Ağabey; amca, babanın büyük kardeşi (yazıtlarda Kapgan Kağan için): “eçim ḳaġan ėli ḳamşaġ boltuḳınta” amcam kağanın ili sarsıldığında; “eçim ḳaġan birle ėlgerü yaşıl ü…
Kül Tigin Yazıtı sözlüğü
556 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
34 madde · “e” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Ata, büyük ata; hep “eçü apa” ikilemesiyle, atalar: “eçüm apam bumın ḳaġan ištemi ḳaġan olurmış” atalarım Bumın Kağan, İstemi Kağan tahta oturmuş; “eçümiz apamız tutmış…
İyice, güzelce, özenle; tam olarak: “bu sabımin edgüti eşid ḳatıġdı tiŋla” bu sözümü iyice işit, sıkıca dinle; “yelme ḳarġu edgüti urġıl” gözcüleri, karakolları iyice k…
İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…
(İplik) eğirmek: “buzdı egirmiş yipini küçde kiḍin” eğirdiği ipliği sağlamlaştırdıktan sonra bozdu; “ıduḳ elgin igig tutup yip egire yarlıḳadı” kutsal eliyle iği tutup …
Abla, büyük kız kardeş: “ögüm ḳatun ulayu öglerim ekelerim ḳunçuylarım” annem hatun başta olmak üzere analarım, ablalarım, prensesler; “inanç ekemiz yıpar” ablamız İnan…
İki, ikisi; hep “ekin ara” ikisi arasında (Orhon yazıtlarında): “kök teŋri asra yaġız yėr ḳılıntuḳda ekin ara kişi oglı ḳılınmış” üstte mavi gök, altta yağız yer yaratı…
El: “muŋaḍmış yirimde elig tut maŋa” sıkıştığım yerde elimi tut; “ḳalı bolsa elgiŋ boḍunḳa uzun” elin halka uzun (cömert, güçlü) ise; “ḳamuġ eḍgülükke tegürgil elig” he…
Ülkesini, devletini yitirmek: “elsiremiş ḳaġansıramış bodunuġ küŋedmiş ḳuladmış” ülkesiz, kağansız kalmış halkı cariye, köle olmuş (halkı toparladı).
Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…
Yanak, yüz; yüzün rengi (KB’de hep “ḳızıl eŋ”, “ḳızġu eŋ”): “örüŋ bolsa ḳırtış ḳızıl ḳızġu eŋ” teni beyaz, yanağı kıpkızıl olsa; “bayutġay sini ol ḳızıl bolġa eŋ” seni …
Er, erkek; adam, kişi: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” (insan) bilgi bilirse hastalık ondan uzaklaşır; “ögü bilmez erke ögüt ögretür” akıl bilmeyene öğüt öğretir; “ḳuş…
Olmak, var olmak; bulunmak: “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hiçbir şeyden değildir; “öz yaş kentü ürlüksüz meŋüsüz erür” ömür kendiliğinden kalıcı deği…
Erler, adamlar; yiğitler, kahramanlar (er’in topluluk biçimi): “ajunda ne yaŋlıġ eren toġdı kör” dünyada ne türlü yiğitler doğdu, bak; “ulşıp eren börleyü” erler kurt g…
Öğüt; hep “öt erig”: “üküş eḍgü yarlıġ tümen öt erig” pek çok iyi buyruk, binlerce öğüt; “teginmek öt erig tıltaġınta” öğütle eğitme sebebiyle.
Herhalde, muhakkak, belki (tahmin ve kesinlik bildirir): “bilge ermiş erinç alp ermiş erinç” (kağanlar) bilgeymiş herhalde, yiğitmiş herhalde; “teŋri ança tėmiş erinç” …
(Köl Tigin yazıtında) “toḳuz ersin” Dokuz Ersin, bir yer adı: “birigerü toḳuz ersinke tegi süledim” güneyde Dokuz Ersin’e dek sefer ettim.
