” kılıç ve baltayla düşmanı yenen; “kılıçın süŋü şikti …
Bir tür yumuşak pamuk ya da kumaş (?): “öz et’özin bantatu kebezin töşeyürçe saḳınur” kendi bedenini bantatu pamuğu yayar gibi düşünür.
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Hep, hepsi, bütün: “ḳamuġ barça muŋluġ törütülmişi” bütün yaratılmışlar muhtaçtır; “tınlıġlarıġ barça atalarım ol tėp körüp” canlıların hepsini ‘babalarımdır’ diye görü…
Mal, servet, varlık (çoğunlukla “aġı barım” hazine ve mal): “alku aġı barım iliksiz tutuḳsuz köŋülin buşı bėrdim” bütün malımı mülkümü bağlanmadan, esirgemeden sadaka v…
Mallı, varlıklı, zengin (çoğunlukla “bay” ile): “bay barımlıg bayaġutlar” zengin, varlıklı tüccarlar; “üküş bay barımlġ tınlıġlar az yoḳ” zengin varlıklı canlılar az de…
Anlamı kesinleşmeyen biçim: “kan yiriŋ söl … aḳar barınur” kan, irin, sıvı akar, …
Ev, yapı; çoğunlukla “ev bark” ev bark, yurt: “evig barkag kodup toyın bolsar” evini barkını bırakıp rahip olursa; “ev barḳdın kesildiler” evlerinden barklarından ayrıl…
(KB) Yolcu, göçer: “kerek barḳın erse keçigli ḳonuḳ” ister yolcu olsun ister geçici konuk; “yorıyu turuġlı bu barḳın kişi” gezip duran bu yolcu kişi.
Benares (Vārāṇasī) kenti: “barnas kentde” Benares kentinde; “barnas kent uluşta” Benares kent ülkesinde; “barns uluşta arşivadan saŋramda nomlug tilgen tevirdi” Benares…
Benaresli: “barnaslıg bay bedük kişiler oglanı” Benaresli zengin, ulu kişilerin oğulları.
Pars, kaplan: “esnegen bars men, ḳamuş ara başım” esneyen parsım, başım sazlık arasında; “bars irbiz böri ulatı ḳadır yavlaḳ keyikler” kaplan, pars, kurt gibi azgın, kö…
(Çoğunlukla “anta/antada basa”) sonra, ardından: “anta basa tört yıŋaḳdaḳı ėligler” ondan sonra dört yandaki hükümdarlar; “antada basa üküş türlüg nom bitig bititdiler”…
Küçümsemek, hor görmek; büyüklenip ezmek: “orun birdim erse basındıŋ mini” sana yer verdim de beni hor gördün; “basınma begiŋni” beyini küçümseme; “körüşse basınur körü…
Baskı, zulüm (çoğunlukla “küç basınç”): “boḍundın kötürdi ḳamuġ küç basınç” halktan her türlü zor ve baskıyı kaldırdı; “üç iştin tegir küç basınç” zor ve baskı üç şeyde…
Baskısız, zulümsüz: “yaġısız börisiz basınçsız unçsuz” düşmansız, kurtsuz, baskısız, sıkıntısız.
Yardımcı, destekçi: “bu erdi basutçı köni dinḳa kök” doğru dine güçlü destek oldu; “basutçı kerek barça işte” her işte yardımcı gerekir; “toyın bolġuçıḳa basutçı bolsar…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz; önde gelen, baş (?): “motġalyan atlıg … başaġut tıtsı” Maudgalyāyana adlı … baş öğrenci (?).
İlk, baştaki; önde gelen: “baştınkı altı patar” ilk altı yaprak; “başdınḳı ordunḳı adaḳtaḳı” baştaki, ortadaki ve sondaki; “baştınḳı oronḳa tegmiş” en üst mertebeye ula…
Başlamak: “bayat atı birle sözüg başladım” Tanrı’nın adıyla söze başladım; “başladım taŋrı atı birle” Tanrı adıyla başladım; “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yard…
Başlı, başı olan: “başlıġıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş” başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş; “altun başlıg yılan men” altın başlı yılanım; “sü başlıġ bolur”…
Başsız, başı olmayan: “başsız kögüzlerinte yüzlüg meŋizlig bolup” başsız, yüzleri göğüslerinde olup; “başsız börk bolmas” başsız börk olmaz.
