Eğlence, gezinti, zevk: “taşġaru ėlinçüke atlanturdı” dışarıya eğlenceye (gezintiye) çıkardı; “taştın ėlinçüke önmiş ėrdim” dışarıya gezintiye çıkmıştım; “meŋi ilinçü t…
Maitrisimit Nom Bitig (Hami) sözlüğü
3.163 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
86 madde · “i” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
İç, içeri; karın, gönül: “ay iç taş biligli” ey içi dışı bilen; “taşı teg içi ol içi teg taşı” dışı gibi içi, içi gibi dışıdır; “körü barsa erdi içim taşlarım” içimi dı…
İçmek: “bor içme aya borçı boġzı ḳulı” ey şarapçı, boğazının kulu, şarap içme; “bor içse açıldı çıġaylıḳ yolı” şarap içerse yoksulluk yolu açılır; “yėgil hem içgil yaru…
Cin, kötü ruh (Sanskritçe rakṣasa karşılığı); hep “yek içgek”: “tolu yavlaḳ yek içgek ėrser kėlip ol kişig ölürgeli” kötü cinler, periler gelip o kişiyi öldürmek isters…
İçeri almak; boyun eğdirmek, tâbi kılmak: “içgertim” (halkı) tâbi kıldım; “içgerip yana yorıdım” (onları) boyun eğdirip yine yürüdüm; “ḳız birişip klin içgerip” kız ver…
İçecek; hep “aş içgü” yiyecek içecek: “körügli ne barmu yigü içgü aş” gözetecek, yiyecek içecek var mı; “kim yėme aş içgü oġurlap yėgüçiler erdi” yiyecek içecek çalıp y…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit): “aġarlag içlig udçı kızı” saygın, … sığırtmaç kızı.
İçerideki; iç halk, bağlı olanlar: “anta içreki bodun ḳop maŋa körür” oradaki (sınırlar içindeki) halkın hepsi bana bağlıdır; “içreki bedizçig ıttı” iç (saray) nakkaşla…
İçirmek: “ḳayu aydı ötrüm içürgü kerek” kimi dedi: müshil içirmek gerek; “ḳıldıŋız mu hacilarḳa suw içürmekni” hacılara su içirmeyi mi (eşit tuttunuz); “içürmezmiz yand…
Kap, kacak; (içki) kabı: “idiş tavaş buşı bėrser” kap kacak sadaka verirse; “uzun tonlug idişin ayakın kodupan barmiş” kadın kabını kaşığını bırakıp gitmiş; “altun küze…
Hastalık, dert: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” bilgi bilirse insandan hastalık uzaklaşır; “ig aġrıġ kėtdi” hastalık, ağrı gitti; “teŋ teŋ ig aġrıġ ada tuda kelürür” t…
Sahte, yalan; yalancı: “azu bu sabımda igid barġu” yoksa bu sözümde yalan var mı; “ogrı igid erserler” hırsız, yalancı iseler; “artuḳ yalġan igid savlıġ” çok yalancı, s…
Beslemek, büyütmek, yetiştirmek: “törütgen igiḍgen keçürgen iḍim” yaratan, besleyen, bağışlayan Rabbim; “yimi birle igḍür sen sansız özüg” sayısız canı yiyecekle besler…
Halktan kişi, sıradan (dünyevi) insan; “ḳara igil bodun” avam: “ḳara igil bodunıg yoḳ ḳılmadım” avam halkı yok etmedim; “birök igil nomçı törüçi körkin” eğer halktan, ö…
Hastalanmak: “ölür erdi erse ḳamuġ iglegen” hasta olan herkes ölseydi; “kişi igledimü ölüm ḳoşnısı” insan hastalandı mı ölümün komşusudur; “igledim andın uzaḳ” bundan u…
Hasta: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “aġır iglig toyın” ağır hasta rahip; “eger bolsa sizler igligler azu sefer üze” hasta ya da yolculu…
(Maitrisimit’te) “edgü iglilerim” iyi dostlarım (başka yerlerde “edgü öglilerim”; dizgi ya da okuma farkı olabilir): “alku meniŋ edgü iglilerim boltılar” hepsi benim iy…
