İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Derlem sözlüğü · eser sözlüğü

Maitrisimit Nom Bitig (Hami) sözlüğü

3.163 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.

Tanımlar hakkında. Tanımlar başka bir sözlükten alınmamıştır: her madde için derlemdeki bağlamlar okunarak özgün olarak yazılmıştır (yazar: Claude, yapay zekâ; editör denetimi sürüyor). Şimdiye dek 2.552 maddenin tanımı yazıldı. Madde başları çekim eklerinden arındırılmış biçimlerdir; çekimli biçimler madde sayfasında ayrıca listelenir.

108 madde · “e” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)

eçi isim 5

Ağabey; amca, babanın büyük kardeşi (yazıtlarda Kapgan Kağan için): “eçim ḳaġan ėli ḳamşaġ boltuḳınta” amcam kağanın ili sarsıldığında; “eçim ḳaġan birle ėlgerü yaşıl ü…

12 biçim · 5 eser
ed isim 31

Mal, eşya, varlık; hep “ed tavar” ikilemesiyle: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendiliğinden bozulur, yok olur; “ed tavar tileser bultuŋ” mal istersen buldun…

19 biçim · 11 eser
edgülüg sıfat 7

İyilikli, hayırlı, erdemli; yararlı: “kim muntag edgülüg maytrı bodisavatag körgeli küsemeser” kim böyle iyilik dolu Maitreya bodisatvayı görmek istemezse; “emgekligler…

2 biçim · 8 eser
edgüti zarf 1

İyice, güzelce, özenle; tam olarak: “bu sabımin edgüti eşid ḳatıġdı tiŋla” bu sözümü iyice işit, sıkıca dinle; “yelme ḳarġu edgüti urġıl” gözcüleri, karakolları iyice k…

3 biçim · 7 eser
eḍgü sıfat 121

İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…

55 biçim · 21 eser
eḍgülük isim 4

İyilik, hayır, lütuf; “eḍgülük ḳıl-” iyilik etmek: “ḳamuġ eḍgülük ḳıl ḳılınçın sözün” işinle sözünle her türlü iyiliği yap; “yorı eḍgülük ḳıl ekin eḍgülük / saŋa eḍgü b…

17 biçim · 7 eser
eḍiz sıfat 4

Yüksek, yüce: “ay sırḳa yaḳın ay köŋülke eḍiz” ey sırra yakın, gönülden yüce olan; “édiz taġ édiz sögüt teriŋ yar” yüksek dağ, yüksek ağaç, derin uçurum; “azu ėdiz taġt…

9 biçim · 10 eser
egir- fiil 2

(İplik) eğirmek: “buzdı egirmiş yipini küçde kiḍin” eğirdiği ipliği sağlamlaştırdıktan sonra bozdu; “ıduḳ elgin igig tutup yip egire yarlıḳadı” kutsal eliyle iği tutup …

7 biçim · 6 eser
egril- fiil 1

Eğrilmek, bükülmek: “badarı braman kentü egrilmiş bükülmiş et-özin körüp” Brahman Bādari kendi eğrilmiş, bükülmüş bedenini görüp.

1 biçim · 1 eser

(Maitrisimit’te “edruḳ” ile ikileme) türlü türlü, çeşitli (?): “egruḳ edruḳ tüllerig ḳoduru ḳolulasar” türlü türlü rüyaları iyice düşünürse.

1 biçim · 1 eser
egsük sıfat 1

Eksik, noksan; eksiklik: “birök egsük kergek boldı erser” eğer eksik, gerekli olursa; “bu basudçısı egsük bolmaḳ üze” bu yardımcı etken eksik olduğundan; “savınıŋ egsük…

2 biçim · 4 eser
egsüksüz sıfat 1

Eksiksiz, tam: “ed tavar üzüksüz egsüksüz kergeksiz bolurlar” mal mülk kesintisiz, eksiksiz, ihtiyaçsız olurlar; “ikileyü arduḳsuz egsüksüz ėdigsiz” iki kat, fazlasız, …

1 biçim · 2 eser
eke isim 4

Abla, büyük kız kardeş: “ögüm ḳatun ulayu öglerim ekelerim ḳunçuylarım” annem hatun başta olmak üzere analarım, ablalarım, prensesler; “inanç ekemiz yıpar” ablamız İnan…