Batmak, dalmak: “neçe miŋ tirig öldi tulup batur” kaç bin canlı boğulup battı; “çom’maḳ batmaḳ uu utıḳ” dalmak, batmak, uyku; “tuġmaz batmaz” doğmaz batmaz; “kün tuġmaz…
Bir kız adı (?): “ötrü ol batiri kız bayaḳı muḳtıḳe upasançka inçe tėp tėdi” sonra o Batiri kız demin anılan upāsikā Muktike’ye şöyle dedi.
Batı, gün batısı (çoğunlukla “kün batsıḳı”): “öŋre kün tuġsıḳıġa, kisre kün batsıḳıġa tegi” ileride gün doğusuna, geride gün batısına dek; “kün batsıkıŋa” gün batısına;…
Batırmak; suda boğmak: “baturdımız olarnı derya içre” onları denizde boğduk; “eger tilese-miz baturġaytımız olarnı” dileseydik onları boğardık; “ḳapuġda batursa yarumış…
Gizli, örtülü; hileli: “yaşut batut kılınçlıg” gizli kapaklı işler işleyen; “ezük batut sözlemek” yalan, hileli söz söylemek.
Zengin, varlıklı: “çıġań bodunug bay ḳıltım” yoksul halkı zengin kıldım; “bay bar ertim, aġılım on” zengin idim, ağılım (hazinem) çoktu; “bay yeme bar, yoḳ çıġay yeme b…
Zengin kişi, ev sahibi tüccar (Sanskritçe gṛhapati karşılığı): “bay barımlıg sansız üküş bayaġutlar” sayısız zengin varlıklı tüccarlar; “vişakė bayaġut” zengin Viśākha;…
Demin anılan, önceki (?): “batiri kız bayaḳı muḳtıḳe upasançka inçe tėp tėdi” Batiri kız demin anılan upāsikā Muktike’ye şöyle dedi.
(Budist okul adı) Vaibhāṣika mensubu: “vyaḳran ulatı şastrlarıg adırtlayu uḳtaçı baybajıḳi arya-çintri bodisavat” dilbilgisi ve öteki şastraları ayırt ederek anlayan Va…
Bağımlı, tabi; boyun eğmiş: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış, ḳop baz ḳılmış” dört yandaki halkları hep almış, hep tabi kılmış; “yat baz” yabancı ve tabi (halk).
(Budist terim) Bhadrakalpa’ya, ‘iyi çağ’a ait: “tört yüz toġuz on altı örki bdraklpiki bodistvlar” iyi çağın dokuz yüz doksan altı bodisatvası.
Sakat, özürlü: “iglig kemlig bertük beçel tınlıglarıg açınsar aġrınsar” hasta, dertli, yaralı, sakat canlılara acırsa.
Süslemek, nakışlamak, resmetmek: “ürüŋ topraḳ toḳısar, bedizeser burkan körkin” beyaz toprak döverse, Buda tasvirini nakışlarsa; “bedizettim, bediztim” nakışlattım, süs…
Büyümek, gelişmek; yücelmek: “bilig birdi, yalŋuḳ beḍüdi bu kün” (Tanrı) bilgi verdi, insan bugün yüceldi; “yüreklig hem öglüg beḍüse üni” yürekli ve akıllı, ünü büyüse…
Büyük, ulu, yüce: “beḍük yılan” büyük yılan; “bay bedük kişiler” zengin, ulu kişiler; “ulug bedük sögüt” büyük ağaç; “ḳırlar ediz bedük” tepeler yüksek, büyük; “biligli…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
Beylik etme, üstünlük (?) (“yėgedmek” ile): “alku yėgedmek begedmek erk türk ev bark kodup” bütün üstünlüğü, beyliği, gücü, evi barkı bırakıp.
Beyciğim (sevgi ve saygı hitabı): “sen begiçügüm ḳaç türlüg bitig ujaklar bilir sen” beyciğim, sen kaç türlü yazı bilirsin.
