(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe gāthā) manzum parça, şloka; Budist öğretinin on iki bölümünden biri: “諷誦 gada şlokuġ” gāthā dizelerini.
Derlem sözlüğü
12.748 madde başı, 217.859 sözcükten çıkarıldı. Her madde çekimli biçimlerini, yazım değişkelerini, eserlere göre dağılımını ve bağlamlarını gösterir.
52 madde · “g” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
(Sanskritçe gandharva) göksel çalgıcı varlıklar: “teŋriler yekler lular gantarlar gintirviler asurlar” tanrılar, yakşalar, nāgalar, gandharvalar, kinnaralar, asuralar; …
Ganj ırmağı; hep “gaŋ ögüz”, Budist metinlerde sayısızlık ölçüsü olarak “gaŋ ögüz içinteki ḳum sanınça”: “altmış ėki koti sanı gaŋ ögüz içinteki ḳum sanınça bodisvtlar”…
Gautama, Buda Şakyamuni’nin soy adı: “gautamnıŋ atlġ küülüg tıtsısı” Gautama’nın ünlü öğrencisi; “瞿曇説呪偈 gautam sözleti sarvış şlöküg” Gautama büyü dizesini söyledi; “ga…
Cevher, değerli taş, inci: “kümüş gevher altun baḳır bulmadıŋ” gümüş, cevher, altın, bakır bulmadın; “teŋizdeki gevher tükemez saŋa” denizdeki cevher sana yetmez; “bu t…
(Kur’an çevirisinde) cizye, gayrimüslimlerden alınan baş vergisi: “ançaḳa tegi bėrseler gezid öz eligdin olar ḫor bolup” kendi elleriyle, boyun eğerek cizye verinceye d…
Hazine: “saŋa rėnc aŋa gėnc birigli uġan” sana sıkıntı, ona hazine veren Kadir (Tanrı).
(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe geya) düzyazı ile manzumenin karışık olduğu anlatım; Budist öğretinin on iki bölümünden biri: “應頌 gėyaa takşudıġ” geya dizelerini.
Gıla, şikâyet, sızlanma: “nelük bu ajunḳa ḳılur sen gile” niçin bu dünyaya şikâyet ediyorsun.
(Sanskritçe kiṃnara) yarı insan yarı hayvan göksel çalgıcı varlıklar; Avalokiteśvara’nın göründüğü biçimler arasında: “lular gantarlar gintirviler asurlar” nāgalar, gan…
(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe grantha) metin, metin parçası; hacim ölçüsü olarak şloka: “yumdarsar iki tümen sekiz mıŋ girantlar” toplanırsa yirmi sekiz bin şloka…
(Sanskritçe graha) gezegen, gök cismi: “ay tŋri graḫlar bėrle ḳarnınta kirür” ay tanrı gezegenlerle birlikte karnına girer (rüya tasviri).
(Maniheist metinde, Farsça grīw) öz, ruh; “griwin öz”: “ėkinti griwin öz sınlıg ögdir kim kentü ol tirig edgü saḳınçlar” ikincisi ruh, öz biçimli övgüdür ki o canlı iyi…
(Abhidharma çevirisinde) Guṇamati, Budist öğretmen: “vasubantu baḫşıḳa ulatı meniŋ öz baḫşım gunamati baḫşıḳa yme” Vasubandhu öğretmen gibi, kendi öğretmenim Guṇamati’y…
(Kur’an çevirisinde, Farsça) renk, çeşit: “çıḳardımız anıŋ birle miveler türlüg türlüg anıŋ guneleri” onunla renkleri türlü türlü meyveler çıkardık; “çıḳarur anıŋ birle…
(Farsça) mezar, kabir: “ulaşu aḍaḳın turmaġıl anıŋ gurı üze” onun kabri başında hiç durma; “ançada olar gurlardın iḍileri tapa ėwerler” o zaman kabirlerinden Rablerine …
Gül: “ya bustan teg ol hilm kėrėm al gül ol” yumuşaklık bir bahçe gibidir, cömertlik kırmızı güldür.
