İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Derlem sözlüğü · eser sözlüğü

Kur’an Tercümesi Rylands Nüshası sözlüğü

2.572 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.

Tanımlar hakkında. Tanımlar başka bir sözlükten alınmamıştır: her madde için derlemdeki bağlamlar okunarak özgün olarak yazılmıştır (yazar: Claude, yapay zekâ; editör denetimi sürüyor). Şimdiye dek 2.552 maddenin tanımı yazıldı. Madde başları çekim eklerinden arındırılmış biçimlerdir; çekimli biçimler madde sayfasında ayrıca listelenir.

91 madde · “e” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)

ecel isim 1

Ecel, ölümün takdir edilmiş vakti; ölüm: “ecel tuttı iltür ne asġı sözüm” ecel yakaladı, götürüyor, sözümün ne yararı var; “ḳalı birmez erse yetilse ecel / bitilmiş bol…

4 biçim · 3 eser
ed isim 1

Mal, eşya, varlık; hep “ed tavar” ikilemesiyle: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendiliğinden bozulur, yok olur; “ed tavar tileser bultuŋ” mal istersen buldun…

19 biçim · 11 eser
edgülüg sıfat 2

İyilikli, hayırlı, erdemli; yararlı: “kim muntag edgülüg maytrı bodisavatag körgeli küsemeser” kim böyle iyilik dolu Maitreya bodisatvayı görmek istemezse; “emgekligler…

2 biçim · 8 eser
eḍer- fiil 1

Ardına düşmek, izlemek, kovalamak: “bu dünya yaŋı bu eḍerse ḳaçar” bu dünyanın huyu budur: ardına düşersen kaçar; “neçe öz eḍerse ol ança ḳaçar” ne kadar kovalarsan o k…

11 biçim · 4 eser
eḍgü sıfat 52

İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…

55 biçim · 21 eser
eḍgülük isim 79

İyilik, hayır, lütuf; “eḍgülük ḳıl-” iyilik etmek: “ḳamuġ eḍgülük ḳıl ḳılınçın sözün” işinle sözünle her türlü iyiliği yap; “yorı eḍgülük ḳıl ekin eḍgülük / saŋa eḍgü b…

17 biçim · 7 eser
eḍgürek sıfat 8

Daha iyi, yeğ: “bu kün anda turmaḳ saŋa eḍgürek / yana munda turmaḳ maŋa eḍgürek” bugün orada kalmak senin için daha iyi, burada kalmak ise benim için daha iyi; “idi eḍ…

2 biçim · 3 eser
eḍiz sıfat 1

Yüksek, yüce: “ay sırḳa yaḳın ay köŋülke eḍiz” ey sırra yakın, gönülden yüce olan; “édiz taġ édiz sögüt teriŋ yar” yüksek dağ, yüksek ağaç, derin uçurum; “azu ėdiz taġt…

9 biçim · 10 eser
efsus isim 2

(Kur’an çevirisinde, Farsça) boş eğlence, oyalanma; alay konusu: “yaḳın tiriglik hem oyun yime efsus turur” dünya hayatı oyun ve boş eğlencedir; “amarı birle amarını ef…

1 biçim · 1 eser
eger bağlaç 293

(Farsça) eğer, şayet; koşul bağlacı (Kur’an çevirisinde sık): “eger tegse sizke bir eḍgülük yawuz kelür olarḳa” size bir iyilik dokunsa onlara kötü gelir; “icabet ḳılsu…

2 biçim · 3 eser
egil- fiil 1

Eğilmek, bükülmek: “ḳaġıl teg köni boḍ egildi ḳoḍı” ok gibi dik boy aşağı eğildi; “egilmiş ḫurma butaḳı teg eski” eğilmiş eski hurma dalı gibi; “egilmez köŋülni aḳı er …

5 biçim · 3 eser
egin isim 1

Omuz, sırt: “egin bütgü ton hem ḳarın toḍġu aş” sırtı örten giysi ve karnı doyuran aş; “egin bütti boġzum yime boldı toḳ” sırtım örtüldü, boğazım da doydu; “egin keḍse …

7 biçim · 4 eser
egir- fiil 1

(İplik) eğirmek: “buzdı egirmiş yipini küçde kiḍin” eğirdiği ipliği sağlamlaştırdıktan sonra bozdu; “ıduḳ elgin igig tutup yip egire yarlıḳadı” kutsal eliyle iği tutup …

7 biçim · 6 eser
egirik isim 1

Eğrilmiş iplik: “küçde kiḍin egirik yeşilmeki teg” sağlamlaştırdıktan sonra eğrilmiş ipliğin çözülmesi gibi.

1 biçim · 1 eser
egirt- fiil 1

Kuşatmak, egemenlik altına almak: “egirtmedimiz mü siziŋ üze yıġmadımız mu sizni müʾminlerdin” size üstün gelmedik mi, sizi müminlerden korumadık mı.

1 biçim · 1 eser
egri sıfat 1

Eğri, çarpık: “üç adaḳlıġ köni tüz turur / ḳalı bolsa tört kör bir egri bolur” üç ayaklı düz durur, dört olursa biri eğri olur; “körmez sen anıŋ içinde egri ap yime ḳol…

4 biçim · 5 eser
egrilik isim 2

Eğrilik; doğruluktan sapma, hile: “biri egrilik ol sikirtse özin” biri de kendini eğrilikle koşturmasıdır; “köni bardı keldi neçe egrilik” doğruluk gitti, nice eğrilik …

3 biçim · 3 eser
ekin isim 3

İki, ikisi; hep “ekin ara” ikisi arasında (Orhon yazıtlarında): “kök teŋri asra yaġız yėr ḳılıntuḳda ekin ara kişi oglı ḳılınmış” üstte mavi gök, altta yağız yer yaratı…

4 biçim · 8 eser
eksüt- fiil 6

Eksiltmek, azaltmak: “taŋrı siziŋ birle hiç eksütmez ʿamelleriŋizni” Tanrı amellerinizden hiçbir şey eksiltmez; “bildimiz anı kim eksütür yer olardın” yerin onlardan ne…

5 biçim · 1 eser
eksütül- fiil 1

Eksiltilmek: “uzun ʿömr bėrilmiş eksütülmez anıŋ ʿömrindin meger bitig içre” uzun ömür verilenin ömründen eksiltilmez, ancak bir kitapta (yazılıdır).

1 biçim · 1 eser
elig isim 51

El: “muŋaḍmış yirimde elig tut maŋa” sıkıştığım yerde elimi tut; “ḳalı bolsa elgiŋ boḍunḳa uzun” elin halka uzun (cömert, güçlü) ise; “ḳamuġ eḍgülükke tegürgil elig” he…

47 biçim · 16 eser
em isim 1

İlaç, deva, tedavi; çoğu kez “ot em”: “bu igke emi yoḳ tileme otı” bu hastalığın ilacı yok, ilacını arama; “ayu birdim emdi igim hem emim” derdimi de ilacımı da söyledi…

7 biçim · 9 eser
emanet isim 3

Emanet, güvenle bırakılan şey; güvenilirlik: “emanet yüḍürdi boyunḳa uluġ” boynuna büyük emanet yükletti; “emanet bile bolsa köŋli süzük” emanetle birlikte gönlü arı ol…

6 biçim · 3 eser
emdi zarf 5

Şimdi, artık; (söze başlarken) işte, öyleyse: “anı ög sen emdi sewinçin tile” sen şimdi onu öv, sevinçle dile; “muŋar meŋzetü keldi emdi bu söz” şimdi buna benzer söz g…

3 biçim · 6 eser
emge- fiil 1

Acı çekmek, sıkıntı çekmek; zahmet çekmek, emek vermek: “tilin emgemiş er negü tir eşit” dili yüzünden acı çekmiş adam ne der dinle; “beg emgep il itse boḍun şük bayur”…

10 biçim · 4 eser
emgek isim 14

Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…

34 biçim · 17 eser
emgeksiz sıfat 1

Acısız, sıkıntısız; zahmetsiz: “kop kamag tınlıglarıg emgeksiz meŋilig kılayın” bütün canlıları acısız, mutlu kılayım; “naru tevrilmekin emgeksiz uçuz uḳar” öteye dönme…

2 biçim · 5 eser
emgen 1

Anlamı kesinleşmeyen söz (Kur’an çevirisi, Kāf 16, ḥabl al-warīd karşılığında): “biz yaḳın-miz aŋar emgen tamurdın” biz ona … damarından daha yakınız (şah damarı).

1 biçim · 1 eser
emget- fiil 6

Acı çektirmek, eziyet etmek, sıkıntı vermek: “mini emgetür til iḍi ök telim” dil sahibi beni çok eziyet ettirir; “emgettiler kelmezde aşnu bizke” sen gelmeden önce de b…

19 biçim · 10 eser
emgetil- fiil 1

Eziyet görmek: “ol yaḳınraḳ kim bilinseler emgetilmeseler” bu, tanınmaları ve eziyet görmemeleri için daha uygundur.

1 biçim · 1 eser
emit- fiil 9

Eğilmek, yana yatmak, bir yana meyletmek: “ḳamuġ üç aḍaḳlıġ emitmez bolur” üç ayaklı her şey yana yatmaz; “ḳayu tüz emitse turumaz tüşer” düz olan eğilirse duramaz, düş…

9 biçim · 4 eser
emr isim 1

Buyruk, emir; yetki: “yandursalar anı yalavaçḳa ya emr iḍisiŋe” onu peygambere ya da yetki sahiplerine götürselerdi; “emr-ü ma‘ruf” iyiliği emretme: “ḳanı emr-ü ma‘ruf …

4 biçim · 3 eser
emüz- fiil 3

Emzirmek: “uḳturdımız musa anasınḳa kim emüzgil tėp anı” Musa’nın annesine ‘onu emzir’ diye bildirdik; “eger emüzseler sizke bėriŋ olarḳa terlerini” (çocuğunuzu) sizin …

4 biçim · 2 eser
emüzgen isim 1

Sütanne, emzikli kadın: “haram ḳıldımız anıŋ üze emüzgenlerni” onun için sütanneleri (önceden) haram kıldık.

1 biçim · 1 eser
endaze isim 11

(Kur’an çevirisinde, Farsça) ölçü, takdir; “endaze ḳıl-” ölçüsünü belirlemek, takdir etmek: “erür taŋrınıŋ fermanı endaze endaze ḳılınmış” Tanrı’nın buyruğu ölçüsüyle t…

3 biçim · 1 eser
endişe isim 2

(Farsça) düşünce; “endişe ḳıl-” düşünmek, üzerinde düşünüp taşınmak: “anıŋ içinde belgüler endişe ḳılıġlı boḍunḳa” bunda düşünen bir topluluk için işaretler vardır; “ni…

1 biçim · 1 eser
er isim 19

Er, erkek; adam, kişi: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” (insan) bilgi bilirse hastalık ondan uzaklaşır; “ögü bilmez erke ögüt ögretür” akıl bilmeyene öğüt öğretir; “ḳuş…

14 biçim · 21 eser
er- fiil 625

Olmak, var olmak; bulunmak: “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hiçbir şeyden değildir; “öz yaş kentü ürlüksüz meŋüsüz erür” ömür kendiliğinden kalıcı deği…

121 biçim · 26 eser
eren isim 21

Erler, adamlar; yiğitler, kahramanlar (er’in topluluk biçimi): “ajunda ne yaŋlıġ eren toġdı kör” dünyada ne türlü yiğitler doğdu, bak; “ulşıp eren börleyü” erler kurt g…

14 biçim · 11 eser
erk isim 7

Güç, erk, yetki, iradi egemenlik; çoğu kez “erk türk”: “bar erse yazuḳum ḳına erk saŋa” suçum varsa cezalandırmak sana kalmış; “dyan saḳınçlar üze erk tarta umaz” medit…

10 biçim · 8 eser
erked- fiil 1

Gücü yetmek, söz sahibi olmak: “bir ḳul alınmış erkedmes umas nerse üze” hiçbir şeye gücü yetmeyen, satın alınmış bir köle.

1 biçim · 1 eser
erkek isim 8

Erkek: “kim kim ḳılsa eḍgülüklerdin erkekdin ya tişidin” erkek olsun kadın olsun iyi iş yapan; “ayıtmaḳlıḳ erkek turur … cevabı tişi ol” soru erkektir, cevabı dişidir; …

11 biçim · 8 eser
erkle- fiil 1

Anlamı kesinleşmeyen fiil (Kur’an çevirisi, Feth 25, taṭaʾūhum karşılığında): “bilmegey erdiŋiz anlarnı kim erklegey siz olarnı” onları bilmeden çiğneyecektiniz (?).

1 biçim · 1 eser
erklen- fiil 9

Sahip olmak, egemen olmak (Kur’an çevirisinde hep “erklendi eligleriŋiz” ellerinizin sahip olduğu, köleler): “meger ol kim erklendi eligleriŋiz” ellerinizin sahip olduğ…

3 biçim · 1 eser
erklig sıfat 31

Güçlü, kudretli, egemen; (Tanrı için) Kadir: “ay erklig uġan meŋü muŋsuz bayat” ey güçlü, kadir, ebedî, muhtaç olmayan Tanrı; “nėme körklüg erklig ol” ne güzel koruyucu…

20 biçim · 16 eser
erkliglik isim 6

Egemenlik, hükümranlık; güç, erk: “ḳamuġ ol kim aŋar turur kökler hem yerler erkliki” göklerin ve yerin egemenliği onundur; “baḳmazlar mu kökler yerler erkliki içinde” …

6 biçim · 2 eser
erŋek isim 2

Parmak: “ısrurlar siziŋ üze ernekleri uçını öwkedin” size öfkeden parmaklarının uçlarını ısırırlar; “uruŋ olardın tegme ernek uçlarını” onların bütün parmak uçlarına vu…

5 biçim · 4 eser
erte isim 12

Sabah, sabah erkenden; erken: “erte hem kėçe” sabah akşam; “ḳoptı erte kend içinde ḳorḳuġlı” şehirde sabahleyin korkarak kalktı; “kiçe yatsa kiç yat yana erte tur” gece…

5 biçim · 6 eser
es- fiil 1

(Rüzgâr) esmek: “ḳalıḳ tanı esti ḳurıttı ḫatıġ” gökten sabah yeli esti, mürekkebi kuruttu; “ol esgen esin haḳḳı” esen, savuran rüzgârlar hakkı için.

3 biçim · 3 eser
esbab isim 1

(Kur’an çevirisinde, Arapça) yollar, vasıtalar: “bina ḳılġıl maŋa köşk bolġay kim teggey men esbablarḳa” bana bir kule yap, belki yollara (göklerin yollarına) erişirim.

1 biçim · 1 eser
esenlik isim 6

Esenlik, sağlık, esenlik içinde olma: “esenlik tilese seniŋ bu özüŋ” kendin esenlik istersen; “esenlik öḍinde sen eḍgü titür” esenlik zamanında iyilik yap; “selamin ese…

2 biçim · 2 eser
eser isim 1

(Kur’an çevirisinde, Arapça) iz, eser: “nişanları yüzleri içre secde eseridin” alametleri yüzlerinde secde izindendir.

2 biçim · 2 eser
esin isim 1

Esinti, rüzgâr: “kiçigkiye ot üçüni yėlig esinig basutçı iş bulup ükliyür” küçücük ateş kıvılcımı yeli, esintiyi yardımcı bulup çoğalır; “ol esgen esin haḳḳı” esen rüzg…

2 biçim · 4 eser
eske- fiil 2

(Toz gibi) savurmak, dağıtmak: “sorarlar saŋa taġlardın ayġıl: eskegey anı meniŋ iḍim eskemek” sana dağları sorarlar; de ki: Rabbim onları toz gibi savuracak.

2 biçim · 1 eser
eski sıfat 1

Eski: “yandı ol egilmiş ḫurma butaḳı teg eski” (ay) eğilmiş eski hurma dalı gibi döndü; “eski atıŋ tegşilip yaŋı boltuŋ” eski adın değişip yeni oldun.

1 biçim · 3 eser
esrük sıfat 1

Sarhoş, esrik; kendinden geçmiş: “ya esrük tütüş ḳılġa aḫsumlaġay” ya sarhoş kavga eder, sızlanır; “tegirmi tam içinte esrük boltıŋ” yuvarlak duvar içinde sarhoş oldun;…

7 biçim · 6 eser
esrüklük isim 2

Sarhoşluk, kendinden geçme: “olar esrüklük içinde tururlar tezginip yorıyurlar” onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp dururlar; “keldi ölüm ḳatıġlıḳı esrüklüki” ölümün ş…

2 biçim · 1 eser
esrütgü isim 1

Sarhoş edici içki (Kur’an çevirisinde): “üzümlerdin tutar sizler andın esrütgü körklüg ruzi” üzümlerden sarhoş edici içki ve güzel rızık edinirsiniz.

1 biçim · 1 eser
eşek isim 1

Eşek: “kötürmediler anı eşek teg kötrür kitablarnı” onu taşımadılar; kitap taşıyan eşek gibidirler; “atnaŋ eşgekneŋ müyüzi örmez” atın, eşeğin boynuzu çıkmaz (Maniheist…

2 biçim · 2 eser
eşit- fiil 52

İşitmek, duymak: “ol sabıġ ėşidip tün udısıḳım kelmedi” o sözü işitince gece uykum gelmedi; “anı eşidip virutaḳ ėlig beg … yarlıg yarlıḳadı” bunu işitince kral Virūḍhak…

123 biçim · 21 eser
eşittür- fiil 4

İşittirmek, duyurmak, haber vermek: “men barıp monı élig begke eşidtüreyin” gidip bunu krala duyurayım; “bu darnınıŋ ünin esidtürser” bu daraninin sesini işittirse; “eg…

11 biçim · 6 eser
et isim 5

Et: “kişi ḳılḳı kirtüç etiŋni yigey” insanların huyu gerçekten etini yiyecek (seni çekiştirecek); “teŋizni yėse sizler andın yaş et” denizden taze et yiyesiniz diye; “e…

13 biçim · 8 eser
etkilen- fiil 1

Anlamı kesinleşmeyen fiil (Kur’an çevirisi, Zuhruf 18, yunaşşaʾu karşılığında): “azu ol kim etkilenür şamuşa içre” ya da süs içinde yetiştirilen (?) mi.

1 biçim · 1 eser
et’öz isim 28

Beden, vücut (et ‘et’ + öz ‘öz, can’): “muna ertimlig et-özümüz ertip barsar” işte geçici bedenimiz geçip gidince; “bolmaz et-özke ölmek meger taŋrı yarlıġı birle” Tanr…

72 biçim · 13 eser

Bir cana karşılık olmaksızın (Kur’an çevirisinde, bi-ġayri nafsin karşılığı): “ol kim öldürse et-özni et-özsüz azu fesad ḳılmasa” kim bir cana karşılık olmaksızın ya da…

1 biçim · 1 eser
ev isim 33

Ev, konut; yurt: “atın mindi keldi eviŋe turup” atına bindi, kalkıp evine geldi; “ewindin turup çıḳtı” evinden kalkıp çıktı; “tört yıŋaḳtın … ėwleriŋizdin” evlerinizden…

68 biçim · 18 eser
evin isim 2

Tane, tohum; tane kadar küçük parça: “bu yaġız yėr üzeki kog topraḳ birer evin sanaġalı” bu kara yerin toz toprağını tane tane saymak için; “saçmış urug evin aŋ ilki uġ…

5 biçim · 3 eser
evril- fiil 19

Dönmek, çevrilmek; dönüp durmak: “yarattı kör ewren tuçı ewrilür” (Tanrı) gökyüzünü yarattı, o daima döner; “bu ay burcı sertan bu ew ewrilür” ayın burcu Yengeç’tir, bu…

34 biçim · 7 eser
evvel sıfat 7

(Arapça) ilk, birinci: “yandım saŋa men müʾminlerniŋ evveli men” sana döndüm, ben müminlerin ilkiyim; “fermanlandım bolsa men müslimlerniŋ evveli” müslümanların ilki ol…

2 biçim · 1 eser
evvelḳı sıfat 16

Önceki, eski; “evvelḳılar” öncekiler, eskiler: “ewrer-miz anı evvelḳı suretiŋe” onu eski hâline döndüreceğiz; “eşitmedimiz munı evvelḳı atalarımız içinde” bunu eski ata…

5 biçim · 1 eser

Anlamı kesinleşmeyen söz (Kur’an çevirisi, Ahzab 62, tahvīl ‘değiştirme’ karşılığında): “hiç bulmaz sen taŋrınıŋ yolını ewünnek” Tanrı’nın yolunda hiçbir değişme bulama…

1 biçim · 1 eser
ewür- fiil 81

Çevirmek, döndürmek; hep “yüz ewür-” yüz çevirmek: “bu ay toldı terkin ewürdi yüzin” Aytoldı hemen yüzünü çevirdi; “yayıġ dünya mindin ewürdi yüzin” dönek dünya benden …

35 biçim · 4 eser
ey ünlem 201

Ey (seslenme): “ey anlar kim bittiler” ey iman edenler; “ey iḍim” ey Rabbim; “ey boḍnum” ey kavmim; “ey yalawaç ayġıl” ey peygamber, de ki; “ey ökünç” ey pişmanlık, yaz…

1 biçim · 3 eser
eyyub özel ad 2

Eyüp peygamber: “yad ḳılġıl ḳulumıznı eyyubnı ançada ündedi iḍisini” kulumuz Eyüp’ü an, Rabbine seslenmişti; “bėrdimiz … eyyubḳa yunusḳa” Eyüp’e, Yunus’a (vahiy) verdik.

2 biçim · 1 eser
ėki sayı 1

İki: “edgüli ayıġlı ėki türlüg ḳılınç” iyi ve kötü iki türlü eylem; “ėki ėrig udşuru sançdı” iki adamı kovalayarak mızrakladı; “inim kül tėgin birle eki şad birle” küçü…

5 biçim · 17 eser
ėl isim 8

İl, devlet, ülke; siyasi birlik ve halkı: “eçim ḳaġan ėli ḳamşaġ boltuḳınta” amcam kağanın ili sarsıldığında; “teŋride bolmış ėl ėtmiş bilge ḳaġan” gökte doğmuş, ili dü…

51 biçim · 20 eser
ėlet- fiil 3

Götürmek, sevk etmek, (orduyu) yönetmek: “ḳaġanıma ötünüp sü ėletdim” kağanıma arz edip orduyu sevk ettim; “bu süg ėlet” bu orduyu götür; “eletiŋler bu köŋlekimni” bu g…

7 biçim · 4 eser
ėlleş- fiil 5

Barışmak, barış yapmak (Kur’an çevirisinde, selem ‘barış’ karşılığı): “kemişseler sizke ėlleşmekni” size barış teklif ederlerse; “aymaŋlar aŋar kim kemişse sizke ėlleşm…

3 biçim · 1 eser
ėlt- fiil 3

Götürmek, iletmek; alıp gitmek: “ḳızın ḳoyınta kötürü alıp … sögüt altın ėltü bardı” kızını koynunda kaldırıp … ağacın altına götürdü; “kötürü ėltip ulug tamularda kemi…

31 biçim · 12 eser
ėlükle- fiil 2

Alay etmek, eğlenmek (Kur’an çevirisinde): “biz tap kelgey miz saŋa ėlükleglilerdin” alay edenlere karşı biz sana yeteriz; “tüşti olarḳa ne kim anıŋ birle ėlükler erdil…

2 biçim · 1 eser
ėn isim 1

En, genişlik: “uştmah anıŋ ėni köklerçe yerlerçe” genişliği gökler ve yer kadar olan cennet.

2 biçim · 2 eser
ėsiz sıfat 8

Kötü, fena, uğursuz; değersiz: “eger tegse olarḳa bir yawuzluḳ ėsiz fal toḳır erdiler” onlara bir kötülük dokunsa uğursuzluk sayarlardı; “soŋ ḳaldı anlarda kiḍin ėsız ……

4 biçim · 4 eser
ėsizlik isim 10

Kötülük, fenalık: “anlar kim ḳıldılar ėsizlikler yana yandılar” kötülük edip sonra tövbe edenler; “kim al ḳıldılar ėsizlikler birle” kötülüklerle hile kuranlar; “ḳıldıl…

8 biçim · 2 eser
ėş isim 20

Arkadaş, yoldaş, eş: “yandaḳı ėşke yol oġlıŋa” yanındaki arkadaşa, yolcuya (iyilik edin); “kim kim bolsa yek aŋar ėş nėme yawuz ėş ol” kimin arkadaşı şeytan olursa ne k…

10 biçim · 2 eser
ėt- fiil 24

Düzenlemek, yapmak, kurmak; (ülkeyi) örgütlemek: “tört buluŋuġ ėtmiş yıġmiş yaymiş basmiş” dört yanı düzenlemiş, toplamış, yaymış, bastırmış; “teŋride bolmış ėl ėtmiş b…

72 biçim · 19 eser
ėtig isim 9

Süs, bezek, takı: “tuttı musa ḳavmi … altun birle ėtiglerindin bir buzaġu” Musa’nın kavmi takılarından bir buzağı edindi; “tükel türlüg etigin bitilmiş boltı” her türlü…

15 biçim · 7 eser
ėw- fiil 10

Acele etmek, koşmak, çabuk davranmak: “ėwiŋler yarlıḳamaḳḳa iḍiŋizdin” Rabbinizin bağışlamasına koşun; “ėwdüm saŋar ey meniŋ iḍim ḫoşnud bolġıl” Rabbim, razı olasın diy…

6 biçim · 1 eser
ėwdür- fiil 2

Acele ettirmek; çabuk istemek: “nė ėwdürdi sėni boḍnuŋdın ey musa” ey Musa, seni kavminden (ayrılmaya) ne acele ettirdi; “bolġay kim bolsa müŋeşmiş sizke amarı ol kim e…

2 biçim · 1 eser
ėweklik isim 1

Acelecilik, çabuk isteme: “tatıŋlar ḳınıŋıznı bu ol kim erdiŋiz aŋa ėweklik ḳılġanlar” azabınızı tadın; bu, acele istediğiniz şeydir.

1 biçim · 1 eser
ėwiş- fiil 2

Yarışırcasına koşmak, birbiriyle yarışmak: “ḳaḍġurtmasun sėni anlar kim ėwişürler küfr içinde” küfürde yarışanlar seni üzmesin; “köŋülleri içinde ig ol ėwşürler olar iç…

2 biçim · 1 eser
ėwit- fiil 1

Aceleyle koşturmak, (aralarına) sokulmak: “arturmazlar sizke meger artuḳluḳ ėwitgeyler erdi sizler ara” size bozgunculuktan başka bir şey artırmazlar, aranıza koşturup …

1 biçim · 1 eser