7 biçim · 6 eser
ekin isim 2

İki, ikisi; hep “ekin ara” ikisi arasında (Orhon yazıtlarında): “kök teŋri asra yaġız yėr ḳılıntuḳda ekin ara kişi oglı ḳılınmış” üstte mavi gök, altta yağız yer yaratı…

4 biçim · 8 eser
eksük sıfat 3

Eksik, noksan: “bir kılıçın tümenke bir eksük kişi … ölürdi” bir kılıçla on binden bir eksik insanı öldürdü; “yüz ygrmi yılta eksük yaşasalar” yüz yirmi yıldan az yaşar…

1 biçim · 3 eser
elig isim 21

El: “muŋaḍmış yirimde elig tut maŋa” sıkıştığım yerde elimi tut; “ḳalı bolsa elgiŋ boḍunḳa uzun” elin halka uzun (cömert, güçlü) ise; “ḳamuġ eḍgülükke tegürgil elig” he…

47 biçim · 16 eser
em- fiil 2

Emmek: “alkunuŋ karınlıg kovuḳlarınta yatdım alkunuŋ sütin emdim” hepsinin rahminde yattım, hepsinin sütünü emdim; “alḳunıŋ sütin emtim” hepsinin sütünü emdim.

2 biçim · 1 eser
em isim 3

İlaç, deva, tedavi; çoğu kez “ot em”: “bu igke emi yoḳ tileme otı” bu hastalığın ilacı yok, ilacını arama; “ayu birdim emdi igim hem emim” derdimi de ilacımı da söyledi…

7 biçim · 9 eser
emdi zarf 3

Şimdi, artık; (söze başlarken) işte, öyleyse: “anı ög sen emdi sewinçin tile” sen şimdi onu öv, sevinçle dile; “muŋar meŋzetü keldi emdi bu söz” şimdi buna benzer söz g…

3 biçim · 6 eser
emgek isim 53

Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…

34 biçim · 17 eser
emgeklig sıfat 12

Acılı, ıstıraplı, sıkıntı çeken: “emgeklig yüzin iye taya badari braman inçe tėp tėdi” Brahman Bādari acılı yüzünü eğip şöyle dedi; “muntaġ emgeklig yolda tüşmiş tururl…

9 biçim · 9 eser
emgeksiz sıfat 3

Acısız, sıkıntısız; zahmetsiz: “kop kamag tınlıglarıg emgeksiz meŋilig kılayın” bütün canlıları acısız, mutlu kılayım; “naru tevrilmekin emgeksiz uçuz uḳar” öteye dönme…

2 biçim · 5 eser
emgen- fiil 10

Acı çekmek, sıkıntıya katlanmak; çile çekmek: “altı yıl tapavan berkte duşkaraçar emgek emgenmişin” altı yıl çile ormanında ağır çile çekmiş olarak; “ertiŋü emgek emgen…

13 biçim · 8 eser
emget- fiil 2

Acı çektirmek, eziyet etmek, sıkıntı vermek: “mini emgetür til iḍi ök telim” dil sahibi beni çok eziyet ettirir; “emgettiler kelmezde aşnu bizke” sen gelmeden önce de b…

19 biçim · 10 eser
emgetgüçi isim 1

Eziyet eden, işkenceci: “tınlġlaraġ ḳınaġuçı emgetgüçi boltum erser” canlılara işkence eden, eziyet eden olduysam; “küçsüz küsünsüz tınlıglar emgetgüçiler” güçsüz canlı…

2 biçim · 2 eser
emit- fiil 1

Eğilmek, yana yatmak, bir yana meyletmek: “ḳamuġ üç aḍaḳlıġ emitmez bolur” üç ayaklı her şey yana yatmaz; “ḳayu tüz emitse turumaz tüşer” düz olan eğilirse duramaz, düş…

9 biçim · 4 eser
emle- fiil 1

Tedavi etmek, iyileştirmek: “igig emlemese kişi terk ölür” hastalığı tedavi etmezse insan çabuk ölür; “ig agrıglıg kişig … içgü ot öntürüp emleser” hasta kişiye içecek …

11 biçim · 5 eser
emraḳ sıfat 2

Sevgili, sevimli; tatlı, yumuşak: “uluġ küçlüg luular yumşaḳ emraḳ ünin kökreyürler” büyük güçlü ejderhalar yumuşak, tatlı sesle gürlerler; “anta barıŋ emraḳım” oraya g…

2 biçim · 1 eser
emsiz sıfat 2

İlaçsız, çaresiz; “otsuz emsiz” çaresi olmayan: “bilip uḳup kılmış otsuz emsiz ürüntegsiz … ayıg kılınçlar” bilerek yapılmış, çaresiz, arınmaz kötü eylemler.

