Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Atebetü’l-Hakâyık sözlüğü
1.006 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
82 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Bap, bölüm: “tükedi bu on tört bab içre sözi” sözü bu on dört bölümde tamamlandı.
Değerli, pahalı: “bahalıġ dinar ol biliglig kişi” bilgili kişi değerli bir dinardır.
Değersiz: “bu cahil biligsiz bahasız bişi” bu cahil, bilgisiz kişi değersiz (bir para) gibidir.
Cimri, eli sıkı: “baḫıl tirdi zėr sim haramdın üküş” cimri haramdan çok altın gümüş biriktirdi; “birimdin baḫıl elgi keḍ berklig ol” cimrinin eli vermeye çok sıkıdır; “…
Cimrilik: “baḫıllıḳ otalap oŋulmaz ig ol” cimrilik ilaçla iyileşmeyen bir hastalıktır; “baḫıllıḳnı ḳanı öger til” cimriliği hangi dil över; “anlar kim baḫillık ḳılurlar…
Bağış, cömertlik, lütuf: “anıŋ baḫşişindin bulıt uvtanur” onun cömertliğinden bulut utanır.
Baht, talih: “tuta birsü teŋri bu taḫt birle baḫt” Tanrı bu tahtla birlikte bahtı da versin; “dirėngsiz keçer baḫt, ya ḳuş teg uçar” baht durmadan geçer ya da kuş gibi …
Bakmak, göz atmak: “yıraḳ baḳıp ḳara kördim” uzağa bakıp karaltı gördüm; “yer içinde yoruŋlar, baḳıŋlar” yeryüzünde gezin, bakın; “kör baḳın” bak, gör; “tübüŋke baḳın” …
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Varlık: “seniŋ barlıḳıŋḳa tanuḳluḳ birür” senin varlığına tanıklık eder.
(Çoğunlukla “anta/antada basa”) sonra, ardından: “anta basa tört yıŋaḳdaḳı ėligler” ondan sonra dört yandaki hükümdarlar; “antada basa üküş türlüg nom bitig bititdiler”…
(Arapça) soğan: “köni söz ‘asėl teg, bu yalġan basal” doğru söz bal gibidir, bu yalan soğandır.
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Yaralarsa (?): “bu til başıḳtursa bütmez, büter oḳ başı” bu dil yaralarsa (yarası) kapanmaz; (başka) yara ise kapanır.
Tanrı: “bayat atı birle sözüg başladım” Tanrı’nın adıyla söze başladım; “ḳamuġ işke tevfik bayattın tile” her işte başarıyı Tanrı’dan dile; “yana ḳorḳar erse bayatḳa öz…
Zenginlik, varlık: “ḳara baylıḳın ḳılmış özke tura” halkın zenginliğini kendine kale yapmış; “bu dünyada baylıḳ tilese özüŋ” bu dünyada zenginlik istersen; “seniŋ baylı…
Bağımlı, tabi; boyun eğmiş: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış, ḳop baz ḳılmış” dört yandaki halkları hep almış, hep tabi kılmış; “yat baz” yabancı ve tabi (halk).
Bedel, karşılık, yerine konan: “bedel ḳıldı ebdal neŋin hem malın” abdallar mallarını, varlıklarını (ahirete) karşılık kıldı; “dürüstḳa bėdėl” doğrunun yerine.
(Arapça) eşsiz, benzersiz: “anıŋ birr u cudı bėdi‘ ihsanı” onun iyiliği, cömertliği, eşsiz ihsanı.
(Farsça) kötü: “kim erse bu tört işke beḍ i‘tiḳad tutar erse” kim bu dörde (dört halifeye) kötü inanç beslerse.
