Akrep: “çaḍan teg tikerler çıbun teg sorarlar” akrep gibi sokarlar, sinek gibi emerler; “sende ḳopar çaḍanlar / ḳuḍġu siŋek yılanlar” sende akrepler, … sinekler, yılanl…
Kutadgu Bilig sözlüğü
3.959 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
51 madde · “ç” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB’de şarap için): “bor ol bu biligke uḳuşḳa yaġı / bor atı hakikat tütüş ol çaġı” şarap bilgiye ve akla düşmandır, şarabın gerçek adı kavga v…
Avda kullanılan yırtıcı kuş, doğan: “çaġrı alup arḳun münüp arḳar yeter” doğanı alıp melez ata binip dağ koyununa yetişir; “çaġrı birip ḳuşlatu / tayġan ıdıp tışlatu” d…
Yere çalmak, fırlatıp vurmak: “tutup çaldı yirke aġır ig kelip” ağır hastalık gelip onu tutup yere çaldı; “ıtım tutup ḳodı çaldı” … tutup aşağı çaldı; “iḍisin çalar yir…
Koşmak, dörtnala gitmek (hayvanlar için): “ḳayusı ḳopar kör ḳayusı ḳonar / ḳayusı çapar kör ḳayu suw içer” kimi kalkar, kimi konar, kimi koşar, kimi su içer.
Çare, yol, kurtuluş yolu; çoğu kez “hile” ile: “ḳamuġ neŋke hile itig çare bar / meger bu ölümke ölüm ḫilesiz” her şeyin bir hilesi, düzeni, çaresi vardır, yalnız ölümü…
Çaresi olmayan, kaçınılmaz: “negü bile bar kim atar çaresiz” … ile çaresiz olan nedir.
Ün, şöhret, nam; çoğu kez “kü çaw” ikilemesiyle: “atı eḍgü bolsa kü çaw bolġu teg” adı iyi olursa ünü, şöhreti olur; “kü çaw at tilese tuz etmek yitür” ün ve ad dilerse…
Ün salmak, tanınmak, adı yayılmak: “ajunda çawıḳmış ḳutı belgülüg” dünyada ünlü, kutu belli; “ḳayuda çawıḳsa köni beg atı / aŋar barġu” doğru beyin adı nerede duyulursa…
Ünlenmek, adı yayılmak: “kelir ḳut kişike atı çawlanur” kişiye kut gelir, adı ün kazanır; “aḳı bolsa begler atı çawlanur” beyler cömert olursa adları ünlenir; “bilig bi…
(KB’de) bir unvan; kuş adından türemiş beylik sanlarından: “ḳayusı tigin beg ḳayu çawlı beg” kimi Tigin Beg, kimi Çavlı Beg.
Ünlü, adı sanı bilinen; çoğu kez “külüg” ile: “yaḍılsa atı bolsa çawluġ külüg” adı yayılsa, ünlü ve şanlı olsa; “kiçig ya uluġ tut ne çawluġ külüg” küçük ya da büyük, n…
Çiçek: “tü tü çeçek çergeşür” türlü türlü çiçek sıralanır; “teŋridem hua çeçekler yüzken yaġmur osuglug yaġıdtılar” tanrısal çiçekleri yağmur gibi yağdırdılar; “kim çıḳ…
Çiçekli, çiçek açmış; çoğu kez “ḫualıġ çeçeklig”: “ḫu-a-lıġ çeçek-lig tüş-lüg yėmiş-lig sögüd” çiçekli, meyveli ağaç; “linhua çeçeklig otruġların” lotus çiçekli adacıkl…
Çiçek bahçesi, çiçeklik: “çiçeklikte sandvaç öter miŋ ünün” çiçek bahçesinde bülbül bin sesle öter; “çiçeklikte sandvaç ünün sumlıdı” çiçeklikte bülbül sesiyle şakıdı; …
Çekmek, germek: “sewinçin turup çekti ḳaşın yaza” sevinçle kalkıp kaşını açarak (gerdi); “yaḳı çekti yek teg” (düşman) yakasını şeytan gibi çekti.
Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (KB): “kiçiglik keçürdüm yigitlik yitürdüm / künüm çeliledim özümni çökittim” çocukluğu geçirdim, gençliği yitirdim, günlerimi …, kendi…
Anlamı kesinleşmeyen söz; KB’de hitap olarak, “çergüle-” ile birlikte: “aya çergüçi kel mini çergüle / yıl ay tutġunı boldum emgek bile” ey …, gel beni …; yıllar aylar …
Anlamı kesinleşmeyen fiil; KB’de “çergüçi” ile birlikte: “aya çergüçi kel mini çergüle” ey …, gel beni … (sarmak, kuşatmak ?).
Savaş düzeni, saf; ordu; “çerig ėt-” saf bağlamak, orduyu düzene sokmak: “süŋüş bolsar çerig iter erti” savaş olursa orduyu düzene sokardı; “şıp başıŋa tegi çerig ėtdim…
Dönmek, çevrilmek: “bu ay burcı sertan bu ew ewrilür / ewi ewrilür hem özi çewrilür” ayın burcu Yengeç’tir, bu ev döner; evi döner, kendisi de çevrilir.
Sinek: “çaḍan teg tikerler çıbun teg sorarlar” akrep gibi sokarlar, sinek gibi emerler; “çıbun boldı duşman yaŋanḳa beḍük” sinek büyük file düşman oldu; “yorıtumadı bir…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, kafiyede “kiçe” ile): “ḳanı ‘ilm-ü kur‘an üni az çıça” hani ilim ve Kur’an sesi …; bağlam “çıḳa” okumasına uygun düşüyor.
Bir uzunluk ölçüsü, Çin ayağı (Çince 尺 karşılığı); “tsun” (parmak) ile birlikte anılır: “十六 çıġ 五 tsun … édiz” on altı ayak beş parmak yüksekliğinde; “miŋer çıġ bodluġ”…
Yoksul, fakir; yoksul kişi: “bilig baylıḳ ol bir çıġay bolġusuz” bilgi, yoksullaşmayan bir zenginliktir; “ḳamuġ eḍgü isiz çıġay baylıḳım” iyi kötü, yoksulluğum zenginli…
Yoksulluk: “ol erke çıġaylıḳ yolını açar” o kişiye yoksulluk yolunu açar; “bor içse açıldı çıġaylıḳ yolı” şarap içerse yoksulluk yolu açılır; “çıġaylıḳ yarınlıḳ azuḳ yo…
(Eski Türk yazıtlarında) Çik, Yenisey bölgesinde bir boy: “çıḳ bodun ḳırḳız birle yaġı boltı” Çik halkı Kırgızlarla birlikte düşman oldu; “kem keçe çıḳ tapa süledim” Ke…
Çıkmak, dışarı çıkmak; bir yerden ayrılmak: “kirü hem çıḳa bilse oldruġ turuġ” oturup kalkmayı, girip çıkmayı bilse; “iligke kirli hem çıḳa türçidi” hükümdarın yanına g…
Çıkarmak, dışarı çıkarmak; bir yerden sürmek: “iḍimiz çıḳarġıl bizni bu uluşdın” Rabbimiz, bizi bu ülkeden çıkar; “tileyürler kim çıḳarsalar sizni yeriŋizdin” sizi yurd…
Çıkış, bir işten çıkma yolu: “ḳayu işke kirse çıḳışıŋnı kör / çıḳış körmese iş bolur erke ḳor” bir işe girersen çıkışını gör; çıkışı görmezse iş kişiye zarar olur; “saḳ…
Gerçek, doğru; gerçek olan: “tüzülse tadu çın tiriglik bolur” (bu dört unsur) düzenlenirse gerçek hayat olur; “eger çın erse sizler” eğer doğru söyleyenlerdenseniz; “il…
Doğruluk, gerçeklik: “uluġ ḫacib artuḳ bütün çın kerek / bu çınlıḳ bile keḍ bütün din kerek” büyük hacip çok güvenilir, doğru olmalı; bu doğrulukla birlikte dini de sağ…
Cimri, eli sıkı (KB’de hitap): “ay çırġuy ay muŋluġ ay tügmiş elig” ey cimri, ey muhtaç, ey eli bağlı; “köŋülke alınġıl ay çırġuy kişi” ey cimri kişi, gönlüne al.
