Mal, eşya, varlık; hep “ed tavar” ikilemesiyle: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendiliğinden bozulur, yok olur; “ed tavar tileser bultuŋ” mal istersen buldun…
Sekiz Yükmek sözlüğü
1.038 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
44 madde · “e” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…
İyilik, hayır, lütuf; “eḍgülük ḳıl-” iyilik etmek: “ḳamuġ eḍgülük ḳıl ḳılınçın sözün” işinle sözünle her türlü iyiliği yap; “yorı eḍgülük ḳıl ekin eḍgülük / saŋa eḍgü b…
Omuz, sırt: “egin bütgü ton hem ḳarın toḍġu aş” sırtı örten giysi ve karnı doyuran aş; “egin bütti boġzum yime boldı toḳ” sırtım örtüldü, boğazım da doydu; “egin keḍse …
Eğri, çarpık: “üç adaḳlıġ köni tüz turur / ḳalı bolsa tört kör bir egri bolur” üç ayaklı düz durur, dört olursa biri eğri olur; “körmez sen anıŋ içinde egri ap yime ḳol…
Eksilmek, azalmak: “ev barḳ içinte ada tuda ḳor yas egsümez” ev bark içinde tehlike, zarar eksik olmaz; “burḫanlar uruġı üzülmez ḳılça egsümez” Budaların soyu kesilmez,…
El: “muŋaḍmış yirimde elig tut maŋa” sıkıştığım yerde elimi tut; “ḳalı bolsa elgiŋ boḍunḳa uzun” elin halka uzun (cömert, güçlü) ise; “ḳamuġ eḍgülükke tegürgil elig” he…
Acı çektirmek, sıkıntıya sokmak, eziyet etmek: “küŋ ḳul ḳılıp uçuz yinik tutup emgedip irintürdüm erser” köle cariye edip hor görüp eziyet ederek kederlendirdiysem; “te…
Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…
Acılı, ıstıraplı, sıkıntı çeken: “emgeklig yüzin iye taya badari braman inçe tėp tėdi” Brahman Bādari acılı yüzünü eğip şöyle dedi; “muntaġ emgeklig yolda tüşmiş tururl…
Acısız, sıkıntısız; zahmetsiz: “kop kamag tınlıglarıg emgeksiz meŋilig kılayın” bütün canlıları acısız, mutlu kılayım; “naru tevrilmekin emgeksiz uçuz uḳar” öteye dönme…
Acı çekmek, sıkıntıya katlanmak; çile çekmek: “altı yıl tapavan berkte duşkaraçar emgek emgenmişin” altı yıl çile ormanında ağır çile çekmiş olarak; “ertiŋü emgek emgen…
Acı çektirmek, eziyet etmek, sıkıntı vermek: “mini emgetür til iḍi ök telim” dil sahibi beni çok eziyet ettirir; “emgettiler kelmezde aşnu bizke” sen gelmeden önce de b…
Yanak, yüz; yüzün rengi (KB’de hep “ḳızıl eŋ”, “ḳızġu eŋ”): “örüŋ bolsa ḳırtış ḳızıl ḳızġu eŋ” teni beyaz, yanağı kıpkızıl olsa; “bayutġay sini ol ḳızıl bolġa eŋ” seni …
Er, erkek; adam, kişi: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” (insan) bilgi bilirse hastalık ondan uzaklaşır; “ögü bilmez erke ögüt ögretür” akıl bilmeyene öğüt öğretir; “ḳuş…
Olmak, var olmak; bulunmak: “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hiçbir şeyden değildir; “öz yaş kentü ürlüksüz meŋüsüz erür” ömür kendiliğinden kalıcı deği…
Erdem, fazilet; hüner, yetenek, kişisel değer: “aŋar birdi erdem bilig ög uḳuġ” ona erdem, bilgi, akıl, anlayış verdi; “bu erdem bile er tilek arzu yir” insan bu erdeml…
Erdemli, hünerli, yetenekli; güçlü: “ḳamuġḳa tusulur kör erdemlig er” erdemli yiğit herkese yarar; “sarandın ḳaçar barça erdemlig er” erdemli kişi cimriden kaçar; “alp …
Mücevher, değerli taş: “altun kümüş erdni monçuḳ satıġsız erdniler tilegeli” altın, gümüş, mücevher, inci, paha biçilmez değerli taşlar aramak için; “arıġ süzük yruġ ya…
Oturulan yer, konak, yurt: “kaltı ogul oglan ergüsinte erürçe” tıpkı çoluk çocuğun kendi yurdunda oturması gibi; “kentü kentü ergüsiŋerü yadılu tegintiler” her biri ken…
Erkek: “kim kim ḳılsa eḍgülüklerdin erkekdin ya tişidin” erkek olsun kadın olsun iyi iş yapan; “ayıtmaḳlıḳ erkek turur … cevabı tişi ol” soru erkektir, cevabı dişidir; …
Soru ve şüphe edatı: acaba, ki: “negü ḳıldım erki elig men saŋa” sana ne yaptım ki; “ḳayu ta‘at erki uḳumaz munı” hangi ibadet acaba, bunu anlayamaz; “ne ayıg kılınç kü…
