Seslenme ya da acı, şaşkınlık bildiren ünlem: a!, ey!, ah! (“yekler uluġı a siziŋ ḳızıŋız…”, “… a ölüp bardı”).
Kalyanamkara Papamkara sözlüğü
286 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
27 madde · “a” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Tehlike, bela, zarar: “bu adatın ozġuluġ yoluŋ közünmez” bu tehlikeden kurtulacak yolun görünmüyor; “bı bıçġu adasıŋa tüşmezünler” kılıç bıçak tehlikesine düşmesinler.
Başka, diğer, öteki: “bar adın orunta sözlep” başka yerde söyleyip; “adın kişilertin tıdıġ bar” başka kişilerden engel var; “aḍın yol” başka yol.
Başka, farklı; “adruḳ adruḳ” türlü türlü, çeşit çeşit: “adruḳ adruḳ emgek teginürler” türlü türlü acılar çekerler; “adruḳ adruḳ etüz körtgürüp” türlü türlü beden göster…
Ayak: “teŋriniŋ adaġlarınta töpüsi üze yükünüp” tanrının ayaklarına başını koyarak eğilip; “ėlgin adaḳın” eliyle ayağıyla; “töpöden adaḳnaŋ tıraŋaḳ uçıŋa” tepeden ayak …
Değerli kumaş, ipek; hazine: “tabġaç bodun sabı süçig, aġısı yımşaḳ” Çin halkının sözü tatlı, ipeği yumuşak; “bir tümen aġı, altun kümüş” on bin (top) ipek, altın gümüş.
Hazinedar, hazine görevlisi: “aġıçı, bitigçi ya iş tutġuçı” hazinedar, kâtip ya da iş gören; “bu işke aġıçı saran eḍgürek” bu işe hazinedarın cimrisi daha iyidir; “aġıç…
Hazine, hazine evi, ambar: “barımlıḳ aġılıḳıŋızḳa” mal dolu hazinenize; “aġılıḳ kömsülük” hazine ve depo; “aġlıḳımtaḳı ed tavarımın” hazinemdeki malımı.
Akıtmak: “aḳıtsa suwuġ yirde ni’met önür” suyu yere akıtsa nimet biter; “aŋar baḳır yulını aḳıttımız” ona bakır pınarını akıttık; “közde aḳıttı aḳın” gözünden yaş akıttı.
Devrilmek, alt üst olmak: “kemi aḳtarılur” gemi devrilir; “aġıp kelir soġıġ suw aḳtarılıp yanturu yorıtı” yükselip gelen soğuk su devrilip geri aktı.
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Tükenmek, bitmek, yok olmak: “neçe tirse dünya tüker alḳınur” ne kadar toplanırsa toplansın dünya tükenir, biter; “aġı barım alḳınsar” mal mülk tükenirse; “kişi sözlese…
Bütün, hep, her: “alḳu tınlıġlar” bütün canlılar; “alḳu nizvanılar” bütün tutkular; “alḳu işlerig bütürür” bütün işleri başarır.
Bazı, kimi; çokluk iyelikle “amarıları” bazıları, kimileri: “amarıları inçe tėp tėyürler” kimileri şöyle derler; “amarılar kızartmış temirlig çomaḳların başka toḳışu” k…
Sevgili, sevimli, candan sevilen: “amraḳ oġlum” sevgili oğlum; “amraḳ ėçimiz” sevgili ağabeyimiz; “alḳu kişike amraḳ bolur” herkese sevimli olur; “bir ikintişke ertiŋü …
Şimdi, bu anda; artık: “amtı türk yigit erken” şimdi genç iken; “amtı ökünürbiz” şimdi pişmanlık duyuyoruz; “ol amtı anıġ yoḳ” o şimdi (artık) kötü değil; “amtı şasdr y…
Artmak, çoğalmak; çoğunlukla “ükli-” ile: “buyanları ikileyü ükliyür aşılur” sevapları iki kat çoğalır, artar; “teŋridem ḳutı küçi çoġ yalınları aşılmaḳı bolzun” tanrıs…
Ad, isim; san, ün: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “eḍgü atın kör alḳış bulur” iyi adıyla hayır dua bulur; “özüŋ meŋü ermez, atıŋ meŋü …
Ata bindirmek, atlandırmak: “saḳnuḳların yarlıḳaġan iḍi tapa atlandurup” sakınanları Rahman’ın huzuruna binekli olarak (götürüp); “taşġaru ėlinçüke atlanturdı” dışarıya…
Adlı, … adında: “ay toldı atlıġ er” Aytoldı adlı bir er; “aşoḳ atlıġ sögüt” Aşoka adlı ağaç; “bėş türlüg anantiras atlıġ aġar tsuy” anantiras denen beş ağır günah; “sum…
Avcı: “ḳuşçı kėyikçi balıḳçı avçı torçı tuzaḳçı” kuşçu, geyik avcısı, balıkçı, avcı, ağcı, tuzakçı; “yime ḳuşçı awçı ajunda ozuḳ” kuşçu, avcı olarak dünyada önde; “awçı…
Söylemek, demek: “ayġıl tidi” söyle dedi; “yanut birdi ögdülmiş aydı” Ögdülmiş cevap verip dedi; “köŋül sırrı berk tut sen ayma tilin” gönül sırrını sıkı tut, dille söy…
Gökteki ay: “yaġız yir yaşıl kök kün ay birle tün” yağız yer, yeşil gök, güneş, ay ve gece; “kün ay teŋri” Güneş ve Ay tanrısı; “kün ai yaruḳın tıda” güneşin ve ayın ış…
Avuç içi, el ayası: “ayaların kavşurup” avuçlarını birleştirip (saygıyla); “ayasın ḳawşurup inçe tėp tėyür” avuçlarını birleştirip şöyle der; “ėki ayalarnı ḫavsurup” ik…
Kötü, fena: “ayıġ ḳılınç” kötü iş, günah; “ayıġ yavız yol” kötü ve aşağı (yeniden doğuş) yolları; “ayıġ saḳınġuçılar” kötülük düşünenler; “ayıg ıraḳ yolta emgenü kelmiş…
Sormak: “ayıttı bu ḫacib sözin yetrürek” hacip sözünü sürdürerek sordu; “bilirke ayıt tüş, ayıtma kiçe” rüyayı bilene sor, gece sorma; “ayıtma maŋa” bana sorma; “ayıtma…
Azıcık, pek az; biraz: “meger azḳına” pek azı dışında; “körkitür saŋa olarnı taŋrı tüşüŋ içinde azḳına” Tanrı onları sana rüyanda az gösterir; “azḳına tat” azıcık tat; …