1 biçim · 1 eser
emüz- fiil 1

Emzirmek: “uḳturdımız musa anasınḳa kim emüzgil tėp anı” Musa’nın annesine ‘onu emzir’ diye bildirdik; “eger emüzseler sizke bėriŋ olarḳa terlerini” (çocuğunuzu) sizin …

4 biçim · 2 eser
ençe 1

Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit): “et-özin küzedür atlıg boşġutsuz tınlıg bar ençe yėme tömke biliglig erser” bedenini koruyan adlı öğrenimini bitirmiş varlık var…

1 biçim · 1 eser
enetkek özel ad 9

Hindistan; “enetkek ėl” Hint ülkesi, “enetkek tili” Sanskritçe: “enetkek ilteki vaybaş şastar yaratdaçı” Hindistan’daki Vaibhāṣika şastrasını yazan; “aryaçantri bodisav…

3 biçim · 2 eser
eniŋ 1

Anlamı kesinleşmeyen bir beden adı (Maitrisimit, cehennem tasviri): “karnımıznı uçamıznı eniŋümüzni butumuznı başımıznı yüzümüzni bitiyürbiz” karnımızı, sırtımızı, …ımı…

1 biçim · 1 eser
eŋ isim 4

Yanak, yüz; yüzün rengi (KB’de hep “ḳızıl eŋ”, “ḳızġu eŋ”): “örüŋ bolsa ḳırtış ḳızıl ḳızġu eŋ” teni beyaz, yanağı kıpkızıl olsa; “bayutġay sini ol ḳızıl bolġa eŋ” seni …

12 biçim · 10 eser
eŋ- fiil 1

Şaşırıp kalmak, afallamak; utanıp mahcup olmak: “eŋip ḳaldı ögdülmiş elgin owa” Ögdülmiş ellerini ovuşturarak şaşakaldı; “baḳa barsa yetrü ajun ḫalini / eŋip ḳalġu taŋl…

3 biçim · 4 eser
eŋek isim 1

Çene: “ernii yirüp eŋekii tmġaḫıi aprap … ölüp bardı” dudakları kanayıp çenesi, damağı çürüyüp öldü.

2 biçim · 2 eser

Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit): “karunavit … ulatı eŋenyük dyan saḳınçlar üze erk türk bolmış bolurlar” karuṇā … gibi … meditasyonlar üzerinde egemen olmuş olur…

1 biçim · 1 eser
eŋim 2

Anlamı kesinleşmeyen terim; hep “üç eŋim sansar” (üç katlı ya da üç âlemli sansara ?): “tutyaġ yme munta üç engim sansardaḳı nızvanılar oġrınta tört türlüg adrılurlar” …

2 biçim · 3 eser
eŋit- fiil 6

Eğmek; saygıyla eğilmek: “eŋite et-özin külçire yüzin teŋri tapa körü” bedenini eğerek, yüzü gülerek tanrıya bakıp; “ayaların kavşurup eŋite et-özin brhmavati katunḳa y…

3 biçim · 2 eser
er isim 14

Er, erkek; adam, kişi: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” (insan) bilgi bilirse hastalık ondan uzaklaşır; “ögü bilmez erke ögüt ögretür” akıl bilmeyene öğüt öğretir; “ḳuş…

14 biçim · 21 eser
er- fiil 388

Olmak, var olmak; bulunmak: “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hiçbir şeyden değildir; “öz yaş kentü ürlüksüz meŋüsüz erür” ömür kendiliğinden kalıcı deği…

121 biçim · 26 eser
erdem isim 15

Erdem, fazilet; hüner, yetenek, kişisel değer: “aŋar birdi erdem bilig ög uḳuġ” ona erdem, bilgi, akıl, anlayış verdi; “bu erdem bile er tilek arzu yir” insan bu erdeml…

