İç, içeri; karın, gönül: “ay iç taş biligli” ey içi dışı bilen; “taşı teg içi ol içi teg taşı” dışı gibi içi, içi gibi dışıdır; “körü barsa erdi içim taşlarım” içimi dı…
DLT’deki Türkçe parçalar sözlüğü
1.292 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
27 madde · “i” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
İçmek: “bor içme aya borçı boġzı ḳulı” ey şarapçı, boğazının kulu, şarap içme; “bor içse açıldı çıġaylıḳ yolı” şarap içerse yoksulluk yolu açılır; “yėgil hem içgil yaru…
(Birine) tâbi olmak, boyun eğmek, içine girmek: “ḳanıŋın ḳodup içıḳdiŋ” kağanını bırakıp (Çin’e) tâbi oldun; “ḳıırḳız bodunı içıḳdi yükünti” Kırgız halkı tâbi oldu, boy…
İçinde, içre; içeride: “ol olarḳa ḫorluḳ dünya içre” bu onlar için dünyada zillettir; “bolur ḳarşı içre aġıçı işi” hazinedarın işi saray içindedir; “aġız içre aġu saġdı…
İçirmek: “ḳayu aydı ötrüm içürgü kerek” kimi dedi: müshil içirmek gerek; “ḳıldıŋız mu hacilarḳa suw içürmekni” hacılara su içirmeyi mi (eşit tuttunuz); “içürmezmiz yand…
Kap, kacak; (içki) kabı: “idiş tavaş buşı bėrser” kap kacak sadaka verirse; “uzun tonlug idişin ayakın kodupan barmiş” kadın kabını kaşığını bırakıp gitmiş; “altun küze…
Sahip, iye: “bu ḳuḍret iḍisi uluġ bir bayat” bu kudret sahibi yüce, tek Tanrı; “semiz at aġzı ḳatıg boltı idisi umaz” semiz atın ağzı sertleşti, sahibi (onu) zapt edeme…
Hastalık, dert: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” bilgi bilirse insandan hastalık uzaklaşır; “ig aġrıġ kėtdi” hastalık, ağrı gitti; “teŋ teŋ ig aġrıġ ada tuda kelürür” t…
Hastalanmak: “ölür erdi erse ḳamuġ iglegen” hasta olan herkes ölseydi; “kişi igledimü ölüm ḳoşnısı” insan hastalandı mı ölümün komşusudur; “igledim andın uzaḳ” bundan u…
Anlamı kesinleşmeyen fiil (DLT): “il bolġalı ikendi / andaġ erig kim utar” il olmak için … ; öyle adamı kim yener.
Kınamak, sitem etmek; gücenmek, (kendini) suçlamak, hayıflanmak: “körüp buştum erse ilendi özüŋ” görüp öfkelendimse sen gücendin; “cefa ḳıldı tip sen ilenme maŋa” bana …
Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (DLT, bahar tasvirinde): “ḳaḳlar ḳamuġ kölerdi / taġlar başı ilerdi” bütün su birikintileri göl oldu, dağların başı … (belirdi ?).
Takılmak, (tuzağa) düşmek, tutulmak: “tuymatın tuzaḳḳa ilinmiş” farkına varmadan tuzağa düşmüş; “tuzaḳḳa ilinme” tuzağa düşme; “tuzaḳḳa ilnür elik” geyik tuzağa düşer; …
İşaret etmek, el ya da başla çağırmak: “ilig imledi kelgil oldur berü” hükümdar ‘gel, buraya otur’ diye işaret etti; “orun birdi oldur tiyü imledi” yer verdi, ‘otur’ di…
İnmek, aşağı gelmek: “yaşıl köktin indi yaġız yirke söz” söz mavi gökten kara yere indi; “nė kim iner kökdin nė kim aġar” gökten ne iner, (göğe) ne çıkarsa; “ol ḳar ḳam…
Esenlik, huzur, rahat; (sıfat gibi) esen, rahat; “inçke teg-” huzura kavuşmak: “ajun inçke tegdi tüzüldi törü” dünya huzura kavuştu, töre düzene girdi; “inç tirilgil” e…
Toplanmak, bir araya gelmek (DLT): “kelgeli-met irkeşür” (düşman) gelmek için toplanıyor.
Anlamı kesinleşmeyen söz (DLT): “bolsa kimiŋ altun kümüş irle iter” kimin altın gümüşü olursa … düzenler.
Araştırmak, soruşturmak; aramak: “tüpiŋe tegü irte artuḳ ayıt” köküne kadar araştır, iyice sor; “eşitgil sözüg irte yalġan çınıġ” sözü dinle, yalanı doğruyu araştır; “e…
Birbirini aramak, karşılıklı araştırmak; (öç) birbirinden aramak: “tilep irteşü yandru tapşur yana” arayıp soruşturup yeniden kavuştur; “öçin kekin irteşür” (DLT) birbi…
Kötü, fena; (isim) kötü kişi, kötülük: “kerek beg kerek ḳul ne eḍgü isiz” ister bey ister kul, iyi ya da kötü; “isizdin küḍezgil ula eḍgüke” kötüden koru, iyiye ulaştır…
İş, eylem, uğraş: “bilig bil uḳuş uḳ işiŋ ötrü ḳıl” bilgi edin, akıl edin, işini ondan sonra yap; “vezir işi barça saḳışlar bolur” vezirin işi hep hesaplardır; “işim ti…
İşletmek, kullanmak; harcamak: “ḳalı bulsa işlet uçup kökke teŋ” (akıllı kişiyi) bulursan işlet, göğe denk yükselir; “altun kümüş … özüm işleteyin” altını gümüşü kendim…
Anlamı kesinleşmeyen söz (DLT; “İtil’e mi” ya da “düzene mi girer” okunabilir): “kelse apaŋ terkenim / İtilge-met törkünüm” …
Hazırlanmak, donanmak; kendini ve işini düzene koymak: “ölüm kelmez erken ölümke itin” ölüm gelmeden ölüme hazırlan; “usanma yarınlıḳ işiŋni itin” gevşeme, yarınki işin…
Acele etmek, ivmek: “ḳayu işke iwse uzar kiç ḳalur” hangi işte acele edersen uzar, geç kalır; “işin tüşse iwme sabır birle ayt” işin düşerse acele etme, sabırla söyle; …
Anlamı kesinleşmeyen söz (DLT; ‘acele’ anlamlı iwe ile ilgili olmalı): “teġme iwet ışḳa körüp turġıl ele” her aceleli (?) işe bakıp dur.