Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Derlem sözlüğü
12.750 madde başı, 2.665.904 sözcükten çıkarıldı. Her madde çekimli biçimlerini, yazım değişkelerini, eserlere göre dağılımını ve bağlamlarını gösterir.
626 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Bap, bölüm: “tükedi bu on tört bab içre sözi” sözü bu on dört bölümde tamamlandı.
Baba (ana ile birlikte): “anasın babasın oġlanı” anasını, babasını, oğlunu (?).
(Kuran çevirisinde) yüksek köşkler, (cennetteki) üst odalar: “olar baba-ḫaneler içre iminler” onlar köşklerde güven içindedirler.
Kusur, eksiklik (“mün” ile ikileme): “birkiyeig mün baça meniŋ sınımda süŋökümde yme bolmadı erser” bedenimde, kemiğimde tek bir kusur eksik olmadıysa.
Oruç tutmak (“baçaġ baça-”): “arıġ baçaġ baçap teŋrike ançulasıḳ kergek erti” temiz oruç tutup Tanrı’ya sunmak gerekirdi; “baçaġ olurup edgüti nomça törüçe baçamadımız …
Oruç; (Budist ve Maniheist metinlerde) belli günlerde tutulan perhiz ve yemin günü: “arıġ baçaġ” temiz oruç; “bir kün bir tün tüzedgülüg baçag” bir gün bir gece tutulac…
Kusursuz, eksiksiz (“münsüz” ile): “münsüz baçasız arıg turug etözte turmış kergek” kusursuz, eksiksiz, arı temiz bir bedende durmalı.
(Kuran çevirisinde) ahit, söz, yemin: “satġın almaŋlar taŋrınıŋ baçıġlarını az bahaḳa” Tanrı’nın ahdini az bir bedele satmayın.
Parçalı bağlamda geçen, anlamı kesinleşmeyen biçim: “yiti öŋi et-özlerin baçıp … suburġanlar ara kemişiŋler” (kalıntıları) yedi ayrı parçaya bölüp (?) stupalara koyun.
Batmak, dalmak: “çomrulup badıp sansarta” sansarada dalıp batıp; “çomrulur badar üçün” dalıp battığı için; “badaçınıŋ” batanın; “ai tŋri badtı ḳutuŋ üze” ay tanrısı tal…
Maytrısimit’te Maitreya’ya “oğlum” diye seslenen yaşlı bilge brahman Badari: “badari bramanta ulatı ulug bilgelerig” Badari brahman ve öteki büyük bilgeleri; “badari br…
Batılacak, içine batılan (sansara için): “alḳu tınlıġlarnıŋ çomrulġuluḳ badġuluḳ orunı” bütün canlıların dalıp batacağı yer; “alḳu nizvanılar erür çomrulġuluḳ badġuluḳ …
Bir bodisatva adı: “yükünürbiz badira atlġ nizvanısız bodistvt ḳutıŋa” Badira adlı tutkusuz bodisatvanın kutsallığına eğiliriz.
(Çince 跋提 karşılığı) bir kişi adı: “badirapali, kadoodayi” adlar dizisinde.
Buda’nın ilk beş rahibinden biri: “atnaḳaudani, aşivaçit, badirik, kaşpi, mahanmıda ulatı bėş pançaḳi toyınlar” Ājñāta Kauṇḍinya, Aśvajit, Badirik, Kāśyapa, Mahānāma ve…
(Çince 善覺 karşılığı) bir kişi adı: “善覺 badiriki”.
Bayram, şenlik, eğlence: “ḳulan keyik awlatu, badram ḳılıp awnalım” yaban eşeği, geyik avlatarak, bayram edip eğlenelim.
Örtülü, gizli (?) (“kizleglig” ile): “kizleglig badutluġ üçün” gizli ve örtülü olduğu için; “kizleglig badutluġıŋa” gizliliğine, örtülülüğüne.
Kutlu, yüce (Buda’nın sanı, Bhagavan): “adı ködrülmişig bagavan tėp” adı yüce olana (Buda’ya) Bhagavan derler.
(Irk Bitig’de, bir hayvanın niteliği sayılırken) anlamı kesinleşmeyen söz: “egni neteg? edgü ol. bagışı neteg? bar ol” sırtı nasıl? iyidir. bağı (?) nasıl? vardır.
Himalaya yöresinde bir ırmak adı (Bhāgīrathī): “himavanti tagnıŋ yıŋaḳınta bagirati atlıg ögüz kıdıġınta” Himavat dağının yöresinde Bagirati adlı ırmağın kıyısında.
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen söz: “bursoŋ kuvrag aşın içgüsin bagraġu kılınçın tapsız teŋsiz kıltımız” rahip topluluğunun yiyeceğini, içeceğini, … işini uyguns…
Bağ, ip; zincir, pranga: “örtlüg temirlig baglar üze yaturur” kızgın demir zincirlerle yatırırlar; “baġda buḳaġuda yatıp” bağda, prangada yatıp; “saḳınç ḳaḍġu baġın yör…
Kurbağa: “it müyüz baġa yılan” köpek, boynuzlu, kurbağa, yılan (zararlı yaratıklar sayılırken); “çekürge hem baḳalar hem ḳan” çekirgeler, kurbağalar ve kan.
