İbadet, kulluk: “çıḳtı öz boḍnı ʿibadet ḳılġu yerdin” mabetten halkının yanına çıktı; “‘ibadėt riya boldı ‘abid mėcaz” ibadet riya, abit sahte oldu.
Kur’an Tercümesi Rylands Nüshası sözlüğü
2.572 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
71 madde · “i” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
İblis, şeytan: “ey iblis ne ol saŋa kim bolsa sen yüknügliler birle” ey İblis, sana ne oldu da secde edenlerle birlikte olmadın; “rast ḳıldı olar üze iblis sėzinçini” İ…
İbrahim peygamber: “bėrdimiz ibrahim boḍnıḳa bitigni hikmetni” İbrahim soyuna kitabı, hikmeti verdik; “uḍġıl ibrahim boḍnıŋa” İbrahim’in dinine uy; “selam ibrahim üze” …
İbret, ders: “saŋa bolsu ‘ibret otı ḳıl emi” sana ibret olsun, ilacını yap; “ilig aydı körgil bu ‘ibret bu kün” hükümdar dedi: bugün bu ibreti gör; “ʾibret alıŋlar ey k…
İcabet, karşılık verme; “icabet ḳıl-” (çağrıya, duaya) karşılık vermek: “anlar kim icabet ḳıldılar taŋrıḳa hem yalavaçḳa” Tanrı’nın ve peygamberin çağrısına uyanlar; “ü…
İç, içeri; karın, gönül: “ay iç taş biligli” ey içi dışı bilen; “taşı teg içi ol içi teg taşı” dışı gibi içi, içi gibi dışıdır; “körü barsa erdi içim taşlarım” içimi dı…
İçmek: “bor içme aya borçı boġzı ḳulı” ey şarapçı, boğazının kulu, şarap içme; “bor içse açıldı çıġaylıḳ yolı” şarap içerse yoksulluk yolu açılır; “yėgil hem içgil yaru…
İçecek; hep “aş içgü” yiyecek içecek: “körügli ne barmu yigü içgü aş” gözetecek, yiyecek içecek var mı; “kim yėme aş içgü oġurlap yėgüçiler erdi” yiyecek içecek çalıp y…
İçinde, -de (Kur’an çevirisinde fī karşılığı olarak pek sık): “ol kim kökler içinde ol kim yerler içinde” göklerde ve yerde olan; “çıḳmaŋlar isig içinde” sıcakta (sefer…
İçinde, içre; içeride: “ol olarḳa ḫorluḳ dünya içre” bu onlar için dünyada zillettir; “bolur ḳarşı içre aġıçı işi” hazinedarın işi saray içindedir; “aġız içre aġu saġdı…
İçirmek: “ḳayu aydı ötrüm içürgü kerek” kimi dedi: müshil içirmek gerek; “ḳıldıŋız mu hacilarḳa suw içürmekni” hacılara su içirmeyi mi (eşit tuttunuz); “içürmezmiz yand…
(Kur’an çevirisinde) bayram; “ʿid küni” bayram günü: “siziŋ vaʿdeŋiz ʿid küni turur kim tėrilse boḍun” sizinle buluşma zamanımız, insanların toplanacağı bayram günüdür.
(Kur’an çevirisinde) iddet, boşanan ya da kocası ölen kadının bekleme süresi: “yoḳ sizke olar üze ʿiddedin sayur sizler anı” onlar üzerinde sayacağınız bir iddet yoktur…
Kap, kacak; (içki) kabı: “idiş tavaş buşı bėrser” kap kacak sadaka verirse; “uzun tonlug idişin ayakın kodupan barmiş” kadın kabını kaşığını bırakıp gitmiş; “altun küze…
İdris peygamber: “yad ḳılġıl bitig içinde idrisni ol erür rast peyġamber” kitapta İdris’i an, o dosdoğru bir peygamberdi.
