Anlamı kesinleşmeyen söz (U II, tövbe metni): “ḫutluġ ilkisiz dabaru ilki ilki azunlarda” kutlu, başlangıçsız … önceki önceki yaşamlarda (‘-den beri, -e doğru’ anlamınd…
Derlem sözlüğü
12.750 madde başı, 2.665.904 sözcükten çıkarıldı. Her madde çekimli biçimlerini, yazım değişkelerini, eserlere göre dağılımını ve bağlamlarını gösterir.
70 madde · “d” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Adalet, hak gözetme; “dad bėr-”, “dad ḳıl-” adaletle davranmak: “hergiz yaraġlarıŋız bolmaz kim dad bėrseŋiz uraġutlar arasında” kadınlar arasında asla adaleti tam sağl…
Kızgın demirle vurulan iz, dağ: “ol kün kim ıstılur anıŋ üze tamuġ otı içre daġ baslur anıŋ birle alınları hem yanları hem arḳaları” o gün (altın ve gümüş) cehennem ate…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, din ile dünyanın karşıtlığını anlatan beyitte): “bu din dalı dünya dalı ḳarşı ol / yaġuşmaz ikigün yolı yarşı ol” dinin …ı ile dünyanın …ı…
(Maitrisimit’te, Sanskritçe dhanurveda) okçuluk bilimi; Bodisatvanın öğrendiği hünerler arasında: “san saḳış urmaḳ tamġa uġrın bilmek danurwit ulatı erdemler” sayı hesa…
(Sanskritçe dharma) Budist öğreti, Dharma; üç mücevhere saygı formülünde: “namo but namo darm namo saŋ” Buda’ya, Dharma’ya, Topluluğa (saṃgha) saygı (Maitrisimit bölüm …
(Maitrisimit’te) Dharmaruci, Maitreya’nın önceki doğumlarından birinde bir hükümdar adı: “ḳamaġda öŋre darmaruçi atlġ ilig ḫan erken” her şeyden önce Dharmaruci adlı hü…
(Abhidharma çevirisinde) Dharmaskandhapāda, Sarvāstivāda Abhidharma’sının yedi temel eserinden biri: “darmasikandapat şasdrıġ ayaġḳa tegimlig mḫamodgalayanė arḫant yara…
(Abhidharma çevirisinde) Dharmadinnā, bilgin bir rahibe (şmnanç): “vişakė bayaġut ayıtdı darmadinė şmnançḳa” tüccar Viśākha rahibe Dharmadinnā’ya sordu; “darmatinė şmna…
(Abhidharma çevirisinde) Dharmatrāta, Budist öğretmen: “ayaġḳa tegimlig darmatiratė baḫşı yıġıp ḳılmış ol bölük şlok” saygıdeğer öğretmen Dharmatrāta derleyip yapmış ol…
(Abhidharma çevirisinde) Abhidharmahṛdaya şastrasının yazarı olarak anılan bir öğretmen adı: “ḳaltı darm-a-viçay-ė-nıŋ şastirı abidarm-a-ḫarday atlġ şastrta sözlemiş” t…
(Sanskritçe dhāraṇī) büyülü koruma sözü, okunarak etki gösterdiğine inanılan kutsal formül; çoğu kez “arvış” ile: “tŋriler ėligi-y-a bu darnını bir ḫata esidser” ey tan…
İlaç, deva: “seniŋde turur kör bularnıŋ emi / otaġıl daru birle bolġıl ḳamı” bunların ilacı sendedir; ilaçla tedavi et, hekimleri ol.
(Abhidharma çevirisinde) Daśottara, Dīrghāgama’daki bir sutra: “ço’aġamtaḳı daşa’udar sudurta ulatılar” Dīrghāgama’daki Daśottara sutrası ve benzerleri.
İddia, sav; hak iddiası: “uzatmaz men da‘vi ḳılıġlı kişig” hak iddia eden kişiyi bekletmem; “sewer men tiyü barça da’vi ḳılur / bu da’viḳa ma’ni negü teg bolur” hepsi ‘…
Çekişmeci, inatçı, kavgacı: “ḳorḳutġay sen tėp anı boḍunlarnı ḳatıġ da‘viçi boḍunlar” onunla inatçı, kavgacı bir topluluğu uyarasın diye.