Bağdaş: “baġdaşınu olurur” bağdaş kurup oturur; “yarım baġdaşınmaḳın oluru” yarım bağdaş kurarak oturup; (KB, huzurda oturma adabında) “yana baġdaş ilme, yanın yatmaġıl…
Bağır, göğüs; ciğer: “baġırsaḳnı bulsa baġırḳa urun” şefkatli birini bulursan bağrına bas; “baġırtın tebremiş ig” ciğerden kaynaklanan hastalık; “baġrım başın emledi” b…
Şefkatli, merhametli, esirgeyici: “sewüg sawçı ıḍtı baġırsaḳ iḍi” merhametli Rab sevgili elçiyi gönderdi; “baġırsaḳ bolur ḫalḳḳa eḍgü kişi” iyi kişi halka şefkatli olur…
Şefkat, merhamet, iyilikseverlik: “baġırsaḳlıḳ ol kör kişilik başı” şefkat insanlığın başıdır; “bu söz kim sen aydıŋ baġırsaḳlıḳ ol” söylediğin bu söz iyilikseverliktir…
Şefkatsiz, merhametsiz, yürekten bağlı olmayan: “baġırsız tusulmaz oġulda körü” şefkatsiz kişi oğul da olsa yarar getirmez; “öz asġın tilegli baġırsız bolur” yalnız ken…
Bağışlamak, vermek: “aḳı bol, baġışla, içür hem yitür” cömert ol, bağışta bulun, içir ve yedir.
Bağlamak; (kız) evlendirmek: “ebledim baġladım ḳızımın ḳalınsız bėrtim” evlendirip bağladım, kızlarımı başlık almadan verdim; “köŋlüm aŋar baġlayu” gönlümü ona bağlayar…
Bağlı: “beg atı bilig birle baġlıġ turur” bey adı bilgiye bağlıdır.
Basamak, merdiven basamağı: “şatu kördüm, elig anıŋ baġnası” bir merdiven gördüm, basamakları elli; “aġdım emdi birer baġnaça” basamak basamak çıktım; “başıŋa tegi baġn…
Basamaklı: “eḍiz baġnalıġ men şatu kördüküm” gördüğüm yüksek basamaklı merdiven.
Bağlayan, kuşanan: “kümüş ḳur baġuçı munu men tiyü” ‘işte ben gümüş kuşak kuşananım’ diyerek.
Bedel, değer: “aŋa az bahanı satġın aldılar” onu az bir bedele değiştiler; “satġın almaŋlar meniŋ ayetlerimḳa az bahanı” ayetlerimi az bir bedele değişmeyin; “taŋrınıŋ …
Değerli, pahalı: “bahalıġ dinar ol biliglig kişi” bilgili kişi değerli bir dinardır.
Değersiz: “bu cahil biligsiz bahasız bişi” bu cahil, bilgisiz kişi değersiz (bir para) gibidir.
Cimri, eli sıkı: “baḫıl tirdi zėr sim haramdın üküş” cimri haramdan çok altın gümüş biriktirdi; “birimdin baḫıl elgi keḍ berklig ol” cimrinin eli vermeye çok sıkıdır; “…
Cimrilik: “baḫıllıḳ otalap oŋulmaz ig ol” cimrilik ilaçla iyileşmeyen bir hastalıktır; “baḫıllıḳnı ḳanı öger til” cimriliği hangi dil över; “anlar kim baḫillık ḳılurlar…
Öğretmen, hoca, üstat; (Budist metinlerde) öğreti ustası, şastra yazarı: “esdiramati baḫşı yaradmış erür” Sthiramati hocanın yazdığıdır; “şasdirakarė vasubandu baḫşı” ş…
Hoca olan, öğretici: “baḫşılıġ burḫan tŋri toġtuŋuz” öğretici Tanrı Buda olarak doğdunuz.
Bağış, cömertlik, lütuf: “anıŋ baḫşişindin bulıt uvtanur” onun cömertliğinden bulut utanır.
Lütfu bol, çok bağışlayan (Tanrı sıfatı): “taŋrı atı birle uluġ baḫşişlıġ ulaşu yarlıḳaġan” çok bağışlayan, sürekli merhamet eden Tanrı’nın adıyla.
Baht, talih: “tuta birsü teŋri bu taḫt birle baḫt” Tanrı bu tahtla birlikte bahtı da versin; “dirėngsiz keçer baḫt, ya ḳuş teg uçar” baht durmadan geçer ya da kuş gibi …
(Kişi adında) Bay (?): “atam bai epe çaŋşi-ḳa” babam Bay Epe Çangşi’ye.