28 biçim · 12 eser
erdemlig sıfat 2

Erdemli, hünerli, yetenekli; güçlü: “ḳamuġḳa tusulur kör erdemlig er” erdemli yiğit herkese yarar; “sarandın ḳaçar barça erdemlig er” erdemli kişi cimriden kaçar; “alp …

4 biçim · 9 eser
erdini isim 49

Mücevher, değerli taş: “altun kümüş erdni monçuḳ satıġsız erdniler tilegeli” altın, gümüş, mücevher, inci, paha biçilmez değerli taşlar aramak için; “arıġ süzük yruġ ya…

24 biçim · 11 eser
erdinilig sıfat 33

Mücevherli, mücevherle süslü: “vayturi erdinilig kent tamınıŋ” lacivert taşından mücevherli şehir surunun; “erdinilig siŋekliki tegre tegzinürler” mücevherli sineklikle…

4 biçim · 5 eser
eren isim 7

Erler, adamlar; yiğitler, kahramanlar (er’in topluluk biçimi): “ajunda ne yaŋlıġ eren toġdı kör” dünyada ne türlü yiğitler doğdu, bak; “ulşıp eren börleyü” erler kurt g…

14 biçim · 11 eser
ergü isim 1

Oturulan yer, konak, yurt: “kaltı ogul oglan ergüsinte erürçe” tıpkı çoluk çocuğun kendi yurdunda oturması gibi; “kentü kentü ergüsiŋerü yadılu tegintiler” her biri ken…

3 biçim · 3 eser
erig isim 9

Öğüt; hep “öt erig”: “üküş eḍgü yarlıġ tümen öt erig” pek çok iyi buyruk, binlerce öğüt; “teginmek öt erig tıltaġınta” öğütle eğitme sebebiyle.

10 biçim · 9 eser
erigle- fiil 1

Öğüt vermek, yüreklendirmek, yönlendirmek; hep “ötle-” ile: “edgüti ötlep eriglep köŋül avıtıp” iyice öğüt verip yüreklendirip gönül avutarak; “nomça törüçe ötleyü erig…

8 biçim · 3 eser
erji isim 2

(Maitrisimit’te, Sanskritçe ṛṣi) ermiş, bilge, münzevi: “ötrü diwa erji inçe tėp tėyür” sonra bilge Deva şöyle der.

2 biçim · 1 eser
erk isim 14

Güç, erk, yetki, iradi egemenlik; çoğu kez “erk türk”: “bar erse yazuḳum ḳına erk saŋa” suçum varsa cezalandırmak sana kalmış; “dyan saḳınçlar üze erk tarta umaz” medit…

10 biçim · 8 eser
erkeç isim 1

Erkeç, erkek keçi: “irk erkeç teke oglaḳ” iğdiş, erkeç, teke, oğlak; “bular ol sürüg ḳoyḳa erkeç sanı” bunlar koyun sürüsü için erkeç gibidir (öncüdür).

1 biçim · 2 eser
erki edat 24

Soru ve şüphe edatı: acaba, ki: “negü ḳıldım erki elig men saŋa” sana ne yaptım ki; “ḳayu ta‘at erki uḳumaz munı” hangi ibadet acaba, bunu anlayamaz; “ne ayıg kılınç kü…

2 biçim · 8 eser
erklig sıfat 6

Güçlü, kudretli, egemen; (Tanrı için) Kadir: “ay erklig uġan meŋü muŋsuz bayat” ey güçlü, kadir, ebedî, muhtaç olmayan Tanrı; “nėme körklüg erklig ol” ne güzel koruyucu…

20 biçim · 16 eser
erksin- fiil 5

Egemen olmak, sahiplenmek, üzerinde tasarruf etmek: “ḳuvraġlıg evlerig yalıŋuz aŋantımız erksintimiz” topluluğun evlerini tek başımıza sahiplendik; “idişin tavarın yalı…

8 biçim · 4 eser
erksiz sıfat 1

Güçsüz, iradesiz, elinde olmayan; çaresiz: “özelü barır men öz erksiz bolup” elimde olmadan çaresiz gidiyorum; “bu ḳul kendü erksiz tapuġçı bolur” bu kul kendi iradesi …

2 biçim · 3 eser
erŋek isim 3

Parmak: “ısrurlar siziŋ üze ernekleri uçını öwkedin” size öfkeden parmaklarının uçlarını ısırırlar; “uruŋ olardın tegme ernek uçlarını” onların bütün parmak uçlarına vu…

5 biçim · 4 eser

Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit): “ḳaltı munçuḳ erdni kaş atlaġ erşide urmış osuġluġ” tıpkı inci, mücevher, yeşim adlıların … konmuş gibi (bir kap, mahfaza olmalı).

