Bayram, şenlik, eğlence: “ḳulan keyik awlatu, badram ḳılıp awnalım” yaban eşeği, geyik avlatarak, bayram edip eğlenelim.
DLT’deki Türkçe parçalar sözlüğü
1.292 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
102 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Bağır, göğüs; ciğer: “baġırsaḳnı bulsa baġırḳa urun” şefkatli birini bulursan bağrına bas; “baġırtın tebremiş ig” ciğerden kaynaklanan hastalık; “baġrım başın emledi” b…
Bağlamak; (kız) evlendirmek: “ebledim baġladım ḳızımın ḳalınsız bėrtim” evlendirip bağladım, kızlarımı başlık almadan verdim; “köŋlüm aŋar baġlayu” gönlümü ona bağlayar…
Bakmak, göz atmak: “yıraḳ baḳıp ḳara kördim” uzağa bakıp karaltı gördüm; “yer içinde yoruŋlar, baḳıŋlar” yeryüzünde gezin, bakın; “kör baḳın” bak, gör; “tübüŋke baḳın” …
Karşılıklı bakmak, karşı karşıya gelmek: (gök cisimleri için) “yaşıḳ birle utru baḳışsa tolır” (ay) güneşle karşı karşıya gelince dolar; “yaḳışsa yarutur, baḳışsa özün”…
Bal: “bardı saŋayek utru tutup bal” (sevgilisine) bal sunarak gitti.
Yavru: “ḳuş balası ḳusunçıġ, ıt balası oḫşançıġ” kuş yavrusu … , köpek yavrusu sevimli.
Balçık, çamur: “törüttümiz kişini ḳuruġ balçıḳdın, kök tınçımış livadın” insanı kuru balçıktan, kokuşmuş kara çamurdan yarattık; “törüttümiz olarnı yepüşgen balçıḳdın” …
Yaralı (çoğunlukla “başlıġ” ile: yaralı bereli): “yeklügün söŋüşüp balıġ başlıġ boltı” cinlerle savaşıp yaralı bereli oldu; “balıg başlıg kanlıg yinlig kençkiyesin” yar…
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Anlamı kesinleşmeyen söz: “ewin barḳın satıġsadı, yuluġ birip baŋsâdı” evini barkını satmak istedi, fidye verip … istedi.
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Hep, hepsi, bütün: “ḳamuġ barça muŋluġ törütülmişi” bütün yaratılmışlar muhtaçtır; “tınlıġlarıġ barça atalarım ol tėp körüp” canlıların hepsini ‘babalarımdır’ diye görü…
İpekli kumaş, brokar: “keḍerler yuwḳa barçındın hem ḳalın barçındın” ince ve kalın ipekliden giyerler; “barçın yaḍım kerildi” ipek yaygı gerildi; “biliglig sözi körse b…
(KB) Yolcu, göçer: “kerek barḳın erse keçigli ḳonuḳ” ister yolcu olsun ister geçici konuk; “yorıyu turuġlı bu barḳın kişi” gezip duran bu yolcu kişi.
Basmak, bastırmak, üstüne çökmek: “üze teŋri basmasar, asra yėr telinmeser” üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe; “bastı ölüm aġtaru” ölüm bastırıp devirdi; “ed…
Basmıl: bir Türk boyu: “basmıl ıduḳḳut uġuşum bodun erti” Basmıl ıdukkutu benim soyumdan bir halktı; “basmıl yaġıdıp ebimrü bardı” Basmıl düşman olup evine döndü; “Basm…
Bastırıcı, ağırlık; bir şeyi yerinde tutan: “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağdır, halkın ağırlığı beydir.
Yardım, destek: “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yardım etse, işe başlasa; “bu işke basut barça andın kelir” bu işe bütün destek ondan gelir; “basut ḳıl maŋa” ban…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Başlamak: “bayat atı birle sözüg başladım” Tanrı’nın adıyla söze başladım; “başladım taŋrı atı birle” Tanrı adıyla başladım; “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yard…
Başlı, başı olan: “başlıġıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş” başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş; “altun başlıg yılan men” altın başlı yılanım; “sü başlıġ bolur”…
Anlamı kesinleşmeyen söz: “elgin taşup birmiş aşıġ başra ḳaḳar” eliyle dışarı verdiği yemeği … vurur.
Başsız, başı olmayan: “başsız kögüzlerinte yüzlüg meŋizlig bolup” başsız, yüzleri göğüslerinde olup; “başsız börk bolmas” başsız börk olmaz.
Batı, güneşin battığı yer: “toġardın batarḳa yorıp tezginür” doğudan batıya gezip dolaşır; “ḳayusı batardın tapuġçı” kimi batıdan hizmetkâr.
