Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Tunyukuk Yazıtı sözlüğü
415 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
44 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Kurbağa: “it müyüz baġa yılan” köpek, boynuzlu, kurbağa, yılan (zararlı yaratıklar sayılırken); “çekürge hem baḳalar hem ḳan” çekirgeler, kurbağalar ve kan.
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Basmak, bastırmak, üstüne çökmek: “üze teŋri basmasar, asra yėr telinmeser” üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe; “bastı ölüm aġtaru” ölüm bastırıp devirdi; “ed…
(Çoğunlukla “anta/antada basa”) sonra, ardından: “anta basa tört yıŋaḳdaḳı ėligler” ondan sonra dört yandaki hükümdarlar; “antada basa üküş türlüg nom bitig bititdiler”…
Küçümsemek, hor görmek; büyüklenip ezmek: “orun birdim erse basındıŋ mini” sana yer verdim de beni hor gördün; “basınma begiŋni” beyini küçümseme; “körüşse basınur körü…
Bastırılmak, baskına uğramak; (kendini) yendirmek: “edgüti urġıl, basıtma” iyi vur, baskına uğrama; “uzatsa basıttıŋ” ağırdan alırsan yenik düşersin; “keçer dünyaḳa öz …
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Başlı, başı olan: “başlıġıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş” başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş; “altun başlıg yılan men” altın başlı yılanım; “sü başlıġ bolur”…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
Köktürk yazıtında dağ adıyla geçen, anlamı kesinleşmeyen söz; benekli (?): “tinsi oglı aytıġma benlıġ ek taġıġ” Tinsi oğlu denen … Ek dağını.
-den beri: “tümen yılda berü tul erdim” on bin yıldan beri dul idim; “yėr teŋri törümişte berü” yer gök yaratıldığından beri; “eŋ ilki sansız tümen ajunta berü” ilk say…
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…
Bin: “biz ėki bıŋ ertimiz” biz iki bin kişiydik; “bir tümen artuḳı yėti biŋ süg” on yedi bin askeri; “bıŋ yıllıḳ tümen künlik bitigimin” bin yıllık, on bin günlük yazıt…
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…
Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…
(Ata) binmek: “boz atıġ binip tegdi” boz ata binip saldırdı; “azman aḳıġ binip oplayu tegdi” Azman Ak’a binip hücum etti; “yegren at binip” doru ata binip; (ettirgen) “…
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
(Köktürk yazıtlarında) güney; güneyde: “biriye çuġay yış” güneyde Çuğay ormanı; “biriye şadapıt begler” güneydeki şadapıt beyleri; “biriye tabġaçda atı küsi yoḳ boltı” …
İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…
Yazdırmak: “bėŋgü taş toḳıtdım, bititdim” ebedî taş yontturdum, yazdırdım; “türük bilge ḳaġan ėliŋe bititdim” Türk Bilge Kağan’ın ülkesi için yazdırdım; “kayu erser bir…
Biz (birinci çoğul kişi zamiri): “biz aş teg ertimiz” biz aç gibiydik; “ne ogrınta biziŋ begimiz” ne yüzden bizim beyimiz; “ökünür biz” pişman oluruz; “biziŋe yaŋıltuḳi…
Boy, beden, gövde: “ḳaġıl teg köni boḍ egildi” ok gibi dimdik boy eğildi; “boḍum erdi oḳ teg” boyum ok gibiydi; “ayı boḍ uzun bolsa” boy pek uzun olursa; “ḳız bodı anıŋ…
Halk, kavim, ulus: “türük bodun, bunı eşidiŋ” Türk halkı, bunu işitin; “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağ, halkın ağırlığı beydir; “begli bodunlıg”…
Boğaz, gırtlak: “et öz ülgi barça boġuzdın kirür” bedenin payı hep boğazdan girer; “boġuz aġrıġ igig” boğaz ağrısı hastalığını; “yalıŋ boġuzı todmaz” aç boğazı doymaz; …
Boğazlanmak, kesilmek; ölmek: “boġuzlansa taŋrı atıda aḍınḳı birle” Tanrı’dan başkası adına boğazlanan; “yėrçi yėr yaŋılıp boġuzlantı” kılavuz yolu şaşırıp öldürüldü; “…
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
(Köktürk yazıtlarında) Bolçu: bir yer adı: “üçünç bolçuda oġuz birle süŋüşdimiz” üçüncüsü Bolçu’da Oğuzlarla savaştık; “tün aḳıtdımız, bolçuḳa taŋ üntürü tegdimiz” gece…
Bu (işaret zamiri ve sıfatı): “bu kün” bugün; “bu muntag bėş çöbik” bu böyle beş kötülük; “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşman; “bularıġ yime eḍgü…
“bu üçegü” bu üçü (?): “tabġaç oġuz ḳıtań buçegü ḳabışsar” Çin, Oğuz, Kıtay bu üçü birleşirse.
Boğa: “semiz buḳa, toruḳ buḳa” semiz boğa, zayıf boğa; “sıġır buḳa möŋreşür” inek ve boğa böğrüşür; “ulug bedük ud iŋek boalar” büyük sığırlar, inekler, boğalar.
Bulmak: “yaġlıg kamıç bulupan yalgayu tirilmiş” yağlı kepçe bulup yalayarak yaşamış; “ür oġul köseser bultuŋ” oğul istersen buldun; “yaraġ bulup” fırsat bulup; “ne eḍgü…
Karışık, düzensiz: “türk bodunı yeme bulġanç ol” Türk halkı da karışıklık içindedir.
Anlamı kesinleşmeyen söz: “sıdı usın buntutu yurtda yatu ḳalur erti” … yurtta yatıp kalırdı.
Sıkıntı, dert, eksiklik: “ötüken yış olursar ėlte buŋ yoḳ” Ötüken ormanında oturursan ülkede sıkıntı olmaz; “neŋ buŋug yoḳ” hiç derdin yok; “ne buŋı bar erteçi ermiş” n…
Sıkıntıya düşmek, bunalmak: “yėrçi yėr yaŋılıp boġuzlantı, buŋadıp ḳaġan yelü kör tėmiş” kılavuz yolu şaşırıp öldürüldü; kağan bunalıp ‘dörtnala sür’ demiş.
Sıkıntısız, dertsiz; bol bol: “altun kümüş işgiti ḳutay buŋsuz ança berür” altın, gümüş, ipek, kumaşı sıkıntısız, öyle bol verir; “ebiŋe kirteçi sen, buŋsuz boltaçı sen…
(Köktürk ve Kırgız yazıtlarında) bir unvan: “buyla baġa tarḳan” Buyla Baga Tarkan; “bwyla ḳutluġ yarġan” Buyla Kutlug Yargan.
Bilge, bilgin (KB’de çoğunlukla hitap): “ḳılınçıŋ sözüŋ eḍgü tut ay bügü” ey bilge, işini sözünü iyi tut; “yaḳşı aymış bügü bilgi kiŋ” bilgisi geniş bilge güzel söylemi…
Anlamı kesinleşmeyen söz; böylesi (?): “ḳaġanlıġ bodunḳa büntegi bar erser, ne buŋı bar erteçi ermiş” kağanlı halkın böylesi olunca ne derdi olacakmış (?).