Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Sekiz Yükmek sözlüğü
1.038 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
86 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Bir bodisatva adı: “yükünürbiz badira atlġ nizvanısız bodistvt ḳutıŋa” Badira adlı tutkusuz bodisatvanın kutsallığına eğiliriz.
Bağır, göğüs; ciğer: “baġırsaḳnı bulsa baġırḳa urun” şefkatli birini bulursan bağrına bas; “baġırtın tebremiş ig” ciğerden kaynaklanan hastalık; “baġrım başın emledi” b…
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Parçalı bağlamda geçen, anlamı kesinleşmeyen biçim: “balıḳan --- ite --- birürler”.
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Hep, hepsi, bütün: “ḳamuġ barça muŋluġ törütülmişi” bütün yaratılmışlar muhtaçtır; “tınlıġlarıġ barça atalarım ol tėp körüp” canlıların hepsini ‘babalarımdır’ diye görü…
Mal, servet, varlık (çoğunlukla “aġı barım” hazine ve mal): “alku aġı barım iliksiz tutuḳsuz köŋülin buşı bėrdim” bütün malımı mülkümü bağlanmadan, esirgemeden sadaka v…
Mallı, varlıklı, zengin (çoğunlukla “bay” ile): “bay barımlıg bayaġutlar” zengin, varlıklı tüccarlar; “üküş bay barımlġ tınlıġlar az yoḳ” zengin varlıklı canlılar az de…
Ev, yapı; çoğunlukla “ev bark” ev bark, yurt: “evig barkag kodup toyın bolsar” evini barkını bırakıp rahip olursa; “ev barḳdın kesildiler” evlerinden barklarından ayrıl…
Pars, kaplan: “esnegen bars men, ḳamuş ara başım” esneyen parsım, başım sazlık arasında; “bars irbiz böri ulatı ḳadır yavlaḳ keyikler” kaplan, pars, kurt gibi azgın, kö…
Basmak, bastırmak, üstüne çökmek: “üze teŋri basmasar, asra yėr telinmeser” üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe; “bastı ölüm aġtaru” ölüm bastırıp devirdi; “ed…
(Çoğunlukla “anta/antada basa”) sonra, ardından: “anta basa tört yıŋaḳdaḳı ėligler” ondan sonra dört yandaki hükümdarlar; “antada basa üküş türlüg nom bitig bititdiler”…
Yardım, destek: “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yardım etse, işe başlasa; “bu işke basut barça andın kelir” bu işe bütün destek ondan gelir; “basut ḳıl maŋa” ban…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Başlamak: “bayat atı birle sözüg başladım” Tanrı’nın adıyla söze başladım; “başladım taŋrı atı birle” Tanrı adıyla başladım; “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yard…
Önder, yöneten: “bulun başlaġuçı” (halkın) başına geçen önder; “boḍun başlaġuçı biliglig yig er” halkı yöneten bilgili, üstün kişi; “ḫan süsin başlaġuçı” hükümdarın ord…
Batmak, dalmak: “neçe miŋ tirig öldi tulup batur” kaç bin canlı boğulup battı; “çom’maḳ batmaḳ uu utıḳ” dalmak, batmak, uyku; “tuġmaz batmaz” doğmaz batmaz; “kün tuġmaz…
Bataklık: “topraḳdaḳı … bataġlıḳdaḳı” topraktaki … bataklıktaki.
Batı, güneşin battığı yer: “toġardın batarḳa yorıp tezginür” doğudan batıya gezip dolaşır; “ḳayusı batardın tapuġçı” kimi batıdan hizmetkâr.
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen biçim: “yılḳıḳa atlıḳ kişike batıġlıḳḳategi”.