Anlamı kesinleşmeyen bir çiçek adı (KB, ak sakal benzetmesinde): “saḳal boldı yazḳı gülef teg orut” sakal bahar …i gibi ağardı; “saçım boldı yazḳı gülef teg orut” saçım…
(Kur’an çevirisinde, Farsça gumārdan) birini birinin başına dikmek, musallat etmek; görevlendirmek: “gümarladımız olarḳa işler bezediler olarḳa” onlara (şeytanlardan) a…
(Maitrisimit’te tek tanık) “kün” (gün) yerine: “tėmin ök tapan tamuda bir gün bir tün bolur” (o kadar yıl) Tapana cehenneminde bir gün bir gece olur.
(Farsça) topluluk, bölük: “örter bir ögürni sizdin bir güruh” sizden bir bölüğü (uyku) kaplar; “kelsün taḳı bir güruh kim namaz ḳılmadılar” namaz kılmamış öbür bölük ge…
(Farsça) hazmettirici ilaç, sindirim macunu: “güvariş ya ma‘cun ya çurnı ḳatar” sindirim ilacı, macun ya da toz ilaç karıştırır.
(Farsça) seçkin, seçilmiş: “bilip tutsa her kim ėdibniŋ sözin / ḫalayıḳ ara ol güzinler özin” kim Edip’in sözünü bilip tutarsa, halk arasında o seçkinlerin seçkinidir.
Hıyanet, vefasızlık: “üküşrek kişiniŋ içi ġadr erür” insanların çoğunun içi hıyanettir.
Gafil, habersiz, dikkatsiz: “ermez seniŋ iḍiŋ ġafil osal andın kim ḳılurlar” Rabbin yaptıklarından habersiz değildir; “yalġan tuttılar biziŋ ayatlarımıznı boldılar andı…
Gaflet, dalgınlık, habersizlik: “uḍıma bu ġaflet bile ay ilig” ey hükümdar, bu gafletle uyuma; “bu ġaflet yoḳ erse kişike ḳamuġ / firişte bolup ḳılġay erdi tapuġ” insan…
Gafur, çok bağışlayan (Tanrı’nın sıfatı): “ḳuluŋ men iḍim sen maŋa ay ġafur / mini yarlıḳaġıl yazuḳum keçür” ey Gafur, ben kulunum, sen Rabbimsin; beni bağışla, günahım…
Anlamı kesinleşmeyen söz (U II, büyü talimatında; Çince kökenli bir bitki ya da tohum adı olabilir): “bu darnını yürüŋ ġaitsıġa bir otuz ḫata sözlep” bu daraniyi beyaz …
Yanlış, hata: “‘ayıbḳa ḳoyuptur ḫalayıḳ ara / ġalat ma‘nilerni ayıtmış yana” (yazar) halk arasında ayıba (yer) bıraktı; yanlış anlamları yine söyledi.
(Kur’an çevirisinde) galebe, üstünlük; “ġalebe ḳıl-” yenmek, “ġalebe ḳılın-” yenilmek: “ġalebe ḳılındılar anda yandılar ḫor bolup” orada yenildiler, aşağılanmış olarak …
Galip, üstün gelen: “bütünlükin biziŋ sümiz olar ġalib boluġlılar turur” şüphesiz bizim ordumuz, onlar galip gelecektir.
Gam, keder, tasa: “yanut bėrdi sizke ġamnı ġam birle” size gam üstüne gam verdi; “ya ġam ḳatıġsız sürur umġuçı” ey gamsız sevinç uman; “ölürde muŋadıp yidiŋ hem ġamım” …
(Kur’an çevirisinde) ganimet, savaşta ele geçen mal: “taŋrı üskinde üküş ġanimetler” Tanrı katında çok ganimet (vardır); “sorarlar saŋa ya muhammed ġanimetlerdin” ey Mu…
(Kur’an çevirisinde) mağara: “ançada ol iki ġar içinde ançada aytur ėşiŋe” o ikisi mağaradayken arkadaşına diyordu.
