(Kur’an çevirisinde, Arapça hā) işte, hey: “ha sizler ha bular tartıştıŋız olardın” işte siz, onları savundunuz.
Kur’an Tercümesi Rylands Nüshası sözlüğü
2.572 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
78 madde · “h” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Hacet, ihtiyaç, dilek: “saŋa hacetim bu körü bir munı” sana dileğim şudur; “ıdur men sini kör bu hacet üçün” seni bu iş için gönderiyorum; “maŋa anıŋ içinde hacetler öŋ…
Hacı, hac ibadetini yapan: “ḳıldıŋız mu hacilarḳa suw içürmekni” hacılara su içirmeyi mi (Tanrı’ya inananın işi gibi) saydınız.
Söz, konuşma, sohbet: “oḳımaḳ yoḳ sizke hiç hadis” (yemekten sonra) söze dalmak için oturmayın.
Hekim, bilge, filozof: “ḫaḳimlerke hikmet asıġ ḳılmadı” bilgelere hikmet fayda vermedi; “yime yaḳşı aymış otaçı ḫakim” hekim, bilge de güzel söylemiş; “anın tezginür kö…
Hak, gerçek, doğru: “keldi saŋa haḳdın” sana gelen haktan; “biligsizke haḳ söz tatıġsız erür” bilgisize doğru söz tatsızdır; “bil ol haḳ rėsul” bil ki (o) hak peygamber.
Haksız, haksızca: “boynaġuluḳ ḳıldı ol hem anıŋ süleri yer içinde haḳsızın” o ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklendiler.
Haman, Firavun’un veziri: “körkitgey-miz firʿavnḳa hamannı” Firavun’a, Haman’a göstereceğiz; “ey haman balçıḳ üze … ḳılġıl maŋa … köşk” ey Haman, çamur üzerine … bana b…
Hamt, Tanrı’ya övgü: “tesbih ayurlar iḍileriŋe hamd aytu” Rablerini hamd ile tesbih ederler; “ilahi üküş hamd ayur men saŋa” Tanrım, sana çok hamd ederim.
Hamiyet, gayret, tutkulu öfke: “ḳıldı anlar kim tandılar köŋülleri içre hamiyet / öwke” kâfirler gönüllerine hamiyet, öfke koydular; “uluġ tutsa hamyet kör arslanlayu” …
Haram, dinen yasak: “haram ḳıldımız olar üze arıġlar” onlara temiz şeyleri haram kıldık; “helal ḳılurlar anı bir yıl haram ḳılurlar anı bir yıl” onu bir yıl helal, bir …
(Kur’an çevirisinde) harem, dokunulmaz kutsal bölge: “ornatmadımız mu olarnı harem yeriŋe ḳorḳunçsuz” onları güvenli bir harem yerine yerleştirmedik mi.
Hırs, açgözlülük; aşırı istek: “harislıḳ ma erke yavuz ḫaslėt ol” hırs da insan için kötü huydur; “harislıḳ soŋı ġam ökünç hasrėt ol” hırsın sonu gam, pişmanlık, hasret…
(Kur’an çevirisinde) teşvik, kışkırtma; “hariş ḳıl-” teşvik etmek: “hariş ḳılġıl müʾminlerni” müminleri (savaşa) teşvik et.
Harun peygamber, Musa’nın kardeşi: “aydı musa ḳadaşı harunḳa: ḫalife bolġıl maŋa” Musa kardeşi Harun’a ‘yerime geç’ dedi; “bėrdimiz aŋar … ḳarındaşı harunnı yalawaç” on…
Haset, kıskançlık: “azu hased mü ḳılurlar boḍunḳa” yoksa insanlara haset mi ediyorlar; “kendü hased ḳılur siz bizke” siz bizi kıskanıyorsunuz.
Heva, nefsin isteği, tutku: “kereksizni ḳıldım havaḳa uḍup” hevaya uyup gereksizi yaptım; “uḳuşsuz kişiler ol … hava arzularḳa özin ḳılsa baş” akılsız kişi hevayı, arzu…
Aybaşı: “bolsam hayz çöpreki unutulmış” unutulmuş bir aybaşı bezi olsaydım.
