Bayındır, şen, mamur; yıkık (ḫarab) olanın karşıtı: “ḳamuġ abadannıŋ ḫarab ol soŋı” her bayındır şeyin sonu yıkımdır; “abadan ḫarab boldı” şen olan yer harap oldu.
Atebetü’l-Hakâyık sözlüğü
1.006 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
1.006 madde
Kendini ibadete vermiş kimse, âbit; “zahid” (zahit) ile birlikte anılır: “‘abid tapuġḳa uḍup” âbit kulluğa uyup.
Şaşılacak, hayret verici; güzelliği ya da tuhaflığıyla şaşırtan: “safalıġ ‘acėb yir” ferah, şaşılası güzel yer.
Arap olmayan halk, özellikle Farslar; “‘acėm hėm ‘arab” Acem ve Arap, yani bütün insanlar.
(Kapı, kapak, yol) açmak: “teŋri yėriŋerü ḳapaġın açdı” tanrılar yurduna kapısını açtı; “açar ḳut ḳapuġ” mutluluk kapısını açar; “yolug aç” yolu aç.
Acı (tat); tatlı (süçüg) karşıtı: “süçüg tattıŋ erse açıġḳa…” tatlıyı tattıysan acıya da (hazır ol).
Acı vermek, acıtmak, incitmek: “yalŋuḳ açıtsa tilin” insan diliyle incitirse; “kimig serdim, irdim, kimi me açıttım” kimi kırdım, kimi incittim.
İnsan, Âdemoğlu: “yaratıldı ademi küçsüz” insan güçsüz yaratıldı; “negü teg keçürse keçer ademi” insan nasıl geçirirse öyle geçer.
Âdet, alışkanlık, huy: “tabi‘atta yigi ‘adėt” yaradılıştaki en iyi âdet.
Başka, diğer, öteki: “bar adın orunta sözlep” başka yerde söyleyip; “adın kişilertin tıdıġ bar” başka kişilerden engel var; “aḍın yol” başka yol.
Adalet, hak gözetme: “kim ʿadl ḳılsa siz” adaletle davranırsanız; “bayat ‘adliŋe tutçı ḳorḳu yorı” Tanrı’nın adaletinden hep korkarak yürü; “ėgėr bolsa ‘adliŋ ḳatıġlıḳ …
Düşmanlık, kin: “‘advėt kökini ḳazıp sen köçür” düşmanlığın kökünü kazıyıp at.
Ayak: “teŋriniŋ adaġlarınta töpüsi üze yükünüp” tanrının ayaklarına başını koyarak eğilip; “ėlgin adaḳın” eliyle ayağıyla; “töpöden adaḳnaŋ tıraŋaḳ uçıŋa” tepeden ayak …
Ağız: “aġızları birle ayurlar” ağızlarıyla söylerler; “aġız aġrıġ igig” ağız ağrısı hastalığı; “ḳızıl aġzı ḳan teg” kırmızı ağzı kan gibi; “aġızlarıntın ört yalın öner”…
Ağı, zehir: “aġu ḳıldı emdi maŋa yir aşım” yediğim yemeği bana zehir etti; “aġu türtüp” zehir sürüp; “aġun yilvin” zehirle, büyüyle.
Ahit, antlaşma, söz; “‘ahd ḳıl-” ahitleşmek, söz vermek ya da söz almak: “olar birle ʿahd ḳıldımız” onlarla antlaştık; “ʿahd ḳılmadım mu sizke” size (şunu) emretmedim m…
Ahmed: Kuran’da müjdelenen peygamberin adı (“anıŋ atı ahmed”) ve Atebetü’l-Hakayık’ın yazarı Edib Ahmed (“ėdib ahmėd atım”).
Sonunda, nihayet, en sonunda: “yorıp tın toḳıġlı aḫır ölgüsi” yürüyüp soluk alan (her canlı) sonunda ölecek; “saḳınç keçse aḫır tüpinde sewinç” kaygı geçince sonunda se…
Dünya, âlem; insanların yaşadığı yer: “ajun itgüke açtı uştmaḫ yolı” dünyayı düzenlemek için cennet yolunu açtı; “isiz ajun ḳaldı mu” kötü dünya (geride) mi kaldı; “aju…
Cömert, eli açık: “uwutluġ baġırsaḳ aḳı kiŋ elig” hayalı, merhametli, cömert, eli açık; “aḳı bolġıl artuḳ” çok cömert ol; “aḳı tınlıġlar az” cömert canlılar azdır; “aḳı…
Cömertlik: “aḳılıḳ kişilik asıġ eḍgülük” cömertlik, insanlık, yarar ve iyilik; “aḳılıḳ bile beg beḍür” bey cömertlikle yücelir; “aḳılıḳ ḳamuġ ‘ayb kirini yuyur” cömertl…
Akıl: “ʿaḳl iḍileri” akıl sahipleri; “‘aḳl uḳuş huş” akıl, anlayış, zekâ; “eren körki ‘aḳl ol” erin süsü akıldır.