Garip, yabancı, kimsesiz: “ġarib erdi islam ġarib boldı baz” İslam garip (başlamış)tı, yine garip oldu.
Gariplik, gurbet: “ġariblıḳ yirinde kerek bolġa neŋ” gurbet yerinde mal gerekir; “iḍi keḍ ḳatıġ bu ġariblıḳ işi / ġariblıḳta yaŋlur talu er başı” gurbet işi çok zordur;…
(Kur’an çevirisinde) suda boğulma; “ġarḳ bol-” boğulmak: “ḳoḍġıl deryanı tölek olar bir sü turur ġarḳa bolmışlar” denizi (açık) bırak, onlar boğulacak bir ordudur.
(Maitrisimit’te) Mahāprajāpatī Gautamī, Buda’nın teyzesi ve üvey annesi: “ayagḳa tegimlig anant ġautami katun oġrınta” saygıdeğer Ānanda, Gautamī hatun için; “maḫaprçap…
(Maitrisimit’te) Gavāṃpati, Buda’nın ilk öğrencilerinden: “yaşı purnı vimali ġavanpati subahuda ulatı bėş ınallar arhant kutın bultılar” Yaśas, Pūrṇa, Vimala, Gavāṃpati…
Anlamı kesinleşmeyen bir terim (ShoR, biçim türleri sayılırken): “erte samast öŋ, erte qavrıġ öŋ, erte ġavıra öŋ” …
(Kur’an çevirisinde) gayb, görünmeyen, gizli olan: “ermez-miz ġaybnı küḍezigliler” biz gaybın koruyucuları değiliz; “kördi mü ol ġaybnı” gaybı mı gördü; “ġayblarnı bilg…
Son, uç, sınır: “bayat birse ‘izzin yoḳ ol ġayeti” Tanrı izzet verirse onun sonu yoktur.
Gizli, görünmeyen; kayıp, orada olmayan: “ġayib bolmaz andın zerre aġırınça” zerre kadar bir şey ondan gizli kalmaz; “ḳamuġ ġayib özler körüşse közün” birbirini görmeye…
(Kur’an çevirisinde) Gayy, cehennemde bir yer (azgınlık cezası): “tüşerler ya körgeyler ġayy atlıġ tamuġḳa” Gayy adlı cehenneme düşecekler.
Gazap, öfke: “yalınlansa tutnup ġazab hiḳd otı / halimlıḳ suvın saç” öfke ve kin ateşi tutuşup alevlenirse yumuşaklık suyunu serp.
Gazi, savaşan, akıncı: “ḳaçan yorısalar yer içinde azu bolsalar ġaziler” yeryüzünde yolculuğa çıktıklarında ya da savaşçı olduklarında.
Gazilik, din uğruna savaş: “hac erse tilekiŋ kerek neŋ tawar / ġazilıḳ tilese yime bu yarar” dileğin hac ise mal gerekir; gazilik dilersen de bu yarar.
Gıybet, dedikodu: “ġıybet ḳılmasun amarıŋız amarını” biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin.
Anlamı kesinleşmeyen söz (Kur’an çevirisi, Sebe 13, cifān ‘leğenler’ karşılığında): “beḍük ġızareler köller teg küweçler” büyük …ler, havuzlar gibi kazanlar.
(Maitrisimit’te) Budist kişi adları: “ġotiki atlıg arhant toyın kentü yülügüsi üze bogzın bıçıp” Godhika adlı arhat rahip kendi usturasıyla boğazını kesip; “şuri ġotıḳi…
(Kur’an çevirisinde, Arapça ġull) boyunduruk, boyna geçirilen demir halka: “ḳoḍar olardın aġır yüklerini ol kim ġullarını erdi olar üze” üzerlerindeki ağır yükleri ve b…
(Maitrisimit’te) Guṇaprabha, Budist öğretmen: “karungrivi sanġabtri ġunaprabi manoratide ulatı baḳşılar kutıŋa yükünürmen” …, Saṃghabhadra, Guṇaprabha, Manoratha gibi ö…