Sağlam, sıkı, berk: “bek ḳatıġ köŋüllüg” sağlam, katı gönüllü; “kértgünç köŋülümüz bek qatıġ bolzun” inanç gönlümüz sağlam olsun; “kentü köŋülüŋin bek tutġıl” gönlünü s…
Açık, belli (çoğunlukla “belgülüg” ile): “bekiz belgülüg bilgeli bolur” apaçık bilinebilir; “bekiz belgülüg uḳıdur” apaçık anlatır; “bekiz belgülüg turḳaru közünür” apa…
Korumak, gözetmek: “bilig birle bekle bu bulmış öḍüg” bu bulduğun vakti bilgiyle koru; “neŋin tutar bekleyü, özi yimes” malını saklayıp tutar, kendisi yemez; “tilin bek…
Kapatılmak, hapsolmak: “kızıl baḳırlag naralar içinte beklenmiş” kızgın bakır kazanlar içine kapatılmış.
Kapattırmak, hapsettirmek: “kaŋı ėlig begig kınlıḳta bekletip” babası hükümdarı zindana kapattırıp; “körü bekletip çıḳsa ḳarşı kapuġ” saray kapısını gözetip kapattırara…
Kavşak, iki ırmağın ya da yolun birleştiği yer: “orḳoon balıḳlıg beltirinta” Orhun ile Balıklıg’ın birleştiği yerde; “yabaş toḳuş beltirinte” Yabaş ile Tokuş’un birleşt…
İşaret, belirti, alamet: “ıḳi kırk kut buyanlıg irü belgüke tükellig” otuz iki kutlu belirtiye sahip; “bosuş ḳadġu belgüsi eŋire turur” kaygı ve tasa belirtisi inler du…
Belli, açık, belirgin: “barıŋ belgülüg sen kün ay teg yaruḳ” varlığın güneş ve ay gibi açıktır; “yıl ay öḍ bitise küni belgülüg” yıl, ay, vakit yazılsa günü bellidir; “…
Görünmek, belirmek, ortaya çıkmak: “yıpar kizlese sen yıḍı belgürer” miski saklasan kokusu belli olur; “kayu üdün burkan yėrtinçüde belgürser” ne zaman Buda dünyada bel…
Göstermek, açığa çıkarmak, belirtmek: “kün ay teŋri körkin belgürtüp” güneş ve ay tanrısının görünüşünü gösterip; “çintamani erdini tutar élig belgürttüŋüz” dilek taşın…
Gösterme, belirtme; (Budist) “belgürtme et’öz” Buda’nın canlılar için gösterdiği görünüş bedeni: “öŋi belgürḍme et’özler” ayrı ayrı görünüş bedenleri; “belgürḍme身leri” …
Belirsiz, bilinmez; görünmez: “bu tüş teg tiriglik keçer belgüsüz” bu hayat rüya gibi belirsizce geçer; “ḳança barır belgüsüz” nereye gittiği belirsiz; “belgüsüz agzın …
Ürkmek, irkilmek, korkuyla sıçramak: “beliŋlep oḍundı kötürdi başın” irkilerek uyandı, başını kaldırdı; “ürkmiş beliŋlemiş osuġluġ” ürkmüş, irkilmiş gibi; “ötrü beliŋle…
Büyütmek, yetiştirmek (“igit-” ile): “sütin emizip igitdi beltürtdi” sütünü emzirip besledi, büyüttü; “meniŋ etlig terlig kanlıg et-özimin igitdi beltürtti erser” benim…
Bir uzunluk ölçüsü, fersah (Sanskritçe yojana karşılığı): “yarım bere kėŋ yarım bere teriŋ” yarım fersah geniş, yarım fersah derin; “yėtmiş bere uluġ tapn atlıg tamu” y…
Sağlam, sıkı, berk: “azıġlıġ eren berk tügünler yazar” güçlü yiğitler sıkı düğümleri çözer; “taŋrı anlarnıŋ berk bıçıġını tuttı” Tanrı onlardan sağlam söz aldı; “berk y…
Sağlam olmayan, geçici: “sansarlag meŋi toŋanaŋ berksizin meŋüsüzin” sansaranın sevincinin geçici, kalıcı olmadığını.