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
Sağlam, sıkı, berk: “bek ḳatıġ köŋüllüg” sağlam, katı gönüllü; “kértgünç köŋülümüz bek qatıġ bolzun” inanç gönlümüz sağlam olsun; “kentü köŋülüŋin bek tutġıl” gönlünü s…
Korumak, gözetmek: “bilig birle bekle bu bulmış öḍüg” bu bulduğun vakti bilgiyle koru; “neŋin tutar bekleyü, özi yimes” malını saklayıp tutar, kendisi yemez; “tilin bek…
Bela, sıkıntı, felaket: “ajunḳa bela ol, boḍunḳa yutı” dünyaya beladır, halka felakettir; “bela miḫnet ol barça munda yoduġ” burada her şey bela, mihnet ve yıkımdır; “b…
Belli, açık, belirgin: “barıŋ belgülüg sen kün ay teg yaruḳ” varlığın güneş ve ay gibi açıktır; “yıl ay öḍ bitise küni belgülüg” yıl, ay, vakit yazılsa günü bellidir; “…
Verilmek: “artuḳluḳ bėrildiler” onlara üstünlük verildi; “eger bėrilse munı tutuŋlar” size bu verilirse alın; “ruzi bėrlürler” rızıklandırılırlar; “yawuzluḳ yanut bėrlü…
Sağlam, sıkı, berk: “azıġlıġ eren berk tügünler yazar” güçlü yiğitler sıkı düğümleri çözer; “taŋrı anlarnıŋ berk bıçıġını tuttı” Tanrı onlardan sağlam söz aldı; “berk y…
Sıkı, bağlı, sımsıkı tutulmuş: “aġın kendü berklig tili sözlemez” dili sıkı tutulmuş kişi konuşmaz; “biligsiz tili tutçı berklig kerek” bilgisizin dili her zaman sıkı t…
Süslemek, bezemek; güzel göstermek: “yaşıl kök bezediŋ tümen yulduzun” yeşil göğü binlerce yıldızla süsledin; “köŋülüg bezedi yaruḳluḳ bile” gönlü aydınlıkla süsledi; “…
Süs, bezek: “bu kökteki yulduz bir ança bezek” bu gökteki yıldızların kimi süstür; “aġız til bezeki köni söz turur” ağzın, dilin süsü doğru sözdür; “tiriglikniŋ … bezek…
(Arapça bekā ‘kalıcılık’tan) geçici, kalıcı olmayan: “bėḳasız erür bu ajun lėzzėti” bu dünyanın lezzeti geçicidir.
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Olgun, pişkin; sağlam: “biliglig bilig birdi tilke bışıġ” bilgili, dile bilgi ve olgunluk verdi; “bütün çın bışıġ bolmasa bu kişi” bu kişi dürüst, doğru, olgun olmazsa;…
Kesmek, biçmek: “hava boynı biçgil, et özke öçün” hevesin boynunu kes, nefsinden öç al; “çiçek yaslıġ erse biçer men ulı” çiçek zararlı olursa kökünü keserim; “tiken eḍ…
(Arapça) bidat, dine sonradan sokulan şey: “bida‘tın yıġıġlı kişi ḳalmadı” bidatten sakınan kimse kalmadı; “künde arta turun bu bida‘” bu bidat her gün artmakta.
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bildirmek, öğretmek, göstermek: “uḳuş ötgünür, kör, bilig bildürür” akıl kavratır, bilgi öğretir; “bilig bildürür, bil bilig ḳadrini” bilgi öğretir, bilginin değerini b…
İle, birlikte: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” seni gece gündüz bu emekle diledi; “anıŋ boldı dünya tü ni‘met bile” dünya türlü nimetle onun oldu; “bir aḍın er bile …
Bilgi; bilgili kişi, bilgin (KB’de çoğunlukla hitapta): “yarutmaz anıŋ bilgi yatsa yılın” (söylemezse) bilgisi yıllarca yatsa da parlamaz; “iḍi yaḳşı aymış bügü bilgi k…
Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…
Bilgili, bilgin: “biliglig saḳınuḳ, kör, atı beḍük” bilgili, sakıngan, adı yüce; “biligligke ya dost özüŋni ula” ey dost, kendini bilgiliye bağla; “sewünçi bėrür-miz sa…
Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …
Bilgisizlik, cahillik: “biligsizlik erni çökerdi ḳoḍı” bilgisizlik insanı çökertip alçalttı; “biligsizlik içre ḳanı ḫayr” bilgisizlikte hayır nerede; “oġlum ögüt alġıl,…
Bilinmek: “neçük ol bililmez mü erti” nasıl olurdu da bilinmezdi; “ödrü bililmiş erür” ayrıca bilinmiştir; “bekiz belgülüg bililü tüketdi” apaçık bilinmiş oldu; “biliim…
(Kuran çevirisinde) bina, yapı: “bina ḳılıŋ aŋar bina” ona bir bina yapın; “yeklerni ḳamuġ bina ḳılġanlarnı” bütün bina yapan cinleri.