Batırmak; suda boğmak: “baturdımız olarnı derya içre” onları denizde boğduk; “eger tilese-miz baturġaytımız olarnı” dileseydik onları boğardık; “ḳapuġda batursa yarumış…
Zengin, varlıklı: “çıġań bodunug bay ḳıltım” yoksul halkı zengin kıldım; “bay bar ertim, aġılım on” zengin idim, ağılım (hazinem) çoktu; “bay yeme bar, yoḳ çıġay yeme b…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
Açık, belli (çoğunlukla “belgülüg” ile): “bekiz belgülüg bilgeli bolur” apaçık bilinebilir; “bekiz belgülüg uḳıdur” apaçık anlatır; “bekiz belgülüg turḳaru közünür” apa…
İşaret, belirti, alamet: “ıḳi kırk kut buyanlıg irü belgüke tükellig” otuz iki kutlu belirtiye sahip; “bosuş ḳadġu belgüsi eŋire turur” kaygı ve tasa belirtisi inler du…
Belli, açık, belirgin: “barıŋ belgülüg sen kün ay teg yaruḳ” varlığın güneş ve ay gibi açıktır; “yıl ay öḍ bitise küni belgülüg” yıl, ay, vakit yazılsa günü bellidir; “…
Görünmek, belirmek, ortaya çıkmak: “yıpar kizlese sen yıḍı belgürer” miski saklasan kokusu belli olur; “kayu üdün burkan yėrtinçüde belgürser” ne zaman Buda dünyada bel…
Belirsiz, bilinmez; görünmez: “bu tüş teg tiriglik keçer belgüsüz” bu hayat rüya gibi belirsizce geçer; “ḳança barır belgüsüz” nereye gittiği belirsiz; “belgüsüz agzın …
-den beri: “tümen yılda berü tul erdim” on bin yıldan beri dul idim; “yėr teŋri törümişte berü” yer gök yaratıldığından beri; “eŋ ilki sansız tümen ajunta berü” ilk say…
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Alışveriş etmek; karşılıklı vermek: “bir edig tavarıg alış bėriş oġrınta” bir malı alıp satarken; “nė ol sizke yari bėrişmezler” neniz var ki birbirinize yardım etmiyor…
Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…
Beşinci: “bu bėşinç boşġutsuz arhant” bu beşinci (tür) öğrenimini bitirmiş arhat; “bėşinç ay toḳuz otuzḳa” beşinci ayın yirmi dokuzunda; “bėşinç oŋınta” beşinci sırada;…
Pişmek, olgunlaşmak: “ḳop törlüg ı tarıġ yimiş bışarlar” her türlü bitki, ekin, meyve olgunlaşır; “iwe bışmış aşnı yise ig bolur” aceleyle pişmiş yemeği yerse hasta olu…
(Budist metinlerde) uygulamak, kendini yetiştirmek, çalışmak (bhāvanā): “bışrunmaḳ yolta uzun ödün bışrunmaḳ ögredinmek üze” uygulama yolunda uzun süre çalışıp alışmakl…
(Falcılar sayılırken) bir tür kâhin ya da falcı (?): “trs tetrü törüçi bikteçi yultuzçı körümçi tapa barırlar” sapkın töreciye, …, yıldızcıya, bakıcıya giderler.
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bildirmek, öğretmek, göstermek: “uḳuş ötgünür, kör, bilig bildürür” akıl kavratır, bilgi öğretir; “bilig bildürür, bil bilig ḳadrini” bilgi öğretir, bilginin değerini b…
Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…
Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…
Bilgili, bilgin: “biliglig saḳınuḳ, kör, atı beḍük” bilgili, sakıngan, adı yüce; “biligligke ya dost özüŋni ula” ey dost, kendini bilgiliye bağla; “sewünçi bėrür-miz sa…
Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…
Birlikte olan, eşlik eden: “musa birle yime anıŋ birlekiler” Musa ve onunla birlikte olanlar; “birleki bėş yükmek” birlikte olan beş yığın (skandha); “adḳanġular birlek…
Eğer, şayet (çoğunlukla “… erser” ile): “birök ḳız tileser yme körkle ḳız keltürür” eğer kız isterse güzel bir kız da getirir; “birök bu tuşuşmaḳ atlġ ırḳ kelser” eğer …
Yazmak: “bitig bitidim” yazıt yazdım; “yolluġ tėgin bitidim” (ben) Yolluğ Tegin yazdım; “bitidim kitabnı mėva‘iz mėsėl” kitabı öğütler ve örneklerle yazdım; “bitise ḳal…
Yazı, yazılı şey; kitap, mektup: “bitip ḳoḍmış atın tirigke bitig” adını dirilere yazılı olarak bırakmış; “nom bitig” dinî kitap, sutra; “ilig me bitisü öz elgin bitig”…
Yazdırmak: “bėŋgü taş toḳıtdım, bititdim” ebedî taş yontturdum, yazdırdım; “türük bilge ḳaġan ėliŋe bititdim” Türk Bilge Kağan’ın ülkesi için yazdırdım; “kayu erser bir…
Biz (birinci çoğul kişi zamiri): “biz aş teg ertimiz” biz aç gibiydik; “ne ogrınta biziŋ begimiz” ne yüzden bizim beyimiz; “ökünür biz” pişman oluruz; “biziŋe yaŋıltuḳi…
Bodisatva: aydınlanmayı hak ettiği hâlde canlıları kurtarmak için dünyada kalan, Buda olmaya aday kutsal varlık: “ayaġḳa tegimlig tözün maytrı bodisavat” saygıdeğer soy…
Bedensiz, gövdesiz: “ıraḳ teserler bodsuz köligesiz barırlar” uzaklaşırlar, bedensiz, gölgesiz giderler.
