Balbal: ölünün mezarı önüne, onun öldürdüğü düşmanları simgeleyerek dikilen taş: “baz ḳaġanıġ balbal tikmiş” Baz Kağan’ı (babamın mezarına) balbal olarak dikmiş; “alp e…
Kül Tigin Yazıtı sözlüğü
556 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
59 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Mal, servet, varlık (çoğunlukla “aġı barım” hazine ve mal): “alku aġı barım iliksiz tutuḳsuz köŋülin buşı bėrdim” bütün malımı mülkümü bağlanmadan, esirgemeden sadaka v…
Ev, yapı; çoğunlukla “ev bark” ev bark, yurt: “evig barkag kodup toyın bolsar” evini barkını bırakıp rahip olursa; “ev barḳdın kesildiler” evlerinden barklarından ayrıl…
Pars, kaplan: “esnegen bars men, ḳamuş ara başım” esneyen parsım, başım sazlık arasında; “bars irbiz böri ulatı ḳadır yavlaḳ keyikler” kaplan, pars, kurt gibi azgın, kö…
Basmak, bastırmak, üstüne çökmek: “üze teŋri basmasar, asra yėr telinmeser” üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe; “bastı ölüm aġtaru” ölüm bastırıp devirdi; “ed…
Basılmak, ezilmek; (bir şeye) yenik düşmek: “havaḳa basıḳsa bolur er yaya” insan hevese yenik düşerse yaya kalır; “havaḳa basıḳma” hevese yenilme; “ökünçke basıḳtım” pi…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Başlamak: “bayat atı birle sözüg başladım” Tanrı’nın adıyla söze başladım; “başladım taŋrı atı birle” Tanrı adıyla başladım; “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yard…
Başlı, başı olan: “başlıġıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş” başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş; “altun başlıg yılan men” altın başlı yılanım; “sü başlıġ bolur”…
Batı, gün batısı (çoğunlukla “kün batsıḳı”): “öŋre kün tuġsıḳıġa, kisre kün batsıḳıġa tegi” ileride gün doğusuna, geride gün batısına dek; “kün batsıkıŋa” gün batısına;…
Zengin, varlıklı: “çıġań bodunug bay ḳıltım” yoksul halkı zengin kıldım; “bay bar ertim, aġılım on” zengin idim, ağılım (hazinem) çoktu; “bay yeme bar, yoḳ çıġay yeme b…
Bayırku: bir Türk boyu (çoğunlukla “yėr bayırḳuu”): “yırıġaru yėr bayırḳuu yėriŋe tegi süledim” kuzeyde Yer Bayırku yurduna dek sefer ettim; “yėr bayırḳuu ulug irkin ya…
Bağımlı, tabi; boyun eğmiş: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış, ḳop baz ḳılmış” dört yandaki halkları hep almış, hep tabi kılmış; “yat baz” yabancı ve tabi (halk).
Nakkaş, ressam: “tabġaç ḳaġanta bedizçi kelürtüm” Çin kağanından nakkaş getirttim; “tabġaç ḳaġanıŋ içreki bedizçig ıttı” Çin kağanı saray nakkaşını gönderdi; “ya sırçı …
Süslemek, nakışlamak, resmetmek: “ürüŋ topraḳ toḳısar, bedizeser burkan körkin” beyaz toprak döverse, Buda tasvirini nakışlarsa; “bedizettim, bediztim” nakışlattım, süs…
Süs, nakış, resim: “için taşın adınçıg bediz urturtum” içine dışına olağanüstü nakışlar yaptırdım; “bark itgüçi bediz yaratıgma bitig taş itgüçi” türbe yapan, nakış işl…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
Beylik; hükümdarlık, yönetim: “beglik urı oġlıŋ ḳul boltı” beylik (soylu) erkek evladın kul oldu; “bilig bolsa beglik ḳılur” bilgisi olursa beylik eder; “usal beg bütün…
Ebedî, kalıcı: “ötüken yış olursar bengü ėl tuta olurtaçı sen” Ötüken ormanında oturursan ebedî ülke tutarak oturacaksın; “neŋ neŋ sabım erser bengü taşḳa urtum” ne söz…
Köktürk yazıtında Soğd ve Buhara halkıyla birlikte anılan bir halk adı: “kün batsıkdaḳı soġud berçiker buḳarak uluş bodunta” gün batısındaki Soğd, Berçiker, Buhara ülke…
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…
Beşinci: “bu bėşinç boşġutsuz arhant” bu beşinci (tür) öğrenimini bitirmiş arhat; “bėşinç ay toḳuz otuzḳa” beşinci ayın yirmi dokuzunda; “bėşinç oŋınta” beşinci sırada;…
Bin: “biz ėki bıŋ ertimiz” biz iki bin kişiydik; “bir tümen artuḳı yėti biŋ süg” on yedi bin askeri; “bıŋ yıllıḳ tümen künlik bitigimin” bin yıllık, on bin günlük yazıt…
Maymun: “biçinniŋ” maymunun; “boluŋlar biçinler yıramışlar” aşağılanmış maymunlar olun.
