Hac, Kâbe’yi ziyaret ibadeti: “hac erse tilekiŋ kerek neŋ tawar” dileğin hac ise mal gerekir; “çıġaylar hacı ḳıl aḍına namaz” yoksulların haccını, cuma namazını kıl.
Kutadgu Bilig sözlüğü
3.959 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
68 madde · “h” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Hacet, ihtiyaç, dilek: “saŋa hacetim bu körü bir munı” sana dileğim şudur; “ıdur men sini kör bu hacet üçün” seni bu iş için gönderiyorum; “maŋa anıŋ içinde hacetler öŋ…
Haciplik, saray kapısını yönetme görevi: “ULUĠ ḪACİBLIḲḲA NEGÜ TEG ER KEREKİN AYUR” büyük hacipliğe nasıl bir adam gerektiğini söyler; “tapuġlarda artuḳ bu yinçke tapuġ…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, beyin nitelikleri sayılırken; heybet ‘korku uyandıran saygınlık’ olmalı): “ikinçi ha‘ifet kerek çın bütün / boḍun bulsa inçlik” ikincisi g…
Hekim, bilge, filozof: “ḫaḳimlerke hikmet asıġ ḳılmadı” bilgelere hikmet fayda vermedi; “yime yaḳşı aymış otaçı ḫakim” hekim, bilge de güzel söylemiş; “anın tezginür kö…
Hak, gerçek, doğru: “keldi saŋa haḳdın” sana gelen haktan; “biligsizke haḳ söz tatıġsız erür” bilgisize doğru söz tatsızdır; “bil ol haḳ rėsul” bil ki (o) hak peygamber.
Helva, tatlı: “ḳarın toḍsa arpa ya halva bir ol” karın doyduktan sonra arpa ya da helva birdir; “şeker halva yigli ya arpa üyür” şeker, helva yiyen de arpa darısı (yiye…
Hamiyet, gayret, tutkulu öfke: “ḳıldı anlar kim tandılar köŋülleri içre hamiyet / öwke” kâfirler gönüllerine hamiyet, öfke koydular; “uluġ tutsa hamyet kör arslanlayu” …
Haram, dinen yasak: “haram ḳıldımız olar üze arıġlar” onlara temiz şeyleri haram kıldık; “helal ḳılurlar anı bir yıl haram ḳılurlar anı bir yıl” onu bir yıl helal, bir …
Rakip, oyun eşi: “yana nerd-ü şatranc bilir erse keḍ / harifleri andın ulır erse keḍ” tavla, satranç bilirse iyi; rakipleri ondan inlerse iyi.
Hırs, açgözlülük; aşırı istek: “harislıḳ ma erke yavuz ḫaslėt ol” hırs da insan için kötü huydur; “harislıḳ soŋı ġam ökünç hasrėt ol” hırsın sonu gam, pişmanlık, hasret…
Haşmet, heybet, azamet: “isizlerke haşmet siyaset kerek” kötülere heybet ve ceza gerekir; “yülüg ersig erniŋ bolur haşmeti” yiğit, cesur kişinin heybeti olur; “bu haşme…
Heva, nefsin isteği, tutku: “kereksizni ḳıldım havaḳa uḍup” hevaya uyup gereksizi yaptım; “uḳuşsuz kişiler ol … hava arzularḳa özin ḳılsa baş” akılsız kişi hevayı, arzu…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, ölümün yıktığı şeyler sayılırken): “ölüm buzdı barça turu ḳaldı hay” ölüm hepsini yıktı, (geriye) ‘vah’ kaldı (acınma ünlemi olabilir).
Hayat, yaşam: “hayatla şükür ḳılġu emdi üküş” hayat (verdiği) için şimdi çok şükretmeli.
Hazan, güz, yaprak dökümü: “yaruḳ yaz teg erdim tümen tü çiçeklig / hazanmu tüşüttüm ḳamuġnı ḳurıttım” binlerce türlü çiçekli aydınlık bahar gibiydim; hazan mı düşürdüm…
Sakınma; (ünlem) sakın: “bor içme zinaḳa ḳatılma hazer” şarap içme, zinaya karışma, sakın.
