Adalet, hak gözetme; “dad bėr-”, “dad ḳıl-” adaletle davranmak: “hergiz yaraġlarıŋız bolmaz kim dad bėrseŋiz uraġutlar arasında” kadınlar arasında asla adaleti tam sağl…
Kur’an Tercümesi Rylands Nüshası sözlüğü
2.572 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
26 madde · “d” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Kızgın demirle vurulan iz, dağ: “ol kün kim ıstılur anıŋ üze tamuġ otı içre daġ baslur anıŋ birle alınları hem yanları hem arḳaları” o gün (altın ve gümüş) cehennem ate…
Çekişmeci, inatçı, kavgacı: “ḳorḳutġay sen tėp anı boḍunlarnı ḳatıġ da‘viçi boḍunlar” onunla inatçı, kavgacı bir topluluğu uyarasın diye.
Davut peygamber: “bėrdimiz Davudḳa zeburnı” Davut’a Zebur’u verdik; “ey Davud biz ḳıldımız sėni ḫalife yer içinde” ey Davut, seni yeryüzünde halife kıldık; “ançada kird…
Derece, mertebe, rütbe: “uluġraḳ derece taŋrı üskinde” Tanrı katında daha büyük derece; “dereceler andın yarlıḳamaḳ hem rahmet” ondan dereceler, bağışlanma ve rahmet; “…
Gecikme, oyalanma, bir yerde kalma; “dereŋ ḳıl-” gecikmek, eğlenmek, kalmak: “taŋrı olarnıŋ ḳopup çıḳmaḳlarını dereŋ ḳıldı” Tanrı onların (sefere) çıkmasını geciktirdi;…
(Tanrı’nın) katı, huzuru, dergâh: “bėrür dergahında uluġ yanut” katından büyük ödül verir; “bėrgil maŋa seniŋ dergahıŋdın bir eḍgü oġul” katından bana iyi bir oğul ver;…
Yoksul, fakir: “eger bolsa bay azu derviş taŋrı seza turur ol ikike” zengin de olsa yoksul da olsa, Tanrı ikisine de daha yakındır.
Yoksul, muhtaç (Kur’an çevirisinde): “ey iḍim men aŋa kim indrür sen maŋa eḍgülükdin dervişane” Rabbim, bana indireceğin her hayra muhtacım.
Deniz: “baturdımız olarnı derya içre” onları denizde boğduk; “atġıl anı derya içiŋe atsun anı derya ḳıraġıŋa” onu denize at, deniz onu kıyıya atsın; “teŋ bolmaz iki der…
(Kur’an çevirisinde, Farsça) hile, düzen, tuzak: “tilediler aŋar destan ḳıldımız olarnı astınlar” ona tuzak kurmak istediler, biz onları alçaklardan kıldık; “ermez kafi…
İzin, müsaade; “destur bėr-” izin vermek, “destur tile-”, “destur ḳol-” izin istemek: “bütünlükin destur tileyür sėndin anlar kim bitmezler” senden izin isteyenler inan…
Din, iman; inanç yolu: “haḳ din birle belgürtmek üçün ḳamuġ din üze” hak dini bütün dinlere üstün kılmak için; “ündeŋler taŋrını ḳatıġsız ḳılġanlar aŋar dinni” dini ona…
Delilik, cinnet (Kur’an çevirisinde): “toḳıdı taŋrı üze yalġannı azu anıŋ birle divanelıḳ mu” Tanrı’ya karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var; “ermez siziŋ ė…
Kan bedeli, diyet: “müʾmin ḳul azad ḳılmaḳ hem diyet ısparlanmış boḍnıḳa” mümin bir köle azat etmek ve ailesine teslim edilmiş diyet (gerekir).
Dost, arkadaş, yakın; “dost tut-” dost edinmek: “ḳılġıl bizke seniŋ üsküŋde dost” katından bize bir dost ver; “kim kim dost tutsa olarnı sizdin ol olardın ol” sizden ki…
Dost olmak, dostluk kurmak: “anıŋ erkligliki anlar üze kim dostlaşurlar anıŋ birle” onun (şeytanın) gücü ancak onunla dostlaşanlar üzerindedir.
Dostluk: “bolmaduḳ teg siziŋ ara anıŋ ara dostluḳ” sizinle onun arasında hiç dostluk olmamış gibi; “tilemez men sizde anıŋ üze ter meger dostluḳ yaġuḳluḳ içinde” sizden…
Dua, Tanrı’ya yakarış; birine hayır dileme; “du‘a ḳıl-” dua etmek: “tiler men seniŋdin du‘am bu sözün” senden dileğim, duam budur; “du‘a birle yalŋuḳ bulur eḍgülük” ins…
(Farsça) salat, rahmet ve esenlik duası; “durud ıḍ-” salavat getirmek: “ol taŋrı hem ferişteleri durud ıḍurlar yalawaç üze” Tanrı ve melekleri peygambere salat eder; “e…
Dünya, yeryüzü: “yaġız yir yıpar toldı kafur kitip / bezenmek tiler dünya körkin itip” kara yer misk ile doldu, dünya süslenmek ister; “kim kim tilese dünya yanutı bėrü…
Doğru, sağlam, gerçek: “aḍınlar sözin teŋ ese teŋgedi dürüstḳa bėdėl” başkalarının sözünü denk sayarsa, doğrunun yerine (koymuş olur); (Kur’an çevirisinde zarf olarak) …
Düşman: “ol taŋrı bilgen ol düşmanlarıŋıznı” Tanrı düşmanlarınızı bilir; “ol taŋrınıŋ düşmanlarınıŋ yanutı ot” Tanrı düşmanlarının karşılığı ateştir; “ḳoḍı bolsu düşman…
Düşmanlık, kin: “eltmesün sizni boḍunnuŋ düşmanlıḳı anıŋ üze kim dad ḳılmadıŋız” bir topluluğa olan düşmanlığınız sizi adaletsizliğe sürüklemesin; “taŋrınıŋ düşmanı ulu…
Güç, zor; “düşvar ḳıl-” zorlaştırmak, “düşvar tut-” güçlük çıkarmak: “tilemez men kim düşvar ḳılmaḳımnı seniŋ üze” sana güçlük çıkarmak istemem; “eger düşvar tutsaŋız e…
Güçlük, zorluk: “ḳılur taŋrı düşvarlıḳda kiḍin asanlıḳ” Tanrı güçlükten sonra kolaylık verir.