Geçirmek; (zamanı) geçirmek, harcamak; (töreni) yerine getirmek: “yėti yėti kün dyanlag meŋi teginü ertürü yarlıḳadı” yedişer gün meditasyon mutluluğunu tadarak geçirdi…
Bir çeşit ipekli kumaş (Çin’den gelen armağanlar arasında): “altun kümüş eşgiti ḳutay buŋsuz ança berür” altın, gümüş, eşgiti, kutay ipeğini bol bol öylece verir; “kırg…
Hanımlığa layık, eş olacak (kız): “eşilik ḳız oġluŋ küŋ boltı” hanımlığa layık kız çocukların cariye oldu; “beglik urı oġlıŋ ḳul boltı eşilik ḳız oġlıŋ küŋ boltı” beyli…
İşitmek, duymak: “ol sabıġ ėşidip tün udısıḳım kelmedi” o sözü işitince gece uykum gelmedi; “anı eşidip virutaḳ ėlig beg … yarlıg yarlıḳadı” bunu işitince kral Virūḍhak…
Ev, konut; yurt: “atın mindi keldi eviŋe turup” atına bindi, kalkıp evine geldi; “ewindin turup çıḳtı” evinden kalkıp çıktı; “tört yıŋaḳtın … ėwleriŋizdin” evlerinizden…
(Orhon yazıtlarında) “ezgenti kadız” Ezgenti Kadız, bir savaş yeri: “bėşinç ezgenti ḳadizde oġuz birle süŋüşdümiz” beşinci olarak Ezgenti Kadız’da Oğuzlarla savaştık.
İki: “edgüli ayıġlı ėki türlüg ḳılınç” iyi ve kötü iki türlü eylem; “ėki ėrig udşuru sançdı” iki adamı kovalayarak mızrakladı; “inim kül tėgin birle eki şad birle” küçü…
İkinci; ikinci olarak: “ėkinti süŋüş eŋ ilki ay altı yaŋıḳa” ikinci savaş, ilk ayın altısında; “ekinti ḳoşulgaḳda ediz birle süŋüşdümiz” ikinci olarak Koşulgak’ta Edizl…
İl, devlet, ülke; siyasi birlik ve halkı: “eçim ḳaġan ėli ḳamşaġ boltuḳınta” amcam kağanın ili sarsıldığında; “teŋride bolmış ėl ėtmiş bilge ḳaġan” gökte doğmuş, ili dü…
İlbilge Hatun, Kutluk (İltiriş) Kağan’ın eşi, Bilge Kağan ile Kül Tigin’in annesi: “ḳaŋım ėltėriş ḳaġanıg ögüm ėlbilge ḳatunuġ teŋri töpüsinte tutup yügerü kötürmiş” ba…
Devlet kurmak, il sahibi olmak: “türük bodun ėlledük ėlin ıçġınu ıdmış” Türk halkı kurduğu ilini elden çıkarmış.
İli (devleti) olan: “ėllig bodun ertim ėlim amtı ḳanı” ili olan bir halktım, ilim şimdi nerede; “ėlligig ėlsiretdimiz” ili olanları ilsiz bıraktık; “kaşmir ėllig vaybaş…
İlsiz bırakmak, devletini yıkmak: “ėlligig ėlsiretmiş ḳaġanlıġıg ḳaġansıratmış” ili olanı ilsiz, kağanı olanı kağansız bırakmış; “ėlligig ėlsiretdimiz ḳaġanlıġıg ḳaġans…
Götürmek, iletmek; alıp gitmek: “ḳızın ḳoyınta kötürü alıp … sögüt altın ėltü bardı” kızını koynunda kaldırıp … ağacın altına götürdü; “kötürü ėltip ulug tamularda kemi…
Elteber, Türk devletinde bağlı boyların başındaki beylere verilen unvan: “az elteberig tutdı” Az elteberini tuttu; “eki elteberlig bodun” iki elteberli halk; “uyġur elt…
İltiriş (Kutluk) Kağan, İkinci Türk Kağanlığı’nın kurucusu, Bilge Kağan ile Kül Tigin’in babası: “buyla baġa tarḳan birle ėltėriş ḳaġan bolayın” Buyla Baga Tarkan ile İ…
Düzenlemek, yapmak, kurmak; (ülkeyi) örgütlemek: “tört buluŋuġ ėtmiş yıġmiş yaymiş basmiş” dört yanı düzenlemiş, toplamış, yaymış, bastırmış; “teŋride bolmış ėl ėtmiş b…