-den beri: “tümen yılda berü tul erdim” on bin yıldan beri dul idim; “yėr teŋri törümişte berü” yer gök yaratıldığından beri; “eŋ ilki sansız tümen ajunta berü” ilk say…
Süslemek, bezemek; güzel göstermek: “yaşıl kök bezediŋ tümen yulduzun” yeşil göğü binlerce yıldızla süsledin; “köŋülüg bezedi yaruḳluḳ bile” gönlü aydınlıkla süsledi; “…
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Alışveriş etmek; karşılıklı vermek: “bir edig tavarıg alış bėriş oġrınta” bir malı alıp satarken; “nė ol sizke yari bėrişmezler” neniz var ki birbirinize yardım etmiyor…
Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…
Beşinci: “bu bėşinç boşġutsuz arhant” bu beşinci (tür) öğrenimini bitirmiş arhat; “bėşinç ay toḳuz otuzḳa” beşinci ayın yirmi dokuzunda; “bėşinç oŋınta” beşinci sırada;…
Bıçak (çoğunlukla “bıçġu” ile ikileme): “örtlüg yalınlıg bı bıçġu et-özleri üze yaġar” alevli bıçaklar bedenlerinin üstüne yağar; “bı bıçġu adasıŋa tüşmezünler” bıçak t…
Kesmek, biçmek: “kentü yülügüsi üze boġzın bıçıp” kendi usturasıyla boğazını kesip; “şimnu başın bıçtı” şeytanın başını kesti; “saçın ḳulḳaḳın bıçdı” (yas için) saçını,…
Bıçak, kesici (çoğunlukla “bı” ile ikileme): “örtlüg bu bıçġun öz konuḳın sança” alevli bıçaklarla kendi konuğunu saplayarak; “yėti bı bıçġun oḳsuz teginçsiz ölürürler”…
Bıçaklı: “bı bıçġulug evlerde bekleyürler” bıçaklarla dolu evlere kapatırlar.
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “artçu bibat … terlıḳ et-özlügler”.
Bıçak: “biçek teg bıçar men, keser men işig” işi bıçak gibi keserim; “bedük bir biçekig eligde tutar” elinde büyük bir bıçak tutar; “yiti biçek ḳılıç üze” keskin bıçak,…
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “biginler üze … yėti baltuların kişiler”.
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…
Bilen, bilgili kişi: “oḳıġıl munı sen aya bilgüçi” ey bilen, bunu oku; “bitig bilgüçi er bolur keḍ tetig” yazı bilen kişi pek zeki olur; “sınap bilgüçi eḍgü isiz ḳamuġ”…
Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…
Bilgili, bilgin: “biliglig saḳınuḳ, kör, atı beḍük” bilgili, sakıngan, adı yüce; “biligligke ya dost özüŋni ula” ey dost, kendini bilgiliye bağla; “sewünçi bėrür-miz sa…
Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …
(Suçunu) kabul etmek, itiraf etmek (“ökün-” ile): “ökünü bilinü kşanti ḳılu teginür men” pişman olup suçumu kabul ederek bağışlanma dilerim.
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
(Maytrısimit’te) fersah, bir uzunluk ölçüsü (bere): “tümen bire bolur” on bin fersah olur; “bir bire uluġ … saŋram” bir fersahlık büyük manastır.
Bir genç adı (?): “anta ötrü biregikide ulatı … açitide ulatı tört yigirmi urılar” sonra Biregiki ve Aciti gibi yirmi dört genç.
Birer, teker teker: “üküş sözleme, söz birer sözle az” çok konuşma, sözü birer birer, az söyle; “üküş tıŋlaġu söz, birer sözlegü” sözü çok dinlemeli, birer birer söylem…
Biri, birisi: “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşmandır; “birisi bitigçi ḫatı belgülüg, birisi yalawaç tili ülgülüg” biri yazısı belirgin kâtip, bir…
Borç; verecek (“alım” alacak karşıtı): “ḳayusı birim teg, ḳayusı alım” kimi borç gibi, kimi alacak; “öteyümedim, barda ḳaldı birim” ödeyemedim, giderken borcum kaldı; “…