Zengin, varlıklı: “çıġań bodunug bay ḳıltım” yoksul halkı zengin kıldım; “bay bar ertim, aġılım on” zengin idim, ağılım (hazinem) çoktu; “bay yeme bar, yoḳ çıġay yeme b…
Bayrak, sancak: “aġdı ḳızıl bayraḳ, toġdı ḳara topraḳ” kızıl bayrak yükseldi, kara toz kalktı.
Zenginleşmek: “ilin itmiş ötrü bayumış ḳara” ülkesini düzene koymuş, sonra halk zenginleşmiş; “tapuġçı bayusa beg atı bolur” hizmetkâr zenginleşirse bey adı alır; “isiz…
(Ata takılan) nişan, işaret (?): “beçkem urup atlaḳa” atlara nişan takıp.
Büyük, ulu, yüce: “beḍük yılan” büyük yılan; “bay bedük kişiler” zengin, ulu kişiler; “ulug bedük sögüt” büyük ağaç; “ḳırlar ediz bedük” tepeler yüksek, büyük; “biligli…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
Beylik; hükümdarlık, yönetim: “beglik urı oġlıŋ ḳul boltı” beylik (soylu) erkek evladın kul oldu; “bilig bolsa beglik ḳılur” bilgisi olursa beylik eder; “usal beg bütün…
Sağlam, sıkı, berk: “bek ḳatıġ köŋüllüg” sağlam, katı gönüllü; “kértgünç köŋülümüz bek qatıġ bolzun” inanç gönlümüz sağlam olsun; “kentü köŋülüŋin bek tutġıl” gönlünü s…
Korumak, gözetmek: “bilig birle bekle bu bulmış öḍüg” bu bulduğun vakti bilgiyle koru; “neŋin tutar bekleyü, özi yimes” malını saklayıp tutar, kendisi yemez; “tilin bek…
Pekmez: “talḳaŋ kimiŋ bolsa aŋar bekmes ḳatar” kimin kavut unu varsa ona pekmez katar.
Sertleşir, katılaşır (?): “et yin taḳı bekrişür” et ve beden de katılaşır.
Görünmek, belirmek, ortaya çıkmak: “yıpar kizlese sen yıḍı belgürer” miski saklasan kokusu belli olur; “kayu üdün burkan yėrtinçüde belgürser” ne zaman Buda dünyada bel…
Belirsiz, bilinmez; görünmez: “bu tüş teg tiriglik keçer belgüsüz” bu hayat rüya gibi belirsizce geçer; “ḳança barır belgüsüz” nereye gittiği belirsiz; “belgüsüz agzın …
Anlamı kesinleşmeyen söz: “erin atın belikledi” erlerini, atlarını … (?).
Verilmek: “artuḳluḳ bėrildiler” onlara üstünlük verildi; “eger bėrilse munı tutuŋlar” size bu verilirse alın; “ruzi bėrlürler” rızıklandırılırlar; “yawuzluḳ yanut bėrlü…
-den beri: “tümen yılda berü tul erdim” on bin yıldan beri dul idim; “yėr teŋri törümişte berü” yer gök yaratıldığından beri; “eŋ ilki sansız tümen ajunta berü” ilk say…
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Kesmek, biçmek: “kentü yülügüsi üze boġzın bıçıp” kendi usturasıyla boğazını kesip; “şimnu başın bıçtı” şeytanın başını kesti; “saçın ḳulḳaḳın bıçdı” (yas için) saçını,…
Anlaşma, sözleşme (belgesi): “bıçġas bitig ḳılurlar, and key yeme birürler” anlaşma yazısı yaparlar, yemin de ederler.
Borçlu: “ötegçi bırımçı biz” biz borcunu ödemesi gereken borçlularız; “alımçı arslan, birimçi sıçgan” alacaklı aslan, borçlu sıçan.
Pişirmek: “aş bışuruŋlar, ötmek ḳılıŋlar” yemek pişirin, ekmek yapın; “bışrılur yaḳrı ḳıyaḳ” … pişirilir.