Davut peygamber: “bėrdimiz Davudḳa zeburnı” Davut’a Zebur’u verdik; “ey Davud biz ḳıldımız sėni ḫalife yer içinde” ey Davut, seni yeryüzünde halife kıldık; “ançada kird…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Abhidharma çevirisi): “dayandaçı yıd yuḳ nedegin tarıḳmazun” … koku, bulaşık niçin gitmesin.
Delik, delikli (?) (Maitrisimit, cehennem tasviri): “ulug bedük … delig orġaḳlar içinte soḳarlar” büyük … delikli (?) havanlar içinde döverler.
Kanıt, delil: “seniŋ birlikiŋke delil arḳaġan / bulur bir neŋ içre dėliller miŋe” senin birliğine kanıt arayan, bir şey içinde bin kanıt bulur.
Derece, mertebe, rütbe: “uluġraḳ derece taŋrı üskinde” Tanrı katında daha büyük derece; “dereceler andın yarlıḳamaḳ hem rahmet” ondan dereceler, bağışlanma ve rahmet; “…
Gecikme, oyalanma, bir yerde kalma; “dereŋ ḳıl-” gecikmek, eğlenmek, kalmak: “taŋrı olarnıŋ ḳopup çıḳmaḳlarını dereŋ ḳıldı” Tanrı onların (sefere) çıkmasını geciktirdi;…
(Tanrı’nın) katı, huzuru, dergâh: “bėrür dergahında uluġ yanut” katından büyük ödül verir; “bėrgil maŋa seniŋ dergahıŋdın bir eḍgü oġul” katından bana iyi bir oğul ver;…
Yoksul, fakir: “eger bolsa bay azu derviş taŋrı seza turur ol ikike” zengin de olsa yoksul da olsa, Tanrı ikisine de daha yakındır.
Yoksul, muhtaç (Kur’an çevirisinde): “ey iḍim men aŋa kim indrür sen maŋa eḍgülükdin dervişane” Rabbim, bana indireceğin her hayra muhtacım.
Deniz: “baturdımız olarnı derya içre” onları denizde boğduk; “atġıl anı derya içiŋe atsun anı derya ḳıraġıŋa” onu denize at, deniz onu kıyıya atsın; “teŋ bolmaz iki der…
(Kur’an çevirisinde, Farsça) hile, düzen, tuzak: “tilediler aŋar destan ḳıldımız olarnı astınlar” ona tuzak kurmak istediler, biz onları alçaklardan kıldık; “ermez kafi…
İzin, müsaade; “destur bėr-” izin vermek, “destur tile-”, “destur ḳol-” izin istemek: “bütünlükin destur tileyür sėndin anlar kim bitmezler” senden izin isteyenler inan…
Divit, hokka (KB’de mektup yazma sahnelerinde): “devat ḳoldı kaġıd bitidi bitig” divit istedi, kâğıt, mektup yazdı; “devat ḳoldı kaġaz kötürdi ḳalem” divit istedi, kâğı…
Talih, baht, mutluluk; devlet, iktidar (KB’de sık, kaçıp giden talih olarak): “tuta bilse devlet tezümez turur” (kişi) tutmayı bilirse talih kaçmaz; “yarutsa közin bird…
Çare, ilaç, derman: “sėḫası mėkarim iki dėrmanı” cömertliği, iyilikleri iki (dünyanın) dermanıdır.
(Abhidharma çevirisinde) Devaśarman, Vijñānakāya şastrasının yazarı: “vidyanakayapt şasdrıġ dėvaşarmė arḫant yaradmış erür” Vijñānakāya şastrasını arhat Devaśarman yazm…
Devadatta, Buda’nın kıskanç kuzeni, Budist geleneğin kötü rahibi: “avış tamu otı taşġaru ünüp divdat toyınag tirigde yörgep tartıp avıç tamuḳa kigürdi” Avīci cehennemin…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit): “edgülüg dınarlar ara teŋri teŋrisi burkanta yėgrek yoḳ erür” iyi … arasında tanrılar tanrısı Buda’dan üstünü yoktur (‘canlı’ an…
Rahip, dinî hayatı seçmiş kişi; Budist metinlerde hep “toyın dıntar”: “toyın dıntar bolsar baçag olursar” rahip olup oruç tutsa; “taḳı edgü toyın dıntar bolmışıŋızlar y…
Taç: “kayusı başımızta didim pasaḳ” kimimizin başında taç, miğfer; “yėr teŋrisiniŋ dıdımı pasaḳıŋa oḳşatı” yer tanrısının tacına, başlığına benzer; “ḳutluġ … yėr tŋrini…
Taçlı: “kirit atlıg dıdımlıg başları üze” başlarında kirīṭa adlı taçlı; “altun didim-lıġ çakravrt 王-larḳa” altın taçlı cihan hükümdarlarına.