Sahip, iye: “bu ḳuḍret iḍisi uluġ bir bayat” bu kudret sahibi yüce, tek Tanrı; “semiz at aġzı ḳatıg boltı idisi umaz” semiz atın ağzı sertleşti, sahibi (onu) zapt edeme…
Hastalık, dert: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” bilgi bilirse insandan hastalık uzaklaşır; “ig aġrıġ kėtdi” hastalık, ağrı gitti; “teŋ teŋ ig aġrıġ ada tuda kelürür” t…
Beslemek, büyütmek, yetiştirmek: “törütgen igiḍgen keçürgen iḍim” yaratan, besleyen, bağışlayan Rabbim; “yimi birle igḍür sen sansız özüg” sayısız canı yiyecekle besler…
Hasta: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “aġır iglig toyın” ağır hasta rahip; “eger bolsa sizler igligler azu sefer üze” hasta ya da yolculu…
İkisi, iki(si) birlikte: “eger bolsalar ikegü ol ikike” eğer ikisi iseler o ikisine; “yėdiler ikegü andın” ikisi ondan yediler; “iki uraġutnı kim sürerler ikegü” (sürül…
İki: “iki tümen sekiz mıŋ girantlar” yirmi sekiz bin şloka; “törimiş iki bir tanuḳı anuḳ” yaratılmış iki şey birin tanığıdır; “iki neŋ ḳarıştı yaḳışmaz” iki şey karışın…
İkinci: “ikinçi eligde ne ol bu biçek” ikinci olarak, eldeki bu bıçak nedir; “ikinçi usal bolma saḳ tur oḍuġ” ikincisi, gevşek olma, dikkatli, uyanık dur; “biri til kön…
İkinci; öteki: “ikinti asanki başlaġı” ikinci asaṃkhya’nın başı; “maytrı bodisavatnıŋ toyın bolmaḳ atlıg ikinti ülüş” Maitreya bodisatvanın rahip olması adlı ikinci böl…
İkişer: “ḳanatlar iḍisi ikirer ikirer üçer üçer törter törter” ikişer, üçer, dörder kanatlı; “tört öd içinte yine ikirer öd adrılur” dört vakit içinde yine ikişer vakit…
(Kur’an çevirisinde) ilah, tanrı; çoğu kez “ilah yoḳ meger ol” ondan başka tanrı yoktur: “ol tirig turur ilah yoḳ meger ol” o diridir, ondan başka tanrı yoktur; “ḳamuġ …
İleri, doğuya doğru (yazıtlarda yön bildirir): “ėlgerü kün tuġsıkka birigerü kün ortusıŋaru” ileride (doğuda) gün doğusuna, güneyde gün ortasına doğru; “eçim ḳaġan birl…
Takılmak, (tuzağa) düşmek, tutulmak: “tuymatın tuzaḳḳa ilinmiş” farkına varmadan tuzağa düşmüş; “tuzaḳḳa ilinme” tuzağa düşme; “tuzaḳḳa ilnür elik” geyik tuzağa düşer; …
İlk, önce: “(e)n ilk toġu balıḳda süŋüşdümiz” ilk olarak Toğu Balık’ta savaştık; “ilk ḳıırḳızka süleser yėg ermiş” (T) önce Kırgızlara sefer etmek iyiymiş; “butulmaḳlıġ…
İlim, bilgi: “üstüvar bolġanlar ʿilm içinde” ilimde derinleşmiş olanlar; “tegdiŋ ḳamuġ nerseke rahmetlıġ ʿilm yanındın” her şeye rahmetin ve ilminle eriştin; “olar ‘ilm…
İlyas peygamber: “bütünlükin ilyas mürsellerdin turur” şüphesiz İlyas gönderilmiş peygamberlerdendir.
(Kur’an çevirisinde) İlyas ve ona uyanlar: “selam ilyaslıġlar üze” İlyas’a ve ona uyanlara selam olsun.
İman, inanç: “bu iman tonı” bu iman giysisi; “bu din birle iman küḍezsü iḍim” Rabbim bu dinle imanımı korusun; “küḍezsü uġan teŋri imanımız” kadir Tanrı imanımızı korus…
Emin, güvende; tehlikeden uzak: “kim imin bolsalar sizde imin bolsalar boḍunlarıda” sizden de kendi kavimlerinden de emin olmak isteyenler; “ḳorḳmaġıl sen iminlerdin se…
Güvenlik, emniyet, esenlik: “yana ıḍtı siziŋ üze ġamda kiḍin iminlikni uḍḳu” kederden sonra üzerinize güven, uyku gönderdi; “ḳaçan kelse olarḳa bir buyruḳ iminlikdin az…
İşaret etmek, el ya da başla çağırmak: “ilig imledi kelgil oldur berü” hükümdar ‘gel, buraya otur’ diye işaret etti; “orun birdi oldur tiyü imledi” yer verdi, ‘otur’ di…
İmran, Meryem’in babası: “meryem ʿimran ḳızı” İmran kızı Meryem.