Hazır, orada bulunan: “ançada bolmadım olar birle hazır” onlarla birlikte (savaşta) hazır bulunmadım; “uluġ kün hazır bolmaḳdın” büyük günde hazır bulunmaktan; “ermez e…
Helak, yok olma; “helak ḳıl-” helak etmek, “helak bol-” helak olmak: “helak ḳılmaḳ üçün kafirlerni” kâfirleri yok etmek için; “bu ögür helak bolmışlar ol” bunlar helak …
Helak, yıkım: “ermez firʿavnnıŋ keydi meger helaḳliḳ içinde” Firavun’un hilesi yıkımdan başka bir şey değildi; “anlar kim tandılar helaklik olarḳa” kâfirlere yıkım olsu…
Helal, dinen serbest: “helal ḳıldı sizke ol kim anda aḍın” bunların dışındakileri size helal kıldı; “sorarlar saŋa: nė neŋ helal ḳılındı olarḳa” onlara nelerin helal kı…
Ve, hem, da: “boyun suŋlar taŋrıḳa hem yalavaçḳa” Tanrı’ya ve peygambere itaat edin; “sınadımız olarnı eḍgülükler birle hem yawuzluḳlar birle” onları iyiliklerle ve köt…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Kur’an çevirisi, Mümin 5, hemmet ‘niyetlendi’ karşılığında): “ögürler olarda kiḍin oġradı heme ḳamuġ ümmet yalavaçlarıḳa tutsalar anı” onlarda…
Daima, hep, her zaman: “hemişe köz tutar sen ḫiyanetleri üze” onların hainliklerini hep göreceksin; “kerekmez kim nikah ḳılsa siz anıŋ cüftlerini anda kiḍin hemişe yaʿn…
Her: “ėgėr bilse kaşġar tilin hėr kişi” Kaşgar dilini her kişi bilse; “bilip tutsa her kim ėdibniŋ sözin” her kim Edip’in sözünü bilip tutarsa; (KuT’ta “her ayine”) şüp…
(Kur’an çevirisinde, Farsça) elbette, şüphesiz, mutlaka (inne karşılığı): “her-ayine yanut bėrür taŋrı şükr ḳılġanlarḳa” Tanrı şükredenleri mutlaka ödüllendirir; “her-a…
Asla, hiçbir zaman (olumsuzla): “kimni kim yıratsa taŋrı hergiz bulmaġay sen aŋa yariçi” Tanrı’nın lanetlediğine asla yardımcı bulamazsın; “hergiz bolmaġam yariçi yazuḳ…
Hazine; (Kur’an çevirisinde) harcama, infak; “hezine ḳıl-” (Tanrı yolunda) harcamak, infak etmek: “anlar kim hezine ḳılurlar kėŋlik halde hem tarlıḳ halde” bollukta da …
Perde, örtü: “tileŋ olardın hicab arḳasında” onlardan perde arkasından isteyin.
Hicret, göç: “kim kim çıḳsa öz ėwindin hicret ḳılġanın taŋrıḳa yalavaçıŋa” kim Tanrı’ya ve peygambere hicret ederek evinden çıkarsa.
Hiç, hiçbir (olumsuzla): “hiç ziyan ḳılmaġay taŋrıḳa nerse” Tanrı’ya hiçbir zarar veremez; “yėtmiş yolı hiç yarlıḳamaz taŋrı olarḳa” yetmiş kez (istesen de) Tanrı onlar…
Hikmet, bilgelik: “bėrdimiz ibrahim boḍnıḳa bitigni hikmetni” İbrahim soyuna kitabı ve hikmeti verdik; “bėrdimiz aŋar hikmetni kesmek ḫitabnı” ona hikmet ve kesin söz v…
Hile, düzen, çare: “ḳamuġ neŋke hile itig çare bar” her şeyin bir çaresi, düzeni vardır; “bu törtünç kerek alçı hile bilir” dördüncüsü, hileli ve düzen bilen olmalı; “e…
Hesap; (ahirette) hesap görme: “ol taŋrı terk hisab ḳılġan” Tanrı hesabı çabuk görendir; “terkletgil bizke hisabımıznı hisab künide burun” hesap gününden önce payımızı …
Hisar, kale: “olarnıŋ hisarları taŋrıdın” kaleleri (onları) Tanrı’dan (koruyacak); “ḫisarḳa yaḳın turma ay köŋli tüz” ey gönlü doğru, kaleye yakın oturma.
Huneyn (savaşı): “huneyn kün bu ne-erse ançada ḫoş keldi sizke üküşlüküŋüz” Huneyn gününde çokluğunuz hoşunuza gitmişti.
(Kur’an çevirisinde) harfler (sure başı harfleri): “bu huruflar haḳḳı” bu harfler hakkı için.
Hüccet, kanıt, delil: “ḳıldımız sizke olar üze hüccet belgülüg” size onlara karşı açık bir delil verdik; “ey boḍun çın-oḳ keldi sizke hüccet iḍiŋizdin” ey insanlar, siz…
Delilsiz, kanıtsız: “tartışurlar allahnıŋ ayatları içinde hüccetsizin” Tanrı’nın ayetleri hakkında delilsiz tartışırlar.
