(Köktürk yazıtlarında, “tosık” tokluk karşıtı) açlık: “toḳ arḳuk sen, āçsık tosık ömez sen” tokken açlığı tokluğu düşünmezsin; “bir todsar āçsık ömez sen” bir kez doyun…
Kül Tigin Yazıtı sözlüğü
556 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
556 madde
Şaşılası, harika, olağanüstü: “adınçıġ muŋadınçıġ soġançıġ tatıġlıġ nom” harika, şaşılası, hoş ve tatlı öğreti; “adınçıġ alp erdem” olağanüstü güçlü erdem; “aşoḳ atlıġ …
Ayak: “teŋriniŋ adaġlarınta töpüsi üze yükünüp” tanrının ayaklarına başını koyarak eğilip; “ėlgin adaḳın” eliyle ayağıyla; “töpöden adaḳnaŋ tıraŋaḳ uçıŋa” tepeden ayak …
Değerli kumaş, ipek; hazine: “tabġaç bodun sabı süçig, aġısı yımşaḳ” Çin halkının sözü tatlı, ipeği yumuşak; “bir tümen aġı, altun kümüş” on bin (top) ipek, altın gümüş.
Dilsiz, konuşamayan: “tilin sözlemese aġın tir kişi” diliyle konuşmazsa insanlar ona dilsiz der; “saġırlar aġınlar” sağırlar, dilsizler; “ikide biri aġın ol, umas nerse…
Değerli kumaş, ipek; mal: “altunın kümüşin aġışın barımın” altınını, gümüşünü, ipeğini, malını; “bu eḍgü aġış teg aġır” bu iyi (kişi) ipek gibi değerlidir.
(Düşman ordusunu) püskürtmek, dağıtmak; (orduyu) harekete geçirmek: “oza kelmiş süsin kül tėgin aġıtıp” saldırıya geçen ordusunu Kül Tigin püskürtüp; “kelgme süsin aġıt…
Ak, beyaz: “aḳ bisi ḳulunlamış” ak kısrak yavruladı; “kerip tutar aḳ torın” ak ağını gerip tutar (bulut).
Akıtmak: “aḳıtsa suwuġ yirde ni’met önür” suyu yere akıtsa nimet biter; “aŋar baḳır yulını aḳıttımız” ona bakır pınarını akıttık; “közde aḳıttı aḳın” gözünden yaş akıttı.
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Hile, düzen, kurnazlık: “olarnıŋ alları” onların düzenleri; “taŋrı … kafirlerniŋ alını” Tanrı kâfirlerin düzenini (boşa çıkarır).
Tüketmek, bitirmek, yok etmek: “alḳu nizvanılarag arıtı alkmış” bütün tutkuları tamamen tüketmiş; “usallıḳ mini alḳtı” tembellik beni tüketti; “sürügüg udug koŋug alkur…
Tükenmek, bitmek, yok olmak: “neçe tirse dünya tüker alḳınur” ne kadar toplanırsa toplansın dünya tükenir, biter; “aġı barım alḳınsar” mal mülk tükenirse; “kişi sözlese…
Yiğit, kahraman, cesur: “toŋa alp er erdi” Tonga yiğit bir erdi; “edgü alp kişig” iyi, yiğit kişiyi; “ḳaġanı alp ermiş” kağanı yiğitmiş; “alpın erdemin üçün” yiğitliği …
Yiğit savaşçı, alp: “bir uġuş alpaġu on erig” bir soydan on alp eri; “ḳopsa anıŋ alpaġutın andan yara” onun yiğitlerinden kalkan olursa; “alpaġutm üḍürdi” yiğitlerimi s…
Altı: “altı yıl” altı yıl; “altı yüz” altı yüz; “altı ḳaçıġ” altı duyu organı; “altı paramit” altı mükemmellik; “altı ėrig sançdı” altı eri mızrakladı.
Altın: “altun kümüş” altın gümüş; “sarıġ altunın, ürüŋ kümüşin” sarı altınını, ak gümüşünü; “altun örgin üze olurupan” altın taht üzerine oturup; “altun birle ėtiglerin…
Yer adı; “amġı ḳorġan” Amgı kalesi: “amġı ḳorġan ḳışlap” Amgı kalesinde kışlayıp; “amġı ḳorġan kıışladuḳda yut boltı” Amgı kalesinde kışladığımızda kıtlık oldu.