İnmek, aşağı gelmek: “yaşıl köktin indi yaġız yirke söz” söz mavi gökten kara yere indi; “nė kim iner kökdin nė kim aġar” gökten ne iner, (göğe) ne çıkarsa; “ol ḳar ḳam…
İn, mağara, barınak: “eger bulsalar sıġınġu yer azu inler azu kirgü yer” sığınacak bir yer ya da mağaralar ya da girecek bir delik bulsalar; “ḳayu iki ewlig ḳayu birke …
İncil: “bėrdimiz aŋa incilni anıŋ içinde köni yol hem nur” ona içinde doğru yol ve nur olan İncil’i verdik; “hükm ḳılsun incil boḍnı” İncil ehli hükmetsin; “tevrat için…
Rahat etmek, nimetlerden yararlanmak: “tümen arzu ni‘met yidiŋ inçlenip” rahat içinde binlerce arzu ve nimet yedin; “anı kim tusu inçlense siz anıŋ birle olardın” onlar…
Rahatlamak, dinlenmek, huzur içinde olmak: “töşek ḳoldı yattı bir az inçrünüp” döşek istedi, biraz dinlenip yattı; “ilig taḫtḳa minsün bu kün inçrünüp” hükümdar bugün h…
(Kur’an çevirisinde) yararlandırmak, (dünya nimetlerinden) faydalandırmak: “inçründürdümiz anıŋ birle türlügler anlardın” onlardan bazı gruplara onunla yararlandırdık; …
“inçrütmek” (Kur’an çevirisinde) geçimlik, yararlanma, dünya metaı: “bu ajun inçrütmeki az ol” bu dünyanın geçimliği azdır; “inçrütmek az anlarḳa” onlara (kalan) yararl…
(Kur’an çevirisinde) çağrılmak (?): “ol indenlür müsülmanlıḳ tapa” o, İslam’a çağrılır (ündel- ‘çağrılmak’ beklenir).
(Kur’an çevirisinde) indirilmek: “ol nurḳa kim indrüldi anıŋ birle” onunla indirilen nura; “ol kim indrüldi muhammed üze” Muhammed’e indirilene; “nelük indrülmez bir sü…
İndirmek (Kur’an çevirisinde çoğu kez vahiy, kitap indirmek): “bitig indürdümiz anı saŋa” kitabı sana indirdik; “indürdi sizke kökdin suw” size gökten su indirdi; “taŋr…
Küçük erkek kardeş: “anta kisre inisi ḳaġan bolmış erinç” ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş; “inim küül tėgin birle sözleşdimiz” kardeşim Kül Tigin ile konuştuk; “i…
İnkâr: “yoḳ sizke inkar ḳılıġlı” sizin için inkâr edecek (kimse) yoktur.
Sert, kaba, katı: “irig sözke buşma” sert söze öfkelenme; “köni söz irig ol” doğru söz serttir; “eger bolsa sen irig irig köŋüllüg tarılġatılar seniŋ yöreŋdin” eğer sen…
(Budist metinlerde ve KB’de) zavallı, acınacak; (isim) sıkıntı, zahmet: “irinç lġ umuġsz inaġsz bu tınlġlar” zavallı, umutsuz, sığınaksız bu canlılar; “biz-nii teg irin…
(Kur’an çevirisinde) yararlanmak, nimetlerden faydalanmak: “irinçlendiŋiz oŋları birle” paylarınızdan yararlandınız; “irinçlenġıl küfrüŋ birle azḳına” küfrünle biraz ya…
(Kur’an çevirisinde) yararlandırmak: “irinçlendürdimiz olarnı bir rüzgarke tegi” onları bir süreye kadar yararlandırdık; “irinçlendürdüm bu ögürni hem atalarını” bunlar…
(Kur’an çevirisinde) geçimlik, yararlanma: “nė kim bėrildiŋiz nėersedin irinçlik yaḳın tiriglik ol” size verilen her şey dünya hayatının geçimliğidir.