1 biçim · 1 eser
ert- fiil 23

Geçmek, öteye geçmek; aşmak: “ögüz ertgeli oġratıŋ” ırmağı geçmeye niyetlendin; “anı ertdimiz yėnçü ügüzüg keçe” onu geçtik, İnci ırmağını aşarak; “yıraḳ barmış … ada e…

28 biçim · 12 eser
erte isim 2

Sabah, sabah erkenden; erken: “erte hem kėçe” sabah akşam; “ḳoptı erte kend içinde ḳorḳuġlı” şehirde sabahleyin korkarak kalktı; “kiçe yatsa kiç yat yana erte tur” gece…

5 biçim · 6 eser
ertimlig sıfat 4

Gelip geçici, kalıcı olmayan, fani: “yükünç ertimlig turur” (dünya) geçicidir; “muna ertimlig et-özümüz ertip barsar” işte geçici bedenimiz geçip gidince; “bu biziŋ et’…

2 biçim · 3 eser
ertinçsiz sıfat 1

Geçilmez, aşılmaz: “ertinçsiz teriŋ ḳoġuzlarda et’özin köprüg ḳılmış saḳınur” geçilmez derin çukurlarda bedenini köprü yapmış (olarak) düşünür.

1 biçim · 1 eser

Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit): “ertiŋlig yumşaḳ ünin ḳop yir suwlaraġ yaŋḳurtdı” … yumuşak sesiyle bütün yeryüzünü yankılattı (ertiŋü ‘çok’ ile ilgili olabilir).

1 biçim · 1 eser
ertiŋü zarf 2

Pek, çok, son derece: “ertiŋü üküş edgü ḳılınç ḳazġanç ḳazġanur” pek çok iyi iş, sevap kazanır; “ertiŋü uluġ törün alı bertim” çok büyük törenle alıp verdim; “ed tavar …

5 biçim · 10 eser
ertür- fiil 6

Geçirmek; (zamanı) geçirmek, harcamak; (töreni) yerine getirmek: “yėti yėti kün dyanlag meŋi teginü ertürü yarlıḳadı” yedişer gün meditasyon mutluluğunu tadarak geçirdi…

8 biçim · 6 eser
erüş sıfat 11

Çok, pek çok; hep “erüş üküş” ikilemesiyle: “erüş üküş bursoŋ kuvrag” pek çok rahip topluluğu; “erüş üküş keyiklerig isig özlerinte öŋi kıltımız” pek çok hayvanı canınd…

1 biçim · 5 eser
esen sıfat 1

Esen, sağ, sağlıklı; güvende: “sewerin esen tut yaġısın kötür” seveni esen tut, düşmanını kaldır (yok et); “esenin tirilgil üküş yıl yaşa” sağlıkla yaşa, çok yıl yaşa; …

6 biçim · 8 eser

Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit, tören alayı tasviri): “sekiz tümen tört mıŋ gelig pra esġuḳ tuta öŋtün uduzur” seksen dört bin … şemsiye (?) tutarak önden götürür.

1 biçim · 1 eser
esin isim 1

Esinti, rüzgâr: “kiçigkiye ot üçüni yėlig esinig basutçı iş bulup ükliyür” küçücük ateş kıvılcımı yeli, esintiyi yardımcı bulup çoğalır; “ol esgen esin haḳḳı” esen rüzg…

2 biçim · 4 eser
esirgençsiz sıfat 3

Esirgemeyen, cömert; hep “esirgençsiz köŋül” ile: “esirgençsiz köŋülin ed tavar buşı bėrmek” esirgemeyen gönülle mal mülk sadaka vermek; “edgü dintarlarḳa esirgençsiz k…

3 biçim · 2 eser
eskir- fiil 1

Eskimek: “eskirmiş v(i)rhar saŋramig sapsar” eskimiş manastırı onarırsa; “yigit ḳoca bolur yaŋı eskirür” genç yaşlanır, yeni eskir.

