Hak, gerçek, doğru: “keldi saŋa haḳdın” sana gelen haktan; “biligsizke haḳ söz tatıġsız erür” bilgisize doğru söz tatsızdır; “bil ol haḳ rėsul” bil ki (o) hak peygamber.
Atebetü’l-Hakâyık sözlüğü
1.006 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
46 madde · “h” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Halim, yumuşak huylu: “rė‘iyyėtḳa müşfiḳ sėlim til halim” halka şefkatli, dili yumuşak, halim.
Halimlik, yumuşaklık, sabır: “yalınlansa tutnup ġazab hiḳd otı / halimlıḳ suvın saç ol otnı öçür” öfke, kin ateşi alevlenirse yumuşaklık suyunu serp, o ateşi söndür.
Hamt, Tanrı’ya övgü: “tesbih ayurlar iḍileriŋe hamd aytu” Rablerini hamd ile tesbih ederler; “ilahi üküş hamd ayur men saŋa” Tanrım, sana çok hamd ederim.
Haram, dinen yasak: “haram ḳıldımız olar üze arıġlar” onlara temiz şeyleri haram kıldık; “helal ḳılurlar anı bir yıl haram ḳılurlar anı bir yıl” onu bir yıl helal, bir …
Hırslı, açgözlü: “haris toḍmaz ajun neŋini tirip” hırslı, dünya malını toplayarak doymaz; “harislıḳnı ḳoḍur haris er ḳaçan ölüp yatsa” hırslı kişi ancak ölüp yatınca hı…
Hırs, açgözlülük; aşırı istek: “harislıḳ ma erke yavuz ḫaslėt ol” hırs da insan için kötü huydur; “harislıḳ soŋı ġam ökünç hasrėt ol” hırsın sonu gam, pişmanlık, hasret…
Hasret, iç yanması, pişmanlık: “harislıḳ soŋı ġam ökünç hasrėt ol” hırsın sonu gam, pişmanlık, hasrettir; “saŋa hasrėt ol tek tutup turduḳuŋ” saklayıp tuttuğun sana has…
Hayırhahlık, bağlılık, sevgi: “bölek ıḍdım anı şahımḳa men ök / havadarlıḳımnı tükel bilsü tip” bağlılığımı tam bilsin diye onu şahıma armağan gönderdim.
Helal, dinen serbest: “helal ḳıldı sizke ol kim anda aḍın” bunların dışındakileri size helal kıldı; “sorarlar saŋa: nė neŋ helal ḳılındı olarḳa” onlara nelerin helal kı…
Ve, hem, da: “boyun suŋlar taŋrıḳa hem yalavaçḳa” Tanrı’ya ve peygambere itaat edin; “sınadımız olarnı eḍgülükler birle hem yawuzluḳlar birle” onları iyiliklerle ve köt…
Her: “ėgėr bilse kaşġar tilin hėr kişi” Kaşgar dilini her kişi bilse; “bilip tutsa her kim ėdibniŋ sözin” her kim Edip’in sözünü bilip tutarsa; (KuT’ta “her ayine”) şüp…
Hediye, armağan: “bulıt hėdye ḳılsa uşaḳ ḳatreni” bulut ufacık damlayı hediye etse; “ḳabul ḳılsa taŋ yoḳ bu az hėdyeni” bu küçük hediyeyi kabul etse şaşılmaz; “saŋa hėd…
Şaka, hafif söz, değersiz söz: “nėvadir süzük az bolur hėzl üküş” nadir, arı söz az olur, boş söz çok.
Hırs, açgözlülük: “aya hırs idisi harislıḳ nerek” ey hırs sahibi, hırs neye gerek.
Hiç, hiçbir (olumsuzla): “hiç ziyan ḳılmaġay taŋrıḳa nerse” Tanrı’ya hiçbir zarar veremez; “yėtmiş yolı hiç yarlıḳamaz taŋrı olarḳa” yetmiş kez (istesen de) Tanrı onlar…
Kin: “yalınlansa tutnup ġazab hiḳd otı” öfke ve kin ateşi tutuşup alevlenirse.
Hilim, yumuşaklık, sabır: “kėrėm bir bina teg aŋar hilm ul ol” cömertlik bir yapı gibidir, yumuşaklık onun temelidir; “ya bustan teg ol hilm kėrėm al gül ol” ya da yumu…
Himmet, yüksek gaye, gayret: “siyaset ḳılur erdi himmet bile” himmetle siyaset yapardı; “kerek erke himmet mürüvvet teŋi” insana himmet ve mürüvvet bir arada gerekir; “…
Hesap; (ahirette) hesap görme: “ol taŋrı terk hisab ḳılġan” Tanrı hesabı çabuk görendir; “terkletgil bizke hisabımıznı hisab künide burun” hesap gününden önce payımızı …
Hoca, unvan: “Büyük Emir Arslan Hoca Tarhan” (AH ek beyitlerinin başlığı).
