Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Şine Usu Yazıtı sözlüğü
433 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
49 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Bağ, ip; zincir, pranga: “örtlüg temirlig baglar üze yaturur” kızgın demir zincirlerle yatırırlar; “baġda buḳaġuda yatıp” bağda, prangada yatıp; “saḳınç ḳaḍġu baġın yör…
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Kentleri olan: “erüş üküş balıḳlıg boduntın” pek çok kenti olan halktan.
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Hep, hepsi, bütün: “ḳamuġ barça muŋluġ törütülmişi” bütün yaratılmışlar muhtaçtır; “tınlıġlarıġ barça atalarım ol tėp körüp” canlıların hepsini ‘babalarımdır’ diye görü…
Mal, servet, varlık (çoğunlukla “aġı barım” hazine ve mal): “alku aġı barım iliksiz tutuḳsuz köŋülin buşı bėrdim” bütün malımı mülkümü bağlanmadan, esirgemeden sadaka v…
Ev, yapı; çoğunlukla “ev bark” ev bark, yurt: “evig barkag kodup toyın bolsar” evini barkını bırakıp rahip olursa; “ev barḳdın kesildiler” evlerinden barklarından ayrıl…
(KB) Yolcu, göçer: “kerek barḳın erse keçigli ḳonuḳ” ister yolcu olsun ister geçici konuk; “yorıyu turuġlı bu barḳın kişi” gezip duran bu yolcu kişi.
Pars, kaplan: “esnegen bars men, ḳamuş ara başım” esneyen parsım, başım sazlık arasında; “bars irbiz böri ulatı ḳadır yavlaḳ keyikler” kaplan, pars, kurt gibi azgın, kö…
Basmak, bastırmak, üstüne çökmek: “üze teŋri basmasar, asra yėr telinmeser” üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe; “bastı ölüm aġtaru” ölüm bastırıp devirdi; “ed…
Basmıl: bir Türk boyu: “basmıl ıduḳḳut uġuşum bodun erti” Basmıl ıdukkutu benim soyumdan bir halktı; “basmıl yaġıdıp ebimrü bardı” Basmıl düşman olup evine döndü; “Basm…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
Batı, güneşin battığı yer: “toġardın batarḳa yorıp tezginür” doğudan batıya gezip dolaşır; “ḳayusı batardın tapuġçı” kimi batıdan hizmetkâr.
Zengin, varlıklı: “çıġań bodunug bay ḳıltım” yoksul halkı zengin kıldım; “bay bar ertim, aġılım on” zengin idim, ağılım (hazinem) çoktu; “bay yeme bar, yoḳ çıġay yeme b…
Bey, soylu, yönetici: “türük begler bodun, bunı eşidiŋ” Türk beyleri, halkı, bunu işitin; “begli bodunlıġ yoŋaşurtuḳin üçün” beylerle halkı birbirine düşürdüğün için; “…
Kavşak, iki ırmağın ya da yolun birleştiği yer: “orḳoon balıḳlıg beltirinta” Orhun ile Balıklıg’ın birleştiği yerde; “yabaş toḳuş beltirinte” Yabaş ile Tokuş’un birleşt…
İşaret, belirti, alamet: “ıḳi kırk kut buyanlıg irü belgüke tükellig” otuz iki kutlu belirtiye sahip; “bosuş ḳadġu belgüsi eŋire turur” kaygı ve tasa belirtisi inler du…
İncitmek, kırmak (çoğunlukla gönül için): “köŋlin bertmeŋler” gönlünü kırmayın; “ulıma, köŋül bertme” inleme, gönlü kırma; “amraḳ ögüküm köŋlin neçük berteyin” sevgili …
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…
Beşinci: “bu bėşinç boşġutsuz arhant” bu beşinci (tür) öğrenimini bitirmiş arhat; “bėşinç ay toḳuz otuzḳa” beşinci ayın yirmi dokuzunda; “bėşinç oŋınta” beşinci sırada;…
Bin: “biz ėki bıŋ ertimiz” biz iki bin kişiydik; “bir tümen artuḳı yėti biŋ süg” on yedi bin askeri; “bıŋ yıllıḳ tümen künlik bitigimin” bin yıllık, on bin günlük yazıt…
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
(Şine Usu yazıtında) “üç birküde” Üç Birkü (üç ırmağın birleştiği yer) adlı yer: “ḳayra başınta üç birküda ḳan süsi birle ḳatıltım” Kayra kaynağında, Üç Birkü’de hanın …
İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…
Yazıcı ya da haberci (?): “bitgüçi er anta ıttım” oraya bir yazıcı (haberci) adam gönderdim.