2 biçim · 2 eser
esrük sıfat 1

Sarhoş, esrik; kendinden geçmiş: “ya esrük tütüş ḳılġa aḫsumlaġay” ya sarhoş kavga eder, sızlanır; “tegirmi tam içinte esrük boltıŋ” yuvarlak duvar içinde sarhoş oldun;…

7 biçim · 6 eser
esür- fiil 3

Sarhoş olmak, esrimek: “esürse kişi tilwe munduz bolur” insan sarhoş olursa deli, aptal olur; “neçe eḍgü işler esürse ḳalur” sarhoş olunca nice iyi işler kalır; “ḳalı i…

7 biçim · 2 eser
eşidil- fiil 9

İşitilmek, duyulmak: “on ḳat ḳas oyun yaŋurusı eşidilür” on kat … oyun sesi işitilir; “yėl iyin eşidilür” rüzgârla işitilir; “tünle bir ün esidilti” gece bir ses işitil…

8 biçim · 5 eser
eşit- fiil 78

İşitmek, duymak: “ol sabıġ ėşidip tün udısıḳım kelmedi” o sözü işitince gece uykum gelmedi; “anı eşidip virutaḳ ėlig beg … yarlıg yarlıḳadı” bunu işitince kral Virūḍhak…

123 biçim · 21 eser
eşittür- fiil 1

İşittirmek, duyurmak, haber vermek: “men barıp monı élig begke eşidtüreyin” gidip bunu krala duyurayım; “bu darnınıŋ ünin esidtürser” bu daraninin sesini işittirse; “eg…

11 biçim · 6 eser
eşük isim 1

Örtü, yaygı: “orun eşük töşek ton etük” yer, örtü, döşek, giysi, çizme; “şeri‘at yüzindin kiterdi eşük” şeriatın yüzünden örtüyü kaldırdı.

1 biçim · 2 eser
et isim 15

Et: “kişi ḳılḳı kirtüç etiŋni yigey” insanların huyu gerçekten etini yiyecek (seni çekiştirecek); “teŋizni yėse sizler andın yaş et” denizden taze et yiyesiniz diye; “e…

13 biçim · 8 eser
etçi isim 2

Kasap: “olar öŋre ajunta koyu ölürgüçi etçiler erdi” onlar önceki yaşamda koyun öldüren kasaplardı; “biz ilkide amarı koyun ölürgüçi etçiler erdimiz” biz önceden kimimi…

1 biçim · 1 eser
etgin- 1

Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (Maitrisimit girişi): “anı üçün inçe saḳınu etgintimiz” bu yüzden şöyle düşünmeye … (başladık ?).

1 biçim · 1 eser

Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit): “sekiz türlüg etginçsiz oḳsuz yėr orunda ozmış kurtulmış erürbiz” sekiz türlü uygunsuz (Budist öğretiye erişilemeyen ?) yerden k…

1 biçim · 1 eser

Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit’te ses için): “etinlig seviglig ezrua ünin” … sevimli Brahma sesiyle; “teriŋ etinlig sewiglig köwşek özrua ünin” derin, …, sevimli…

1 biçim · 1 eser
etiz- fiil 8

(Çalgı, oyun) çalmak, icra etmek; hep “oyun etiz-”: “bėş türlüg yinçge oyun etizü” beş türlü ince müzik çalarak; “barça oyun etiziŋler” hep müzik çalın; “bėş türlüg oyu…

6 biçim · 1 eser
etlig sıfat 1

Etli: “ol meniŋ etlig terlig kanlıg et-özimin igitdi” o benim etli, terli, kanlı bedenimi besledi.

1 biçim · 1 eser
et’öz isim 121

Beden, vücut (et ‘et’ + öz ‘öz, can’): “muna ertimlig et-özümüz ertip barsar” işte geçici bedenimiz geçip gidince; “bolmaz et-özke ölmek meger taŋrı yarlıġı birle” Tanr…

72 biçim · 13 eser
etözlüg sıfat 25

Bedenli, … bedene sahip: “bu et yumġaḳ et-özlüg” bu et yığını bedenli; “alḳınçsız ülgüsüz et’özlüg bodistv” sonsuz, ölçüsüz bedenli bodisatva; “uluġ et’özlüg” büyük bed…

