(Kapı, kapak, yol) açmak: “teŋri yėriŋerü ḳapaġın açdı” tanrılar yurduna kapısını açtı; “açar ḳut ḳapuġ” mutluluk kapısını açar; “yolug aç” yolu aç.
DLT’deki Türkçe parçalar sözlüğü
1.292 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
1.292 madde
Aç, karnı boş; tok karşıtı: “aç ne yimes, toḳ ne times” aç neyi yemez, tok neyi söylemez; “toḍurmadım açım toḳum” (yakınlarımın) açını tokunu doyurmadım.
(Kapı, kapak) açılmak: “asurilar orduları ḳapıġı özin ök açılur” asuraların saray kapısı kendiliğinden açılır; “ḳamuġ eḍgülükke açılsu ḳapuġ” her iyiliğe kapı açılsın.
Aç bırakmak, acıktırmak: “açrup özüŋ, öşerip adnaġunı toḍurma” kendini aç bırakıp başkasını doyurma.
Arkadaş, dost, yoldaş: “uḳuş ol saŋa eḍgü andlıġ adaş” anlayış sana ant içmiş iyi dosttur; “adaş ḳudaş” dost ve yakın.
Dostluk, arkadaşlık: “adaşlıḳ üze turmadı” dostluğunda durmadı.
Aygır, damızlık erkek at: “aḍġır ḳısır kişnedi” aygır ve kısır kısrak kişnedi; “ḳayusı at aḍġır üze il başı” kimi at ve aygırlar üzerinde (sorumlu) baştır; “kutluġ adgı…
Başka, diğer, öteki: “bar adın orunta sözlep” başka yerde söyleyip; “adın kişilertin tıdıġ bar” başka kişilerden engel var; “aḍın yol” başka yol.
Başkası, başka kişi, el; “öz” (kendi) karşıtı: “öz etözüŋüzlerke, adnaġuḳa asaġlıġ işke” kendinize ve başkasına yararlı işe; “kin adnaġuġa yolçı yėrçi bolayın” sonra ba…
Ayrılış, ayrılık: “kizlep tutar sewüglüg, adrış küni belgürer” sevgili (sevgisini) gizler, ayrılık günü belli olur.
Ayak: “teŋriniŋ adaġlarınta töpüsi üze yükünüp” tanrının ayaklarına başını koyarak eğilip; “ėlgin adaḳın” eliyle ayağıyla; “töpöden adaḳnaŋ tıraŋaḳ uçıŋa” tepeden ayak …
Uyanıp kendine gelmek, tehlikeyi sezip ayılmak (?): “körüp süni aḍıḳladı, ölüm anı ḳonuḳladı” orduyu görünce ayıldı, (ama) ölüm onu konuk etti.
Birbirinden ayrılmak, dağılmak: “yirde ḳopa aḍrışur” yerden kalkıp birbirlerinden ayrılırlar.
Yükselmek, yukarı çıkmak: “küniŋe beḍüyür, yoḳaru aġar” (ay) günden güne büyür, yukarı yükselir; “tamudan yoḳaru agdukta” cehennemden yukarı çıktığında; “mihrabḳa aġdıl…
Ağabey, büyük kardeş; seslenmede: “ḫatarlıġ turur dünya nuşı, aġa” dünyanın tatlısı tehlikelidir, ağabey.
Ağırlık, değer; saygınlık: “aġarı teŋinçe uluġluḳ bulur” değeri ölçüsünde büyüklük bulur; “kişi yalŋuḳta aġarı yoḳ” insanlar arasında (ondan) değerlisi yok.
Değerli kumaş, ipek; hazine: “tabġaç bodun sabı süçig, aġısı yımşaḳ” Çin halkının sözü tatlı, ipeği yumuşak; “bir tümen aġı, altun kümüş” on bin (top) ipek, altın gümüş.
Ağır, yükü çok: “zerre aġırınça” zerre ağırlığınca; “yėnikin aġırın bilmek” hafifini ağırını bilmek.