Hazır, orada bulunan: “ançada bolmadım olar birle hazır” onlarla birlikte (savaşta) hazır bulunmadım; “uluġ kün hazır bolmaḳdın” büyük günde hazır bulunmaktan; “ermez e…
Helal, dinen serbest: “helal ḳıldı sizke ol kim anda aḍın” bunların dışındakileri size helal kıldı; “sorarlar saŋa: nė neŋ helal ḳılındı olarḳa” onlara nelerin helal kı…
Ve, hem, da: “boyun suŋlar taŋrıḳa hem yalavaçḳa” Tanrı’ya ve peygambere itaat edin; “sınadımız olarnı eḍgülükler birle hem yawuzluḳlar birle” onları iyiliklerle ve köt…
Hendese, geometri, ölçme bilimi: “bilir erse saḳış yime hendese” hesap ve geometri bilirse; “kerek hendese saḳışı tutsa sen” geometri hesabını tutman gerekir; “körü bar…
Asla, hiçbir zaman (olumsuzla): “kimni kim yıratsa taŋrı hergiz bulmaġay sen aŋa yariçi” Tanrı’nın lanetlediğine asla yardımcı bulamazsın; “hergiz bolmaġam yariçi yazuḳ…
Hiç, hiçbir (olumsuzla): “hiç ziyan ḳılmaġay taŋrıḳa nerse” Tanrı’ya hiçbir zarar veremez; “yėtmiş yolı hiç yarlıḳamaz taŋrı olarḳa” yetmiş kez (istesen de) Tanrı onlar…
Hikmet, bilgelik: “bėrdimiz ibrahim boḍnıḳa bitigni hikmetni” İbrahim soyuna kitabı ve hikmeti verdik; “bėrdimiz aŋar hikmetni kesmek ḫitabnı” ona hikmet ve kesin söz v…
Hile, düzen, çare: “ḳamuġ neŋke hile itig çare bar” her şeyin bir çaresi, düzeni vardır; “bu törtünç kerek alçı hile bilir” dördüncüsü, hileli ve düzen bilen olmalı; “e…
Himmet, yüksek gaye, gayret: “siyaset ḳılur erdi himmet bile” himmetle siyaset yapardı; “kerek erke himmet mürüvvet teŋi” insana himmet ve mürüvvet bir arada gerekir; “…
Hintli, Hint (hükümdarı): “ḳayu ray-i hindi ḳayu ḳaysarı” kimi Hint racası, kimi Kayser.
Hintli (köle ?) (KB, tek tanık): “kerek hindu bolsun kümüş yuluġı” gümüş fidyesi Hintli bile olsa (verilmeli ?).
Hisar, kale: “olarnıŋ hisarları taŋrıdın” kaleleri (onları) Tanrı’dan (koruyacak); “ḫisarḳa yaḳın turma ay köŋli tüz” ey gönlü doğru, kaleye yakın oturma.
Hüccet, kanıt, delil: “ḳıldımız sizke olar üze hüccet belgülüg” size onlara karşı açık bir delil verdik; “ey boḍun çın-oḳ keldi sizke hüccet iḍiŋizdin” ey insanlar, siz…
Hüküm, yargı; buyruk: “ḳaçan hükm ḳılsa siz boḍun ara kim hükm ḳılsa siz könilik birle” insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmedin; “anıŋ içinde taŋrınıŋ hükmi…
Hürmet, saygı: “yana eḍgüke tutçı hurmet kerek” iyiye ise daima saygı gerek; “aŋar ḳılġu ḫurmet aġırlıḳ ḳamuġ” ona herkesin saygı ve ikram göstermesi gerekir; “bu haşme…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, ayrılık şiirinde): “közümkemü kömür özüm ḫab içeyi” gözüme mi (uyku) … kendim … içeyim (uyku ya da hap anlamı düşünülebilir).