Günah, suç; çoğu kez Çince tsuy ile ikileme “tsuy irinçü”: “yavlaḳ yek içgeklerde taḳı artuḳraḳ tsuy irinçü ḳıltımız erser” kötü şeytanlara, cinlere daha çok günah işle…
İrin; hep “kan iriŋ”: “yarsınçıg etözinteki kan iriŋ arıgsız yablak teşilti tökülti” iğrenç bedenindeki kan, irin, pislik delinip döküldü; “ölüg yatur iriŋ kan tökülür”…
Araştırmak, soruşturmak; aramak: “tüpiŋe tegü irte artuḳ ayıt” köküne kadar araştır, iyice sor; “eşitgil sözüg irte yalġan çınıġ” sözü dinle, yalanı doğruyu araştır; “e…
İsa peygamber; çoğu kez “mesih meryem oġlı ʿisa”: “mesih meryem oġlı ʿisa taŋrınıŋ yalavaçı” Meryem oğlu Mesih İsa Tanrı’nın elçisidir; “ançada aydı meryem oġlı ʿisa: e…
İshak peygamber: “müjde bėrdimiz aŋa ishaḳ peyġamberni” ona peygamber İshak’ı müjdeledik; “ibrahimḳa ve ismaʿilḳa ve ishaḳḳa” İbrahim’e, İsmail’e ve İshak’a; “bėrdimiz …
Sıcak; (isim) sıcaklık: “isig aşnı örme sen aġzıŋ bile” sıcak yemeği ağzınla üfleme; “çıḳmaŋlar isig içinde” sıcakta (sefere) çıkmayın; “tamuġ otı keḍ isig” cehennem at…
Isınmak: “isinmegey sen” (KuT) (orada) sıcaktan yanmazsın; “bir kesek otdın bolġay kim isingey sizler” ısınasınız diye bir parça ateş (getireyim).
İslam: “tapladım sizke islamnı dinḳa” size din olarak İslam’ı beğendim; “köŋülni islamke aça bėrdi” gönlünü İslam’a açtı; “minnet ḳılmaŋ meniŋ üze islamuŋıznı” Müslüman…
İsmail peygamber: “yad ḳılġıl bitig içinde ismaʿilni” Kitap’ta İsmail’i an; “ibrahimḳa ve ismaʿilḳa” İbrahim’e ve İsmail’e.
İsrafil (sura üfleyecek melek): “ol bir ün israfil üni ançada olar baḳarlar” o bir ses, İsrafil’in sesidir; o anda onlar bakakalırlar.
İsrail (Yakub peygamber); “beni israʾil oġlanları” İsrailoğulları: “ey beni israʾil oġlanları men taŋrınıŋ yalavaçı men” ey İsrailoğulları, ben Tanrı’nın elçisiyim.
İş, eylem, uğraş: “bilig bil uḳuş uḳ işiŋ ötrü ḳıl” bilgi edin, akıl edin, işini ondan sonra yap; “vezir işi barça saḳışlar bolur” vezirin işi hep hesaplardır; “işim ti…
İşaret: “işaret ḳıldı olarḳa kim tesbih ḳılıŋlar” onlara ‘tesbih edin’ diye işaret etti; “ançada işaret ḳıldımız seniŋ anaŋḳa” o zaman annene işaret ettik (vahyettik); …
İşlemek, yapmak, iş görmek; çoğu kez “iş işle-”: “uḳuş birle işle ḳamuġ iş küḍüg” her işi akılla yap; “iwe işleme iş meger din işi” din işi dışında hiçbir işi aceleyle …
Arkadaşlık etmek, birlikte iş görmek; (Budist metinlerde) bir şeyle uğraşmak: “eger sorsa men saŋa nersedin anda kiḍin işleşmegil meniŋ birle” (KuT) bundan sonra sana b…
(Bir) işi olan, iş gören; “eḍgü işlig” iyilik eden: “ol taŋrı sewer eḍgü işliglerni” Tanrı iyilik edenleri sever; “aya artaḳ işlig” (AH) ey kötü işli.
İz, ayak izi: “ud izinteki suvug taluy ögüz suvınıŋ yüleşürgeli bolmaz” öküz izindeki su okyanus suyuyla karşılaştırılamaz (Mait); “olar uş meniŋ izim üze tururlar” (Ku…
(Kur’an çevirisinde) izzet, üstünlük, yücelik: “tileyürler mü olar üskinde ʿizzetni bütünlükin ʿizzet ol taŋrıḳa ḳamuġ” onların yanında izzet mi arıyorlar, oysa izzet t…