İbret, ders: “saŋa bolsu ‘ibret otı ḳıl emi” sana ibret olsun, ilacını yap; “ilig aydı körgil bu ‘ibret bu kün” hükümdar dedi: bugün bu ibreti gör; “ʾibret alıŋlar ey k…
Kutadgu Bilig sözlüğü
3.959 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
116 madde · “i” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
İbranice (bülbülün şakıması benzetmesinde): “oḳır surı ‘ibri tünün hem künün” gece gündüz Süryanice, İbranice (ilahiler) okur; “ünün sumlıdı suri ‘ibri oḳıp” Süryanice,…
İç, içeri; karın, gönül: “ay iç taş biligli” ey içi dışı bilen; “taşı teg içi ol içi teg taşı” dışı gibi içi, içi gibi dışıdır; “körü barsa erdi içim taşlarım” içimi dı…
İçmek: “bor içme aya borçı boġzı ḳulı” ey şarapçı, boğazının kulu, şarap içme; “bor içse açıldı çıġaylıḳ yolı” şarap içerse yoksulluk yolu açılır; “yėgil hem içgil yaru…
İçecek; hep “aş içgü” yiyecek içecek: “körügli ne barmu yigü içgü aş” gözetecek, yiyecek içecek var mı; “kim yėme aş içgü oġurlap yėgüçiler erdi” yiyecek içecek çalıp y…
İçen, içki içen: “begi içgüçi bolsa müfsid otun / ḳamuġ içgüçi boldı boḍnı bütün” beyi içkici, bozguncu olursa bütün halkı içkici olur.
İçilecek şey; hep “yim içim” yiyecek içecek: “ḳarın toḍġuça yi ḳamuġ yim içim” karnın doyuncaya kadar her türlü yiyecek içecekten ye; “bursuŋ ḳuvraġnıŋ aġzıŋa kirgü yim…
İçinde, -de (Kur’an çevirisinde fī karşılığı olarak pek sık): “ol kim kökler içinde ol kim yerler içinde” göklerde ve yerde olan; “çıḳmaŋlar isig içinde” sıcakta (sefer…
İçinde, içre; içeride: “ol olarḳa ḫorluḳ dünya içre” bu onlar için dünyada zillettir; “bolur ḳarşı içre aġıçı işi” hazinedarın işi saray içindedir; “aġız içre aġu saġdı…
İçli dışlı, samimi, yakın: “küniŋe örü bardı içrek bolu” günden güne yükselip samimi oldu.
İçirmek: “ḳayu aydı ötrüm içürgü kerek” kimi dedi: müshil içirmek gerek; “ḳıldıŋız mu hacilarḳa suw içürmekni” hacılara su içirmeyi mi (eşit tuttunuz); “içürmezmiz yand…
Kap, kacak; (içki) kabı: “idiş tavaş buşı bėrser” kap kacak sadaka verirse; “uzun tonlug idişin ayakın kodupan barmiş” kadın kabını kaşığını bırakıp gitmiş; “altun küze…
Sahip, iye: “bu ḳuḍret iḍisi uluġ bir bayat” bu kudret sahibi yüce, tek Tanrı; “semiz at aġzı ḳatıg boltı idisi umaz” semiz atın ağzı sertleşti, sahibi (onu) zapt edeme…
Rablık, efendilik: “ḳuluŋ men iḍim sen ḳul atı ḳul oḳ / iḍim sen tüzün sen iḍilik ḳıl oḳ” ben kulunum, sen Rabbimsin; kulun adı kuldur, sen Rabbimsin, soylusun, rablık …
Sâki, saray içki görevlisi; “iḍişçi başı” sâki başı: “ÖGDÜLMİŞ İLİGKE İḌİŞÇİ BAŞI NEGÜ TEG KEREKİN AYUR” Ögdülmiş’in hükümdara sâki başının nasıl olması gerektiğini söy…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB): “tiriglik tuşı bu ölüm ol iḍur” hayatın karşılığı bu ölümdür …
Hastalık, dert: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” bilgi bilirse insandan hastalık uzaklaşır; “ig aġrıġ kėtdi” hastalık, ağrı gitti; “teŋ teŋ ig aġrıġ ada tuda kelürür” t…
Hastalıklı, sık hastalanan: “üküş yigli yalŋuḳ kör igçil bolur” çok yiyen insan hastalıklı olur.