Hastalıksız, sağlıklı: “ig-siz kem-siz bolur” hastalıksız, kusursuz olur; “yüz yılka tegi uzun özin kalın kutın igsiz toġasız” yüz yıla dek uzun ömürlü, kutlu, hastalık…
(Maitrisimit’te) bir tanrı hatununun adı (Ekapuṇḍarīkā ?): “yime ikapuntraḳ … erdeçi” … Ekapuṇḍarīkā …
İki: “iki tümen sekiz mıŋ girantlar” yirmi sekiz bin şloka; “törimiş iki bir tanuḳı anuḳ” yaratılmış iki şey birin tanığıdır; “iki neŋ ḳarıştı yaḳışmaz” iki şey karışın…
Yeniden, tekrar, ikinci kez: “anasın kutġaru yarlıḳap ikile evriltükte” annesini kurtarıp yeniden döndüğünde; “kiçimedin ara ikile tükel bilge maytrı burkan birle kavış…
İkinci; öteki: “ikinti asanki başlaġı” ikinci asaṃkhya’nın başı; “maytrı bodisavatnıŋ toyın bolmaḳ atlıg ikinti ülüş” Maitreya bodisatvanın rahip olması adlı ikinci böl…
Eşsiz, ikincisi olmayan: “şasatar bilge bilig boşġunmış ikintisiz baḫsı men erür men” bilimleri, bilgeliği öğrenmiş eşsiz bir öğretmenim.
Hep “bir ikintişke / bir ikintişin” birbirine, birbiriyle: “bir ikintişke söz savın sözleşü” birbirleriyle söz söyleşerek; “irpeklerin bir ikintişke irpeşü kelirler” pe…
(Skt. ikṣu) şeker kamışı: “künçit ikşu kamış osuglug sıḳarlar taŋarlar” (cehennemde canlıları) susam ve şeker kamışı gibi sıkar, sıkıştırırlar.
İnmek, alçalmak, düşmek (KB’de aġ-, yoḳla- ‘yükselmek’ karşıtı): “toġuġlı ölür ol aġıġlı ilür” doğan ölür, yükselen iner; “ḳayu neŋ aġar erse ilgü kerek” ne yükselirse …
Elāpattra, bir nāga (ejderha) kralının adı: “ilaptri piŋali pntu şnki ulatı luu ḫanları” Elāpattra, Piṅgala, Pāṇḍu, Śaṅkha vb. ejderha kralları.
Anlamı kesinleşmeyen söz (Mait, cehennem tasvirinde kırık bağlam): “… ileri örtlüg temirlig …” … alevli, demirli.
Kanca, çengel: “tarjul şaḳtilerin ilgeklerin sançarlar” (cehennem bekçileri) üç çatallı mızraklarını, çengellerini saplarlar.
Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (Mait, kırık bağlam): “et-özümin ilgür…eyin” bedenimi …
Hükümdar, kral (KB’de hükümdar Küntogdı’nın adı yerine de geçer): “ilig aydı uḳtum men emdi sözüŋ” hükümdar dedi: sözünü şimdi anladım; “ilig köz ḳulaḳ tuttı ilde ḳamuġ…
Bağlanmasız, ilişiksiz, bir şeye takılmayan: “alku aġı barım iliksiz tutuḳsuz köŋülin buşı bėrdim” bütün malımı mülkümü bağlanmayan, tutunmayan gönülle sadaka olarak ve…
Eğlenmek, gezinmek, zevk sürmek: “ḫualıġ çeçeklig yėrde oinayu ilinçüleyü olur” çiçekli yerde oynayıp eğlenerek oturur; “üd boltı katunum ilinçülegü yėmişlıḳke” hatunum…
İlk, birinci, önceki; “aŋ ilki / eŋ ėlki” en önce: “aŋ ilki ḳop ḳamaġ tınlaġlaraġ adırtsız köŋlin edgü ögliçe saḳınur” ilk önce bütün canlıları ayrım gözetmeyen gönülle…
Başlangıçsız, ezelî; “ilkisiz dabaru / ilkisiztin berü” başlangıcı olmayan zamandan beri: “ilkisiz dabaru ilki ilki azunlarda” başlangıçsız zamandan beri önceki önceki …
Anlamı kesinleşmeyen fiil (ilt- ‘götürmek’ fiilinden); Mait’te “et-öz” ile: “et-öz iltinmek kergek ermez erdi” bedenle götürülmek (?) gerekmezdi; “et-öz iltingüçiler” b…
Anlamı kesinleşmeyen fiil adı (Mait): “maytrı burkanka imermekin orunlarınta turup ayaların kavşurup” Maitreya Buda’ya … yerlerinden kalkıp avuçlarını birleştirip.