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…
Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…
Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …
(Ata) binmek: “boz atıġ binip tegdi” boz ata binip saldırdı; “azman aḳıġ binip oplayu tegdi” Azman Ak’a binip hücum etti; “yegren at binip” doru ata binip; (ettirgen) “…
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
(Köktürk yazıtlarında) güney; güneyde: “biriye çuġay yış” güneyde Çuğay ormanı; “biriye şadapıt begler” güneydeki şadapıt beyleri; “biriye tabġaçda atı küsi yoḳ boltı” …
İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…
Yazmak: “bitig bitidim” yazıt yazdım; “yolluġ tėgin bitidim” (ben) Yolluğ Tegin yazdım; “bitidim kitabnı mėva‘iz mėsėl” kitabı öğütler ve örneklerle yazdım; “bitise ḳal…
Yazı, yazılı şey; kitap, mektup: “bitip ḳoḍmış atın tirigke bitig” adını dirilere yazılı olarak bırakmış; “nom bitig” dinî kitap, sutra; “ilig me bitisü öz elgin bitig”…
Yazdırmak: “bėŋgü taş toḳıtdım, bititdim” ebedî taş yontturdum, yazdırdım; “türük bilge ḳaġan ėliŋe bititdim” Türk Bilge Kağan’ın ülkesi için yazdırdım; “kayu erser bir…
Biz (birinci çoğul kişi zamiri): “biz aş teg ertimiz” biz aç gibiydik; “ne ogrınta biziŋ begimiz” ne yüzden bizim beyimiz; “ökünür biz” pişman oluruz; “biziŋe yaŋıltuḳi…
Halk, kavim, ulus: “türük bodun, bunı eşidiŋ” Türk halkı, bunu işitin; “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağ, halkın ağırlığı beydir; “begli bodunlıg”…
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
Öğretmek: “anta aŋıg kişi ança boşġurur ermiş” orada kötü kişi şöyle öğretirmiş; “alḳu şasatarlar boşġunup adnaġuḳa boşġurur men” bütün şastraları öğrenip başkalarına ö…
Boz, kır (renk): “boz atıġ binip tegdi” boz ata binip saldırdı; “özlüki boz at erti” kendi atı boz attı; “boz bulıt yorıdı” boz bulut ilerledi.
(Köktürk yazıtlarında) bu zamanda, şimdiki zamanda; ya da ‘tahtta’ (?): “türük bilge ḳaġan bödke olurtum” Türk Bilge Kağan (olarak) bu zamanda tahta oturdum; “bodun beg…
(Köl Tigin yazıtında) Bölün: bir elçi adı: “tüpüt ḳaġanta bölün kelti” Tibet kağanından Bölün geldi.
Kurt: “böri ḳoy bile suwladı ol öḍün” o zaman kurt koyunla birlikte su içti; “ḳaŋım ḳaġan süsi böri teg ermiş” babam kağanın ordusu kurt gibiymiş; “yisün seni âr böri” …
Akraba, yakın; hısım (çoğunlukla “baġır böşük”, “tüŋür böşük”): “tüŋür böşük boluşup” hısım akraba olup; “baġır böşük edgü ögliler birle” yakın akraba ve iyi dostlarla;…
Bu (işaret zamiri ve sıfatı): “bu kün” bugün; “bu muntag bėş çöbik” bu böyle beş kötülük; “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşman; “bularıġ yime eḍgü…
Buhara: “buḳarak uluş bodunta” Buhara ülkesi halkından.
Bulmak: “yaġlıg kamıç bulupan yalgayu tirilmiş” yağlı kepçe bulup yalayarak yaşamış; “ür oġul köseser bultuŋ” oğul istersen buldun; “yaraġ bulup” fırsat bulup; “ne eḍgü…
Köşe, yön, taraf: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış” dört köşedeki halkları hep almış; “öŋdün küntün buluŋda ögrünçlüg yėl yiltirdi” doğu-güney köşesinde sevinçli rüzgâ…
Bumın Kağan: Köktürk devletinin kurucusu: “eçüm apam bumın ḳaġan, iştemi ḳaġan olurmış” atalarım Bumın Kağan, İstemi Kağan (tahta) oturmuş.
Bu kadar, bunca: “bunça yėrke tegi yorıtdım” bu kadar yere dek yürüttüm; “bunça törüg ḳazġanıp” bu kadar töreyi kazanıp; “bunça aġır törüg” bu kadar ağır töreyi; “bunça…
Sıkıntı, dert, eksiklik: “ötüken yış olursar ėlte buŋ yoḳ” Ötüken ormanında oturursan ülkede sıkıntı olmaz; “neŋ buŋug yoḳ” hiç derdin yok; “ne buŋı bar erteçi ermiş” n…
Sıkıntısız, dertsiz; bol bol: “altun kümüş işgiti ḳutay buŋsuz ança berür” altın, gümüş, ipek, kumaşı sıkıntısız, öyle bol verir; “ebiŋe kirteçi sen, buŋsuz boltaçı sen…
(Köktürk yazıtlarında) buyruk: kağana bağlı yüksek görevli, komutan: “buyruk begler” buyruk beyleri; “iç buyruḳ” iç buyruk; “buyruḳı yeme bilge ermiş” komutanları da bi…
Bozmak, yıkmak; (düşmanı) bozguna uğratmak: “taŋut bodunug buzdum” Tangut halkını bozguna uğrattım; “altı çub soġdaḳ tapa süledimiz, buzdumız” Altı Çub Soğdakları üzeri…
(Köktürk yazıtlarında) doğuda anılan bir halk (Kore?): “öŋre kün tuġsıḳda bükli çöllüg el” ileride gün doğusunda Bükli, Çöl halkı; “ėlgerü kün tuġsıḳda bükli ḳaġanḳa te…