Şimdi, bu anda; artık: “amtı türk yigit erken” şimdi genç iken; “amtı ökünürbiz” şimdi pişmanlık duyuyoruz; “ol amtı anıġ yoḳ” o şimdi (artık) kötü değil; “amtı şasdr y…
Öyle, o kadar, şöyle: “ança biliŋler” öylece bilin; “ança ança ükliser” o kadar o kadar çoğalsa; “ança boşġurur ermiş” şöyle öğütlermiş; “teŋri ança tėmiş” Tanrı şöyle …
Sunmak, armağan etmek (büyüğe): “bir erdini monçuq ançuladı” bir mücevher inci sundu; “yaraḳlıġdı, ḳaġanḳa ançuladı” zırhlıyı (yakalayıp) kağana sundu; “nom küsüşlüg üç…
Öyle, o türlü (Uygur metinlerinde): “antaġ küçlüg men” öyle güçlüyüm; “bolmaḳ yme antaġ erür” oluş da öyledir; “antaġ nizvanı basınçıŋa ulınıp” öyle tutku baskısına yen…
Kötü; kötülük: “ol amtı ańıġ yoḳ” (orada) artık kötülük yok; “anta ańıġ kişi ança boşġurur ermiş” orada kötü kişiler şöyle öğütlermiş; “edgüli anıġlı iki törlüg” iyi ve…
Ata, ecdat, büyük ata: “eçüm apam bumın ḳaġan, iştemi ḳaġan” atalarım Bumın Kağan, İstemi Kağan; “eçümüz apamız yamı ḳaġan” atamız Yamı Kağan.
Orhon yazıtlarında yas törenine elçi gönderen halklar arasında sayılan bir halk: “tabġaç, tüpüt, apar, purum, ḳırḳız …” Çin, Tibet, Apar, Purum, Kırgız …
Aldatmak, kandırmak: “ardı sizni yaḳın tiriglik” yakın (dünya) hayatı sizi aldattı; “armasun sizni bu ajun tirigliki” bu dünya hayatı sizi aldatmasın; “mini ardı dünya”…
Ara; arasında, içinde: “siziŋ ara” aranızda; “kişi ara” insanlar arasında; “ikin ara” ikisi arasında; “ḳuvraġ arasınta” topluluk içinde; “işleriniŋ arasında” işleri ara…
Bitkin düşmek, tükenmek; yok olmak: “ḳoop anta alḳıntıġ arıltıġ” hepiniz orada tükendiniz, bitkin düşüp yok oldunuz.
Kervan, ticaret kafilesi: “ḫıtay arḳışı yaḍtı tawġaç eḍi” Çin kervanı Tabgaç mallarını yaydı; “arḳış tirkiş ısar” kervan, kafile gönderirsen; “arḳış astınraḳ sizdin” ke…
İnatçı, huysuz, dik başlı: “arḳuḳ ḳılınç” inatçı huy; “arḳuḳ ḳılınçlıġḳa bolmaz sewinç” inatçı huyluya sevinç olmaz; “ḳılınç arḳuḳı” huyun dik başlılığı.
Aldatıcılık, hilekârlık (?): “tabġaç bodun tebligin kürlügin üçün, armaḳçısin üçün” Çin halkının hilesi, düzeni, aldatıcılığı yüzünden.
Bozulmak, çürümek, yozlaşmak: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendi kendine bozulur, çürür; “yaġuşsa artar öz” (arzu) yaklaşınca öz bozulur; “bu ortu buzulġa,…
Fazla, çok, aşırı: “üküş sözde artuḳ asıġ körmedim” çok sözde fazla yarar görmedim; “artuḳ emgek” fazla sıkıntı; “arduḳraḳ kėŋ” daha geniş.