İnmek, aşağı gelmek: “yaşıl köktin indi yaġız yirke söz” söz mavi gökten kara yere indi; “nė kim iner kökdin nė kim aġar” gökten ne iner, (göğe) ne çıkarsa; “ol ḳar ḳam…
İn, mağara, barınak: “eger bulsalar sıġınġu yer azu inler azu kirgü yer” sığınacak bir yer ya da mağaralar ya da girecek bir delik bulsalar; “ḳayu iki ewlig ḳayu birke …
Esenlik, huzur, rahat; (sıfat gibi) esen, rahat; “inçke teg-” huzura kavuşmak: “ajun inçke tegdi tüzüldi törü” dünya huzura kavuştu, töre düzene girdi; “inç tirilgil” e…
Şöyle, böyle; “inçe tėp” şöyle diye; “inçe tėser” şöyle denirse, yani; “inçe ḳaltı” tıpkı şöyle ki: “inçe tėp yarlıġḳadı” şöyle buyurdu; “anı üçün inçe saḳınu etgintimi…
İnce; (düşünce için) ince, derin: “tıldaġı inçge tüşi yoġun üçün” nedeni ince, sonucu kaba olduğu için; “inçge saḳınçlıġ” ince düşünceli (ShoR).
Böylece, öylece; öyleyse, o hâlde; (cümle başında) ve, ancak (Budist metinlerde çok sık bağlayıcı): “ḳayu tıldaġın inçip bolur tėp körüp” hangi sebeple böyle olur diye …
Huzurlu, esenlikli; huzur veren: “köŋülüŋin inçkülüg ḳılġıl” gönlünü huzurlu kıl; “inçkülüg orunḳa … nomlatıŋız” huzurlu yere … vaaz ettiniz; “inçgülüg bolġuluġ belgülg…
Huzursuz, tedirgin: “irinçkençüçi yarlıḳançuçı köŋül ogrınta inçsiz bolu yarlıḳar erti” acıyan, merhametli gönlü yüzünden huzursuz olurdu; “bu inçsiztin” bu huzursuzluk…
Anlamı kesinleşmeyen ad (Mait, cehennem tasvirinde): “ulug bedük ineklerin kapların eŋinlerinte yüdüp” büyük …lerini, torbalarını omuzlarına yükleyip; “kentü altınkı in…
Küçük erkek kardeş: “anta kisre inisi ḳaġan bolmış erinç” ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş; “inim küül tėgin birle sözleşdimiz” kardeşim Kül Tigin ile konuştuk; “i…
Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (Mait): “özümüz yalıŋuz inlep erksinimiz yėdimiz” kendimiz yalnız … yedik.
İnek, sığır; “ud iŋek” sığır: “ulug bedük ud iŋek boalar kuduz öküzler” büyük sığırlar, inekler, … öküzler; “sekiz tümen tört mıŋ iŋekler ḳoduzlar toġarlar” seksen dört…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Mait, kırık bağlam; ‘ininiz’ olabilir): “… iŋizler tėp …”.