Yetiştirilmiş, beslenmiş (kul ya da hayvan): “men igdiş ḳuluŋ men tapuġçı seniŋ” ben senin yetiştirdiğin kulunum, hizmetkârınım; “öz igḍiş kerek keḍ sınamış yılın” yıll…
Hayvan yetiştiricisi, sürü sahibi (KB’de toplum sınıfları arasında): “İGDİŞÇİLER BİRLE ḲATILMAḲNI AYUR” hayvan yetiştiricileriyle nasıl ilişki kurulacağını söyler; “ḳam…
Beslemek, büyütmek, yetiştirmek: “törütgen igiḍgen keçürgen iḍim” yaratan, besleyen, bağışlayan Rabbim; “yimi birle igḍür sen sansız özüg” sayısız canı yiyecekle besler…
Hastalanmak: “ölür erdi erse ḳamuġ iglegen” hasta olan herkes ölseydi; “kişi igledimü ölüm ḳoşnısı” insan hastalandı mı ölümün komşusudur; “igledim andın uzaḳ” bundan u…
Hasta: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “aġır iglig toyın” ağır hasta rahip; “eger bolsa sizler igligler azu sefer üze” hasta ya da yolculu…
Hastalıksız, sağlıklı: “ig-siz kem-siz bolur” hastalıksız, kusursuz olur; “yüz yılka tegi uzun özin kalın kutın igsiz toġasız” yüz yıla dek uzun ömürlü, kutlu, hastalık…
Sağlık, hastalıksızlık: “esenlik tilese kör igzizlikin / az atlıġ otuġ yi” esenlik ve sağlık istersen az … ilaç ye.
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB): “keçürmiş tirig ik tüpi boldı yil” geçirilmiş hayatın … sonu yel oldu.
İki: “iki tümen sekiz mıŋ girantlar” yirmi sekiz bin şloka; “törimiş iki bir tanuḳı anuḳ” yaratılmış iki şey birin tanığıdır; “iki neŋ ḳarıştı yaḳışmaz” iki şey karışın…
İkisi, her ikisi: “ikigü ajunda itiglig işi” iki dünyada da işi düzenli; “ikigün ajunda yaruyur küni” iki dünyada da günü aydınlık olur; “törütti bayat bu ikigün ajun” …
Yeniden, tekrar, ikinci kez: “anasın kutġaru yarlıḳap ikile evriltükte” annesini kurtarıp yeniden döndüğünde; “kiçimedin ara ikile tükel bilge maytrı burkan birle kavış…
İkinci: “anıŋda basa boldı ikinç oŋay” ondan sonra ikincisi kolay oldu; “ÖGDÜLMİŞ OḌĠURMIŞ BİRLE İKİNÇ ḲATA MÜNAZARA ḲILMIŞIN AYUR” Ögdülmiş’in Odgurmış ile ikinci kez …
İkinci: “ikinçi eligde ne ol bu biçek” ikinci olarak, eldeki bu bıçak nedir; “ikinçi usal bolma saḳ tur oḍuġ” ikincisi, gevşek olma, dikkatli, uyanık dur; “biri til kön…
İkinci; öteki: “ikinti asanki başlaġı” ikinci asaṃkhya’nın başı; “maytrı bodisavatnıŋ toyın bolmaḳ atlıg ikinti ülüş” Maitreya bodisatvanın rahip olması adlı ikinci böl…
İnmek, alçalmak, düşmek (KB’de aġ-, yoḳla- ‘yükselmek’ karşıtı): “toġuġlı ölür ol aġıġlı ilür” doğan ölür, yükselen iner; “ḳayu neŋ aġar erse ilgü kerek” ne yükselirse …
Allah’ım, ey Tanrım (münacat başlarında): “ilahi küḍezgil meniŋ köŋlümi” Allah’ım gönlümü koru; “ilahi bilür sen bu ‘acizlıḳım” Allah’ım bu acizliğimi bilirsin; “ilahi …
İndirmek, eğip yere indirmek (il- ‘inmek’ fiilinden): “uluġ taġ başın yirke ildrür egip” (cömertlik) büyük dağın başını eğip yere indirir; “yaġız yirke ildrür kötürmiş …
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB): “kişi asġıŋa baḳma turma ile” başkasının çıkarına bakma, … durma.