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Hile, düzen, kurnazlık: “olarnıŋ alları” onların düzenleri; “taŋrı … kafirlerniŋ alını” Tanrı kâfirlerin düzenini (boşa çıkarır).
Alın: “yaruḳ tut alın” alnını (yüzünü) aydınlık tut; “ḳadaşıŋa zahid alın tügdi ḳaş” zahit kardeşine alnını, kaşını çattı; “daġ baslur anıŋ birle alınları” onunla alınl…
Kendine almak, edinmek; “köŋülke alın-” gönle almak, dikkate almak: “köŋülke alınġıl, küḍezgil keḍ öz” gönlüne al, kendini iyi koru; “uluġluḳ meniŋ, siz alınmaŋ” büyükl…
Hz. Ali, dördüncü halife: “‘atiḳ birle faruḳ, üçünç zün-nurėyn, ‘ali törtilençi” Ebubekir ile Ömer, üçüncüsü Osman, dördüncüsü Ali; “‘ali erdi munda basaḳı talu” bundan…
Âlim, bilgin: “bilge ‘alimler birle ḳatılmaḳnı ayur” bilge âlimlerle ilişkiyi anlatır; “bu ‘alim bile erke ḳut ḳıw bolur” bu âlimle ere devlet ve mutluluk gelir; “bilig…
(Arapça ‘āmm) sıradan, avam; “ḳara ‘am boḍun” sıradan halk, avam: “ḳara ‘am boḍun birle neteg ḳatılġu kerekin ayur” avam halkla nasıl ilişki kurulacağını anlatır.
Amel, iş, eylem (dinî değeri bakımından); “‘amel ḳıl-” amel işlemek: “ol kim ʿamel ḳılur” amel işleyen; “yoḳ ḳıldı ʿamellerini” amellerini boşa çıkardı; “az ʿamelḳa ükü…
Ana, anne: “ata ana” ana baba; “atada anada baġırsaḳ bolup” anadan babadan şefkatli olup; “anası ḳarnında” anasının karnında; “ey anam oġlı” ey anamın oğlu (kardeşim); …
Öyle, o kadar, şöyle: “ança biliŋler” öylece bilin; “ança ança ükliser” o kadar o kadar çoğalsa; “ança boşġurur ermiş” şöyle öğütlermiş; “teŋri ança tėmiş” Tanrı şöyle …
Hazırlanmak: “ölümke anunġu” ölüme hazırlanmalı; “ölümke anun” ölüme hazırlan; “yerig teŋrig yaratġalı etgeli anuntılar” yeri göğü yaratmaya, düzenlemeye hazırlandılar.
Sasani hükümdarı Nûşirevan, adaletin simgesi: “dad insaf tutar çın anuşirvanı” adaleti ve insafı gerçek bir Nûşirevan gibi tutar.
Aldatmak, kandırmak: “ardı sizni yaḳın tiriglik” yakın (dünya) hayatı sizi aldattı; “armasun sizni bu ajun tirigliki” bu dünya hayatı sizi aldatmasın; “mini ardı dünya”…
Ara; arasında, içinde: “siziŋ ara” aranızda; “kişi ara” insanlar arasında; “ikin ara” ikisi arasında; “ḳuvraġ arasınta” topluluk içinde; “işleriniŋ arasında” işleri ara…
Arap; “‘arablar” Araplar, bedeviler: “keldi ʿözr ḳılġuçılar ʿarablardın” bedevilerden özür dileyenler geldi; “‘acėm hėm ‘arab” Acem ve Arap; “‘ibaret ‘arabdın usul” ifa…
Temizlenmek, arınmak: “bu er ölmeginçe arımaz kiri” bu adamın kiri ölünceye dek arınmaz; “arıġsız arır yumaḳın” kirli yıkanmakla temizlenir; “alḳu ayıġ yavız ajunları a…
Arı (böcek): “körkitü bėrdi iḍiŋ arıḳa” Rabbin arıya (şöyle) vahyetti.