Saygı göstermek, ağırlamak, hürmet etmek: “ayayu aġırlayu yükünüp” saygıyla eğilerek; “aġırla kişig” insanlara saygı göster; “sini kim aġırlar, aġırla anı” seni kim ağı…
Saygı, hürmet, itibar: “aŋar birdi teŋri aġırlıḳ üküş” Tanrı ona çok itibar verdi; “ḳoşnı ḳonum … ḳılġıl aŋar aġırlıḳ” komşuna saygı göster; “aġırlıḳ tilese özüŋke” ken…
Ağız: “aġızları birle ayurlar” ağızlarıyla söylerler; “aġız aġrıġ igig” ağız ağrısı hastalığı; “ḳızıl aġzı ḳan teg” kırmızı ağzı kan gibi; “aġızlarıntın ört yalın öner”…
Ağlamak (?): “kördi közüm … yurtı ḳalıp aġlayu” gözüm (onun) yurdunun boş kaldığını ağlayarak gördü.
Tenha, ıssız, yalnız: “yaḳa yalıŋuz aġlaḳ sögüt tübinte olurġalı küseyür erdim” kıyıda, yalnız ve tenha bir ağacın dibinde oturmak isterdim; “yiri taḳı aġlaḳ” yeri de ı…
Yük, ağırlık; “boġuz aġruḳı” boğaz derdi, yiyecek kaygısı: “kişi aġruḳı bolmasa bu boġuz” insanın bu boğaz derdi olmasa; “kişi bar ḳalın bol, boġuz aġruḳı” boğaz (için)…
Tersine, altüst olarak; “aġtaru toŋtaru” alt üst, tepetaklak: “emgek içinte aġtaru toŋtaru tegzinürler” acı içinde alt üst dönüp dururlar; “bastı ölüm aḫtaru” ölüm (onu…
Ağı, zehir: “aġu ḳıldı emdi maŋa yir aşım” yediğim yemeği bana zehir etti; “aġu türtüp” zehir sürüp; “aġun yilvin” zehirle, büyüyle.
Dünya, âlem; insanların yaşadığı yer: “ajun itgüke açtı uştmaḫ yolı” dünyayı düzenlemek için cennet yolunu açtı; “isiz ajun ḳaldı mu” kötü dünya (geride) mi kaldı; “aju…
Akmak: “aḳar suw” akan su; “uştmaḫlar aḳar altınıda arıḳlar” altından ırmaklar akan cennetler; “ḳanı aḳıp” kanı akıp; “sütler aḳzun” sütler aksın; “Etil suwı aḳa turur”…
Ak, beyaz: “aḳ bisi ḳulunlamış” ak kısrak yavruladı; “kerip tutar aḳ torın” ak ağını gerip tutar (bulut).
Cömertlik: “aḳılıḳ kişilik asıġ eḍgülük” cömertlik, insanlık, yarar ve iyilik; “aḳılıḳ bile beg beḍür” bey cömertlikle yücelir; “aḳılıḳ ḳamuġ ‘ayb kirini yuyur” cömertl…
Sel, akıntı: “aḳtı aḳın möŋreşü” sel böğürerek aktı; “ıḍḍımız olar üze ḳaçu aḳını” üzerlerine bent selini gönderdik; “közde aḳıttı aḳın” gözünden (yaş) seli akıttı.
Birlikte akmak, akışmak: “ḳar buz ḳamuġ erüşdi, taġlar suwı aḳışdı” kar buz hep eridi, dağların suları aktı.
Yavaş, ağır ağır; sakin: “bu ay toldı oldurdı aḳru amul” Aytoldı yavaşça, sakince oturdu; “aḳuru aḳuru maŋın yorıyur” ağır ağır adım adım yürür.
Akıtmak: “aḳturur közüm yulaḳ” gözlerim pınarlar akıtır.
Hile, düzen, kurnazlık: “olarnıŋ alları” onların düzenleri; “taŋrı … kafirlerniŋ alını” Tanrı kâfirlerin düzenini (boşa çıkarır).
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Alçak gönüllü, yumuşak huylu: “tüzün erdi alçaḳ, ḳılınçı silig” soylu ve alçak gönüllüydü, huyu temizdi; “beg alçaḳ kerek” bey alçak gönüllü olmalı; “ḳoḍḳı alçaḳ kişi” …
Aldatmak, kandırmak: “aldap yana ḳaçtımız” aldatıp yeniden kaçtık; “allıġ çewişlig kişiler altayu turur” hileci kişiler aldatıp durur; “yaġı yawlaḳ altayur” düşman, köt…
Bitkin düşmek, yorulmak (?): “başı anıŋ alıḳtı, ḳanı yüzüp turuḳtı” başı bitkin düştü, kanı çekilip zayıfladı.