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB): “ḳaçan körse yüzin bulur can ilek” onun yüzünü görünce can … bulur.
Anlamı kesinleşmeyen söz; KB’de hükümdarın Ögdülmiş’i çağırttığı kalıp dizede (ilet- ‘götür, ilet’ buyruğu olabilir): “ilel tip turup çıḳtı ögdülmişe” … deyince (elçi) …
Kınamak, sitem etmek; gücenmek, (kendini) suçlamak, hayıflanmak: “körüp buştum erse ilendi özüŋ” görüp öfkelendimse sen gücendin; “cefa ḳıldı tip sen ilenme maŋa” bana …
Kınama, sitem: “begi taplamaz işni ḳılsa ḳulı / ilenç özke ḳılġu serilse ḳalı” kulu beyin beğenmediği işi yaparsa, (bey) sabredecekse kınamayı kendine yöneltmeli.
Hükümdar, kral (KB’de hükümdar Küntogdı’nın adı yerine de geçer): “ilig aydı uḳtum men emdi sözüŋ” hükümdar dedi: sözünü şimdi anladım; “ilig köz ḳulaḳ tuttı ilde ḳamuġ…
Takılmak, (tuzağa) düşmek, tutulmak: “tuymatın tuzaḳḳa ilinmiş” farkına varmadan tuzağa düşmüş; “tuzaḳḳa ilinme” tuzağa düşme; “tuzaḳḳa ilnür elik” geyik tuzağa düşer; …
Çatışmak, boğuşmak, birbirini yakalamak: “yaġusa çerigke ilişse eri” (düşman) orduya yaklaşıp askerleri çatışırsa; “tişin tırŋaḳın teg yaḳa tut iliş” diş tırnakla (didi…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB; ‘ile, ve’ olabilir): “küler yüz isig söz ille neŋ tawar / boş azad kişiler bu üçke awar” güler yüz, sıcak söz ve mal: özgür insanlar bu üç…
Barışmak, anlaşmak: “yalawaç ıḍıp sen bar illeş yorı” elçi gönder, git barış yap.
İlim, bilgi: “üstüvar bolġanlar ʿilm içinde” ilimde derinleşmiş olanlar; “tegdiŋ ḳamuġ nerseke rahmetlıġ ʿilm yanındın” her şeye rahmetin ve ilminle eriştin; “olar ‘ilm…
Karşılıklı gidip gelmek, görüşmek: “saŋa teŋ tuşuŋ birle iltiş barış” eşin, akranınla gidip gel, görüş.