Haber: “oḳıġıl olar üze ademnüŋ iki oġlı ḫaberini sezaça” onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğiyle oku; “kelmez mü olarḳa anlarnıŋ ḫaberi olarda burun” onlara, ke…
Habeş, Habeşistanlı (kara tenin benzetmesinde): “ajun boldı zengi ḫabeş ḳırtışı” dünya Zenci, Habeş derisi (gibi kara) oldu; “ajun meŋzi boldı ḫabeş ḳırtışı” dünyanın y…
Habib, sevgili; Hz. Muhammed’in sanı: “ḫabib sawçı yolı mini yetteçi” Sevgili peygamberin yolu beni götürür; “bular ehl-i beyt ol ḫabibḳa ḳadaş” bunlar Sevgili’nin ehl-…
Hacip, saray kapısını ve teşrifatı yöneten görevli (KB’de Küsemiş): “iligke yaḳın has ḫacib erdi bir” hükümdara yakın bir has hacip vardı; “körü aldı ḫacib orun birdi t…
Had, sınır, ölçü; “haddin keç-” haddi aşmak: “kim kim ḳılsa ol haddin keçmek küçün” kim bunu haddi aşarak, zorbalıkla yaparsa; “üküş olardın … yer içinde haddin keçgenl…
Hakan, hükümdar (KB’de Buğra Han için): “ayur körmediŋmü bu ḫaḳan yüzin” der: bu hakanın yüzünü görmedin mi; “ajun tındı ornap bu ḫaḳan üze” dünya bu hakanın (tahta) ye…
Hakikat, gerçek; gerçekten: “ḫaḳiḳat munı bil ay ay toldı sen” ey Aytoldı, bunu gerçekten bil; “hakikat körü barsa tıldaġ turur” gerçek bakılırsa sebep budur; “mėcaz bo…
Hakku’l-yakîn, kesin gerçek (Tanrı’ya hitap): “ay iç taş biligli ay ḫaḳḳu'l-yaḳin / közümde yıraḳ sen köŋülke yaḳın” ey içi dışı bilen, ey kesin gerçek; gözümden uzaksı…
Hâl, durum: “bu ay toldı halin eşitti ilig” hükümdar Aytoldı’nın hâlini işitti; “negü ḳaḍġu tegdi ne erki ḫalıŋ” ne dert dokundu, hâlin nedir; “negü erki ḫalim ölümde k…
Halayık, yaratıklar, insanlar: “törütti ḫalayıḳ öḍ öḍlek bu kün” yaratıkları, zamanı, bugünü yarattı; “bir ança yarutmış ḫalayıḳḳa ol” (yıldızlar) bir kısmı yaratıklara…
Boş, ıssız; yalnız: “ewin ḳıldı ḫali irikti özün” evini boşalttı, yalnız kaldı; “ḳaçan ḫali bolsalar ısrurlar siziŋ üze ernekleri uçını” yalnız kaldıklarında size parma…
Halik, Yaratan: “törütügli ḫaliḳ ne ḳolsa ḳılur” yaratıcı Halik ne dilerse yapar; “anı ne ḫalayıḳ sever ne ḫaliḳ” onu ne halk sever ne Yaratan.
Halk, insanlar; yaratıklar: “yula erdi halḳḳa ḳaraŋḳu tüni” halka karanlık gecesinde kandil idi; “neçe bolmasa ḫalḳḳa mindin asıġ” benden halka fayda olmasa da; “ol ol …
Han, hükümdar, kral: “d(a)rmaruçi atlġ ilig ḫan erken” Dharmaruci adlı hükümdar iken; “upaşati ilig ḫannıŋ töpüsinte” Upoṣadha kralın başında; “béş yıŋaqlartaqı luu ḫan…
İpek, ipekli kumaş: “aġı keḍti ḫarir özür örtti öz” ipekli giydi, ipekle bedenini örttü.
Has, özel, seçkin: “ol erdi ḳatıḳsız erür ḫas yalavaç” o ihlaslıydı, seçkin bir peygamberdi; “iligke yaḳın has ḫacib erdi bir” hükümdara yakın özel bir hacip vardı; “aḳ…
Hasım, düşman; davacı, karşı taraf: “bolmaġıl ḫıyanet ḳılġanlarḳa ḫasm” hainlerin savunucusu olma; “keldi mü saŋa ḫasm ḫaberi” davacıların haberi sana geldi mi; “ḳorḳma…
Maiyet, hizmetkârlar, kalabalık adam: “ḫazine ḫasem sü iḍisi bolup” hazine, maiyet, ordu sahibi olup; “ḫasem sü telim tip kötürme egin” maiyetim, ordum çok diye omuz ka…
Hat, yazı, el yazısı: “ḫatı uz belaġat taḳı eḍgürek” yazısı güzel, belagati daha da iyi olmalı; “birisi bitigçi ḫatı belgülüg” biri kâtiptir, yazısı bellidir.