Alacak; “birim” (borç) karşıtı: “ḳayusı birim teg, ḳayusı alım” kimi borç gibi, kimi alacak gibidir; “alımḳa birimke oŋay bolsa öz” alacakta ve borçta kolaylık gösterir…
Alacaklı: “alımçı arslan, birimçi sıçġan” alacaklı aslan, borçlu sıçandır.
Alacaklı: “alımlıġ körü armadı” alacaklı (onu) görüp aldatamadı (?).
Alın: “yaruḳ tut alın” alnını (yüzünü) aydınlık tut; “ḳadaşıŋa zahid alın tügdi ḳaş” zahit kardeşine alnını, kaşını çattı; “daġ baslur anıŋ birle alınları” onunla alınl…
Tüketmek, bitirmek, yok etmek: “alḳu nizvanılarag arıtı alkmış” bütün tutkuları tamamen tüketmiş; “usallıḳ mini alḳtı” tembellik beni tüketti; “sürügüg udug koŋug alkur…
Birbirini yok etmeye çalışmak, karşılıklı çarpışmak (?): “bir bir üze alḳaşur, eḍgermeḍip oḳ atar” birbirine saldırır, şaşırmadan ok atar.
Tükenmek, bitmek, yok olmak: “neçe tirse dünya tüker alḳınur” ne kadar toplanırsa toplansın dünya tükenir, biter; “aġı barım alḳınsar” mal mülk tükenirse; “kişi sözlese…
Birbirini övmek, alkışlamak: “alplar arıġ alḳışur, küç bir ḳılıp arḳaşur” yiğitler birbirini içtenlikle över, güç birliği edip birbirine arka olur.
Yiğit, kahraman, cesur: “toŋa alp er erdi” Tonga yiğit bir erdi; “edgü alp kişig” iyi, yiğit kişiyi; “ḳaġanı alp ermiş” kağanı yiğitmiş; “alpın erdemin üçün” yiğitliği …
Yiğit savaşçı, alp: “bir uġuş alpaġu on erig” bir soydan on alp eri; “ḳopsa anıŋ alpaġutın andan yara” onun yiğitlerinden kalkan olursa; “alpaġutm üḍürdi” yiğitlerimi s…
Kaptırmak, yitirmek (baş, akıl, mal): “başın alsıḳar terk” başını çabuk kaptırır; “alsıḳar ögin anıŋ söziŋe” onun sözüne aklını kaptırır; “satıġda tawıġda neŋ alsıḳmasa…
Altı: “altı yıl” altı yıl; “altı yüz” altı yüz; “altı ḳaçıġ” altı duyu organı; “altı paramit” altı mükemmellik; “altı ėrig sançdı” altı eri mızrakladı.
Altın: “altun kümüş” altın gümüş; “sarıġ altunın, ürüŋ kümüşin” sarı altınını, ak gümüşünü; “altun örgin üze olurupan” altın taht üzerine oturup; “altun birle ėtiglerin…
Sakin, uysal, yumuşak huylu: “örüg ol amul keḍ serimlig sabur” ağırbaşlı, sakin, çok sabırlı; “inç amul” rahat ve huzurlu; “kelgil amul oynalım” gel, huzur içinde oynay…
Yatıştırmak, dindirmek: “esizlikin amurtsun” kötülüğünü yatıştırsın.
Ana, anne: “ata ana” ana baba; “atada anada baġırsaḳ bolup” anadan babadan şefkatli olup; “anası ḳarnında” anasının karnında; “ey anam oġlı” ey anamın oğlu (kardeşim); …
Öyle, o kadar, şöyle: “ança biliŋler” öylece bilin; “ança ança ükliser” o kadar o kadar çoğalsa; “ança boşġurur ermiş” şöyle öğütlermiş; “teŋri ança tėmiş” Tanrı şöyle …
Ant, yemin: “iḍiŋ tuta and” Rabbin adına ant olsun; “and key birürler” ant ve söz verirler; “bu and tutġuçı” bu yemini tutan; “andlarıŋız” yeminleriniz, antlaştıklarınız.
Öyle, o türlü, böyle: “andaġ ermez” öyle değil; “andaġ erser” öyle ise; “sen aymış bu söz barça andaġ turur” söylediğin bu söz tümüyle öyledir; “andaġ süke kim yeter” ö…
Hazır: “yügürdeçi ḳul men anuk” koşan kulun, hazırım; “küḍezgen anuḳ” hazır bekleyen gözcü; “edgü ḳılınçlarım anuḳ tururlar” iyi işlerim hazır durur; “keldür anuḳ bolmı…
Hazırlanmak: “ölümke anunġu” ölüme hazırlanmalı; “ölümke anun” ölüme hazırlan; “yerig teŋrig yaratġalı etgeli anuntılar” yeri göğü yaratmaya, düzenlemeye hazırlandılar.