Hüküm, yargı; buyruk: “ḳaçan hükm ḳılsa siz boḍun ara kim hükm ḳılsa siz könilik birle” insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmedin; “anıŋ içinde taŋrınıŋ hükmi…
Haber: “oḳıġıl olar üze ademnüŋ iki oġlı ḫaberini sezaça” onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğiyle oku; “kelmez mü olarḳa anlarnıŋ ḫaberi olarda burun” onlara, ke…
(Kur’an çevirisinde, Tanrı’nın sıfatı) Habîr, her şeyden haberdar: “ol taŋrı erür bilgen ḫaberli” Tanrı bilen, haberdar olandır.
Had, sınır, ölçü; “haddin keç-” haddi aşmak: “kim kim ḳılsa ol haddin keçmek küçün” kim bunu haddi aşarak, zorbalıkla yaparsa; “üküş olardın … yer içinde haddin keçgenl…
Hakikat, gerçek; gerçekten: “ḫaḳiḳat munı bil ay ay toldı sen” ey Aytoldı, bunu gerçekten bil; “hakikat körü barsa tıldaġ turur” gerçek bakılırsa sebep budur; “mėcaz bo…
Hâl, durum: “bu ay toldı halin eşitti ilig” hükümdar Aytoldı’nın hâlini işitti; “negü ḳaḍġu tegdi ne erki ḫalıŋ” ne dert dokundu, hâlin nedir; “negü erki ḫalim ölümde k…
(Kur’an çevirisinde) sonradan gelen nesil; yerine konan şey: “soŋ ḳaldı olarda kiḍin yawuz ḫalf” onlardan sonra kötü bir nesil geldi; “ol taŋrı ḫalf yanut bėrür aŋa” Ta…
Boş, ıssız; yalnız: “ewin ḳıldı ḫali irikti özün” evini boşalttı, yalnız kaldı; “ḳaçan ḫali bolsalar ısrurlar siziŋ üze ernekleri uçını” yalnız kaldıklarında size parma…
Halife, birinin yerine geçen: “ḫalife bolġıl maŋa boḍnum içinde” kavmim içinde benim yerime geç; “nėme yawuz ḫalife bolduŋuzlar maŋa mėnde kidin” benden sonra yerime ne…
Halis, arı, ihlaslı: “meger taŋrınıŋ ḫalis ḳulları” Tanrı’nın ihlaslı kulları hariç; “biz ḫalis ḳıldımız olarnı ḫalislıḳı birle” onları halis bir niteliğe ayırdık.
Halk, insanlar; yaratıklar: “yula erdi halḳḳa ḳaraŋḳu tüni” halka karanlık gecesinde kandil idi; “neçe bolmasa ḫalḳḳa mindin asıġ” benden halka fayda olmasa da; “ol ol …
(Kur’an çevirisinde) şarap: “arıḳlar ḫamrdın tatlıġ içgenlerke” içenlere lezzet veren şarap ırmakları.
(Kur’an çevirisinde, Farsça) hor, aşağılanmış, zelil: “kigrülgeyler tamuġḳa ḫ˅ar bolup” zelil olarak cehenneme girecekler; “aḫiret ʿazabı ḫ˅ar ḳılġanraḳ” ahiret azabı d…
(Kur’an çevirisinde) horlamak, aşağılamak; hep “ḳın ḫ˅arlaġlı” aşağılayıcı azap: “anuttumız kafirlerḳa ḳın ḫ˅arlaġlı” kâfirlere aşağılayıcı azap hazırladık; “dereŋ ḳılm…
(Kur’an çevirisinde) horluk, zillet, aşağılanma: “olarḳa dünya içre ḫᵛarluḳ” onlara dünyada zillet vardır; “taturdı olarḳa taŋrı ḫ˅arluḳnı yaḳın tiriglik içinde” Tanrı …
Has, özel, seçkin: “ol erdi ḳatıḳsız erür ḫas yalavaç” o ihlaslıydı, seçkin bir peygamberdi; “iligke yaḳın has ḫacib erdi bir” hükümdara yakın özel bir hacip vardı; “aḳ…
Hasım, düşman; davacı, karşı taraf: “bolmaġıl ḫıyanet ḳılġanlarḳa ḫasm” hainlerin savunucusu olma; “keldi mü saŋa ḫasm ḫaberi” davacıların haberi sana geldi mi; “ḳorḳma…
(Kur’an çevirisinde) çekişmek, tartışmak: “tutar olarnı olar ḫaşmlaşurlar erken” onlar çekişip dururken (çığlık) onları yakalar.
