Anlamı kesinleşmeyen söz (Kur’an çevirisi, Duhan 57, faḍlan ‘lütuf olarak’ karşılığında): “fa seniŋ iḍiŋdin ol ol ḳurtulmaḳ uluġ” (bu) Rabbinden bir lütuftur, işte büyü…
Derlem sözlüğü
12.750 madde başı, 2.665.904 sözcükten çıkarıldı. Her madde çekimli biçimlerini, yazım değişkelerini, eserlere göre dağılımını ve bağlamlarını gösterir.
39 madde · “f” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Fal, uğur ya da uğursuzluk işareti: “ḳupa körklügüg kör ḳılın özke fal” güzel yüzlüyü kendine uğur say; “ikigün ajunluḳ aya eḍgü fal” ey iki dünyalık iyi uğur; “eger te…
Boş, kaygısız, rahat: “boldı musa anasınıŋ köŋli fariġ” Musa’nın annesinin gönlü (her şeyden) boş kaldı; “tilekçe tiril inç fariġ ḳaḍġusuz” dilediğin gibi huzurlu, raha…
Farz, dinî yükümlülük; “fariza ḳıl-” farz kılmak: “namaz erür müʾminler üze fariza vaḳtlıġ” namaz müminlere vakitleri belli bir farzdır; “yoḳ peyġamber üze emgek … anıŋ…
Fark, ayrım: “köni egri farḳı örüŋli ḳara” doğru ile eğrinin farkı ak ile kara gibidir.
Faruk, Halife Ömer’in lakabı: “basa faruḳ erdi kişi öḍrümi” sonra insanların seçkini Faruk idi; “‘atiḳ birle faruḳ üçünç zün-nurėyn” Atik (Ebubekir) ile Faruk, üçüncüsü…
Fasık, yoldan çıkmış, günahkâr: “aḍırġıl biziŋ ara fasıḳ boḍunlar ara” bizimle yoldan çıkmış topluluk arasını ayır; “bu ögür olar fasıḳlar” bunlar fasıklardır; “taŋrı k…
Mevsim: “YARUḲ YAZ FASLIN … AYUR” aydınlık bahar mevsimini anlatır; “taḳı bir tüş ol kör bu yıl faslıŋa” bir de yılın mevsimine bak.
Faziletli, erdemli kişi: “ėdibler ėdibi fazıllar başı” ediplerin edibi, faziletlilerin başı.
Fazilet, erdem: “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilgi madeni ve fazilet kaynağı.
Lütuf, ihsan, bağış (özellikle Tanrı’nın): “bu barça iḍim fazlı erdi ḳamuġ” bunların hepsi Rabbimin lütfuydu; “bayat fazlı erdi sini bulmışım” seni bulmam Tanrı’nın lüt…
Felek, gök katı; yörünge: “yiti ḳat felekni yatur yamça tut” yedi kat göğü … tut; “tün kündüzni ozruġlı ḳamuġ felek içinde ėwe tezginürler” (güneş ve ay) geceyi gündüzü…
Fena, yok olma, ölümlülük: “uġan bir bayatḳa aŋar yoḳ fena” Kadir, tek Tanrı’ya; onun için yok oluş yoktur.
(Kur’an çevirisinde) edep yeri, namus: “ferclerini küḍezgen erenler ferclerini küḍezgen tişiler” namuslarını koruyan erkekler, namuslarını koruyan kadınlar.
Feridun, İran efsanevi hükümdarı (adaletiyle anılır): “nelük ögdi buldı feridun ḳutun” Feridun niçin övgü ve kut buldu.
Melek: “ferişte bitir ḳul negü ḳılmışın” melek, kulun ne yaptığını yazar; “firişte yüzi teg yarudı ajun” dünya melek yüzü gibi aydınlandı; “bu ġaflet yoḳ erse … firişte…
(Kur’an çevirisinde) buyruk, emir: “boyun suŋlar … ferman iḍisiŋe sizdin” sizden olan emir sahiplerine itaat edin; “bütünlükin ferman anıŋ ḳamuġı taŋrıḳa” emrin hepsi T…
(Kur’an çevirisinde) emretmek, buyurmak: “baḫillık ḳılurlar fermanlayurlar boḍunḳa baḫillıḳın” cimrilik ederler, insanlara cimriliği emrederler; “fermanlayurlar eḍgülük…
(Kur’an çevirisinde) emrolunmak, buyrulmak: “men fermanlandım kim tapunsa men taŋrıḳa” Tanrı’ya ibadet etmekle emrolundum; “fermanlandım boyun susa men ʿalemluġlar iḍis…
Feryat, yardım çağrısı; “feryad tile-” yardım dilemek, “feryad ḳıl-” feryat etmek: “ançada feryad tilediŋiz iḍiŋizdin” o zaman Rabbinizden yardım istediniz; “feryad til…
(Maniheist tövbe duasında) duayı okuyanın adı: “teŋrim amtı men raimast ferzind yazuḳda boşunu ötünür men” tanrım, şimdi ben Raymast Ferzind günahımdan kurtulmayı diliy…
Fesat, bozgunculuk, kargaşa: “fesad ḳayda bolsa ḳaçar ḳut teze” nerede fesat olursa kut kaçar; “fesad birle devlet turumaz ḳaçar” fesatla devlet duramaz, kaçar; “fesadd…
Filozof, bilge: “ajun feylesufı neŋi bolmasa” dünyanın filozofunun malı olmasa; “neçe ‘alim erdi neçe fėylėsuf / ḳanı bu kün” nice âlim, nice filozof vardı; hani bugün.
