İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…
Saddharmapuṇḍarīka Sūtra sözlüğü
451 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
27 madde · “e” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Eksik, noksan; eksiklik: “birök egsük kergek boldı erser” eğer eksik, gerekli olursa; “bu basudçısı egsük bolmaḳ üze” bu yardımcı etken eksik olduğundan; “savınıŋ egsük…
Eksiltmek, eksik bırakmak, ihmal etmek: “edgü ḳılınç yaratınmaḳın egsütme” iyi iş yapmayı eksik bırakma; “ölüm künketegi atayu tapayın uduġın egsütmeser” ölüm gününe de…
İlaç, deva, tedavi; çoğu kez “ot em”: “bu igke emi yoḳ tileme otı” bu hastalığın ilacı yok, ilacını arama; “ayu birdim emdi igim hem emim” derdimi de ilacımı da söyledi…
Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…
Acılı, ıstıraplı, sıkıntı çeken: “emgeklig yüzin iye taya badari braman inçe tėp tėdi” Brahman Bādari acılı yüzünü eğip şöyle dedi; “muntaġ emgeklig yolda tüşmiş tururl…
Acı çekmek, sıkıntıya katlanmak; çile çekmek: “altı yıl tapavan berkte duşkaraçar emgek emgenmişin” altı yıl çile ormanında ağır çile çekmiş olarak; “ertiŋü emgek emgen…
Anlamı kesinleşmeyen söz; Avalokiteśvara’nın göründüğü biçimler sayılırken yüce varlık adı olarak: “birök uluġ emrençler atlġlar körkin ḳutrulġu tınlġlar erser” eğer ul…
Er, erkek; adam, kişi: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” (insan) bilgi bilirse hastalık ondan uzaklaşır; “ögü bilmez erke ögüt ögretür” akıl bilmeyene öğüt öğretir; “ḳuş…
Olmak, var olmak; bulunmak: “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hiçbir şeyden değildir; “öz yaş kentü ürlüksüz meŋüsüz erür” ömür kendiliğinden kalıcı deği…
Erdem, fazilet; hüner, yetenek, kişisel değer: “aŋar birdi erdem bilig ög uḳuġ” ona erdem, bilgi, akıl, anlayış verdi; “bu erdem bile er tilek arzu yir” insan bu erdeml…
Mücevher, değerli taş: “altun kümüş erdni monçuḳ satıġsız erdniler tilegeli” altın, gümüş, mücevher, inci, paha biçilmez değerli taşlar aramak için; “arıġ süzük yruġ ya…
Mücevherli, mücevherle süslü: “vayturi erdinilig kent tamınıŋ” lacivert taşından mücevherli şehir surunun; “erdinilig siŋekliki tegre tegzinürler” mücevherli sineklikle…
Soru ve şüphe edatı: acaba, ki: “negü ḳıldım erki elig men saŋa” sana ne yaptım ki; “ḳayu ta‘at erki uḳumaz munı” hangi ibadet acaba, bunu anlayamaz; “ne ayıg kılınç kü…
Güçlü, kudretli, egemen; (Tanrı için) Kadir: “ay erklig uġan meŋü muŋsuz bayat” ey güçlü, kadir, ebedî, muhtaç olmayan Tanrı; “nėme körklüg erklig ol” ne güzel koruyucu…
(Budist metinlerde “kişili kişi ermezli” ikilemesiyle) insan olmayan varlıklar (Sanskritçe amanuṣya): “kişili kişi ermezli körkin ḳurtulġu” insan ve insan olmayanların …
Geçmek, öteye geçmek; aşmak: “ögüz ertgeli oġratıŋ” ırmağı geçmeye niyetlendin; “anı ertdimiz yėnçü ügüzüg keçe” onu geçtik, İnci ırmağını aşarak; “yıraḳ barmış … ada e…
Pek, çok, son derece: “ertiŋü üküş edgü ḳılınç ḳazġanç ḳazġanur” pek çok iyi iş, sevap kazanır; “ertiŋü uluġ törün alı bertim” çok büyük törenle alıp verdim; “ed tavar …
Çok, pek çok; hep “erüş üküş” ikilemesiyle: “erüş üküş bursoŋ kuvrag” pek çok rahip topluluğu; “erüş üküş keyiklerig isig özlerinte öŋi kıltımız” pek çok hayvanı canınd…
Esen, sağ, sağlıklı; güvende: “sewerin esen tut yaġısın kötür” seveni esen tut, düşmanını kaldır (yok et); “esenin tirilgil üküş yıl yaşa” sağlıkla yaşa, çok yıl yaşa; …
İşitmek, duymak: “ol sabıġ ėşidip tün udısıḳım kelmedi” o sözü işitince gece uykum gelmedi; “anı eşidip virutaḳ ėlig beg … yarlıg yarlıḳadı” bunu işitince kral Virūḍhak…
Beden, vücut (et ‘et’ + öz ‘öz, can’): “muna ertimlig et-özümüz ertip barsar” işte geçici bedenimiz geçip gidince; “bolmaz et-özke ölmek meger taŋrı yarlıġı birle” Tanr…
Hane reisi, ev sahibi (Sanskritçe gṛhapati karşılığı): “adın adın öge bilge atlıġ yüzlüg er evçi körkin” yaşlı, bilge, saygın hane reisi görünüşüyle.
Ezrua, Brahmā (Maniheist metinlerde Zurvan, en yüce tanrı): “ezrua hormuzta vişnu maheşvari tört maharaçlar” Brahmā, Hürmüz (Śakra), Viṣṇu, Maheśvara, dört büyük kral; …
İki: “edgüli ayıġlı ėki türlüg ḳılınç” iyi ve kötü iki türlü eylem; “ėki ėrig udşuru sançdı” iki adamı kovalayarak mızrakladı; “inim kül tėgin birle eki şad birle” küçü…
Devlet adamı, yönetici; KB’de ilçi yazımıyla devlet işlerini yürüten bilgili kişi, çoğu kez hitap olarak: “biliglig uḳuşluġ bügü ilçi beg / ikigün ajunda bolur ornı yig…
Götürmek, iletmek; alıp gitmek: “ḳızın ḳoyınta kötürü alıp … sögüt altın ėltü bardı” kızını koynunda kaldırıp … ağacın altına götürdü; “kötürü ėltip ulug tamularda kemi…