Artırmak, çoğaltmak: “olarḳa imannı arturdı” onların imanını artırdı; “tapuġ arturu bardı künde yaŋı” hizmetini her gün artırarak gitti; “aḳılıḳ şėrėf cah cėmal arturur…
Alt, aşağı; “üze … asra” üstte … altta: “üze kök teŋri, asra yaġız yėr ḳılıntuḳda” üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında; “üze tuman turdı, asra toz turdı” yuk…
Aşmak, geçmek (dağ, geçit, çöl): “ḳayu art aşar” kimi geçit aşar; “ḳara ḳum aşmış” Kara Kum’u aşmış; “altun yışıġ aşa keltimiz” Altın Yış’ı aşıp geldik; “kögmen aşa ḳır…
Aşsız, yiyeceksiz: “içre aşsız, taşra tonsuz” içte aç, dışta çıplak; “aşsız suvsuz ḳurıp ḳatıp yorıyurlar” yiyeceksiz, susuz kuruyup katılaşıp dolaşırlar.
Ad, isim; san, ün: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “eḍgü atın kör alḳış bulur” iyi adıyla hayır dua bulur; “özüŋ meŋü ermez, atıŋ meŋü …
Gökteki ay: “yaġız yir yaşıl kök kün ay birle tün” yağız yer, yeşil gök, güneş, ay ve gece; “kün ay teŋri” Güneş ve Ay tanrısı; “kün ai yaruḳın tıda” güneşin ve ayın ış…
Söylemek, demek: “ayġıl tidi” söyle dedi; “yanut birdi ögdülmiş aydı” Ögdülmiş cevap verip dedi; “köŋül sırrı berk tut sen ayma tilin” gönül sırrını sıkı tut, dille söy…
Saygı, hürmet, itibar: “aġar ayaġ ḳılurlar” büyük saygı gösterirler; “ayaġın çiltegin” saygısını hürmetini; “uluġ türlüg aḳır ayaġ üze” türlü türlü büyük saygıyla; “etü…
(KB, “kök ayuḳ” biçiminde) bilgili, görmüş geçirmiş kişi ya da bir makam adı (?): “negü tir eşitgil bilir kök ayuḳ” bilgili kök ayuk ne der, dinle.
Az, küçük miktarda; az sayıda: “üküş sözleme, söz birer sözle az” çok konuşma, sözü birer birer, az söyle; “az bodun yaġı boltı” az halk düşman oldu; “az bodunuġ üküş k…
Azıcık, pek az; biraz: “meger azḳına” pek azı dışında; “körkitür saŋa olarnı taŋrı tüşüŋ içinde azḳına” Tanrı onları sana rüyanda az gösterir; “azḳına tat” azıcık tat; …
Veya, ya da; “azu … azu” ya … ya: “braman oḳusınta erser azu ... ksatirik oġusınta erser” brahman soyundan olsa ya da kşatriya soyundan olsa; “anıŋ oḳşaġı yoḳ azu meŋze…
Balbal: ölünün mezarı önüne, onun öldürdüğü düşmanları simgeleyerek dikilen taş: “baz ḳaġanıġ balbal tikmiş” Baz Kağan’ı (babamın mezarına) balbal olarak dikmiş; “alp e…
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Mal, servet, varlık (çoğunlukla “aġı barım” hazine ve mal): “alku aġı barım iliksiz tutuḳsuz köŋülin buşı bėrdim” bütün malımı mülkümü bağlanmadan, esirgemeden sadaka v…
Ev, yapı; çoğunlukla “ev bark” ev bark, yurt: “evig barkag kodup toyın bolsar” evini barkını bırakıp rahip olursa; “ev barḳdın kesildiler” evlerinden barklarından ayrıl…
Pars, kaplan: “esnegen bars men, ḳamuş ara başım” esneyen parsım, başım sazlık arasında; “bars irbiz böri ulatı ḳadır yavlaḳ keyikler” kaplan, pars, kurt gibi azgın, kö…
Basmak, bastırmak, üstüne çökmek: “üze teŋri basmasar, asra yėr telinmeser” üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe; “bastı ölüm aġtaru” ölüm bastırıp devirdi; “ed…