Yazmak: “bitig bitidim” yazıt yazdım; “yolluġ tėgin bitidim” (ben) Yolluğ Tegin yazdım; “bitidim kitabnı mėva‘iz mėsėl” kitabı öğütler ve örneklerle yazdım; “bitise ḳal…
Yazı, yazılı şey; kitap, mektup: “bitip ḳoḍmış atın tirigke bitig” adını dirilere yazılı olarak bırakmış; “nom bitig” dinî kitap, sutra; “ilig me bitisü öz elgin bitig”…
Boyamak: “ḳayu işke tegse boḍur tü boḍuġ” hangi işe girse türlü renklere boyar; “yüz bir türlüg boduġın bodumış osuglug hua çeçek” yüz bir türlü renkle boyanmış gibi çi…
Boy, beden, gövde: “ḳaġıl teg köni boḍ egildi” ok gibi dimdik boy eğildi; “boḍum erdi oḳ teg” boyum ok gibiydi; “ayı boḍ uzun bolsa” boy pek uzun olursa; “ḳız bodı anıŋ…
Halk, kavim, ulus: “türük bodun, bunı eşidiŋ” Türk halkı, bunu işitin; “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağ, halkın ağırlığı beydir; “begli bodunlıg”…
Anlamı kesinleşmeyen söz: “türük bodun anta ıŋaru yoḳ boḳı” Türk halkı ondan sonra yok … (?).
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
(Köktürk yazıtlarında) Bolçu: bir yer adı: “üçünç bolçuda oġuz birle süŋüşdimiz” üçüncüsü Bolçu’da Oğuzlarla savaştık; “tün aḳıtdımız, bolçuḳa taŋ üntürü tegdimiz” gece…
Olmasını sağlamak, bir duruma getirmek: “yaġı bolturup yėrin tapa bardı” düşmanlaşıp (düşman edip) yurduna doğru gitti; “çınkėrtü bol’turmaz” gerçekten var etmez; “yene…
Boş, serbest, özgür: “boş azad kişi barça eḍgü ḳulı” özgür, hür kişi iyiliğin kuludur; “üç ḳata oḳısar alḳu boş bolur” üç kez okursa hepsinden kurtulur; “tili boş kişi”…
Kurtulmak, bağışlanmak; salıverilmek: “yme yazukda boşunmak bolzun” suçtan da kurtuluş olsun; “baġda buḳaġuda yime ol tınlıġ boşunur” bağda prangada olan canlı da kurtu…
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “kör budḳal ıda”.
Karıştırmak, bulandırmak; bozmak: “ėlig törüg bulġadım erser” ülkeyi, töreyi karıştırdıysam; “ögüŋin köŋülüŋin bulġayur” aklını, gönlünü bulandırır; “oplayu tegip bulġa…
(Şine Usu yazıtında, “ḳara buluḳ”) bir yer ya da boy adı: “ḳara buluḳ öŋdin” Kara Buluk’un önünden; “ürüŋ begig ḳara buluḳıg” Ürüng Beg’i, Kara Buluk’u.
Bu kadar, bunca: “bunça yėrke tegi yorıtdım” bu kadar yere dek yürüttüm; “bunça törüg ḳazġanıp” bu kadar töreyi kazanıp; “bunça aġır törüg” bu kadar ağır töreyi; “bunça…
(Koku) yayılmak, kokmak: “ajun barça bütrü yıpar burdı kin” bütün dünya misk ve amber koktu; “yėti yıparı bura turur” yedi kokusu yayılıp durur.
(Köktürk ve Kırgız yazıtlarında) bir unvan: “buyla baġa tarḳan” Buyla Baga Tarkan; “bwyla ḳutluġ yarġan” Buyla Kutlug Yargan.
(Köktürk yazıtlarında) buyruk: kağana bağlı yüksek görevli, komutan: “buyruk begler” buyruk beyleri; “iç buyruḳ” iç buyruk; “buyruḳı yeme bilge ermiş” komutanları da bi…
Anlamı kesinleşmeyen söz: “yigen yil büke teg yir erken açar” … gibi erkenden açar; “ḳatı yoḳ büki” sertliği, … yok; “ufut bolup büke turdı” utanıp … durdu.
(Şine Usu yazıtında) bir yer adı: “anta bükegükke yėtelim” oradan Bükegük’e varalım.