Akrep: “çaḍan teg tikerler çıbun teg sorarlar” akrep gibi sokarlar, sinek gibi emerler; “sende ḳopar çaḍanlar / ḳuḍġu siŋek yılanlar” sende akrepler, … sinekler, yılanl…
DLT’deki Türkçe parçalar sözlüğü
1.292 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
28 madde · “ç” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Avda kullanılan yırtıcı kuş, doğan: “çaġrı alup arḳun münüp arḳar yeter” doğanı alıp melez ata binip dağ koyununa yetişir; “çaġrı birip ḳuşlatu / tayġan ıdıp tışlatu” d…
Çakmak, vurarak kıvılcım çıkarmak; sürterek ateş yakmak: “çaḳmaḳ çaḳıp iwse ḳalı uḍnur yula” çakmak çakıp acele etse kandil yanar; “ot--luġ ėr ḳuruġ ḳovayu er-niŋ çaġmı…
Parlayıp tutuşmak, alev almak: “yügürdi kewel at / çaḳıldı ḳızıl ot” soylu at koştu, kızıl ateş parladı.
Ateş çıkarmak için vurulan taş, çakmak: “çaḳmaḳ çaḳıp iwse ḳalı uḍnur yula” çakmak çakıp acele ederse kandil yanar.
Yere çalmak, fırlatıp vurmak: “tutup çaldı yirke aġır ig kelip” ağır hastalık gelip onu tutup yere çaldı; “ıtım tutup ḳodı çaldı” … tutup aşağı çaldı; “iḍisin çalar yir…
Kap, çanak, kâse: “bışrılur yaḳrı ḳıyaḳ / toşġurur yoġrı çanaḳ” … pişer, yoğurt çanağı doldurulur; “tört patar çanaḳların kızartmış kızıl ba(kır)” dört dilenci kâsesini…
(Kaş için) çatmak: “ajun külçirer baz alın ḳaş çatar” dünya güler, sonra alnını kaşını çatar.
Ün, şöhret, nam; çoğu kez “kü çaw” ikilemesiyle: “atı eḍgü bolsa kü çaw bolġu teg” adı iyi olursa ünü, şöhreti olur; “kü çaw at tilese tuz etmek yitür” ün ve ad dilerse…
Çiçek: “tü tü çeçek çergeşür” türlü türlü çiçek sıralanır; “teŋridem hua çeçekler yüzken yaġmur osuglug yaġıdtılar” tanrısal çiçekleri yağmur gibi yağdırdılar; “kim çıḳ…
Sıralanmak, dizilmek, saf tutmak: “emdi çerig çergeşür” şimdi askerler saf bağlar; “tü tü çeçek çergeşür” türlü türlü çiçek sıra sıra açar; “yulduzları çergeşip tün kün…
Savaş düzeni, saf; ordu; “çerig ėt-” saf bağlamak, orduyu düzene sokmak: “süŋüş bolsar çerig iter erti” savaş olursa orduyu düzene sokardı; “şıp başıŋa tegi çerig ėtdim…
İtilip kakılmak, hor görülüp bir yana atılmak (DLT’de ahlakın bozulduğu çağı anlatan dörtlüklerde): “yunçıġ yawuz towradı / erdem arıġ sewredi / erdem begi çertilür” gü…
Anlamı kesinleşmeyen söz (DLT, yaratılış dörtlüğü): “yarattı yaşıl çeş / sawurdı ürüŋ ḳaş” yeşil …i yarattı, beyaz yeşimi saçtı (gök ya da bir değerli taş olmalı).
(Yükü) bağlamak, toplayıp düğümlemek (?): “eren essin eşüttüm / yükin barça özi çıġdı” erlerin haberini duydum, yükünü kendisi bağladı.
Yoksul, fakir; yoksul kişi: “bilig baylıḳ ol bir çıġay bolġusuz” bilgi, yoksullaşmayan bir zenginliktir; “ḳamuġ eḍgü isiz çıġay baylıḳım” iyi kötü, yoksulluğum zenginli…
Anlamı kesinleşmeyen söz (DLT): “utru turup yaġdı aŋar kiş oḳı çıġılwar” karşı durup ona sadak okları … yağdı (okların vızıldaması ya da sökün etmesi söz konusu olmalı).
Çıkmak, dışarı çıkmak; bir yerden ayrılmak: “kirü hem çıḳa bilse oldruġ turuġ” oturup kalkmayı, girip çıkmayı bilse; “iligke kirli hem çıḳa türçidi” hükümdarın yanına g…
Gerçek, doğru; gerçek olan: “tüzülse tadu çın tiriglik bolur” (bu dört unsur) düzenlenirse gerçek hayat olur; “eger çın erse sizler” eğer doğru söyleyenlerdenseniz; “il…
Gerçekten, sahiden (DLT): “tawar üçün teŋrini eḍlemeḍip / uya ḳadaş oġlını çınla boġar” mal için Tanrı’yı gözetmeyip akrabasının oğlunu gerçekten boğar.
Parıltı, ateş gibi ışıma; (Budist metinlerde hep “çoġ yalın”) ihtişam, görkem: “teŋridem kutı küçi çog yalınları aşılmaḳı bolzun” tanrısal kutu, gücü, parıltısı artsın;…
Baskın yapmak, gürültüyle saldırmak (?): “ḳatun sini çoġıladı / tanġut begin yaġıladı” Katun Sin’e baskın yaptı, Tangut beyine savaş açtı.
(Yırtıcı kuş) yukarıdan dalmak, üstüne çökmek: “üs es körüp yügsek ḳalıḳ ḳodı çoḳar” akbaba leşi görünce yüksek gökten aşağı dalar; “tawar körüp üsleyü eske çoḳar” malı…
Alevlenmek, harlamak: “özüm meniŋ budursın / otı anıŋ çoḳlanur” … onun ateşi alevlenir.
Anlamı kesinleşmeyen fiil (DLT, savaş dörtlüğü): “ḳıḳrıp atıġ kemşelim / ḳalḳan süŋün çomşalım” bağırıp atı sürelim, kalkan ve mızrakla … (saldıralım ?).
Çomul, bir Türk boyu: “basmıl çomul tirkeşür” Basmıl ve Çomul (boyları) toplanır.
Anlamı kesinleşmeyen fiil (DLT, ölüm ağıtı): “tını yeme öçükti / eri atı içikti / işi taḳı çölükti” nefesi söndü, adamı atı boyun eğdi, eşi de … (yalnız, kimsesiz kaldı…
Anlamı kesinleşmeyen söz (DLT, savaş dörtlüğü); ordugâhta kurulan bir şey (çadır ?): “ḳarvı çuvaç ḳuruldı / tuġum tiklip uruldı” … kuruldu, sancağım dikildi.