Halk, kavim, ulus: “türük bodun, bunı eşidiŋ” Türk halkı, bunu işitin; “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağ, halkın ağırlığı beydir; “begli bodunlıg”…
Boğaz, gırtlak: “et öz ülgi barça boġuzdın kirür” bedenin payı hep boğazdan girer; “boġuz aġrıġ igig” boğaz ağrısı hastalığını; “yalıŋ boġuzı todmaz” aç boğazı doymaz; …
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
Birbirine (akraba) olmak, birlikte olmak: “tuşın teŋin körüşüp tüŋür böşük boluşup” dengini görüp birbirine hısım akraba olup; “tüŋür ḳaḍın boluştı” hısım akraba oldula…
Anlamı kesinleşmeyen söz: “oġulın evde barḳta igidürçe borunḳa neŋ yavlaḳ saḳınçı yoḳ” oğlunu evde beslercesine … hiç kötü düşüncesi yok; “borun yüz yuġuçı namaz koḍġuç…
Boş, serbest, özgür: “boş azad kişi barça eḍgü ḳulı” özgür, hür kişi iyiliğin kuludur; “üç ḳata oḳısar alḳu boş bolur” üç kez okursa hepsinden kurtulur; “tili boş kişi”…
Öğrenmek: “sekiz yigirmi vityastan şasatar boşġunmış” on sekiz bilim dalını, şastraları öğrenmiş; “alku şastrlar boşġunmış” bütün şastraları öğrenmiş; “bitig ujik boşġu…
Öğretmek: “anta aŋıg kişi ança boşġurur ermiş” orada kötü kişi şöyle öğretirmiş; “alḳu şasatarlar boşġunup adnaġuḳa boşġurur men” bütün şastraları öğrenip başkalarına ö…
Öğreti, öğüt; öğrenim: “on edgü ḳılınçlġ törüde boşġutda” on iyi eylem törelerinde, öğretide; “burḫanlarda edgü boşġut küçlüg tarni bultumuz” Budalardan iyi öğüt ve güç…
Bölüm, kısım: “ne üçün yindem sözlep uġuşlar bölüki tėp” neden yalnızca ‘âlemler bölümü’ diye söyleyip; “iki ygrmi bölük nom” on iki bölüm öğreti; “bėş yigirminç bölüg”…
Kurt: “böri ḳoy bile suwladı ol öḍün” o zaman kurt koyunla birlikte su içti; “ḳaŋım ḳaġan süsi böri teg ermiş” babam kağanın ordusu kurt gibiymiş; “yisün seni âr böri” …
Dokunmak, temas etmek; (Budist) temas (sparśa): “ol börtmek tıltaġınta teginmek bolur” o temas yüzünden duyum olur; “altı kaçıg orunlar bolmasar börtmek bolmaz” altı du…
Akraba, yakın; hısım (çoğunlukla “baġır böşük”, “tüŋür böşük”): “tüŋür böşük boluşup” hısım akraba olup; “baġır böşük edgü ögliler birle” yakın akraba ve iyi dostlarla;…
Bu (işaret zamiri ve sıfatı): “bu kün” bugün; “bu muntag bėş çöbik” bu böyle beş kötülük; “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşman; “bularıġ yime eḍgü…
Kenarsız, sınırsız (“buluŋsuz” ile): “buluŋsuz buçġaḳsız atlġ bodunı” köşesiz, kenarsız adlı halkı; “uluşı balıḳı bulunçsuz buçġaḳsız” ülkesi, kenti eşsiz, sınırsız.