Tek tanıklı, anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi: “teŋre turup aŋdıdı” çevresinde durup …
Eğer, şayet (KB ve KuT’de koşul cümlelerinde): “apaŋ iki ajun ḳolur erse sen” eğer iki dünyayı istiyorsan; “apaŋ kelse silerke bulġanuḳ söz” eğer size karışık bir söz g…
Aldatmak, kandırmak: “ardı sizni yaḳın tiriglik” yakın (dünya) hayatı sizi aldattı; “armasun sizni bu ajun tirigliki” bu dünya hayatı sizi aldatmasın; “mini ardı dünya”…
Ara; arasında, içinde: “siziŋ ara” aranızda; “kişi ara” insanlar arasında; “ikin ara” ikisi arasında; “ḳuvraġ arasınta” topluluk içinde; “işleriniŋ arasında” işleri ara…
Tek tanıklı fiil biçimi: “oynap meni arġarur” (sevgili) oynaşıp beni yorar, bitkin düşürür (?).
Yormak, bitkin düşürmek: “begler atın arġurup” beyler atlarını yorup; “bu kilin arġurayın” bu bedeni yorayım (zayıflatayım).
Temiz, arı, saf: “arıġ topraḳ” temiz toprak; “arıġ ton” temiz giysi; “ay teŋriniŋ arıġ yaruḳı” ayın temiz ışığı; “araġ turug köŋül” arı, duru gönül.
Tek tanıklı, anlamı kesinleşmeyen söz: “arju-layu er awar” … gibi er avlanır.
Yaban koyunu, argali: “arḳun münüp arḳar yeter” arkun atına binip argaliye yetişir; “arḳar suḳaḳ yumuttı” argaliler, ceylanlar toplandı.
Birbirine arka olmak, destek olmak: “küç bir ḳılıp arḳaşur” güç birliği edip birbirine arka olur.
Bir at cinsi, melez at: “kewel tazı büktel taġı arḳunı” soylu atlar, tazı atları, büktel ve arḳun atları.
Arpa: “ḳarın toḍsa arpa ya halva bir ol” karın doyduktan sonra arpa da helva da birdir; “yigüm arpa aş” yemeğim arpa aşı; “arpa saman yaġutġıl” arpa saman yaklaştır.
Aslan: “ḳalı bolsa arslanḳa ıt başçısı” aslanın başında köpek olursa; “arslan oġlı böri oġlı” aslan yavrusu, kurt yavrusu; “alımçı arslan, birimçi sıçġan” alacaklı asla…
Aslan gibi: “arslanlayu kükrelim” aslan gibi kükreyelim; “uluġ tutsa hamyet kör arslanlayu” aslan gibi büyük bir gayret gösterse.
Arş, Tanrı’nın tahtı, göklerin en yükseği: “eḍiz ‘arşta altın seraḳa tegi” yüce Arş’tan aşağıda toprağa dek; “körgey sen feriştelerni ḳapsap anlar ʿarş yöresinde” melek…
Bozulmak, çürümek, yozlaşmak: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendi kendine bozulur, çürür; “yaġuşsa artar öz” (arzu) yaklaşınca öz bozulur; “bu ortu buzulġa,…
Bozulmak, altüst olmak (?): “işi anıŋ artaşıp” işleri bozulup.
Ardıç: “artuç sögüt budıḳı yüz türlügin ırġalur” ardıç ağacının dalı yüz türlü sallanır; “ay ewi artuç butaḳ” … ardıç dalı.
Tek tanıklı söz: “artuçlan tegre ünüp tizgin yeter” ardıçlık çevresinde … (?).
Artırmak, çoğaltmak: “olarḳa imannı arturdı” onların imanını artırdı; “tapuġ arturu bardı künde yaŋı” hizmetini her gün artırarak gitti; “aḳılıḳ şėrėf cah cėmal arturur…
Armağan, hediye: “tapuġ tozġu birle neŋ artut ḳılıp” hizmet, yiyecek ve mal armağan edip; “artut alıp anunġıl eḍgü tawar” armağan alıp iyi mal hazırla; “ḳanı men artut …
Yorgunluk: “kelse üme tüşürgil, tınsın anıŋ aruḳluḳ” konuk gelirse indir, yorgunluğu dinsin.