Usanmak, bıkmak, yorulmak: “ḳatıġ sewdim erdi irer sen mini” seni çok sevmiştim, sen benden usanıyorsun; “saḳınçḳa sızar kör erejke irer” (gönül) kaygıda erir, rahattan…
Bir yerin (dağın) bir yanı, yamacı (yönü kesinleşmiyor): “kögmen irinte” (ŞU) Kögmen’in … yanında; “ötüken irin ḳışladım” (ŞU) Ötüken’in … yanında kışladım; “yarudı bu …
Pars, leopar; hep “bars irbis” kaplan, pars: “ḳanta yorısar bars irbis böri ulatı yavlaḳ tınlıġlar” nereye giderse kaplan, pars, kurt gibi kötü canlılar; “bars irbiz bö…
Sert, kaba, katı: “irig sözke buşma” sert söze öfkelenme; “köni söz irig ol” doğru söz serttir; “eger bolsa sen irig irig köŋüllüg tarılġatılar seniŋ yöreŋdin” eğer sen…
(Budist metinlerde ve KB’de) zavallı, acınacak; (isim) sıkıntı, zahmet: “irinç lġ umuġsz inaġsz bu tınlġlar” zavallı, umutsuz, sığınaksız bu canlılar; “biz-nii teg irin…
Acımak, merhamet etmek: “mėni irinçkeyü irinçkeyü yarlıġançuçı köŋülin yazuġumın boşuyu bėrzün” bana acıyarak, merhametli gönlüyle günahımı bağışlasın; “ayıġ ḳılınçlıġl…
Günah, suç; çoğu kez Çince tsuy ile ikileme “tsuy irinçü”: “yavlaḳ yek içgeklerde taḳı artuḳraḳ tsuy irinçü ḳıltımız erser” kötü şeytanlara, cinlere daha çok günah işle…
Günahlı, günahkâr: “üküş törlüg törüsüz tsuyluġ irinçülüg anıġ ḳılınçlġ iş işleyürler” birçok türlü töresiz, günahlı, kötü işler yaparlar; “irinçülüg yalaŋuḳlar alku ma…
Koç (?) (Mait, hayvan sayımında): “buzaġular irk erkeç teke oglaḳ” buzağılar, koçlar, erkeçler, tekeler, oğlaklar.
Ayakla basmak, çiğnemek: “yaġız yir üze yiti maŋ maŋlap irklediŋ” yağız yer üzerinde yedi adım atıp bastın; “başım üze irklegil” başıma bas; “bodiswtnıŋ … yirig irklemi…
Anlamı kesinleşmeyen ad (Mait, cehennem tasvirinde; bir araç ya da kap olmalı): “kızartmış ėşiçler irklıḳler üze kötürüp” kızdırılmış kazanlar, …lar üzerine kaldırıp.
Anlamı kesinleşmeyen söz (Mait, kırık bağlam): “kanlar irmen taḳı yėme”.
Pençe, tırnak: “amarıları örtlüg yalınlıg irpeklerin bir ikintişke irpekin irpeşü kelirler” bazıları alevli pençeleriyle birbirine pençe atarak gelirler; “irpeklerin ir…
Pençelemek, tırnaklamak: “irpeklerin irpekleyü … yararlar” pençeleriyle pençeleyip … yararlar (Mait).
Birbirini pençelemek, pençeleşmek: “bir ikintişke irpekin irpeşü kelirler” birbirine pençeyle pençeleşerek gelirler (Mait).
Vergi, angarya; hep “irt birt” (ağır vergi ve zorla çalıştırma): “işke küçke irtke birtke ıdtımız” (insanları) işe, angaryaya, vergiye gönderdik; “yulġaḳ iş küç işletdi…
Vergisiz, angaryasız; “irtsiz birtsiz”: “basınçsız unçsuz irtsiz birtsiz muŋsuz taḳsız” baskısız, vergisiz, angaryasız, sıkıntısız.