Ferahlık, kurtuluş, rahata çıkma: “bėla kelse sabr it fėrahḳa küḍüp” bela gelince ferahlığı bekleyerek sabret.
Fısk, günah, dinden sapma: “fesad fisk iḍisi atandı eren” erler fesat ve fısk sahibi diye anıldı; “fesad fisḳ üni kör uḍıtmaz kiçe” fesat ve fısk sesi gece uyutmaz; “nė…
Feda, kurban etme: “fida ḳıldı barın neŋin hem özin” varını, malını ve kendini feda etti.
Fiil, iş, davranış: “yılan yumşaḳ erken yavuz fi‘l iter” yılan yumuşakken kötü iş yapar; “bütün ḳılḳı fi‘lin öte irtegil” huyu ve davranışı tam olanı araştır; “tiril eḍ…
Ayrılık, hasret: “ara yıġlatur kör firaḳın tükel” kimi zaman ayrılıkla ağlatır; “negü bar ajunda firaḳta ḳatıġ” dünyada ayrılıktan zor ne var; “ölümnüŋ firaḳı yıraḳ bu …
Firavun: “ıḍtımız … musanı belgülerimiz birle firʿavn tapa” Musa’yı mucizelerimizle Firavun’a gönderdik; “aydı firʿavn: büttüŋüz mü aŋar” Firavun dedi: ona inandınız mı…
(Sanskritçe viṣaya) duyu nesnelerine bağlı, duyusal: “atḳaġlıġ fişailiġ meŋiler” bağlanmalı, duyusal zevkler.
Fitne, karışıklık, baştan çıkarma: “ḳorḳsa sizler kim fitne ḳılsa sizke anlar kim tandılar” kâfirlerin size fitne çıkarmasından korkarsanız; “saḳınġıl olardın kim fitne…
(Maniheist metinde, Sanskritçe parinirvāṇa) tam sönüş, kurtuluş: “frnibran-kalı sanlıġ ḳıltıŋız” parinirvāṇa’ya layık kıldınız.
Arpa suyu, bira türü bir içecek (KB, içecekler arasında): “tilese fuḳa‘ bir tilese mizab” dilerse arpa suyu ver, dilerse …
(TT’de) bir bilgenin adı ya da unvanı (Çince kökenli): “soŋ futsi bilgeniŋ alı yme edikmegei” Song Futsi bilgenin hilesi de işe yaramayacak.
Haddini aşma, küstahlık: “ḳayudın kelir bu fuzulluḳ saŋa” bu küstahlık sana nereden geliyor.
(Kur’an çevirisinde) hakkı batıldan ayıran; “fürḳan küni” ayrım günü (Bedir): “ḳulumız üze fürḳan küninde iki cemʿ ḳarışmışı künde” kulumuza ayrım gününde, iki topluluğ…
Alay, eğlence konusu; “füsus tut-” alaya almak: “taŋrınıŋ ayetlerini tanlur aŋa füsus tutlur” Tanrı’nın ayetleri inkâr edilir, alaya alınır; “ḳaçan körseler bir nişan f…
Alay etmek, dudak bükmek: “anlar kim füsuslanurlar boyun suġanlarnı müʾminlerdin” müminlerden gönüllü olarak (sadaka verenleri) alaya alanlar; “kendü taŋlar sen olar fü…
Yiğitlik, cömertlik, mertlik: “mėcd mürüvvėt fütüvvėt uġan ‘ata' ḳıldı şahımḳa bu cümleni” Kadir (Tanrı) şahıma şeref, mürüvvet, fütüvvet, bunların hepsini bağışladı.