İman, inanç: “bu iman tonı” bu iman giysisi; “bu din birle iman küḍezsü iḍim” Rabbim bu dinle imanımı korusun; “küḍezsü uġan teŋri imanımız” kadir Tanrı imanımızı korus…
Emin, güvende; tehlikeden uzak: “kim imin bolsalar sizde imin bolsalar boḍunlarıda” sizden de kendi kavimlerinden de emin olmak isteyenler; “ḳorḳmaġıl sen iminlerdin se…
Güvenlik, emniyet, esenlik: “yana ıḍtı siziŋ üze ġamda kiḍin iminlikni uḍḳu” kederden sonra üzerinize güven, uyku gönderdi; “ḳaçan kelse olarḳa bir buyruḳ iminlikdin az…
İşaret etmek, el ya da başla çağırmak: “ilig imledi kelgil oldur berü” hükümdar ‘gel, buraya otur’ diye işaret etti; “orun birdi oldur tiyü imledi” yer verdi, ‘otur’ di…
Sınama, deneme; (hesapta) sağlama (?): “oḳı zarb-u kısmet tükel bil küsür / tükelke tükel imtiḫan ol yetür” çarpmayı, bölmeyi öğren, kesirleri iyice bil; tamı tam yapan…
İnmek, aşağı gelmek: “yaşıl köktin indi yaġız yirke söz” söz mavi gökten kara yere indi; “nė kim iner kökdin nė kim aġar” gökten ne iner, (göğe) ne çıkarsa; “ol ḳar ḳam…
İn, mağara, barınak: “eger bulsalar sıġınġu yer azu inler azu kirgü yer” sığınacak bir yer ya da mağaralar ya da girecek bir delik bulsalar; “ḳayu iki ewlig ḳayu birke …
İnayet, (Tanrı’nın) lütfu, yardımı: “bayat kimke ḳılsa ‘inayet basut / ikigü ajunda bu er buldı ḳut” Tanrı kime lütuf ve yardım ederse o kişi iki dünyada da kut buldu; …
Esenlik, huzur, rahat; (sıfat gibi) esen, rahat; “inçke teg-” huzura kavuşmak: “ajun inçke tegdi tüzüldi törü” dünya huzura kavuştu, töre düzene girdi; “inç tirilgil” e…
Rahat etmek, nimetlerden yararlanmak: “tümen arzu ni‘met yidiŋ inçlenip” rahat içinde binlerce arzu ve nimet yedin; “anı kim tusu inçlense siz anıŋ birle olardın” onlar…
Huzurlu, esen, güvende: “iminlik törü ilke inçlig turur / ilig buḍnı sindin sen inçlig turur” güvenlik ve töreyle il huzurlu olur; ey hükümdar, halk senin sayende huzur…
Esenlik, huzur, rahat: “ḳılıç saḳçı bolsa beg inçlik bulur” kılıç bekçi olursa bey huzur bulur; “toġar ḳut küni ilke inçlik bolur” kut güneşi doğar, ile huzur gelir; “ö…
Rahatlamak, dinlenmek, huzur içinde olmak: “töşek ḳoldı yattı bir az inçrünüp” döşek istedi, biraz dinlenip yattı; “ilig taḫtḳa minsün bu kün inçrünüp” hükümdar bugün h…
İndirmek (Kur’an çevirisinde çoğu kez vahiy, kitap indirmek): “bitig indürdümiz anı saŋa” kitabı sana indirdik; “indürdi sizke kökdin suw” size gökten su indirdi; “taŋr…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB): “yazuḳluġ ḳuluŋ inen tapuġsuz otun” günahkâr kulun, … hizmetsiz, aşağılık.
Küçük erkek kardeş: “anta kisre inisi ḳaġan bolmış erinç” ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş; “inim küül tėgin birle sözleşdimiz” kardeşim Kül Tigin ile konuştuk; “i…
İniş, düşüş (yükselişin karşıtı): “aġışḳa iniş ol eḍizke batıḳ” yükselişin inişi, yücenin batışı vardır; “tükegli tükese inişke yanar” biten tükenince inişe döner; “yaw…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, dize başı): “ins bu ay toldınıŋ kör igi aġrudı” … Ay Toldı’nın hastalığı ağırlaştı.