Prangaya vurmak: “basar buḳuġulasar” bağlar, prangaya vurursa.
Bulmak: “yaġlıg kamıç bulupan yalgayu tirilmiş” yağlı kepçe bulup yalayarak yaşamış; “ür oġul köseser bultuŋ” oğul istersen buldun; “yaraġ bulup” fırsat bulup; “ne eḍgü…
Anlamı kesinleşmeyen söz: “ikidin sıŋar bulaŋ anta ulatı aşlḳ” iki yanda … ve benzeri yiyecek.
(Abhidharma çevirisinde, itirazlar için) bulunmaz, geçerli değildir: “anın bulduḳmaz bu ikigü üzeki mün ḳadaġ” bu yüzden bu ikisi hakkındaki kusur geçerli değildir; “bu…
Bulanmış, bozulmuş, kirlenmiş: “bėş çöbik bulġanyuḳ ėrtmiş kısġa özte” beş kötülükle bozulmuş, geçici kısa ömürde; “turḳaru bulġanyuḳ köŋüllüg” her zaman bulanık gönüllü.
Eşsiz, bulunmaz, benzersiz: “bulunçsuz nom boşġunurlar” eşsiz öğretiyi öğrenirler; “uluşı balıḳı bulunçsuz buçġaḳsız” ülkesi, kenti eşsiz ve sınırsız; “bulunçsuz törüke…
Köşe, yön, taraf: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış” dört köşedeki halkları hep almış; “öŋdün küntün buluŋda ögrünçlüg yėl yiltirdi” doğu-güney köşesinde sevinçli rüzgâ…
Köşesiz, sınırsız: “buluŋsuz buçġaḳsız atlġ bodunı” köşesiz, kenarsız adlı halkı.
Buda; aydınlanmış olan: “tŋri tŋrisi burḫan yarlıḳamış” tanrılar tanrısı Buda buyurdu; “burḫanıġ ögüp nomuġ ögüp” Buda’yı, öğretiyi övüp; “burkan kutın bultı” Budalığa …
Önce, önceden (çoğunlukla “-da/-dın burun”): “anda burun kim töşek ḳatmas siler” onlarla birleşmeden önce; “olarda burun perilerdin ademilerdin” onlardan önce cinlerden…
Burun: “ėki közintin burnıntın barça ḳan abıp önti” iki gözünden, burnundan kan boşandı; “balıḳ ḳudruḳındın ḳozı burnıŋa” Balık burcunun kuyruğundan Koç’un burnuna; “kü…
(Budist ve Maniheist metinlerde) sadaka, bağış, cömertlik (dāna): “nom buşı bėrür erti” öğreti armağanı veriyordu; “buyanlıg itip buşı bėrser” sevap işleyip sadaka veri…
Put, idol: “taŋrıda adın butlarḳa yekke” Tanrı’dan başka putlara, şeytana.
Bozulmak, yıkılmak: “ölüm buzmaġınça buzulmaz erinç” ölüm bozmadıkça bozulmaz; “saw altun iter ol buzulmış işig” altın söz bozulmuş işi düzeltir; “işi barça buzlur” işi…
Doğaüstü güçlü, büyülü, mucizeli: “sekiz uluġ küçlüg bügülüg” sekiz büyük, güçlü, doğaüstü (varlık); “yruḳ küçlüg bügülüg erdemlerin” aydınlık, güçlü, mucizeli erdemler…
Bugün: “bükün … küsüşüm ḳantı” bugün dileğim yerine geldi; “bökünki künte bo nomluġ oronta” bugünkü günde bu öğreti yerinde; “bükünki bu ḳutluġ künte ökünür men” bugünk…
Tamamlanmak, bitmek, gerçekleşmek; yetişmek: “kişi yaŋılsar iş bütmez” insan yanılırsa iş gerçekleşmez; “yaş turḳaru ekini bütmez” ekini hiç yetişmez; “büte boldı ilig …