(Farsça) namazsız; (Kuran çevirisinde) âdet gören, namaz kılamayan (kadın): “ol uraġutlar nevmid bolurlar bi-namaz bolmaḳdın” âdetten kesilmiş kadınlar; “mėscid boḍun b…
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
Birer, teker teker: “üküş sözleme, söz birer sözle az” çok konuşma, sözü birer birer, az söyle; “üküş tıŋlaġu söz, birer sözlegü” sözü çok dinlemeli, birer birer söylem…
Birleşmek, bir araya gelmek: “aya bir, birikmez saŋa bir aḍın” ey tek (Tanrı), sana bir başkası eş olmaz; “iki neŋ birikse bir erde” iki şey bir kişide birleşirse; “ėki…
Borç; verecek (“alım” alacak karşıtı): “ḳayusı birim teg, ḳayusı alım” kimi borç gibi, kimi alacak; “öteyümedim, barda ḳaldı birim” ödeyemedim, giderken borcum kaldı; “…
İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…
Birlik, teklik (Tanrı için): “saḳışḳa ḳatılmaz seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hesaba sığmaz; “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” birliğin bir şeyden değildir; “seniŋ birl…
(Arapça) iyilik: “anıŋ birr u cudı bėdi‘ ihsanı” onun iyiliği, cömertliği, eşsiz ihsanı.
Anlamı kesinleşmeyen söz: “bu cahil biligsiz bahasız bişi” bu cahil, bilgisiz, değersiz … (?).
Yazmak: “bitig bitidim” yazıt yazdım; “yolluġ tėgin bitidim” (ben) Yolluğ Tegin yazdım; “bitidim kitabnı mėva‘iz mėsėl” kitabı öğütler ve örneklerle yazdım; “bitise ḳal…
Yazılmak: “ḳutadmaḳ ögrünçün yme bitilmiş boltı” mutlu sevinçle yazılmış oldu; “alḳu bu ujakın bitilmiş bolur” hepsi bu yazıyla yazılmış olur; “bitilmiş bolur bu ecelke…
Biz (birinci çoğul kişi zamiri): “biz aş teg ertimiz” biz aç gibiydik; “ne ogrınta biziŋ begimiz” ne yüzden bizim beyimiz; “ökünür biz” pişman oluruz; “biziŋe yaŋıltuḳi…
Boy, beden, gövde: “ḳaġıl teg köni boḍ egildi” ok gibi dimdik boy eğildi; “boḍum erdi oḳ teg” boyum ok gibiydi; “ayı boḍ uzun bolsa” boy pek uzun olursa; “ḳız bodı anıŋ…
Halk, kavim, ulus: “türük bodun, bunı eşidiŋ” Türk halkı, bunu işitin; “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağ, halkın ağırlığı beydir; “begli bodunlıg”…
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
Boş, serbest, özgür: “boş azad kişi barça eḍgü ḳulı” özgür, hür kişi iyiliğin kuludur; “üç ḳata oḳısar alḳu boş bolur” üç kez okursa hepsinden kurtulur; “tili boş kişi”…
Başıboş, yaramaz; boşboğaz: “yawa bolma boşlaġ yügürme özün” boş ve başıboş olma, kendi başına koşma; “süre ıḍma boşlaġ oġuluġ yawa” yaramaz oğlu başıboş bırakma; “sözü…
Armağan, hediye: “bölek ıḍdım anı şahımḳa men ök” onu padişahıma armağan olarak gönderdim.