Basılmak, ezilmek; (bir şeye) yenik düşmek: “havaḳa basıḳsa bolur er yaya” insan hevese yenik düşerse yaya kalır; “havaḳa basıḳma” hevese yenilme; “ökünçke basıḳtım” pi…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Başlamak: “bayat atı birle sözüg başladım” Tanrı’nın adıyla söze başladım; “başladım taŋrı atı birle” Tanrı adıyla başladım; “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yard…
Başlı, başı olan: “başlıġıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş” başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş; “altun başlıg yılan men” altın başlı yılanım; “sü başlıġ bolur”…
Batı, gün batısı (çoğunlukla “kün batsıḳı”): “öŋre kün tuġsıḳıġa, kisre kün batsıḳıġa tegi” ileride gün doğusuna, geride gün batısına dek; “kün batsıkıŋa” gün batısına;…
Zengin, varlıklı: “çıġań bodunug bay ḳıltım” yoksul halkı zengin kıldım; “bay bar ertim, aġılım on” zengin idim, ağılım (hazinem) çoktu; “bay yeme bar, yoḳ çıġay yeme b…
Bayırku: bir Türk boyu (çoğunlukla “yėr bayırḳuu”): “yırıġaru yėr bayırḳuu yėriŋe tegi süledim” kuzeyde Yer Bayırku yurduna dek sefer ettim; “yėr bayırḳuu ulug irkin ya…
Bağımlı, tabi; boyun eğmiş: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış, ḳop baz ḳılmış” dört yandaki halkları hep almış, hep tabi kılmış; “yat baz” yabancı ve tabi (halk).
Nakkaş, ressam: “tabġaç ḳaġanta bedizçi kelürtüm” Çin kağanından nakkaş getirttim; “tabġaç ḳaġanıŋ içreki bedizçig ıttı” Çin kağanı saray nakkaşını gönderdi; “ya sırçı …
Süslemek, nakışlamak, resmetmek: “ürüŋ topraḳ toḳısar, bedizeser burkan körkin” beyaz toprak döverse, Buda tasvirini nakışlarsa; “bedizettim, bediztim” nakışlattım, süs…
Süs, nakış, resim: “için taşın adınçıg bediz urturtum” içine dışına olağanüstü nakışlar yaptırdım; “bark itgüçi bediz yaratıgma bitig taş itgüçi” türbe yapan, nakış işl…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
Beylik; hükümdarlık, yönetim: “beglik urı oġlıŋ ḳul boltı” beylik (soylu) erkek evladın kul oldu; “bilig bolsa beglik ḳılur” bilgisi olursa beylik eder; “usal beg bütün…
Ebedî, kalıcı: “ötüken yış olursar bengü ėl tuta olurtaçı sen” Ötüken ormanında oturursan ebedî ülke tutarak oturacaksın; “neŋ neŋ sabım erser bengü taşḳa urtum” ne söz…
Köktürk yazıtında Soğd ve Buhara halkıyla birlikte anılan bir halk adı: “kün batsıkdaḳı soġud berçiker buḳarak uluş bodunta” gün batısındaki Soğd, Berçiker, Buhara ülke…
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…
Beşinci: “bu bėşinç boşġutsuz arhant” bu beşinci (tür) öğrenimini bitirmiş arhat; “bėşinç ay toḳuz otuzḳa” beşinci ayın yirmi dokuzunda; “bėşinç oŋınta” beşinci sırada;…
Bin: “biz ėki bıŋ ertimiz” biz iki bin kişiydik; “bir tümen artuḳı yėti biŋ süg” on yedi bin askeri; “bıŋ yıllıḳ tümen künlik bitigimin” bin yıllık, on bin günlük yazıt…
Maymun: “biçinniŋ” maymunun; “boluŋlar biçinler yıramışlar” aşağılanmış maymunlar olun.