Kirli, pis, murdar: “arıġsız bu ḳılḳı” bu huy kirlidir; “ḳan iriŋ arıġsız yablaḳ” kan, irin, pislik; “arıġsız yėteçiler” pislik yiyenler.
Ârif, Tanrı’yı tanıyan, sırlara erişmiş kişi: “‘alim vė zahid vėra‘ ‘arif” âlim, zahit, takva sahibi ve ârif.
Arka, sırt: “uzun saçın kėdin arḳasınta ıtıp” uzun saçını arkasına atıp; “ḳarluḳ … arḳasin sıyu urtı” Karlukların arkasını kırıp vurdu; “kirü arḳalarında attılar” arkal…
Aramak, araştırmak (?): “seniŋ birlikiŋke delil arḳaġan bulur bir neŋ içre dėliller miŋe” senin birliğine delil arayan, bir şeyde bin delil bulur.
Kervan, ticaret kafilesi: “ḫıtay arḳışı yaḍtı tawġaç eḍi” Çin kervanı Tabgaç mallarını yaydı; “arḳış tirkiş ısar” kervan, kafile gönderirsen; “arḳış astınraḳ sizdin” ke…
Aslan: “ḳalı bolsa arslanḳa ıt başçısı” aslanın başında köpek olursa; “arslan oġlı böri oġlı” aslan yavrusu, kurt yavrusu; “alımçı arslan, birimçi sıçġan” alacaklı asla…
Artmak, çoğalmak: “ḳutı künde arttı” kutu günden güne arttı; “iliŋ arta barġay” ilin artıp gidecek; “künde arta turur bu bida‘” bu bidat günden güne artıyor; “artmaz bu…
Bozulmak, çürümek, yozlaşmak: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendi kendine bozulur, çürür; “yaġuşsa artar öz” (arzu) yaklaşınca öz bozulur; “bu ortu buzulġa,…
Bozuk, yoz, kötü; bozguncu: “yaraġsız artaḳ ol kim ḳılur erdiler” yaptıkları yakışıksız, bozuk şeydir; “artaḳ yawuz işligler” bozuk, kötü işliler.
Fazla, çok, aşırı: “üküş sözde artuḳ asıġ körmedim” çok sözde fazla yarar görmedim; “artuḳ emgek” fazla sıkıntı; “arduḳraḳ kėŋ” daha geniş.
Artırmak, çoğaltmak: “olarḳa imannı arturdı” onların imanını artırdı; “tapuġ arturu bardı künde yaŋı” hizmetini her gün artırarak gitti; “aḳılıḳ şėrėf cah cėmal arturur…
Armağan, hediye: “tapuġ tozġu birle neŋ artut ḳılıp” hizmet, yiyecek ve mal armağan edip; “artut alıp anunġıl eḍgü tawar” armağan alıp iyi mal hazırla; “ḳanı men artut …
(Farsça āsān) kolay: “ol taŋrı üze asan” bu Tanrı’ya kolaydır; “asan ḳılġıl maŋa işimni” işimi bana kolaylaştır; “adaş tutmaḳ asan, küḍezmeki sarp” dost edinmek kolay, …
(Arapça ‘asal) bal: “köni söz ‘asėl teg” doğru söz bal gibidir; “‘asėl tatrup ilkin” önce bal tattırıp; “arıḳlar ʿaseli musaffadın” süzülmüş bal ırmakları.
Yarar, fayda, kazanç; “asıġ tusu” yarar ve fayda: “nomḳa ulaġ sapaġ asaġ tusu ḳılmış bolalım” öğretiye sürekli yarar sağlamış olalım; “tınlıġlarḳa asıġ tusu ḳılmaḳı” ca…
Yararlı, faydalı: “asıġlıġ tusuluġ ḳılġu üçün” yararlı ve faydalı kılmak için; “asıġlıġ ḳul erse oġulda yaḳın” yararlı köle oğuldan yakındır; “ne neŋ bar bilig teg asıġ…
Yararsız, faydasız; boşuna: “asıġsız ulır men” boşuna ağlarım; “asıġsız oġulnı yaġı bil” yararsız oğlu düşman bil; “pėnd nasihat asıġsız erür” öğüt nasihat yararsızdır;…
Soylu, asil: “ėgėr kibr iḍisi asil men tise” kibirli ‘ben soyluyum’ derse.
