Büyücü, sihirbaz: “keldiler cadular firʿavnḳa” büyücüler Firavun’a geldiler; “bütünlükin bu cadu erür bilgen” gerçekten bu bilgili bir büyücüdür; “kemşildiler cadular s…
Derlem sözlüğü
12.802 madde başı, 217.859 sözcükten çıkarıldı. Her madde çekimli biçimlerini, yazım değişkelerini, eserlere göre dağılımını ve bağlamlarını gösterir.
40 madde · “c” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Büyücülük, sihir yapma: “ḳaçan kim kemiştiler erse caduluḳ ḳıldılar boḍun közleriŋe” (değneklerini) attıklarında halkın gözlerine büyü yaptılar; “ol kim ögretti sizke c…
Mevki, itibar, saygınlık: “aḳılıḳ şėrėf cah cėmal arturur” cömertlik şerefi, itibarı ve güzelliği artırır.
Bilgisiz, cahil: “bu cahil biligsiz bahasız bişi” bu bilgisiz cahil değersiz bir nesnedir; “biliglig tişi er cahil er tişi” bilgili kadın erkektir, bilgisiz erkek kadın…
İslam öncesi bilgisizlik çağı, onun töresi ve hükmü: “Cahiliyyet mü tileyürler kim ol körklügrek taŋrıdın hükm ḳılġandı” cahiliye (hükmünü) mü istiyorlar, oysa hüküm ve…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB’de tek tanık): “tiler boldı cam yaşıl kökke yol” … mavi göğe yol arar oldu; bağlam “can” okumasına da elverişli görünüyor.
Can, ruh, hayat: “yuluġ ḳıldı malı teni canını” malını, bedenini, canını feda etti; “aḳı ol yuluġ ḳılsa canın tenin” cömert, canını ve bedenini feda edendir; “siziksiz …
Canlı, canı olan; canlı varlık: “tirilmiş bu canlıġ canın alġalır” dirilmiş olan bu canlının canını alır; “buzuġlı yorıtmaġlı canlıġ tirig” (ölüm) bozan, yürüten, canlı…
Canlı varlık, hayvan: “seniŋ barlıḳıŋḳa tanuḳluḳ birür cėmad canvar uçġan yügürgen neŋe” cansız, canlı, uçan ve koşan her şey senin varlığına tanıklık eder.
Ebedî, sonsuza dek kalıcı; (Kur’an çevirisinde hep yüklem olarak) orada ebediyen kalan: “aḳar altınıda arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde” altından ırmaklar akan (cennetle…
Ebedîlik, ölümsüzlük: “yolçılayın mu sėni cavidanelıḳ yiġaçı üze” seni ölümsüzlük ağacına yönelteyim mi; “olarḳa anıŋ içinde cavidanelıḳ saray” onlar için orada ebedîli…
“cebr-ü muḳabel” cebir, denklem çözme hesabı (KB’de bilinmesi gereken bilimler arasında): “taḳı ḳolsa cebr-ü muḳabel oḳı” ayrıca dilerse cebir ve mukabele okusun.
Cebrail, vahiy meleği; Kur’an çevirisinde “cebreʾil üni” kıyamet günündeki korkunç çığlık, sayha: “ermez meger Cebreʿil üni bir yolı ançada olar öçmiş erdiler” yalnızca…
Eziyet, zulüm, cefa; “cefa ḳıl-” eziyet etmek, incitmek: “vefa körkitür sen ḳılur sen cefa” vefa gösterir, (ama) cefa edersin; “cefa ḳılsalar bu vefa ḳılsa şük” (ötekil…
Eziyet eden, cefakâr, zalim (KB’de çoğunlukla dünya için): “meniŋde cefaçı bu dünya saŋa” bu dünya sana benden de cefakârdır; “cefaçı turur bu ay ḳılḳı amul” ey huyu yu…
Eziyet eden, cefalı, zalim: “cefalıġ ajundın kötürdüm köŋül” cefakâr dünyadan gönlümü kaldırdım; “arıġsız cefalıġ ḳılınçı” temiz olmayan, cefalı huylu; “yazuḳluġ cefalı…
Anlamı kesinleşmeyen söz; Kur’an çevirisinde (Sâd 44) Eyüp’e verilen buyrukta geçer: “alġıl elgiŋ birle bir baġ cefan urġıl anıŋ birle” eline bir demet … al, onunla vur…
Eziyet etmeyen, incitmeyen: “cefasız vefalıġ tilese ḳutun” eziyetsiz, vefalı (bir) devlet dilerse.