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…
Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…
Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …
(Ata) binmek: “boz atıġ binip tegdi” boz ata binip saldırdı; “azman aḳıġ binip oplayu tegdi” Azman Ak’a binip hücum etti; “yegren at binip” doru ata binip; (ettirgen) “…
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
(Köktürk yazıtlarında) güney; güneyde: “biriye çuġay yış” güneyde Çuğay ormanı; “biriye şadapıt begler” güneydeki şadapıt beyleri; “biriye tabġaçda atı küsi yoḳ boltı” …
İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…
Yazmak: “bitig bitidim” yazıt yazdım; “yolluġ tėgin bitidim” (ben) Yolluğ Tegin yazdım; “bitidim kitabnı mėva‘iz mėsėl” kitabı öğütler ve örneklerle yazdım; “bitise ḳal…
Yazı, yazılı şey; kitap, mektup: “bitip ḳoḍmış atın tirigke bitig” adını dirilere yazılı olarak bırakmış; “nom bitig” dinî kitap, sutra; “ilig me bitisü öz elgin bitig”…
Yazdırmak: “bėŋgü taş toḳıtdım, bititdim” ebedî taş yontturdum, yazdırdım; “türük bilge ḳaġan ėliŋe bititdim” Türk Bilge Kağan’ın ülkesi için yazdırdım; “kayu erser bir…
Biz (birinci çoğul kişi zamiri): “biz aş teg ertimiz” biz aç gibiydik; “ne ogrınta biziŋ begimiz” ne yüzden bizim beyimiz; “ökünür biz” pişman oluruz; “biziŋe yaŋıltuḳi…
Halk, kavim, ulus: “türük bodun, bunı eşidiŋ” Türk halkı, bunu işitin; “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağ, halkın ağırlığı beydir; “begli bodunlıg”…
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
Öğretmek: “anta aŋıg kişi ança boşġurur ermiş” orada kötü kişi şöyle öğretirmiş; “alḳu şasatarlar boşġunup adnaġuḳa boşġurur men” bütün şastraları öğrenip başkalarına ö…
Boz, kır (renk): “boz atıġ binip tegdi” boz ata binip saldırdı; “özlüki boz at erti” kendi atı boz attı; “boz bulıt yorıdı” boz bulut ilerledi.
(Köktürk yazıtlarında) bu zamanda, şimdiki zamanda; ya da ‘tahtta’ (?): “türük bilge ḳaġan bödke olurtum” Türk Bilge Kağan (olarak) bu zamanda tahta oturdum; “bodun beg…
(Köl Tigin yazıtında) Bölün: bir elçi adı: “tüpüt ḳaġanta bölün kelti” Tibet kağanından Bölün geldi.
Kurt: “böri ḳoy bile suwladı ol öḍün” o zaman kurt koyunla birlikte su içti; “ḳaŋım ḳaġan süsi böri teg ermiş” babam kağanın ordusu kurt gibiymiş; “yisün seni âr böri” …
Akraba, yakın; hısım (çoğunlukla “baġır böşük”, “tüŋür böşük”): “tüŋür böşük boluşup” hısım akraba olup; “baġır böşük edgü ögliler birle” yakın akraba ve iyi dostlarla;…
Bu (işaret zamiri ve sıfatı): “bu kün” bugün; “bu muntag bėş çöbik” bu böyle beş kötülük; “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşman; “bularıġ yime eḍgü…
Buhara: “buḳarak uluş bodunta” Buhara ülkesi halkından.
Bulmak: “yaġlıg kamıç bulupan yalgayu tirilmiş” yağlı kepçe bulup yalayarak yaşamış; “ür oġul köseser bultuŋ” oğul istersen buldun; “yaraġ bulup” fırsat bulup; “ne eḍgü…
Köşe, yön, taraf: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış” dört köşedeki halkları hep almış; “öŋdün küntün buluŋda ögrünçlüg yėl yiltirdi” doğu-güney köşesinde sevinçli rüzgâ…
Bumın Kağan: Köktürk devletinin kurucusu: “eçüm apam bumın ḳaġan, iştemi ḳaġan olurmış” atalarım Bumın Kağan, İstemi Kağan (tahta) oturmuş.
Bu kadar, bunca: “bunça yėrke tegi yorıtdım” bu kadar yere dek yürüttüm; “bunça törüg ḳazġanıp” bu kadar töreyi kazanıp; “bunça aġır törüg” bu kadar ağır töreyi; “bunça…
Sıkıntı, dert, eksiklik: “ötüken yış olursar ėlte buŋ yoḳ” Ötüken ormanında oturursan ülkede sıkıntı olmaz; “neŋ buŋug yoḳ” hiç derdin yok; “ne buŋı bar erteçi ermiş” n…