Alt, aşağı; “üze … asra” üstte … altta: “üze kök teŋri, asra yaġız yėr ḳılıntuḳda” üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında; “üze tuman turdı, asra toz turdı” yuk…
Yemek, aş, yiyecek: “aş içgü” yiyecek içecek; “yėgü aş” yiyecek; “biligligke bilgi tükel ton aş ol” bilgili için bilgi hem giysi hem yemektir; “yigüm arpa aş” yemeğim a…
Yedirmek, (yiyecek için) harcamak: “seniŋ malıŋ ol mal aşındurduḳuŋ” senin malın, (başkalarına) yedirdiğin maldır.
Açık, aşikâr; gizlinin karşıtı; “aşkara ḳıl-” açığa vurmak: “yaşrurlar … açuḳ aşkara ḳılurlar” gizlerler … açıkça ortaya koyarlar; “sewmez taŋrı aşkara ḳılmaḳnı yawuzlu…
Atmak, fırlatmak: “anı kirü arḳalarında attılar” onu arkalarına attılar; “sizlerde almış aġu hormuzta teŋrike atġay men” sizden aldığım zehri Hormuzta tanrıya atacağım;…
Ad, isim; san, ün: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “eḍgü atın kör alḳış bulur” iyi adıyla hayır dua bulur; “özüŋ meŋü ermez, atıŋ meŋü …
Ata, baba: “atası anası” anası babası; “ata ana hem yaġuḳlar” ana baba ve yakınlar; “oġul toġsa ḳılḳı ataḳa yanur” oğul doğarsa huyu babasına çeker; “ey atam” ey babam;…
(Arapça ‘aṭā’) bağış, ihsan: “mėcd mürüvvėt fütüvvėt uġan ‘ata ḳıldı şahımḳa bu cümleni” şan, mürüvvet, cömertlik, bunların hepsini Tanrı şahıma bağışladı.
Adlandırılmak, … diye anılmak: “bodistv atanur” bodhisattva diye anılır; “ün ėşitgüçi tėp atantı” ‘sesi işiten’ diye adlandırıldı; “fasiḳ atanma” fasık diye anılma; “kö…
Edib Ahmed’in eserinin adının parçası: “kitabınıŋ atı erür ‘atbėtü’l-haḳayıḳ” kitabın adı Atebetü’l-Hakayık’tır.
Hz. Ebubekir’in lakabı ‘Atîk: “‘atik erdi aşnu ḳamuġda oza” Atîk (Ebubekir) herkesten önce idi; “‘atiḳ birle faruḳ, üçünç zün-nurėyn, ‘ali törtilençi” Ebubekir ile Ömer…
Atlas, ipek kumaş: “ḳalı keḍseŋ atlas unıtma bözüŋ” atlas giysen de (eski) bezini unutma; “çuz atlas” kaba ipekli.
Gökteki ay: “yaġız yir yaşıl kök kün ay birle tün” yağız yer, yeşil gök, güneş, ay ve gece; “kün ay teŋri” Güneş ve Ay tanrısı; “kün ai yaruḳın tıda” güneşin ve ayın ış…
Söylemek, demek: “ayġıl tidi” söyle dedi; “yanut birdi ögdülmiş aydı” Ögdülmiş cevap verip dedi; “köŋül sırrı berk tut sen ayma tilin” gönül sırrını sıkı tut, dille söy…
Hitap ünlemi, ey: “aya bir birikmez saŋa bir aḍın” ey (Tanrım), sana bir başkası eş olmaz; “oḳıġıl munı sen aya bilgüçi” ey bilen, bunu oku; “köni sözlediŋ söz aya eḍgü…
Zekâsı ve uyanıklığıyla örnek gösterilen kişi (İyâs): “tetiklikte kendü ayastın ozup” uyanıklıkta İyâs’ı bile geçip.