Alamet, belirti; hep “irü belgü”: “ıḳi kırk kut buvanlıg irü belgüke tükellig” otuz iki kutlu alamete sahip (Buda bedeni); “yavlaḳ irü blgüler alḳu evde barḳta közünü k…
Anlamı kesinleşmeyen söz; geçtiği yerler kırık ya da belirsiz: “yaġuḳ taḳı is bütüdi edgü” (TT, fal) yakında da iş bitti, iyi (iş okunmalı ?); “adı kötrülmis is oḳusluġ…
Isınmak; birine ısınıp bağlanmak (KB): “küler yüz isig sözke yalŋuḳ isir / isinse bu yalŋuḳ bolur ḳul esir” insan güler yüze, sıcak söze ısınır; ısınınca kul, esir olur…
Aramak, araştırmak; istemek: “isdeyü ol yörüg tözin eşidip” o anlamın özünü arayıp işitip; “isdep ol igniŋ tıldaġın” o hastalığın sebebini araştırıp; “birök isdemeser t…
Sıcak; (isim) sıcaklık: “isig aşnı örme sen aġzıŋ bile” sıcak yemeği ağzınla üfleme; “çıḳmaŋlar isig içinde” sıcakta (sefere) çıkmayın; “tamuġ otı keḍ isig” cehennem at…
Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (Mait, kırık bağlam): “kutları buyanları isi(lip) … kılınç kılur”.
Isınmak: “isinmegey sen” (KuT) (orada) sıcaktan yanmazsın; “bir kesek otdın bolġay kim isingey sizler” ısınasınız diye bir parça ateş (getireyim).
Kötü, fena; (isim) kötü kişi, kötülük: “kerek beg kerek ḳul ne eḍgü isiz” ister bey ister kul, iyi ya da kötü; “isizdin küḍezgil ula eḍgüke” kötüden koru, iyiye ulaştır…
Koparmak, dişleyip yolmak (?); hep “üzüp iskep yė-”: “etimizni yinimizni üzüp iskep yėyürbiz” etimizi, derimizi koparıp yolup yeriz (Mait, cehennem tasvirinde).
İş, eylem, uğraş: “bilig bil uḳuş uḳ işiŋ ötrü ḳıl” bilgi edin, akıl edin, işini ondan sonra yap; “vezir işi barça saḳışlar bolur” vezirin işi hep hesaplardır; “işim ti…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Mait; “aşın içgün” okunması beklenir): “ürlüg aşın işgün … todurdı kanturdı” … yiyecekle … doyurdu, kandırdı.
Kadın, hanım; eş: “sekiz yigirmi tümen işiler kut bultılar” yüz seksen bin kadın kurtuluşa erdi; “eren savın işilerke” erkeklerin sözünü kadınlara; “ol işiler sigiriyü …
İşlemek, yapmak, iş görmek; çoğu kez “iş işle-”: “uḳuş birle işle ḳamuġ iş küḍüg” her işi akılla yap; “iwe işleme iş meger din işi” din işi dışında hiçbir işi aceleyle …
İşletmek, kullanmak; harcamak: “ḳalı bulsa işlet uçup kökke teŋ” (akıllı kişiyi) bulursan işlet, göğe denk yükselir; “altun kümüş … özüm işleteyin” altını gümüşü kendim…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Mait, kırık bağlam).
Hazırlanmak, donanmak; kendini ve işini düzene koymak: “ölüm kelmez erken ölümke itin” ölüm gelmeden ölüme hazırlan; “usanma yarınlıḳ işiŋni itin” gevşeme, yarınki işin…
Anlamı kesinleşmeyen zarf-fiil; ‘eğilerek, bastırarak’ anlamı sezilir: “emgeklig yüzin iye taya badari braman inçe tėp tėdi” acılı yüzünü eğip … Bādarī brahman şöyle de…
İz, ayak izi: “ud izinteki suvug taluy ögüz suvınıŋ yüleşürgeli bolmaz” öküz izindeki su okyanus suyuyla karşılaştırılamaz (Mait); “olar uş meniŋ izim üze tururlar” (Ku…
İz sürmek, izinden gitmek: “ḳalıḳ ḳarşu keldi izin izledi” gökyüzü karşıladı, izini sürdü; “aya dost biliglig izin izlegil” (AH) ey dost, bilgilinin izinden git.