Hata, yanlışlık, suç: “kerekmez müʾminḳa öldürmek müʾminke meger ḫatan” bir müminin bir mümini öldürmesi olmaz, ancak yanlışlıkla (olursa); “kim kim ḳazġansa yazuḳnı ḫa…
Tehlike: “körü barsa tegme işinde ḫatar” bakılırsa her işinde tehlike vardır; “boġuzdın bolur barça begke ḫatar” beye her tehlike boğazdan gelir; “köŋül taplamaz işke y…
Tehlikeli: “ḫatarlıġ işig körse tatıġ kiter” tehlikeli işi görünce tadı kaçar; “küniŋe artar miŋ ḫatarlıġ işi” (beyliğin) her gün bin tehlikeli işi artar; “ḫatarlıġ tur…
Havva, ilk kadın; “apalı ḫavalı” Âdem ile Havva: “apalı ḫavalı ajunḳa ilip / uruġ yaḍtı dünya içinde kelip” Âdem ile Havva dünyaya inip dünyada soylarını yaydılar.
Korku (özellikle Tanrı korkusu): “rica birle ḫavfnı ḳanat sen ḳılın” umut ile korkuyu kanat yap; “rica ḫavf bu iki ḳanat sanı ol” umut ve korku iki kanat gibidir.
Haydar, Hz. Ali’nin lakabı (yiğitlik benzetmesinde): “özüm ḫaydar erse yaşın teg ḳılıçlıġ / ya rüstemleyü men” şimşek gibi kılıçlı Haydar ya da Rüstem gibi olsam da.
Kabile, bölük, topluluk: “ıḍtımız olardın on iki ḫayl başı” onlardan on iki kabile başı çıkardık; “kerek ḫayl başıŋa bu bir ḳaç ḳılıḳ” bölük başına bu birkaç huy gerekir.
Hayır, iyilik; hayırlı iş: “ḫayr yoḳ üküş içinde şuwşamaḳlarında” gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur; “ayġıl: hayr ḳulaḳı sizke” de ki: (o) sizin için hayır kula…
Hazine: “ḳamuġ neŋ ḫazine ülegil barın” bütün mal ve hazineyi, varını dağıt; “bu barı ḫazine bu altun kümüş / er atḳa ülegüke tirdim” bütün bu hazineyi, altın gümüşü as…
Akıl, anlayış, sağduyu: “pend alsunlar bilig ḫıred iḍileri” akıl sahipleri öğüt alsınlar; “pend ḫıred iḍileriŋe” akıl sahiplerine öğüt (olarak); “biliglig uḳuşluġ ḫired…
Hıtay, Kuzey Çin: “ḫıtay arḳışı yaḍtı tawġaç eḍi” Hıtay kervanı Çin mallarını yaydı; “ḫıtay arḳısı kesse arḳış toġı” Hıtay kervanının yolu kesilse; “ajun tezginigli ḫıt…
Hıyanet, hainlik: “bolmaġıl ḫıyanet ḳılġanlarḳa ḫasm” hainlere savunucu olma; “ol taŋrı sewmez kim kim bolsa ḫıyanet ḳılġan” Tanrı hain olanı sevmez; “bilür közler ḫıya…
Bölük, (asker) takımı: “ḳayusı alur ḫil bolur ḫil başı” kimi bir bölük alır, bölük başı olur; “körünse ḫilin barça yumġı tirip” bölüklerini hep toplayıp gözden geçirse;…
Çaresiz, önlenemez: “ḳamuġ neŋke hile itig çare bar / meger bu ölümke ölüm ḫilesiz” her şeyin çaresi vardır, yalnız ölümün çaresi yoktur.
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB): “çıġayıġ küḍezilse ortu ḫolur / bu ortu birer tınsa baylıḳ bulur” yoksul korunursa orta (halk) … ; bu orta rahatlarsa zenginlik bulur.
Hoş, güzel, sevindirici; “ḫoş kel-” hoşa gitmek: “huneyn kün … ḫoş keldi sizke üküşlüküŋüz” Huneyn günü çokluğunuz hoşunuza gitmişti; “durud siziŋ üze ḫoş turuŋlar” sel…