Yarar, fayda, kazanç; “asıġ tusu” yarar ve fayda: “nomḳa ulaġ sapaġ asaġ tusu ḳılmış bolalım” öğretiye sürekli yarar sağlamış olalım; “tınlıġlarḳa asıġ tusu ḳılmaḳı” ca…
Yemek, aş, yiyecek: “aş içgü” yiyecek içecek; “yėgü aş” yiyecek; “biligligke bilgi tükel ton aş ol” bilgili için bilgi hem giysi hem yemektir; “yigüm arpa aş” yemeğim a…
Yemek yeri, sofra (?): “tirgi urup aşlaḳa” sofra kurup yemek yerine.
Tahıl, erzak: “ḳışlıḳ aşlıḳ ḳaznaḳları” kışlık erzak ambarları; “aşlıḳ tarıġ anın üner” tahıl, ekin onunla biter.
Ad, isim; san, ün: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “eḍgü atın kör alḳış bulur” iyi adıyla hayır dua bulur; “özüŋ meŋü ermez, atıŋ meŋü …
Atmak, fırlatmak: “anı kirü arḳalarında attılar” onu arkalarına attılar; “sizlerde almış aġu hormuzta teŋrike atġay men” sizden aldığım zehri Hormuzta tanrıya atacağım;…
Ata, baba: “atası anası” anası babası; “ata ana hem yaġuḳlar” ana baba ve yakınlar; “oġul toġsa ḳılḳı ataḳa yanur” oğul doğarsa huyu babasına çeker; “ey atam” ey babam;…
Tek tanıklı fiil biçimi: “tınur ḳalı atatsâ ḳısraḳ sıpı tay” … tay dinlenir.
Tek tanıklı söz: “beçkem urup atlaḳa” nişan vurup … (?).
Ata binmek, atlanmak; sefere çıkmak: “ḳalı atlanur bolsa begler süke” beyler savaşa atlanırsa; “ḳarluḳ atlantı” Karluklar atlandı; “ört--lüg temirlig atlar üze atlanmış…
Av, avlanma: “ḳarın toḍsa awḳa yügürmez bolur” karın doyunca ava koşmaz olur; “topurġanda aw bolmas” fırtınada av olmaz; “awlar keyik” av, geyik.
Toplanmak, üşüşmek, çevresine akın etmek: “alsa yıġlu tirlür, aŋar ḫalḳ awar” (cömert) alırsa toplar, insanlar ona üşüşür; “boş azad kişiler bu üçke awar” hür insanlar …
Avcı: “ḳuşçı kėyikçi balıḳçı avçı torçı tuzaḳçı” kuşçu, geyik avcısı, balıkçı, avcı, ağcı, tuzakçı; “yime ḳuşçı awçı ajunda ozuḳ” kuşçu, avcı olarak dünyada önde; “awçı…
Eğlenmek, avunmak, ferahlamak: “erej ḳıl bir ança, sen inçin awın” biraz dinlen, huzurla eğlen; “küwenç birle awnur sewinçke tuşup” övünçle eğlenir, sevince erişir; “bi…
Avlamak: “semiz bolsa ıt, toḳ awın awlamaz” köpek semiz ve tok olursa av avlamaz; “ḳuşuŋ awlamasa” kuşun avlamazsa; “ḳulan keyik awlatu” yaban eşeği, geyik avlatarak; “…
Söylemek, demek: “ayġıl tidi” söyle dedi; “yanut birdi ögdülmiş aydı” Ögdülmiş cevap verip dedi; “köŋül sırrı berk tut sen ayma tilin” gönül sırrını sıkı tut, dille söy…
Gökteki ay: “yaġız yir yaşıl kök kün ay birle tün” yağız yer, yeşil gök, güneş, ay ve gece; “kün ay teŋri” Güneş ve Ay tanrısı; “kün ai yaruḳın tıda” güneşin ve ayın ış…
Hitap ünlemi, ey: “aya bir birikmez saŋa bir aḍın” ey (Tanrım), sana bir başkası eş olmaz; “oḳıġıl munı sen aya bilgüçi” ey bilen, bunu oku; “köni sözlediŋ söz aya eḍgü…