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
İle, birlikte: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” seni gece gündüz bu emekle diledi; “anıŋ boldı dünya tü ni‘met bile” dünya türlü nimetle onun oldu; “bir aḍın er bile …
Bilek; kol gücü: “bilekin sıḳanıp” bileğini sıvayıp; “ḳawi ḳılġatımız seniŋ bilekiŋni ḳadaşıŋ birle” kolunu kardeşinle güçlendireceğiz; “küçendi bilekim” bileğim güçlen…
Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…
Bilgi; bilgili kişi, bilgin (KB’de çoğunlukla hitapta): “yarutmaz anıŋ bilgi yatsa yılın” (söylemezse) bilgisi yıllarca yatsa da parlamaz; “iḍi yaḳşı aymış bügü bilgi k…
Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…
Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …
Bilgisizlik, cahillik: “biligsizlik erni çökerdi ḳoḍı” bilgisizlik insanı çökertip alçalttı; “biligsizlik içre ḳanı ḫayr” bilgisizlikte hayır nerede; “oġlum ögüt alġıl,…
Bilinmek: “neçük ol bililmez mü erti” nasıl olurdu da bilinmezdi; “ödrü bililmiş erür” ayrıca bilinmiştir; “bekiz belgülüg bililü tüketdi” apaçık bilinmiş oldu; “biliim…
Tanışmak, bilişmek: “bilişmez kişi” tanışmayan (yabancı) kişi; “bilişti yime ol kişiler bile” o kişilerle de tanıştı; “ortaḳ bolup bilişti” ortak olup tanıştı; “nelük a…
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…
Yazı, yazılı şey; kitap, mektup: “bitip ḳoḍmış atın tirigke bitig” adını dirilere yazılı olarak bırakmış; “nom bitig” dinî kitap, sutra; “ilig me bitisü öz elgin bitig”…
Biz (birinci çoğul kişi zamiri): “biz aş teg ertimiz” biz aç gibiydik; “ne ogrınta biziŋ begimiz” ne yüzden bizim beyimiz; “ökünür biz” pişman oluruz; “biziŋe yaŋıltuḳi…
Boy, beden, gövde: “ḳaġıl teg köni boḍ egildi” ok gibi dimdik boy eğildi; “boḍum erdi oḳ teg” boyum ok gibiydi; “ayı boḍ uzun bolsa” boy pek uzun olursa; “ḳız bodı anıŋ…
Halk, kavim, ulus: “türük bodun, bunı eşidiŋ” Türk halkı, bunu işitin; “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağ, halkın ağırlığı beydir; “begli bodunlıg”…
Boğmak: “anıŋ alpın ḳıra boġdı” onun yiğidini kırıp boğdu; “boġuz alıp tükel boġdı” boğazından yakalayıp büsbütün boğdu; “uya ḳadaş oġlını çınla boġar” kardeşinin oğlun…
Boğaz, gırtlak: “et öz ülgi barça boġuzdın kirür” bedenin payı hep boğazdan girer; “boġuz aġrıġ igig” boğaz ağrısı hastalığını; “yalıŋ boġuzı todmaz” aç boğazı doymaz; …
Tomurcuklanıp (?): “tegme çeçek ügüldi, boḳuḳlanıp büküldi” her çiçek toplandı, tomurcuklanıp büküldü.
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
Birbirine (akraba) olmak, birlikte olmak: “tuşın teŋin körüşüp tüŋür böşük boluşup” dengini görüp birbirine hısım akraba olup; “tüŋür ḳaḍın boluştı” hısım akraba oldula…
Salıvermek, serbest bırakmak: “idu birip boşuttum” (tutsakları) gönderip salıverdim; “özi ḳatmış, emdi boşutġu kerek” kendisi bağlamış, şimdi salıvermesi gerekir.
Boy, beden: “boyda uluġ bilge bolup bilgiŋ ula” boyca büyük, bilge olup bilgini artır; “tumşuḳlug tarmaḳlag boylar” gagalı, pençeli … (?).
Kibirlenmek, baş kaldırmak; nazlanmak: “tün kün tapun teŋrike, boynamaġıl” gece gündüz Tanrı’ya kulluk et, kibirlenme; “keldi maŋa boynayu” bana nazlanarak geldi.
Boyun: “yaġı boynı egdi” düşmanın boynu eğildi; “yaġı boynı yençmek” düşmanın boynunu ezmek; “başı boynın söke turdı” başını boynunu yarıp durdu; “boynıtı tutup ḳadırġa…
Hançer, kısa kılıç: “bu bögde biçek kim eligde turur” elde duran bu hançer, bıçak; “yaġıŋ tapa titrü baḳıp bögdeŋ bile” düşmanına dikkatle bakıp hançerinle.
Set çekmez, bent yapmaz (?): “teŋizni ḳayġıḳın bögmes” denize kepçeyle set çekilmez (?).
Kurt: “böri ḳoy bile suwladı ol öḍün” o zaman kurt koyunla birlikte su içti; “ḳaŋım ḳaġan süsi böri teg ermiş” babam kağanın ordusu kurt gibiymiş; “yisün seni âr böri” …
Börk, başlık: “neçe baş beḍüse beḍük börk keḍür” baş ne kadar büyürse büyük börk giyer; “başsız börk bolmas” başsız börk olmaz; “burun başḳa börkni keḍer baş kerek” baş…
Kurt gibi uluyarak (?): “ulşıp eren börleyü” erler uluşup kurt gibi (uluyarak).
