(AH) eziyet, acı: “bu ajun mėzesi ḳatıġlıġ mėze / izası üküşrek mėzesi aza” bu dünyanın tadı acılı bir tattır; eziyeti çok, tadı azdır.
Atebetü’l-Hakâyık sözlüğü
1.006 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
31 madde · “i” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
İbadet, kulluk: “çıḳtı öz boḍnı ʿibadet ḳılġu yerdin” mabetten halkının yanına çıktı; “‘ibadėt riya boldı ‘abid mėcaz” ibadet riya, abit sahte oldu.
İbare, ifade, anlatım: “kitabınıŋ atı erür ‘atbėtü’l-haḳayıḳ / ‘ibaret ‘arabdın usul” kitabının adı Atabetü’l-hakayık’tır; ifadesi, usulü Arapçadan.
İcabet, karşılık verme; “icabet ḳıl-” (çağrıya, duaya) karşılık vermek: “anlar kim icabet ḳıldılar taŋrıḳa hem yalavaçḳa” Tanrı’nın ve peygamberin çağrısına uyanlar; “ü…
İç, içeri; karın, gönül: “ay iç taş biligli” ey içi dışı bilen; “taşı teg içi ol içi teg taşı” dışı gibi içi, içi gibi dışıdır; “körü barsa erdi içim taşlarım” içimi dı…
İçmek: “bor içme aya borçı boġzı ḳulı” ey şarapçı, boğazının kulu, şarap içme; “bor içse açıldı çıġaylıḳ yolı” şarap içerse yoksulluk yolu açılır; “yėgil hem içgil yaru…
İçinde, -de (Kur’an çevirisinde fī karşılığı olarak pek sık): “ol kim kökler içinde ol kim yerler içinde” göklerde ve yerde olan; “çıḳmaŋlar isig içinde” sıcakta (sefer…
İçinde, içre; içeride: “ol olarḳa ḫorluḳ dünya içre” bu onlar için dünyada zillettir; “bolur ḳarşı içre aġıçı işi” hazinedarın işi saray içindedir; “aġız içre aġu saġdı…
Sahip, iye: “bu ḳuḍret iḍisi uluġ bir bayat” bu kudret sahibi yüce, tek Tanrı; “semiz at aġzı ḳatıg boltı idisi umaz” semiz atın ağzı sertleşti, sahibi (onu) zapt edeme…
Hastalık, dert: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” bilgi bilirse insandan hastalık uzaklaşır; “ig aġrıġ kėtdi” hastalık, ağrı gitti; “teŋ teŋ ig aġrıġ ada tuda kelürür” t…
İhsan, bağış, iyilik: “anıŋ birr u cudı bėdi‘ ihsanı” onun iyiliği, cömertliği, eşsiz ihsanı.
İki: “iki tümen sekiz mıŋ girantlar” yirmi sekiz bin şloka; “törimiş iki bir tanuḳı anuḳ” yaratılmış iki şey birin tanığıdır; “iki neŋ ḳarıştı yaḳışmaz” iki şey karışın…
İkinci: “anıŋda basa boldı ikinç oŋay” ondan sonra ikincisi kolay oldu; “ÖGDÜLMİŞ OḌĠURMIŞ BİRLE İKİNÇ ḲATA MÜNAZARA ḲILMIŞIN AYUR” Ögdülmiş’in Odgurmış ile ikinci kez …
Allah’ım, ey Tanrım (münacat başlarında): “ilahi küḍezgil meniŋ köŋlümi” Allah’ım gönlümü koru; “ilahi bilür sen bu ‘acizlıḳım” Allah’ım bu acizliğimi bilirsin; “ilahi …
Takılmak, (tuzağa) düşmek, tutulmak: “tuymatın tuzaḳḳa ilinmiş” farkına varmadan tuzağa düşmüş; “tuzaḳḳa ilinme” tuzağa düşme; “tuzaḳḳa ilnür elik” geyik tuzağa düşer; …
Önce, ilk olarak: “ilkin tamaḳ tatıtıp kiḍinrek ḳaḍahḳa sunup zėhr ḳatar” (dünya) önce damağa (bal) tattırıp sonra kadeh sunar, zehir katar.
Esenlik, huzur, rahat; (sıfat gibi) esen, rahat; “inçke teg-” huzura kavuşmak: “ajun inçke tegdi tüzüldi törü” dünya huzura kavuştu, töre düzene girdi; “inç tirilgil” e…
İnsaf, hakkaniyet: “dad insaf tutar çın anuşirvanı” adaleti, insafı gerçek bir Anuşirvan gibi tutar.
(Ay için) eksilmek; azalmak, küçülmek, gerilemek: “tolun teg bu devlet yana irilür” bu talih dolunay gibi yine eksilir; “tolu erdi ayım irildi tolu” ayım dolunaydı, tam…
Araştırmak, soruşturmak; aramak: “tüpiŋe tegü irte artuḳ ayıt” köküne kadar araştır, iyice sor; “eşitgil sözüg irte yalġan çınıġ” sözü dinle, yalanı doğruyu araştır; “e…
Kötü, fena; (isim) kötü kişi, kötülük: “kerek beg kerek ḳul ne eḍgü isiz” ister bey ister kul, iyi ya da kötü; “isizdin küḍezgil ula eḍgüke” kötüden koru, iyiye ulaştır…
Kötülük: “ḳarımaz bu eḍgü neçe yıllasa / isizlik eḍikmez neçe eḍlese” iyilik ne kadar yıl geçse de eskimez; kötülük ne kadar okşansa da iyileşmez; “asıġ kömür erse isiz…
İslam: “tapladım sizke islamnı dinḳa” size din olarak İslam’ı beğendim; “köŋülni islamke aça bėrdi” gönlünü İslam’a açtı; “minnet ḳılmaŋ meniŋ üze islamuŋıznı” Müslüman…
(Farsça) sipehsalar, ordu komutanı (AH’de eserin sunulduğu beyin unvanı): “dad ispėhsalar beg üçün bu kitip” Dad Sipehsalar Bey için bu kitabı (yazdım).
İş, eylem, uğraş: “bilig bil uḳuş uḳ işiŋ ötrü ḳıl” bilgi edin, akıl edin, işini ondan sonra yap; “vezir işi barça saḳışlar bolur” vezirin işi hep hesaplardır; “işim ti…
(Bir) işi olan, iş gören; “eḍgü işlig” iyilik eden: “ol taŋrı sewer eḍgü işliglerni” Tanrı iyilik edenleri sever; “aya artaḳ işlig” (AH) ey kötü işli.
(AH) sitem, azar: “kerek ḳıl icabėt kerek ḳıl ‘itab” ister kabul et ister sitem et.
(AH) inanç, itikat: “kim erse bu tört işke beḍ i‘tiḳad tutar erse / miŋ la‘n ıḍur men aŋa” kim bu dört şey hakkında kötü inanç beslerse ona bin lanet gönderirim.
Acele etmek, ivmek: “ḳayu işke iwse uzar kiç ḳalur” hangi işte acele edersen uzar, geç kalır; “işin tüşse iwme sabır birle ayt” işin düşerse acele etme, sabırla söyle; …
İz, ayak izi: “ud izinteki suvug taluy ögüz suvınıŋ yüleşürgeli bolmaz” öküz izindeki su okyanus suyuyla karşılaştırılamaz (Mait); “olar uş meniŋ izim üze tururlar” (Ku…
İz sürmek, izinden gitmek: “ḳalıḳ ḳarşu keldi izin izledi” gökyüzü karşıladı, izini sürdü; “aya dost biliglig izin izlegil” (AH) ey dost, bilgilinin izinden git.