Börk, başlık: “neçe baş beḍüse beḍük börk keḍür” baş ne kadar büyürse büyük börk giyer; “başsız börk bolmas” başsız börk olmaz; “burun başḳa börkni keḍer baş kerek” baş…
Börklü, başlık giymiş: “vėlikin körerke tözü börklüg ol” ama görene hepsi börklüdür (dışarıdan aynı görünür).
Bez, pamuklu kumaş: “böz batatu ḳars toḳıyur” bez, … yün kumaş dokur; “alku kedgü tonanġu böz ara bu böz erdni yėg erür” giyilecek bütün bezler arasında bu bez mücevher…
Bu (işaret zamiri ve sıfatı): “bu kün” bugün; “bu muntag bėş çöbik” bu böyle beş kötülük; “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşman; “bularıġ yime eḍgü…
(Arapça buḫl) cimrilik: “buḫul körksüzi” cimriliğin çirkini.
Bulmak: “yaġlıg kamıç bulupan yalgayu tirilmiş” yağlı kepçe bulup yalayarak yaşamış; “ür oġul köseser bultuŋ” oğul istersen buldun; “yaraġ bulup” fırsat bulup; “ne eḍgü…
Bulut: “bulıt örüp kök örtüldi” bulut kalkıp gök örtüldü; “ürüŋ bulıtnı indürdimiz” ak bulutu (gölge olarak) indirdik; “bulıt ara kün tugmiş” bulut arasından güneş doğm…
Bulunmak, olmak: “ölüm tutsa asġı bulunmaz sözün” ölüm yakalarsa sözün yararı bulunmaz; “bu yirde bulunmaz munu belgülük” bu yerde bulunmaz, işte belli; “miŋer dostta b…
Önce, önceden (çoğunlukla “-da/-dın burun”): “anda burun kim töşek ḳatmas siler” onlarla birleşmeden önce; “olarda burun perilerdin ademilerdin” onlardan önce cinlerden…
Pusu kurmak, pusuda beklemek: “saḳ er tutçı itnip usalıġ busar” uyanık kişi hep hazırlanıp gafili pusuda bekler; “tegme yaŋaḳ bustımız” her yanda pusu kurduk; “ėmėl asr…
(Farsça) bostan, bahçe; (Kuran çevirisinde) cennet bahçesi: “kigrürlermiz olarnı bustanlarḳa kim aḳar astınıda arıḳlar” onları altlarından ırmaklar akan bahçelere sokar…
Öfkelenmek, kızmak: “yazuḳluġ bolur işte buşsa kişi” insan işte öfkelenirse suçlu olur; “yana oḳ buşup aydı ilig” hükümdar yine öfkelenip dedi; “irig sözke buşma” sert …
Öfkelendirmek, kızdırmak: “buşursa keser baş” kızdırırsa baş keser; “buşurduŋ mini sen işiŋ berkitip” işini sağlama alıp beni kızdırdın; “buşurġıl sözün” (onu) sözle kı…
Put, idol: “taŋrıda adın butlarḳa yekke” Tanrı’dan başka putlara, şeytana.
Anlamı kesinleşmeyen söz: “iki neŋ birikse bir erde ḳalı bükendi ol erke mürüvvėt yolı” iki şey bir kişide birleşirse o kişiye mürüvvet yolu … (?).
Tamamlanmak, bitmek, gerçekleşmek; yetişmek: “kişi yaŋılsar iş bütmez” insan yanılırsa iş gerçekleşmez; “yaş turḳaru ekini bütmez” ekini hiç yetişmez; “büte boldı ilig …
Bütün, tam, eksiksiz: “ajun barça bütün” bütün dünya; “bütün ilgü beglik” bütün ülkenin beyliği; “barça etözümüz bütünün katagın turzun” bütün bedenimiz eksiksiz, sağla…