İç, içeri; karın, gönül: “ay iç taş biligli” ey içi dışı bilen; “taşı teg içi ol içi teg taşı” dışı gibi içi, içi gibi dışıdır; “körü barsa erdi içim taşlarım” içimi dı…
Sekiz Yükmek sözlüğü
1.038 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
35 madde · “i” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Cin, kötü ruh (Sanskritçe rakṣasa karşılığı); hep “yek içgek”: “tolu yavlaḳ yek içgek ėrser kėlip ol kişig ölürgeli” kötü cinler, periler gelip o kişiyi öldürmek isters…
İçeri almak; boyun eğdirmek, tâbi kılmak: “içgertim” (halkı) tâbi kıldım; “içgerip yana yorıdım” (onları) boyun eğdirip yine yürüdüm; “ḳız birişip klin içgerip” kız ver…
İçecek; hep “aş içgü” yiyecek içecek: “körügli ne barmu yigü içgü aş” gözetecek, yiyecek içecek var mı; “kim yėme aş içgü oġurlap yėgüçiler erdi” yiyecek içecek çalıp y…
Anlamı kesinleşmeyen fiil (Sekiz Yükmek): “uluġ darni tigme erdemke tükellig erip içnip yene edremlerin baturup” büyük darani denen erdeme erişip, …ip, yine erdemlerini…
Kap, kacak; (içki) kabı: “idiş tavaş buşı bėrser” kap kacak sadaka verirse; “uzun tonlug idişin ayakın kodupan barmiş” kadın kabını kaşığını bırakıp gitmiş; “altun küze…
Sahip, iye: “bu ḳuḍret iḍisi uluġ bir bayat” bu kudret sahibi yüce, tek Tanrı; “semiz at aġzı ḳatıg boltı idisi umaz” semiz atın ağzı sertleşti, sahibi (onu) zapt edeme…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Sekiz Yükmek): “tınlġlarġ ier basar ḳıyn ḳırḳın tegürür” canlıları … basar, eziyet eder.
Hastalık, dert: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” bilgi bilirse insandan hastalık uzaklaşır; “ig aġrıġ kėtdi” hastalık, ağrı gitti; “teŋ teŋ ig aġrıġ ada tuda kelürür” t…
Sahte, yalan; yalancı: “azu bu sabımda igid barġu” yoksa bu sözümde yalan var mı; “ogrı igid erserler” hırsız, yalancı iseler; “artuḳ yalġan igid savlıġ” çok yalancı, s…
Beslemek, büyütmek, yetiştirmek: “törütgen igiḍgen keçürgen iḍim” yaratan, besleyen, bağışlayan Rabbim; “yimi birle igḍür sen sansız özüg” sayısız canı yiyecekle besler…
Hasta: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “aġır iglig toyın” ağır hasta rahip; “eger bolsa sizler igligler azu sefer üze” hasta ya da yolculu…
Hastalıksız, sağlıklı: “ig-siz kem-siz bolur” hastalıksız, kusursuz olur; “yüz yılka tegi uzun özin kalın kutın igsiz toġasız” yüz yıla dek uzun ömürlü, kutlu, hastalık…
İki: “iki tümen sekiz mıŋ girantlar” yirmi sekiz bin şloka; “törimiş iki bir tanuḳı anuḳ” yaratılmış iki şey birin tanığıdır; “iki neŋ ḳarıştı yaḳışmaz” iki şey karışın…
İkinci; öteki: “ikinti asanki başlaġı” ikinci asaṃkhya’nın başı; “maytrı bodisavatnıŋ toyın bolmaḳ atlıg ikinti ülüş” Maitreya bodisatvanın rahip olması adlı ikinci böl…
Hep “bir ikintişke / bir ikintişin” birbirine, birbiriyle: “bir ikintişke söz savın sözleşü” birbirleriyle söz söyleşerek; “irpeklerin bir ikintişke irpeşü kelirler” pe…
İkişer: “ḳanatlar iḍisi ikirer ikirer üçer üçer törter törter” ikişer, üçer, dörder kanatlı; “tört öd içinte yine ikirer öd adrılur” dört vakit içinde yine ikişer vakit…