Akıl, zihin, şuur; hep “uḳuş huş”: “uḳuş huş yititip sözümni aŋa” aklını, şuurunu bileyip sözümü an; “ol ol ‘aḳl uḳuş huş ḫirėdḳa mėkan” o, akla, anlayışa, şuura, zekây…
Hüküm, yargı; buyruk: “ḳaçan hükm ḳılsa siz boḍun ara kim hükm ḳılsa siz könilik birle” insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmedin; “anıŋ içinde taŋrınıŋ hükmi…
Hüner, erdem, beceri: “hünėr birle dėvlėt birikmekliki bulunmaz” hüner ile devletin birleşmesi bulunmaz; “ne yazdı ajunḳa bu sahib hünėr” bu hüner sahibi dünyaya ne suç…
Hünerli, erdemli: “hünėrlıġḳa ajun vėfasızraḳ ol” dünya hünerliye karşı daha vefasızdır; “neçe pür hünėrlıġda bir ‘ayb bolur” nice hünerlide bir kusur olur.
Hünersiz, beceriksiz: “hünėrsızḳa mundın cėfa azraḳ ol” hünersize bundan (gelen) eziyet daha azdır.
Haber: “oḳıġıl olar üze ademnüŋ iki oġlı ḫaberini sezaça” onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğiyle oku; “kelmez mü olarḳa anlarnıŋ ḫaberi olarda burun” onlara, ke…
Habib, sevgili; Hz. Muhammed’in sanı: “ḫabib sawçı yolı mini yetteçi” Sevgili peygamberin yolu beni götürür; “bular ehl-i beyt ol ḫabibḳa ḳadaş” bunlar Sevgili’nin ehl-…
Hakikat, gerçek; gerçekten: “ḫaḳiḳat munı bil ay ay toldı sen” ey Aytoldı, bunu gerçekten bil; “hakikat körü barsa tıldaġ turur” gerçek bakılırsa sebep budur; “mėcaz bo…
Hâl, durum: “bu ay toldı halin eşitti ilig” hükümdar Aytoldı’nın hâlini işitti; “negü ḳaḍġu tegdi ne erki ḫalıŋ” ne dert dokundu, hâlin nedir; “negü erki ḫalim ölümde k…
Halayık, yaratıklar, insanlar: “törütti ḫalayıḳ öḍ öḍlek bu kün” yaratıkları, zamanı, bugünü yarattı; “bir ança yarutmış ḫalayıḳḳa ol” (yıldızlar) bir kısmı yaratıklara…
Boş, ıssız; yalnız: “ewin ḳıldı ḫali irikti özün” evini boşalttı, yalnız kaldı; “ḳaçan ḫali bolsalar ısrurlar siziŋ üze ernekleri uçını” yalnız kaldıklarında size parma…
Halik, Yaratan: “törütügli ḫaliḳ ne ḳolsa ḳılur” yaratıcı Halik ne dilerse yapar; “anı ne ḫalayıḳ sever ne ḫaliḳ” onu ne halk sever ne Yaratan.
Halk, insanlar; yaratıklar: “yula erdi halḳḳa ḳaraŋḳu tüni” halka karanlık gecesinde kandil idi; “neçe bolmasa ḫalḳḳa mindin asıġ” benden halka fayda olmasa da; “ol ol …
Harap, yıkık: “ḳamuġ abadannıŋ ḫarab ol soŋı” her mamurun sonu harabeliktir; “abadan ḫarab boldı mėscid” mamur mescit harap oldu.
Meyhane: “‘abid mėcaz ḫarabat oramı bolup” abit sahte oldu, meyhane sokağı (canlandı).
Has, özel, seçkin: “ol erdi ḳatıḳsız erür ḫas yalavaç” o ihlaslıydı, seçkin bir peygamberdi; “iligke yaḳın has ḫacib erdi bir” hükümdara yakın özel bir hacip vardı; “aḳ…
Hasis, bayağı, değersiz: “bu dünya soŋında yügürmek neçe / ḫasis neŋdin ötrü” bu dünyanın ardından, değersiz şey için ne kadar koşmak; “ḫasislerni kötrüp nėfisni çalıp”…
Haslet, huy, nitelik: “harislıḳ ma erke yavuz ḫaslėt ol” hırs da insan için kötü bir huydur.
Hata, yanlışlık, suç: “kerekmez müʾminḳa öldürmek müʾminke meger ḫatan” bir müminin bir mümini öldürmesi olmaz, ancak yanlışlıkla (olursa); “kim kim ḳazġansa yazuḳnı ḫa…
Hatalı, suçlu: “ilahi keçürgen iḍim sen keçür / neçe me ḫatalıġ ḳul ersem saŋa” Tanrım, bağışlayan Rabbimsin, bağışla; sana ne kadar suçlu bir kul olsam da.
Hayır, iyilik; hayırlı iş: “ḫayr yoḳ üküş içinde şuwşamaḳlarında” gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur; “ayġıl: hayr ḳulaḳı sizke” de ki: (o) sizin için hayır kula…
Akıl, anlayış, sağduyu: “pend alsunlar bilig ḫıred iḍileri” akıl sahipleri öğüt alsınlar; “pend ḫıred iḍileriŋe” akıl sahiplerine öğüt (olarak); “biliglig uḳuşluġ ḫired…
Akıllı, anlayışlı: “ḫirėdlıġmu bolur tili boş kişi” dili gevşek kişi akıllı olur mu.
Hoş, güzel, sevindirici; “ḫoş kel-” hoşa gitmek: “huneyn kün … ḫoş keldi sizke üküşlüküŋüz” Huneyn günü çokluğunuz hoşunuza gitmişti; “durud siziŋ üze ḫoş turuŋlar” sel…
Huy, tabiat: “köki körklüg erniŋ ḫuyı körklüg ol” soyu güzel kişinin huyu da güzeldir.