(Farsça tamlamada) gönül, yürek: “ėdib riḳḳat-i dil bile” edip gönül inceliğiyle (söyledi).
Din, iman; inanç yolu: “haḳ din birle belgürtmek üçün ḳamuġ din üze” hak dini bütün dinlere üstün kılmak için; “ündeŋler taŋrını ḳatıġsız ḳılġanlar aŋar dinni” dini ona…
Altın para, dinar: “bahalıġ dinar ol biliglig kişi / bu cahil biligsiz bahasız bişi” bilgili kişi değerli dinardır, bilgisiz cahil değersiz bir şeydir; “birilse ėgėr ad…
(Maitrisimit’te) Dīpaṃkara, geçmiş Budalardan biri: “ratnaşiki dipankar kşmankar prbankar wipaşi saki-munida ulatı” Ratnaśikhin, Dīpaṃkara, Kṣemaṃkara, Prabhaṃkara, Vip…
Anlamı kesinleşmeyen terim (Abhidharma çevirisi); bir okuyuşu, metin yorumunu anlatır: “bu kėnki oḳış bu diravi-ḳa birsi ol 先-ki oḳış 大力奴 baḫşınıŋ ḳılmış diravisıŋa yar…
Durmaksızın, eğlenmeden (geçen): “yayınḳı bulıt teg ya tüş teg ḫali / dirėngsiz keçer baḫt ya ḳuş teg uçar” (dünya) yaz bulutu ya da rüya gibi, durmadan geçer; baht ya …
Yazık, eyvah, ne yazık (acınma ünlemi; KB’de hep “ay diriġa”): “ayur ay diriġa ol erde eri” der: ey yazık, o yiğitlerin yiğidi; “ayur ay diriġa yitürdüm erig” der: eyva…
Delilik, cinnet (Kur’an çevirisinde): “toḳıdı taŋrı üze yalġannı azu anıŋ birle divanelıḳ mu” Tanrı’ya karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var; “ermez siziŋ ė…
(Sanskritçe dvīpa) kıta, dünya adası; “tört divip” dört kıta: “ḳaltı tört divip-lar çakiravar taġ simlıġ … bolmış teg” tıpkı dört kıtanın Çakravāḍa dağıyla çevrili olma…
(Maitrisimit’te) bir bilgenin (erji, ṛṣi) adı: “ötrü diwa erji inçe tėp tėyür” sonra bilge Deva şöyle der.
Kan bedeli, diyet: “müʾmin ḳul azad ḳılmaḳ hem diyet ısparlanmış boḍnıḳa” mümin bir köle azat etmek ve ailesine teslim edilmiş diyet (gerekir).
(Maitrisimit’te, Sanskritçe Dakṣiṇāpatha) Hindistan’ın güney ülkesi, Dekken: “baḳşısı badarıḳa ol savlarag ögrünçü ėştürgeli dkşanpt ilke önüp bardı” öğretmeni Bādari’y…
Anlamı kesinleşmeyen söz; saygısızlığı anlatan ikilemelerde: “ayag çiltegke tegimlig tınlıglarıg ayagsız dod tolı kılmasar” saygıya layık canlıları saygısız, … kılmasa …
Anlamı kesinleşmeyen söz (Sekiz Yükmek): “üzeki yruḳ tŋriler yrlġıŋa dodı inerler ḳamġ bodunḳa” yukarıdaki aydınlık tanrıların buyruğuyla (aşağı ?) inerler, bütün halka.
Dost, arkadaş, yakın; “dost tut-” dost edinmek: “ḳılġıl bizke seniŋ üsküŋde dost” katından bize bir dost ver; “kim kim dost tutsa olarnı sizdin ol olardın ol” sizden ki…
Dost olmak, dostluk kurmak: “anıŋ erkligliki anlar üze kim dostlaşurlar anıŋ birle” onun (şeytanın) gücü ancak onunla dostlaşanlar üzerindedir.