İnek, sığır; “ud iŋek” sığır: “ulug bedük ud iŋek boalar kuduz öküzler” büyük sığırlar, inekler, … öküzler; “sekiz tümen tört mıŋ iŋekler ḳoduzlar toġarlar” seksen dört…
Usanmak, bıkmak, yorulmak: “ḳatıġ sewdim erdi irer sen mini” seni çok sevmiştim, sen benden usanıyorsun; “saḳınçḳa sızar kör erejke irer” (gönül) kaygıda erir, rahattan…
Bir yerin (dağın) bir yanı, yamacı (yönü kesinleşmiyor): “kögmen irinte” (ŞU) Kögmen’in … yanında; “ötüken irin ḳışladım” (ŞU) Ötüken’in … yanında kışladım; “yarudı bu …
Sert, kaba, katı: “irig sözke buşma” sert söze öfkelenme; “köni söz irig ol” doğru söz serttir; “eger bolsa sen irig irig köŋüllüg tarılġatılar seniŋ yöreŋdin” eğer sen…
Sertleşmek, katılaşmak; (sert söze) gücenmek: “iriglendi öḍlek maŋa tügdi ḳaş” zaman bana sertleşti, kaşını çattı; “köni söz irig ol iriglenme öz” doğru söz serttir, (s…
Sıkılmak, bunalmak, usanmak: “ilig bir kün oldrup özi yalŋuzun / ewin ḳıldı ḫali irikti özün” hükümdar bir gün yalnız oturup evini boşalttı, canı sıkıldı; “ne irsel tur…
Anlamı kesinleşmeyen sıfat (KB, sâki anlatımında; ‘aşa usançlı, az yiyen’ olabilir): “öḍi bolsa aşḳa iriklig kerek” vakti gelince yemeğe … olmalı.
(Ay için) eksilmek; azalmak, küçülmek, gerilemek: “tolun teg bu devlet yana irilür” bu talih dolunay gibi yine eksilir; “tolu erdi ayım irildi tolu” ayım dolunaydı, tam…
Usanmak, üşenmek; gücenmek: “irinmez ḳılur barça yalŋuḳ işi” insanın bütün işini usanmadan yapar; “ilke ḫanḳa begke işike irinür öpkileyür” ile, hana, beye, eşine gücen…
(Budist metinlerde ve KB’de) zavallı, acınacak; (isim) sıkıntı, zahmet: “irinç lġ umuġsz inaġsz bu tınlġlar” zavallı, umutsuz, sığınaksız bu canlılar; “biz-nii teg irin…
Toplamak, biriktirmek: “oġul ḳız kişim tip neŋin irkmese” oğlum kızım, eşim diye mal biriktirmezse; “bilig kimya’ teg ol neŋ irklü turur” bilgi kimya gibidir, mal birik…
Birikmek, yığılmak: “bu kün ḳılmasa iş yarın iş bolur / işiŋ iş üze bolsa irklip ḳalur” bugün yapılmayan iş yarına iş olur; işin iş üstüne gelirse birikip kalır.
Dönek, kararsız, vefasız (KB’de talih ve dünya için): “bu irsel yayıġ ḳılḳı ḳurtġa ajun” bu dönek, kararsız huylu kocakarı dünya; “ne irsel turur terk irikse tezer” (ta…
Döneklik, vefasızlık: “mün ermez maŋa kör bu irsellikim” bu döneklik benim için kusur değildir; “uḳtum bu irsellikiŋ” bu döneklik(in)i anladım.
Araştırmak, soruşturmak; aramak: “tüpiŋe tegü irte artuḳ ayıt” köküne kadar araştır, iyice sor; “eşitgil sözüg irte yalġan çınıġ” sözü dinle, yalanı doğruyu araştır; “e…
Birbirini aramak, karşılıklı araştırmak; (öç) birbirinden aramak: “tilep irteşü yandru tapşur yana” arayıp soruşturup yeniden kavuştur; “öçin kekin irteşür” (DLT) birbi…
Eksiklik, kusur, gedik: “irükler bütürgü ḳanı bir kişim” eksikleri tamamlayacak bir adamım nerede; “uwutsuz özi körse bütmez irük” utanmazın kendisini görse (bile) kusu…
Bozukluk, eksiklik: “ḳayu beg bu tört iş tükel ḳılmasa / irüklük kirür ilke anda basa” hangi bey bu dört işi tam yapmazsa ardından ile bozukluk girer.
Eksiksiz, kusursuz: “talu öḍrüm ol bu irüksüz tolu” en seçkini budur, eksiksiz, dolu.