Hata, yanlışlık, suç: “kerekmez müʾminḳa öldürmek müʾminke meger ḫatan” bir müminin bir mümini öldürmesi olmaz, ancak yanlışlıkla (olursa); “kim kim ḳazġansa yazuḳnı ḫa…
Hatun, hanım, kraliçe: “taiḫan ḫan kümse ḫatun tŋrim” Taihan Han, Kümse Hatun hazretleri; “tevbe bėrür taŋrı müʾmin erenler üze müʾmin ḫatunlar üze” Tanrı mümin erkekle…
(Kur’an çevirisinde) hayal, göz yanılsaması: “yipleri hem tayaḳları ḫayal körnür aŋar sihrlerindin kim her-ayine ol yügrür” iplerinin ve değneklerinin büyüleri yüzünden…
Kabile, bölük, topluluk: “ıḍtımız olardın on iki ḫayl başı” onlardan on iki kabile başı çıkardık; “kerek ḫayl başıŋa bu bir ḳaç ḳılıḳ” bölük başına bu birkaç huy gerekir.
Hayır, iyilik; hayırlı iş: “ḫayr yoḳ üküş içinde şuwşamaḳlarında” gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur; “ayġıl: hayr ḳulaḳı sizke” de ki: (o) sizin için hayır kula…
Hazine: “ḳamuġ neŋ ḫazine ülegil barın” bütün mal ve hazineyi, varını dağıt; “bu barı ḫazine bu altun kümüş / er atḳa ülegüke tirdim” bütün bu hazineyi, altın gümüşü as…
Akıl, anlayış, sağduyu: “pend alsunlar bilig ḫıred iḍileri” akıl sahipleri öğüt alsınlar; “pend ḫıred iḍileriŋe” akıl sahiplerine öğüt (olarak); “biliglig uḳuşluġ ḫired…
Hıyanet, hainlik: “bolmaġıl ḫıyanet ḳılġanlarḳa ḫasm” hainlere savunucu olma; “ol taŋrı sewmez kim kim bolsa ḫıyanet ḳılġan” Tanrı hain olanı sevmez; “bilür közler ḫıya…
(Kur’an çevirisinde) karşı gelme, muhalefet; “ḫilaf ḳıl-” karşı gelmek: “tartıştıŋız erse iş içinde ḫilaf ḳıldıŋız” işte çekiştiniz ve karşı geldiniz; “taŋrı yalavaçıŋa…
(Kur’an çevirisinde) şaşkın, yolunu yitirmiş: “ḳırḳ yılnı ḫire bolurlar yer içinde” kırk yıl yeryüzünde şaşkın dolaşacaklar.
(Kur’an çevirisinde) hitap, söz: “bėrdimiz aŋar hikmetni kesmek ḫitabnı” ona hikmet ve kesin söz verdik.
Hor, alçak, aşağılanmış: “ġalebe ḳılındılar anda yandılar ḫor bolup” orada yenildiler, aşağılanmış olarak döndüler; “bėrseler gezid öz eligdin olar ḫor bolup” boyun eğe…
(Kur’an çevirisinde) horluk, zillet: “ol olarḳa ḫorluḳ dünya içre” bu onlar için dünyada zillettir; “teger olarḳa öwke iḍilerindin hem horluḳ yaḳın tiriglik içinde” dün…
Hoş, güzel, sevindirici; “ḫoş kel-” hoşa gitmek: “huneyn kün … ḫoş keldi sizke üküşlüküŋüz” Huneyn günü çokluğunuz hoşunuza gitmişti; “durud siziŋ üze ḫoş turuŋlar” sel…
Hoşnut, razı: “andıḳarlar taŋrı tuta sizke ḫoşnud ḳılurlar sizni” sizi razı etmek için Tanrı adına yemin ederler; “taŋrı hem yalavaçı sezaraḳ ḫoşnud ḳılmaḳḳa” Tanrı ve …
Hoşnutluk, rıza: “meger kim bolsa satıġçılıḳ ḫoşnudluḳın sizdin” ancak karşılıklı rızaya dayalı bir ticaret olursa; “müjde bėrür olarḳa iḍileri yarlıḳamaḳlıġın andın ḫo…
(Farsça) ey Tanrı: “ançada aydılar: ey bar ḫudaya taŋrı eger erse bu ol rast” o zaman dediler: ey Tanrım, eğer bu gerçekse…
(Kur’an çevirisinde) ebedîlik; “ḫulud küni” ebedîlik günü: “kigürüŋler selam birle ol ḫulud küni” esenlikle girin, bu ebedîlik günüdür.
Hurma, hurma ağacı: “küç ḳılınmazlar ḫurma yiplükinçe” hurma çekirdeğinin ipliği kadar haksızlığa uğratılmazlar; “ḫurma tüpleriniŋ yimişlerindin üzümlerdin” hurma ağaçl…
(Kur’an çevirisinde) husumet, çekişme: “ol rast turur ot iḍileriniŋ ḫusumetleri” cehennem ehlinin çekişmesi gerçektir; “ançada ḫusumet ḳılşurlar” onlar tartışırken; “ol…