Dostluk: “bolmaduḳ teg siziŋ ara anıŋ ara dostluḳ” sizinle onun arasında hiç dostluk olmamış gibi; “tilemez men sizde anıŋ üze ter meger dostluḳ yaġuḳluḳ içinde” sizden…
(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe tripiṭaka) Üç Sepet’i (Budist kanonunu) bilen rahip; hitap ve unvan olarak: “ödindeki dripidakė toyın” o zamanki Tripiṭaka rahibi; “…
(KİP kolofonunda) bir kişi adı: “drmuruç seli upasi ḳulḳıya küsüşiŋe bitidim” Darmaruç Seli Upasi Kulkıya’nın dileğiyle yazdım.
Bir kişi adının parçası (U II, bağış duası): “ajunḳa barmış ḳonım du vapsi sali beg ḳutıŋa” ahirete göçmüş kardeşim Du Vapsi Sali Beg’in ruhuna.
Dua, Tanrı’ya yakarış; birine hayır dileme; “du‘a ḳıl-” dua etmek: “tiler men seniŋdin du‘am bu sözün” senden dileğim, duam budur; “du‘a birle yalŋuḳ bulur eḍgülük” ins…
Dua eden, birinin iyiliği için dua edegelen kimse, dua borçlusu: “ḳoḍu birgil emdi mini teŋrike / du‘açı bolayın saŋa eḍgüke” şimdi beni Tanrı’ya bırak, sana iyilik dil…
(Farsça) salat, rahmet ve esenlik duası; “durud ıḍ-” salavat getirmek: “ol taŋrı hem ferişteleri durud ıḍurlar yalawaç üze” Tanrı ve melekleri peygambere salat eder; “e…
(Maitrisimit’te, Sanskritçe duṣkaracaryā) çile, ağır sofuluk pratikleri: “altı yıl tapavan berkte duşkaraçar emgek emgenmişin” altı yıl çile ormanında ağır çileler çekm…
Anlamı kesinleşmeyen söz (DLT): “sende ḳopar çaḍanlar / ḳuḍġu siŋek yılanlar / dük miŋ ḳayu temenler” sende akrepler, … sinekler, yılanlar, … bin … türer.
Dünya, yeryüzü: “yaġız yir yıpar toldı kafur kitip / bezenmek tiler dünya körkin itip” kara yer misk ile doldu, dünya süslenmek ister; “kim kim tilese dünya yanutı bėrü…
Doğru, sağlam, gerçek: “aḍınlar sözin teŋ ese teŋgedi dürüstḳa bėdėl” başkalarının sözünü denk sayarsa, doğrunun yerine (koymuş olur); (Kur’an çevirisinde zarf olarak) …
Düşman: “ol taŋrı bilgen ol düşmanlarıŋıznı” Tanrı düşmanlarınızı bilir; “ol taŋrınıŋ düşmanlarınıŋ yanutı ot” Tanrı düşmanlarının karşılığı ateştir; “ḳoḍı bolsu düşman…
Düşmanlık, kin: “eltmesün sizni boḍunnuŋ düşmanlıḳı anıŋ üze kim dad ḳılmadıŋız” bir topluluğa olan düşmanlığınız sizi adaletsizliğe sürüklemesin; “taŋrınıŋ düşmanı ulu…
Güç, zor; “düşvar ḳıl-” zorlaştırmak, “düşvar tut-” güçlük çıkarmak: “tilemez men kim düşvar ḳılmaḳımnı seniŋ üze” sana güçlük çıkarmak istemem; “eger düşvar tutsaŋız e…
Güçlük, zorluk: “ḳılur taŋrı düşvarlıḳda kiḍin asanlıḳ” Tanrı güçlükten sonra kolaylık verir.
(Sanskritçe dhyāna) meditasyon, derin düşünceye dalma; zihnin toplanmış hâli; çoğu kez “dyan saḳınç”: “buşı paramid çḫşapt paramid dyan paramid” sadaka, ahlak ve medita…
Meditasyonla ilgili, meditasyondan doğan: “dyan-lıġ basudçı tıldaġında tuġar” meditasyon yardımcısı sebebinden doğar; “çḫşapt-lıġ yükmekimin dyan-lıġ yükmekimin” ahlak …