Isınmak; birine ısınıp bağlanmak (KB): “küler yüz isig sözke yalŋuḳ isir / isinse bu yalŋuḳ bolur ḳul esir” insan güler yüze, sıcak söze ısınır; ısınınca kul, esir olur…
Anlamı kesinleşmeyen söz; geçtiği yerler kırık ya da belirsiz: “yaġuḳ taḳı is bütüdi edgü” (TT, fal) yakında da iş bitti, iyi (iş okunmalı ?); “adı kötrülmis is oḳusluġ…
İsa peygamber; çoğu kez “mesih meryem oġlı ʿisa”: “mesih meryem oġlı ʿisa taŋrınıŋ yalavaçı” Meryem oğlu Mesih İsa Tanrı’nın elçisidir; “ançada aydı meryem oġlı ʿisa: e…
Sıcak; (isim) sıcaklık: “isig aşnı örme sen aġzıŋ bile” sıcak yemeği ağzınla üfleme; “çıḳmaŋlar isig içinde” sıcakta (sefere) çıkmayın; “tamuġ otı keḍ isig” cehennem at…
Isınmak: “isinmegey sen” (KuT) (orada) sıcaktan yanmazsın; “bir kesek otdın bolġay kim isingey sizler” ısınasınız diye bir parça ateş (getireyim).
Isıtmak; (gönül) ısıtmak: “soġıḳ işke tutġıl isitür ḳanıŋ” soğuk işe koyul, kanını ısıtır; “boḍunuġ isitti taşıġ hem içig” halkın dışını da içini de ısıttı; “isitür kiş…
Kötü, fena; (isim) kötü kişi, kötülük: “kerek beg kerek ḳul ne eḍgü isiz” ister bey ister kul, iyi ya da kötü; “isizdin küḍezgil ula eḍgüke” kötüden koru, iyiye ulaştır…
Kötülük: “ḳarımaz bu eḍgü neçe yıllasa / isizlik eḍikmez neçe eḍlese” iyilik ne kadar yıl geçse de eskimez; kötülük ne kadar okşansa da iyileşmez; “asıġ kömür erse isiz…
(Arapça) “‘aleyh i’s-selam” ona selam olsun (peygamber anılırken): “YALAWAÇ ‘ALEYH İ’S-SELAM ÖGDİSİN AYUR” Peygamber’in (ona selam olsun) övgüsünü söyler.
Yalnız, kimsesiz (?): “yorı yalŋuz issiz ay yalŋuḳ uzı” ey insanların seçkini, yalnız, kimsesiz yürü.
İş, eylem, uğraş: “bilig bil uḳuş uḳ işiŋ ötrü ḳıl” bilgi edin, akıl edin, işini ondan sonra yap; “vezir işi barça saḳışlar bolur” vezirin işi hep hesaplardır; “işim ti…
İşaret: “işaret ḳıldı olarḳa kim tesbih ḳılıŋlar” onlara ‘tesbih edin’ diye işaret etti; “ançada işaret ḳıldımız seniŋ anaŋḳa” o zaman annene işaret ettik (vahyettik); …
Görevli, memur, iş gören (KB’de devlet hizmetindekiler): “ḳalı eḍgü bolsa boḍun başçısı / ḳamuġ eḍgü boldı anıŋ işçisi” halkın başındaki iyi olursa bütün görevlileri iy…
Güvenmek, birine bırakmak (?): “bir işni ikigüke ayma tilin / işengü bolur iş ḳalur ḳılmadın” bir işi iki kişiye söyleme; (birbirine) güvenilir, iş yapılmadan kalır.
Kadın, hanım; eş: “sekiz yigirmi tümen işiler kut bultılar” yüz seksen bin kadın kurtuluşa erdi; “eren savın işilerke” erkeklerin sözünü kadınlara; “ol işiler sigiriyü …
Eşik, kapı: “til arslan turur kör işikte yatur” dil kapıda yatan bir arslandır; “ḳayu keldi öpti iligke işik” kimi gelip hükümdarın eşiğini öptü; “baġırsaḳ tapuġçı işik…