Dünya, âlem; Kur’an çevirisinde “ol cehan” öteki dünya, ahiret: “ḳorḳḳa ol cehandın hem umar iḍisi rahmetini” ahiretten korkar ve Rabbinin rahmetini umar; “bitmezler ol…
Çaba, uğraş; “cehd ḳıl-” çaba göstermek, (Tanrı yolunda) cihat etmek: “cehd ḳılurlar taŋrı yolı içinde ḳorḳmazlar melamet ḳılıġlı” Tanrı yolunda cihat ederler, kınayanı…
Arapça övgü kalıbında “yüce olsun”: “TEŊRİ AZZE VE CELLE ÖGDİSİN AYUR” aziz ve celil Tanrı’nın övgüsünü söyler (KB başlığı).
Topluluk, bir araya gelmiş kalabalık, ordu: “fürḳan küninde iki cemʿ ḳarışmışı künde” furkan gününde, iki topluluğun karşılaştığı günde.
Namaz için toplanan topluluk, cemaat: “cema‘at bile ḳıl fariza namaz” farz namazı cemaatle kıl; “anıŋ ornı mescid cema‘at ḳılın” onun yerini mescit ve cemaat (yeri) yap…
Cevap, karşılık söz: “söz uḳġan kerek bolsa hazır cevab” söz anlayan, hazırcevap olmalı; “cevab birse sözke yanut ḳılsa söz” söze cevap verse, karşılık söylese; “cevab …
Karşılık, mükâfat ya da ceza; “ceza bėr-” karşılığını vermek, ödüllendirmek: “taŋrı az ʿamelḳa üküş ceza bėrgen” Tanrı az amele çok karşılık verendir; “ceza bėrür üçün …
(KB, hesap bilimi) “‘aded cezri” sayının kökü, kök alma: “‘aded cezri ḳılsa misahat basa” sayının kökünü alsa, ardından alan ölçümü yapsa; “ḳalı bildiŋ erse ‘aded cezri…
Tartışma, çekişme, laf dalaşı: “asıġsız mizah hėm cėdėldin saḳın” yararsız şakadan ve tartışmadan sakın.
Cansız varlık (taş, toprak gibi): “tanuḳluḳ birür cėmad canvar uçġan yügürgen neŋe” cansız, canlı, uçan, koşan her şey tanıklık eder.
Güzellik, yüz güzelliği: “ay dünya cemali uluġluḳḳa körk” ey dünyanın güzelliği, büyüklüğe süs olan; “aḳılıḳ şėrėf cah cėmal arturur” cömertlik şerefi, itibarı, güzelli…
Zulüm, haksızlık, eziyet (çoğu kez “cefa” ile ikileme): “cefa cevri bari maŋa tegmesüni” bütün cefa ve zulmü bana dokunmasın; “ajun toldı ‘udvan cėfa cėvr bile” dünya d…
Sızlanma, feryat, sabırsızlık: “cėza‘ ḳılma ya rėnc iḍisi” ey dert sahibi, sızlanma.
Dünya, âlem: “ajunda tetig er yidi bu cihan” dünyada anlayışlı kişi bu âlemi (tanıdı); “uḳuş közi birle yaruttı cihan” akıl gözüyle dünyayı aydınlattı; “iki cihan” düny…
Cömertlik, el açıklığı: “anıŋ birr u cudı bėdi‘ ihsanı” onun iyiliği, cömertliği ve eşsiz ihsanı.
Yahudi; “cuhud bol-” Yahudi olmak, Yahudiliği seçmek: “anlardın kim cuhud boldılar aḍnaturlar sözlerni orunlarındın” Yahudi olanlardan kimileri sözleri yerlerinden deği…
Eş, karı ya da koca: “eger uraġut ḳorḳsa cüftindin köŋül aġrıġıŋa” kadın kocasının kırgınlığından korkarsa; “ḳıldı sizlerke cüftleriŋizdin oġlanlar” size eşlerinizden o…
Evlendirmek, eş olarak vermek: “Zeyd andın hacetini … cüftlendürdümiz saŋa anı” Zeyd ondan ilişiğini kesince onu seninle evlendirdik; “mundaġuḳ cüftlendürġay-miz ḳara k…
Şerbet, tatlı içecek (KB’de hekimlik ve sofra bağlamında): “ḳayusı soġıḳ itti ḳattı cülab” kimi soğuk (bir karışım) hazırladı, şerbet kattı; “ḳuruġ öl yimiş ya cülengbi…
Gülden yapılan şekerli macun, gül şekeri (şerbet ve meyve ile birlikte anılır): “ḳuruġ öl yimiş ya cülengbin cülab” kuru, yaş meyve ya da gül şekeri, şerbet.
Hep, bütün, tamamı: “‘ata' ḳıldı şahımḳa bu cümleni” bunların hepsini şahıma bağışladı.
Cünüp, gusül abdesti gerektiren durumda olan: “eger bolsa sizler cünüb arınıŋlar” cünüpseniz arının; “yoḳ cünübḳa meger yol keçigliler yunġınçaḳa tegi” cünüp olana da, …