Ayıp, kusur, eksiklik: “dünya ‘aybın bilip” dünyanın kusurunu bilip; “kimi sewse ‘aybı kör erdem bolur” kimi severse onun kusuru da erdem görünür; “ḳamuġ ‘aybın erdemke…
Kusursuz, ayıpsız (Tanrı ve iyi huy için): “misl yoḳ ‘aybsuz uluġ arıġ taŋrı” benzeri olmayan, kusursuz, yüce, pak Tanrı; “tabi‘atta yigi ‘adėt ‘aybsuzı” yaratılıştaki …
Sormak: “ayıttı bu ḫacib sözin yetrürek” hacip sözünü sürdürerek sordu; “bilirke ayıt tüş, ayıtma kiçe” rüyayı bilene sor, gece sorma; “ayıtma maŋa” bana sorma; “ayıtma…
Az, küçük miktarda; az sayıda: “üküş sözleme, söz birer sözle az” çok konuşma, sözü birer birer, az söyle; “az bodun yaġı boltı” az halk düşman oldu; “az bodunuġ üküş k…
Yolunu şaşırmak, yoldan sapmak: “yol azsar ew tapmaz” yolunu şaşırırsa evini bulamaz; “kuş oglı uça aztı, kiyik oglı yügürü aztı, kişi oglı yorıyu aztı” kuş uçarken, ge…
‘azab: azap, ceza, işkence (çoğunlukla Tanrı’nın cezası): “taŋrı ‘azabnı üskindin” Tanrı katından azap; “seza boldı olar üze ‘azab” onlara azap hak oldu; “ḳaçan körsele…
Özgür, hür; “azad ḳıl-” azat etmek: “müᵓmin ḳul azad ḳılmaḳ” mümin bir köle azat etmek; “boş azad kişi” özgür, hür kişi; “bu itiglig erke azad öz ḳul ol” bu süslü (zeng…
Az saymak, az bulmak, küçümsemek: “üküş ta‘at erse anı azlaġu” ibadet çok da olsa onu az saymalı; “tapuġ ḳıldı yüz yıl anı azladı” yüz yıl hizmet etti, onu az buldu; “b…
Biraz, az; azıcık: “yatıp bardı azraḳ oḍundı turup” yatıp gitti, biraz uyanıp kalktı; “sewinçin sora körse azraḳ erür” sevincini sorup araştırsa az olur; “sınap bilmişi…
Veya, ya da; “azu … azu” ya … ya: “braman oḳusınta erser azu ... ksatirik oġusınta erser” brahman soyundan olsa ya da kşatriya soyundan olsa; “anıŋ oḳşaġı yoḳ azu meŋze…
Azık, yol azığı; öteki dünya için hazırlık: “uḳuşluġ bu yolḳa azuḳ keḍ iter” akıllı kişi bu yol için iyi azık hazırlar; “keçer dünyada öz azuḳuŋ alın” geçici dünyadan k…
Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Bap, bölüm: “tükedi bu on tört bab içre sözi” sözü bu on dört bölümde tamamlandı.
Değerli, pahalı: “bahalıġ dinar ol biliglig kişi” bilgili kişi değerli bir dinardır.
Değersiz: “bu cahil biligsiz bahasız bişi” bu cahil, bilgisiz kişi değersiz (bir para) gibidir.
Cimri, eli sıkı: “baḫıl tirdi zėr sim haramdın üküş” cimri haramdan çok altın gümüş biriktirdi; “birimdin baḫıl elgi keḍ berklig ol” cimrinin eli vermeye çok sıkıdır; “…
Cimrilik: “baḫıllıḳ otalap oŋulmaz ig ol” cimrilik ilaçla iyileşmeyen bir hastalıktır; “baḫıllıḳnı ḳanı öger til” cimriliği hangi dil över; “anlar kim baḫillık ḳılurlar…
Bağış, cömertlik, lütuf: “anıŋ baḫşişindin bulıt uvtanur” onun cömertliğinden bulut utanır.
Baht, talih: “tuta birsü teŋri bu taḫt birle baḫt” Tanrı bu tahtla birlikte bahtı da versin; “dirėngsiz keçer baḫt, ya ḳuş teg uçar” baht durmadan geçer ya da kuş gibi …
Bakmak, göz atmak: “yıraḳ baḳıp ḳara kördim” uzağa bakıp karaltı gördüm; “yer içinde yoruŋlar, baḳıŋlar” yeryüzünde gezin, bakın; “kör baḳın” bak, gör; “tübüŋke baḳın” …
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Varlık: “seniŋ barlıḳıŋḳa tanuḳluḳ birür” senin varlığına tanıklık eder.
(Çoğunlukla “anta/antada basa”) sonra, ardından: “anta basa tört yıŋaḳdaḳı ėligler” ondan sonra dört yandaki hükümdarlar; “antada basa üküş türlüg nom bitig bititdiler”…
(Arapça) soğan: “köni söz ‘asėl teg, bu yalġan basal” doğru söz bal gibidir, bu yalan soğandır.
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Yaralarsa (?): “bu til başıḳtursa bütmez, büter oḳ başı” bu dil yaralarsa (yarası) kapanmaz; (başka) yara ise kapanır.