Güçlü, kudretli, egemen; (Tanrı için) Kadir: “ay erklig uġan meŋü muŋsuz bayat” ey güçlü, kadir, ebedî, muhtaç olmayan Tanrı; “nėme körklüg erklig ol” ne güzel koruyucu…
(Budist metinlerde “kişili kişi ermezli” ikilemesiyle) insan olmayan varlıklar (Sanskritçe amanuṣya): “kişili kişi ermezli körkin ḳurtulġu” insan ve insan olmayanların …
Geçmek, öteye geçmek; aşmak: “ögüz ertgeli oġratıŋ” ırmağı geçmeye niyetlendin; “anı ertdimiz yėnçü ügüzüg keçe” onu geçtik, İnci ırmağını aşarak; “yıraḳ barmış … ada e…
Pek, çok, son derece: “ertiŋü üküş edgü ḳılınç ḳazġanç ḳazġanur” pek çok iyi iş, sevap kazanır; “ertiŋü uluġ törün alı bertim” çok büyük törenle alıp verdim; “ed tavar …
Çok, pek çok; hep “erüş üküş” ikilemesiyle: “erüş üküş bursoŋ kuvrag” pek çok rahip topluluğu; “erüş üküş keyiklerig isig özlerinte öŋi kıltımız” pek çok hayvanı canınd…
Sarhoş, esrik; kendinden geçmiş: “ya esrük tütüş ḳılġa aḫsumlaġay” ya sarhoş kavga eder, sızlanır; “tegirmi tam içinte esrük boltıŋ” yuvarlak duvar içinde sarhoş oldun;…
İşitmek, duymak: “ol sabıġ ėşidip tün udısıḳım kelmedi” o sözü işitince gece uykum gelmedi; “anı eşidip virutaḳ ėlig beg … yarlıg yarlıḳadı” bunu işitince kral Virūḍhak…
Beden, vücut (et ‘et’ + öz ‘öz, can’): “muna ertimlig et-özümüz ertip barsar” işte geçici bedenimiz geçip gidince; “bolmaz et-özke ölmek meger taŋrı yarlıġı birle” Tanr…
Bedenli, … bedene sahip: “bu et yumġaḳ et-özlüg” bu et yığını bedenli; “alḳınçsız ülgüsüz et’özlüg bodistv” sonsuz, ölçüsüz bedenli bodisatva; “uluġ et’özlüg” büyük bed…
Ev, konut; yurt: “atın mindi keldi eviŋe turup” atına bindi, kalkıp evine geldi; “ewindin turup çıḳtı” evinden kalkıp çıktı; “tört yıŋaḳtın … ėwleriŋizdin” evlerinizden…
Çevirmek, döndürmek; “nomluġ tilgen evir-” öğreti tekerleğini döndürmek, öğretiyi yaymak: “aŋ başlayu nomluġ tilgen evirmiş ötde” öğreti tekerleğini ilk döndürdüğü zama…
Dönmek, çevrilmek; dönüp durmak: “yarattı kör ewren tuçı ewrilür” (Tanrı) gökyüzünü yarattı, o daima döner; “bu ay burcı sertan bu ew ewrilür” ayın burcu Yengeç’tir, bu…
Ezrua, Brahmā (Maniheist metinlerde Zurvan, en yüce tanrı): “ezrua hormuzta vişnu maheşvari tört maharaçlar” Brahmā, Hürmüz (Śakra), Viṣṇu, Maheśvara, dört büyük kral; …
Yalan, gerçek dışı; “ezüg sav” yalan söz: “ezük yalġan savın sėni sökti” yalan, düzmece sözlerle sana sövdü; “ezük yalġan savın tınlıglarıg örletgüçi” yalan sözlerle ca…
İye, sahip, efendi: “él uluş égesi éligleri begleri miŋ tümen yaşazunlar” ülkenin sahipleri, hükümdarları, beyleri bin tümen yıl yaşasın; “ev iesi turḳaru bulġanyuḳ köŋ…
İki: “edgüli ayıġlı ėki türlüg ḳılınç” iyi ve kötü iki türlü eylem; “ėki ėrig udşuru sançdı” iki adamı kovalayarak mızrakladı; “inim kül tėgin birle eki şad birle” küçü…
İl, devlet, ülke; siyasi birlik ve halkı: “eçim ḳaġan ėli ḳamşaġ boltuḳınta” amcam kağanın ili sarsıldığında; “teŋride bolmış ėl ėtmiş bilge ḳaġan” gökte doğmuş, ili dü…
Düzenlemek, yapmak, kurmak; (ülkeyi) örgütlemek: “tört buluŋuġ ėtmiş yıġmiş yaymiş basmiş” dört yanı düzenlemiş, toplamış, yaymış, bastırmış; “teŋride bolmış ėl ėtmiş b…
Süs, bezek, takı: “tuttı musa ḳavmi … altun birle ėtiglerindin bir buzaġu” Musa’nın kavmi takılarından bir buzağı edindi; “tükel türlüg etigin bitilmiş boltı” her türlü…
Yapılmak, düzenlenmek: “ol ok temiren etilmiş ol” o da demirden yapılmıştır; “tört erdnin itilmiş çldar atlıg yul” (Mait) dört mücevherle yapılmış … adlı pınar.
Ardınca, peşi sıra; -e göre, uygun olarak: “teŋriken ėyin anta yorımiş” Tanrı gibi (kağanın) ardınca orada yürümüş; “ḳaltı ėyin yatdaçılar erür” tıpkı ardınca yatanlar …
Süslü, bezenmiş; çoğu kez “étiglig yaratıġlıġ”: “erdemler üze étiglig yaratıġlıġ atlġ teŋri burḫan” erdemlerle süslenmiş, bezenmiş adlı Buda; “yiti kat altunın kümüşin …