Bakım, gözetme; birine bakma borcu: “tirigle tapındıŋ ötediŋ baḳım” sağlığımda hizmet ettin, bakım borcunu ödedin; “ötemiş bolur sen özüŋ baḳların” kendi bakım borçları…
Bakmak, göz atmak: “yıraḳ baḳıp ḳara kördim” uzağa bakıp karaltı gördüm; “yer içinde yoruŋlar, baḳıŋlar” yeryüzünde gezin, bakın; “kör baḳın” bak, gör; “tübüŋke baḳın” …
Bakır: “sızġurmış kızıl baḳır” eritilmiş kızıl bakır; “aḳıttımız aŋar baḳır yulını” ona bakır kaynağını akıttık; “sözüg sözlemese saw altun sanı, baḳır boldı tildin çıḳ…
Anlamı kesinleşmeyen söz; bağır, göğüs (?): “töpüdin sarılmış baḳırsuḳuna” başından göğsüne dek sarınmış (?).
Bakış, görüş: “yiti közlüg ol, kör, baḳışı yıraḳ” keskin gözlüdür, bakışı uzağı görür.
Karşılıklı bakmak, karşı karşıya gelmek: (gök cisimleri için) “yaşıḳ birle utru baḳışsa tolır” (ay) güneşle karşı karşıya gelince dolar; “yaḳışsa yarutur, baḳışsa özün”…
Kalıcı, sonsuz, baki: “taŋrı yaḫşıraḳ turur hem baḳi” Tanrı daha hayırlı ve daha kalıcıdır; “ḳatıġraḳ ḳın birle baḳiraḳ” azapça daha çetin ve daha kalıcı; “köni yolnı k…
Bal: “bardı saŋayek utru tutup bal” (sevgilisine) bal sunarak gitti.
Bağlamak; (edilgen anlamda) bağlanmak, ilişmek: “ḳoşulmış balmış” (tutkulara) koşulmuş, bağlanmış; “ḳoşulġuluḳ balġuluḳ” koşulacak, bağlanacak; “tarġarmaḳta neŋ yene ba…
Yavru: “ḳuş balası ḳusunçıġ, ıt balası oḫşançıġ” kuş yavrusu … , köpek yavrusu sevimli.
Balbal: ölünün mezarı önüne, onun öldürdüğü düşmanları simgeleyerek dikilen taş: “baz ḳaġanıġ balbal tikmiş” Baz Kağan’ı (babamın mezarına) balbal olarak dikmiş; “alp e…
Balçık, çamur: “törüttümiz kişini ḳuruġ balçıḳdın, kök tınçımış livadın” insanı kuru balçıktan, kokuşmuş kara çamurdan yarattık; “törüttümiz olarnı yepüşgen balçıḳdın” …
Balgam (vücuttaki dört ahlattan biri): “küçenmiş bolur kör anıŋ balġamı” onun balgamı güçlenmiş olur.
Yaralı (çoğunlukla “başlıġ” ile: yaralı bereli): “yeklügün söŋüşüp balıġ başlıġ boltı” cinlerle savaşıp yaralı bereli oldu; “balıg başlıg kanlıg yinlig kençkiyesin” yar…
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Parçalı bağlamda geçen, anlamı kesinleşmeyen biçim: “balıḳan --- ite --- birürler”.
Balıkçı: “ḳuşçı kėyikçi balıḳçı avçı torçı tuzaḳçı” kuşçu, geyik avcısı, balıkçı, avcı, ağcı, tuzakçı; “balıḳçı kişi … miŋ balıḳ tudġu” bin balık tutan balıkçı.
Kentleri olan: “erüş üküş balıḳlıg boduntın” pek çok kenti olan halktan.
Yaralanmış, yaralı: “balıḳmış bar erse sen emlet körü” yaralı varsa ona bakıp tedavi ettir.
Korkup ürkme anlatımında geçen, anlamı kesinleşmeyen söz; titreyip (?): “ḫorġup ürküp balıŋlap tüüleri yoḳaru turup” korkup ürküp titreyerek (?) tüyleri diken diken olup.
Parlar, ışıldar (?): “sini körgüke ol köz açtı balḳar” seni görmek için o göz açıldı, ışıldar (?).
Balta: “ḳayusı çerigde ḳılıç baldu yir” kimi orduda kılıç, balta yer (yaralanır); “ḳılıç baldu birle yaġıġ utġuçı” kılıç ve baltayla düşmanı yenen; “kılıçın süŋü şikti …
(Bitkiler için) filizlenip, tomurcuklanıp (?): “erük alıp körpelenip, balturup körpelenip” …
Bağlanmak; derlenmek (?): “iki ygrmi bölük savta banmış nomlar” on iki bölüm söze bağlanmış (derlenmiş) öğretiler.
(Çince 盤頭波提 karşılığı) bir kent ya da kişi adı: “盤頭波提 bandumavati”.
(Çince 盤頭 karşılığı) bir kişi adı: “盤頭 bandumi”.
Darani içinde geçen Sanskritçe söz: “vçirapani banta banta”.
Bir tür yumuşak pamuk ya da kumaş (?): “öz et’özin bantatu kebezin töşeyürçe saḳınur” kendi bedenini bantatu pamuğu yayar gibi düşünür.
Anlamı kesinleşmeyen söz: “ewin barḳın satıġsadı, yuluġ birip baŋsâdı” evini barkını satmak istedi, fidye verip … istedi.
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
(Çince 婆羅婆 karşılığı) