Cevher, değerli taş, inci: “kümüş gevher altun baḳır bulmadıŋ” gümüş, cevher, altın, bakır bulmadın; “teŋizdeki gevher tükemez saŋa” denizdeki cevher sana yetmez; “bu t…
Kur’an Tercümesi Rylands Nüshası sözlüğü
2.572 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
21 madde · “g” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
(Kur’an çevirisinde) cizye, gayrimüslimlerden alınan baş vergisi: “ançaḳa tegi bėrseler gezid öz eligdin olar ḫor bolup” kendi elleriyle, boyun eğerek cizye verinceye d…
(Kur’an çevirisinde, Farsça) renk, çeşit: “çıḳardımız anıŋ birle miveler türlüg türlüg anıŋ guneleri” onunla renkleri türlü türlü meyveler çıkardık; “çıḳarur anıŋ birle…
(Farsça) mezar, kabir: “ulaşu aḍaḳın turmaġıl anıŋ gurı üze” onun kabri başında hiç durma; “ançada olar gurlardın iḍileri tapa ėwerler” o zaman kabirlerinden Rablerine …
(Kur’an çevirisinde, Farsça gumārdan) birini birinin başına dikmek, musallat etmek; görevlendirmek: “gümarladımız olarḳa işler bezediler olarḳa” onlara (şeytanlardan) a…
(Farsça) topluluk, bölük: “örter bir ögürni sizdin bir güruh” sizden bir bölüğü (uyku) kaplar; “kelsün taḳı bir güruh kim namaz ḳılmadılar” namaz kılmamış öbür bölük ge…
Gafil, habersiz, dikkatsiz: “ermez seniŋ iḍiŋ ġafil osal andın kim ḳılurlar” Rabbin yaptıklarından habersiz değildir; “yalġan tuttılar biziŋ ayatlarımıznı boldılar andı…
Gaflet, dalgınlık, habersizlik: “uḍıma bu ġaflet bile ay ilig” ey hükümdar, bu gafletle uyuma; “bu ġaflet yoḳ erse kişike ḳamuġ / firişte bolup ḳılġay erdi tapuġ” insan…
(Kur’an çevirisinde) galebe, üstünlük; “ġalebe ḳıl-” yenmek, “ġalebe ḳılın-” yenilmek: “ġalebe ḳılındılar anda yandılar ḫor bolup” orada yenildiler, aşağılanmış olarak …
Galip, üstün gelen: “bütünlükin biziŋ sümiz olar ġalib boluġlılar turur” şüphesiz bizim ordumuz, onlar galip gelecektir.
Gam, keder, tasa: “yanut bėrdi sizke ġamnı ġam birle” size gam üstüne gam verdi; “ya ġam ḳatıġsız sürur umġuçı” ey gamsız sevinç uman; “ölürde muŋadıp yidiŋ hem ġamım” …
(Kur’an çevirisinde) ganimet, savaşta ele geçen mal: “taŋrı üskinde üküş ġanimetler” Tanrı katında çok ganimet (vardır); “sorarlar saŋa ya muhammed ġanimetlerdin” ey Mu…
(Kur’an çevirisinde) mağara: “ançada ol iki ġar içinde ançada aytur ėşiŋe” o ikisi mağaradayken arkadaşına diyordu.
(Kur’an çevirisinde) suda boğulma; “ġarḳ bol-” boğulmak: “ḳoḍġıl deryanı tölek olar bir sü turur ġarḳa bolmışlar” denizi (açık) bırak, onlar boğulacak bir ordudur.
(Kur’an çevirisinde) gayb, görünmeyen, gizli olan: “ermez-miz ġaybnı küḍezigliler” biz gaybın koruyucuları değiliz; “kördi mü ol ġaybnı” gaybı mı gördü; “ġayblarnı bilg…
Gizli, görünmeyen; kayıp, orada olmayan: “ġayib bolmaz andın zerre aġırınça” zerre kadar bir şey ondan gizli kalmaz; “ḳamuġ ġayib özler körüşse közün” birbirini görmeye…
(Kur’an çevirisinde) Gayy, cehennemde bir yer (azgınlık cezası): “tüşerler ya körgeyler ġayy atlıġ tamuġḳa” Gayy adlı cehenneme düşecekler.
Gazi, savaşan, akıncı: “ḳaçan yorısalar yer içinde azu bolsalar ġaziler” yeryüzünde yolculuğa çıktıklarında ya da savaşçı olduklarında.
Gıybet, dedikodu: “ġıybet ḳılmasun amarıŋız amarını” biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin.
Anlamı kesinleşmeyen söz (Kur’an çevirisi, Sebe 13, cifān ‘leğenler’ karşılığında): “beḍük ġızareler köller teg küweçler” büyük …ler, havuzlar gibi kazanlar.
(Kur’an çevirisinde, Arapça ġull) boyunduruk, boyna geçirilen demir halka: “ḳoḍar olardın aġır yüklerini ol kim ġullarını erdi olar üze” üzerlerindeki ağır yükleri ve b…