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, kafiyede “kiçe” ile): “yaruḳ dünya meŋzi tünerse çiçe” aydınlık dünyanın yüzü kararırsa …
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, binicilik benzetmesinde): “üzengü bar erse çigen berk ḳapar” üzengi varsa … sıkıca tutar.
Çigil, bir Türk boyu; bu boydan gelen kişilerin ve yerlerin adında da geçer: “çigil totoḳ” Çigil valisi (Şine Usu); “ordo çigil kent erkligi … çigil arslan el tirgök” O…
Çiğnemek: “aŋar torḳu ıḍtım tiken çiknemiş” ona ipek gönderdim, (o ise) diken çiğnemiş.
Çimen, çimli toprak (?): “üyük çim osuġluġ bolur bilgeler / çıḳar suw ḳayuda adaḳ tepseler” bilgeler çimenli höyük gibidir, nereye ayak basarlarsa su çıkar.
Parıltı, ateş gibi ışıma; (Budist metinlerde hep “çoġ yalın”) ihtişam, görkem: “teŋridem kutı küçi çog yalınları aşılmaḳı bolzun” tanrısal kutu, gücü, parıltısı artsın;…
Alevlenmek, parlayıp yükselmek; coşmak: “kelir çoġlayur az öçer terk üni” (dünya) gelir, bir an parlar, sesi çabucak söner; “köni söz irig ol irig çoġlamış” doğru söz s…
Çok, bol: “ḫazine nerek köp er at çoḳ kerek” hazine niye, çok asker ve at gerek.
Topuz, gürz, sopa: “kılıçın süŋü şikti çaḳr baltu çomaḳ” kılıç, süngü, mızrak, çark, balta, gürz; “kızartmış temirlig çomaḳların başka toḳışu” kızdırılmış demir gürzler…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB); yatak ya da örtü olmalı: “çögesin töşenmiş yiŋin yastanur” …ni döşek yapmış, yenini yastık yapar.
Çevgen, atlı top oyunu (KB’de beylerin eğlenceleri arasında): “ḳalı atlanur bolsa begler süke / ya ḳuşḳa çögenke ya il körgüke” beyler savaşa, ya ava, çevgene ya da ülk…
Diz çökmek: “hazır ḳılur-miz olarnı tamuġ yöresiŋe çöküp” onları cehennemin çevresinde diz çökmüş olarak hazır ederiz; “körgey sen ḳamuġ ümmetni çökügli” her ümmeti diz…
(Dizini) çöktürmek, diz çökmek: “oŋ tizin çökitip” sağ dizini yere koyup; “oŋ egninteki tonın birtin açınıp tizin çökidip” sağ omzundaki giysiyi açıp dizini yere koyup.
(Gönlü) çökertmek, kederle yıkmak; hep olumsuz emirle: “köŋülüŋ çökürme sen inç yat köni” gönlünü çökertme, rahatça yat; “köŋülni çökürme özüŋni awıt” gönlünü yıkma, ke…
Bodur, kısa boylu (?): “ayı boḍ uzun bolsa ögmez bilig / ayı ma çöküt bolsa bolmaz silig” boy çok uzun olursa bilgi övmez; çok bodur olursa da zarif olmaz.
Bir kuş adı (KB’de bahar tasvirinde): “ḳara çumġuḳ ötti sıta tumşuḳın / üni oġlaġu ḳız üni teg yaḳın” kara … gagasını açıp öttü, sesi nazlı kızın sesi gibi (idi).
(Sanskritçe cūrṇa) toz ilaç (KB’de hekimlik bağlamında): “kerek matrıdus ḳat ya çurnı ögit” ister mitridat kat, ister toz ilaç öğüt; “güvariş ya ma‘cun ya çurnı ḳatar” …
Değerli ipekli kumaş, ince ipek; hep “aġı” ile (“aġı çuz”): “aġı çuz aġır boldı törde yatur” ipek ve kumaş değerli oldu, başköşede durur; “aġı çuz tiyiŋ kiş alır sen ti…