Kınamak, sitem etmek; gücenmek, (kendini) suçlamak, hayıflanmak: “körüp buştum erse ilendi özüŋ” görüp öfkelendimse sen gücendin; “cefa ḳıldı tip sen ilenme maŋa” bana …
Hükümdar, kral (KB’de hükümdar Küntogdı’nın adı yerine de geçer): “ilig aydı uḳtum men emdi sözüŋ” hükümdar dedi: sözünü şimdi anladım; “ilig köz ḳulaḳ tuttı ilde ḳamuġ…
(Çince 音) ses; yalnız Avalokiteśvara’nın Çince adında, “ḳuanşi im (pusar)” (Guanshiyin, ‘dünyanın sesini duyan’): “tavġaçça ḳuanşi im tėtir” Çincede Guanshiyin denir; “…
İnmek, aşağı gelmek: “yaşıl köktin indi yaġız yirke söz” söz mavi gökten kara yere indi; “nė kim iner kökdin nė kim aġar” gökten ne iner, (göğe) ne çıkarsa; “ol ḳar ḳam…
Şöyle, böyle; “inçe tėp” şöyle diye; “inçe tėser” şöyle denirse, yani; “inçe ḳaltı” tıpkı şöyle ki: “inçe tėp yarlıġḳadı” şöyle buyurdu; “anı üçün inçe saḳınu etgintimi…
Böylece, öylece; öyleyse, o hâlde; (cümle başında) ve, ancak (Budist metinlerde çok sık bağlayıcı): “ḳayu tıldaġın inçip bolur tėp körüp” hangi sebeple böyle olur diye …
Bir bodisatva adı (Indradatta ?): “yukünürbiz intradati atlġ nizvanisz bodistv ḳutıŋa” tutkusuz İntradati adlı bodisatvanın kutuna saygıyla eğiliriz.
Usanmak, bıkmak, yorulmak: “ḳatıġ sewdim erdi irer sen mini” seni çok sevmiştim, sen benden usanıyorsun; “saḳınçḳa sızar kör erejke irer” (gönül) kaygıda erir, rahattan…
Pars, leopar; hep “bars irbis” kaplan, pars: “ḳanta yorısar bars irbis böri ulatı yavlaḳ tınlıġlar” nereye giderse kaplan, pars, kurt gibi kötü canlılar; “bars irbiz bö…
Usanmak, üşenmek; gücenmek: “irinmez ḳılur barça yalŋuḳ işi” insanın bütün işini usanmadan yapar; “ilke ḫanḳa begke işike irinür öpkileyür” ile, hana, beye, eşine gücen…
Günahlı, günahkâr: “üküş törlüg törüsüz tsuyluġ irinçülüg anıġ ḳılınçlġ iş işleyürler” birçok türlü töresiz, günahlı, kötü işler yaparlar; “irinçülüg yalaŋuḳlar alku ma…
Alamet, belirti; hep “irü belgü”: “ıḳi kırk kut buvanlıg irü belgüke tükellig” otuz iki kutlu alamete sahip (Buda bedeni); “yavlaḳ irü blgüler alḳu evde barḳta közünü k…
İş, eylem, uğraş: “bilig bil uḳuş uḳ işiŋ ötrü ḳıl” bilgi edin, akıl edin, işini ondan sonra yap; “vezir işi barça saḳışlar bolur” vezirin işi hep hesaplardır; “işim ti…
Kadın, hanım; eş: “sekiz yigirmi tümen işiler kut bultılar” yüz seksen bin kadın kurtuluşa erdi; “eren savın işilerke” erkeklerin sözünü kadınlara; “ol işiler sigiriyü …
İşlemek, yapmak, iş görmek; çoğu kez “iş işle-”: “uḳuş birle işle ḳamuġ iş küḍüg” her işi akılla yap; “iwe işleme iş meger din işi” din işi dışında hiçbir işi aceleyle …
İşletmek, kullanmak; harcamak: “ḳalı bulsa işlet uçup kökke teŋ” (akıllı kişiyi) bulursan işlet, göğe denk yükselir; “altun kümüş … özüm işleteyin” altını gümüşü kendim…
Yapılmamış, koşullanmamış (?) (Sek): “nomnuŋ itigsiz tözin” öğretinin yapılmamış (koşulsuz) özünü.
Anlamı kesinleşmeyen zarf-fiil; ‘eğilerek, bastırarak’ anlamı sezilir: “emgeklig yüzin iye taya badari braman inçe tėp tėdi” acılı yüzünü eğip … Bādarī brahman şöyle de…