Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Saddharmapuṇḍarīka Sūtra sözlüğü
451 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
40 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Bağ, ip; zincir, pranga: “örtlüg temirlig baglar üze yaturur” kızgın demir zincirlerle yatırırlar; “baġda buḳaġuda yatıp” bağda, prangada yatıp; “saḳınç ḳaḍġu baġın yör…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Mal, servet, varlık (çoğunlukla “aġı barım” hazine ve mal): “alku aġı barım iliksiz tutuḳsuz köŋülin buşı bėrdim” bütün malımı mülkümü bağlanmadan, esirgemeden sadaka v…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Başlamak: “bayat atı birle sözüg başladım” Tanrı’nın adıyla söze başladım; “başladım taŋrı atı birle” Tanrı adıyla başladım; “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yard…
Çabuk, tez: “küwez alp sekirtip çerig sürse bat” kibirli yiğit atını sıçratıp orduyu çabuk sürerse; “ḳılıçı … sınar, uvşanur, neŋ bat ḳılu umaz” kılıcı kırılır, parçala…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…
Bıçak, kesici alet: “ḳılıçı biçgesi ḳaġılı tsun tsun sınar” kılıcı, bıçağı, … parça parça kırılır.
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…
Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…
Bilgili, bilgin: “biliglig saḳınuḳ, kör, atı beḍük” bilgili, sakıngan, adı yüce; “biligligke ya dost özüŋni ula” ey dost, kendini bilgiliye bağla; “sewünçi bėrür-miz sa…
Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…
Eğer, şayet (çoğunlukla “… erser” ile): “birök ḳız tileser yme körkle ḳız keltürür” eğer kız isterse güzel bir kız da getirir; “birök bu tuşuşmaḳ atlġ ırḳ kelser” eğer …
Vaiśravaṇa (Kuzey’in koruyucu tanrısı): “birök bişamn teŋri körkin körü ḳurtulġu tınlıġlar erser” eğer Vaiśravaṇa tanrının görünüşünü görerek kurtulacak canlılar varsa;…
Yazmak: “bitig bitidim” yazıt yazdım; “yolluġ tėgin bitidim” (ben) Yolluğ Tegin yazdım; “bitidim kitabnı mėva‘iz mėsėl” kitabı öğütler ve örneklerle yazdım; “bitise ḳal…
Biz (birinci çoğul kişi zamiri): “biz aş teg ertimiz” biz aç gibiydik; “ne ogrınta biziŋ begimiz” ne yüzden bizim beyimiz; “ökünür biz” pişman oluruz; “biziŋe yaŋıltuḳi…
Bodisatva: aydınlanmayı hak ettiği hâlde canlıları kurtarmak için dünyada kalan, Buda olmaya aday kutsal varlık: “ayaġḳa tegimlig tözün maytrı bodisavat” saygıdeğer soy…
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
Kaygı, keder (çoğunlukla “ḳadġu” ile): “bosuş ḳadġu belgüsi eŋire turur” kaygı ve tasa belirtisi inler durur; “bosuş köŋül ḳotġıl” kaygılı gönlü bırak; “bosuş ḳadġu emg…
Kaygılı, kederli: “ḳaŋım uluġ ėlig bosuşluġ saḳınçlıġ bolmazun” babam büyük hükümdar kaygılı, düşünceli olmasın; “kişiŋ bosuşluġ ḳadġuluġ turur” insanın kaygılı, tasalı…
Çözmek, salıvermek; (suçu) bağışlamak: “yazuġumın boşuyu bėrzün” suçumu bağışlasın; “tsuyumta yazuḳumta boşuyu bėrzün” beni günahımdan, suçumdan kurtarsın; “bėş teŋrig …
Kurtulmak, bağışlanmak; salıverilmek: “yme yazukda boşunmak bolzun” suçtan da kurtuluş olsun; “baġda buḳaġuda yime ol tınlıġ boşunur” bağda prangada olan canlı da kurtu…
Brahman, rahip sınıfından kişi: “brhmayu atlıg bramanlar ėligi” Brahmāyu adlı brahmanların beyi; “begler oġuşı, ėkinti braman oġuşı” (biri) beyler soyu, ikincisi brahma…
Bu (işaret zamiri ve sıfatı): “bu kün” bugün; “bu muntag bėş çöbik” bu böyle beş kötülük; “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşman; “bularıġ yime eḍgü…
Pranga, zincir (çoğunlukla “baġ” ile): “baġda buḳaġuda yatıp” bağda, prangada yatıp; “baġıntın buqaġusıntın boşulzunlar” bağlarından, prangalarından kurtulsunlar; “baġ …
Bulut: “bulıt örüp kök örtüldi” bulut kalkıp gök örtüldü; “ürüŋ bulıtnı indürdimiz” ak bulutu (gölge olarak) indirdik; “bulıt ara kün tugmiş” bulut arasından güneş doğm…
Buda; aydınlanmış olan: “tŋri tŋrisi burḫan yarlıḳamış” tanrılar tanrısı Buda buyurdu; “burḫanıġ ögüp nomuġ ögüp” Buda’yı, öğretiyi övüp; “burkan kutın bultı” Budalığa …
(Budist ve Maniheist metinlerde) sadaka, bağış, cömertlik (dāna): “nom buşı bėrür erti” öğreti armağanı veriyordu; “buyanlıg itip buşı bėrser” sevap işleyip sadaka veri…
Put, idol: “taŋrıda adın butlarḳa yekke” Tanrı’dan başka putlara, şeytana.
Kutsamak, sevaplandırmak (?): “mėni ḳolulayu buyanlayu yarlıḳazun” beni gözeterek kutsasın.
Bilge, bilgin (KB’de çoğunlukla hitap): “ḳılınçıŋ sözüŋ eḍgü tut ay bügü” ey bilge, işini sözünü iyi tut; “yaḳşı aymış bügü bilgi kiŋ” bilgisi geniş bilge güzel söylemi…
Doğaüstü güç göstermek, mucize göstermek: “bu üç elig teŋriler … erdemin bügüsin bügülenmekin” bu elli üç tanrının erdemini, bilgeliğini, mucize gösterişini; “bu bitig …
Doğaüstü güçlü, büyülü, mucizeli: “sekiz uluġ küçlüg bügülüg” sekiz büyük, güçlü, doğaüstü (varlık); “yruḳ küçlüg bügülüg erdemlerin” aydınlık, güçlü, mucizeli erdemler…