Bu (işaret zamiri ve sıfatı): “bu kün” bugün; “bu muntag bėş çöbik” bu böyle beş kötülük; “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşman; “bularıġ yime eḍgü…
(Kuş sesi yansıması) “buç buç öter semürgük” bıldırcın (?) ‘buç buç’ diye öter.
Anlamı kesinleşmeyen fiil; donmak, uyuşmak (?): “tumluġḳa toŋmış budmış tınlaġlar” soğuktan donmuş, uyuşmuş canlılar; “özüm meniŋ budursın” kendimi … (?).
Budraç: bir bey adı: “budraç yeme ḳudurdı” Budraç da kudurdu; “budraç ḳanın irtelim” Budraç hanını arayalım.
Boğa: “semiz buḳa, toruḳ buḳa” semiz boğa, zayıf boğa; “sıġır buḳa möŋreşür” inek ve boğa böğrüşür; “ulug bedük ud iŋek boalar” büyük sığırlar, inekler, boğalar.
Bulmak: “yaġlıg kamıç bulupan yalgayu tirilmiş” yağlı kepçe bulup yalayarak yaşamış; “ür oġul köseser bultuŋ” oğul istersen buldun; “yaraġ bulup” fırsat bulup; “ne eḍgü…
Kargaşa, karışıklık, fitne: “ḳara bulġaḳıŋa ḳatılma” halkın kargaşasına karışma; “özin keḍ küḍezse bu bulġaḳ küni” bu kargaşa gününde kendini iyi korursa; “teŋri yėr bu…
Bulut: “bulıt örüp kök örtüldi” bulut kalkıp gök örtüldü; “ürüŋ bulıtnı indürdimiz” ak bulutu (gölge olarak) indirdik; “bulıt ara kün tugmiş” bulut arasından güneş doğm…
Tutsak etmek, ele geçirmek; ganimet almak: “oġlin kisisin bulnadı” oğlunu, karısını tutsak etti; “telim baynı kördüm, boġuz bulnadı” nice zengini gördüm, boğaz (onu) tu…
Bulunmak, olmak: “ölüm tutsa asġı bulunmaz sözün” ölüm yakalarsa sözün yararı bulunmaz; “bu yirde bulunmaz munu belgülük” bu yerde bulunmaz, işte belli; “miŋer dostta b…
Tutsak, esir: “bulun bolup başı tıġdı” tutsak olup başını eğdi; “havaḳa bulun bulun bolma” hevese tutsak, tutsak olma; “boġuzḳa bulun bolma” boğazına tutsak olma; “et ö…
Buda; aydınlanmış olan: “tŋri tŋrisi burḫan yarlıḳamış” tanrılar tanrısı Buda buyurdu; “burḫanıġ ögüp nomuġ ögüp” Buda’yı, öğretiyi övüp; “burkan kutın bultı” Budalığa …
Anlamı kesinleşmeyen söz: “sızġurġalır üdigler essiz yüzi burḳurar” … yüzü buruşur (?).
Burun: “ėki közintin burnıntın barça ḳan abıp önti” iki gözünden, burnundan kan boşandı; “balıḳ ḳudruḳındın ḳozı burnıŋa” Balık burcunun kuyruğundan Koç’un burnuna; “kü…
Pusu kurmak, pusuda beklemek: “saḳ er tutçı itnip usalıġ busar” uyanık kişi hep hazırlanıp gafili pusuda bekler; “tegme yaŋaḳ bustımız” her yanda pusu kurduk; “ėmėl asr…
Pusu: “busuġda turur bu körünmez ölüm” bu görünmez ölüm pusuda durur; “çerigde bir ança busuġka kigür” ordudan bir kısmını pusuya sok; “urmış ajun busuġın” dünya pusu k…
Budak, dal: “ay ewi artuç butaḳ” ayın evi ardıç dalıdır.
Buz: “ḳar buz ḳamuġ erüşdi” kar buz hep eridi.
Anlamı kesinleşmeyen söz: “yigen yil büke teg yir erken açar” … gibi erkenden açar; “ḳatı yoḳ büki” sertliği, … yok; “ufut bolup büke turdı” utanıp … durdu.
Bilge, bilgin (KB’de çoğunlukla hitap): “ḳılınçıŋ sözüŋ eḍgü tut ay bügü” ey bilge, işini sözünü iyi tut; “yaḳşı aymış bügü bilgi kiŋ” bilgisi geniş bilge güzel söylemi…
Kambur: “bükri bolup ün büter” kambur olup sesi kısılır.
Tepe, yokuş (?): “aġa büktir üze yordım” … tepeler üzerinde yürüdüm.
Bükülmek, eğilmek: “ulug karı bükülmiş et-özin” yaşlanmış, bükülmüş bedenini; “egrilmiş bükülmiş et-özin körüp” eğrilmiş, bükülmüş bedenini görüp; “tegme çeçek … boḳuḳl…