7 biçim · 5 eser
etük isim 4

Çizme, ayakkabı: “kedim ton etük yivig tizig kedmiş” elbise, giysi, çizme giyinip süslenmiş; “ton etük aş içgü buşı bėrmiş üçün” giysi, çizme, yiyecek içecek sadaka ver…

2 biçim · 1 eser
ev isim 37

Ev, konut; yurt: “atın mindi keldi eviŋe turup” atına bindi, kalkıp evine geldi; “ewindin turup çıḳtı” evinden kalkıp çıktı; “tört yıŋaḳtın … ėwleriŋizdin” evlerinizden…

68 biçim · 18 eser
evin isim 6

Tane, tohum; tane kadar küçük parça: “bu yaġız yėr üzeki kog topraḳ birer evin sanaġalı” bu kara yerin toz toprağını tane tane saymak için; “saçmış urug evin aŋ ilki uġ…

5 biçim · 3 eser
evir- fiil 12

Çevirmek, döndürmek; “nomluġ tilgen evir-” öğreti tekerleğini döndürmek, öğretiyi yaymak: “aŋ başlayu nomluġ tilgen evirmiş ötde” öğreti tekerleğini ilk döndürdüğü zama…

10 biçim · 4 eser
evril- fiil 3

Dönmek, çevrilmek; dönüp durmak: “yarattı kör ewren tuçı ewrilür” (Tanrı) gökyüzünü yarattı, o daima döner; “bu ay burcı sertan bu ew ewrilür” ayın burcu Yengeç’tir, bu…

34 biçim · 7 eser
ezrua özel ad 27

Ezrua, Brahmā (Maniheist metinlerde Zurvan, en yüce tanrı): “ezrua hormuzta vişnu maheşvari tört maharaçlar” Brahmā, Hürmüz (Śakra), Viṣṇu, Maheśvara, dört büyük kral; …

2 biçim · 7 eser
ezüg sıfat 7

Yalan, gerçek dışı; “ezüg sav” yalan söz: “ezük yalġan savın sėni sökti” yalan, düzmece sözlerle sana sövdü; “ezük yalġan savın tınlıglarıg örletgüçi” yalan sözlerle ca…

3 biçim · 4 eser
ėki sayı 5

İki: “edgüli ayıġlı ėki türlüg ḳılınç” iyi ve kötü iki türlü eylem; “ėki ėrig udşuru sançdı” iki adamı kovalayarak mızrakladı; “inim kül tėgin birle eki şad birle” küçü…

5 biçim · 17 eser
ėkinti sayı 1

İkinci; ikinci olarak: “ėkinti süŋüş eŋ ilki ay altı yaŋıḳa” ikinci savaş, ilk ayın altısında; “ekinti ḳoşulgaḳda ediz birle süŋüşdümiz” ikinci olarak Koşulgak’ta Edizl…

7 biçim · 10 eser
ėl isim 11

İl, devlet, ülke; siyasi birlik ve halkı: “eçim ḳaġan ėli ḳamşaġ boltuḳınta” amcam kağanın ili sarsıldığında; “teŋride bolmış ėl ėtmiş bilge ḳaġan” gökte doğmuş, ili dü…

51 biçim · 20 eser
ėlt- fiil 4

Götürmek, iletmek; alıp gitmek: “ḳızın ḳoyınta kötürü alıp … sögüt altın ėltü bardı” kızını koynunda kaldırıp … ağacın altına götürdü; “kötürü ėltip ulug tamularda kemi…

31 biçim · 12 eser
ėmig isim 2

Meme: “ıḳi emigi ıḳin ara kuçup” iki memesinin arasında kucaklayıp; “teglük kulun ėrkek yuntta ėmig tileyür” kör tay erkek attan meme ister; “yapıġımız emigimiz örtlüg …

3 biçim · 2 eser
ėn- fiil 15

İnmek: “tujit teŋri yėrintin kodı ėnip ajun tutup” Tuṣita tanrı yurdundan aşağı inip doğum alarak; “idiz kırşıdın ėnip yavaş mingülerke minip” yüksek köşkten inip uysal…

10 biçim · 4 eser
ėŋin isim 5

Omuz: “örtlüg yalınlıg burnaç eŋinlerinte kötürüp” alevli … omuzlarında taşıyıp; “ulug bedük ineklerin ḳapların eŋinlerinte yüdüp” büyük sığırlarını, kaplarını omuzları…

1 biçim · 1 eser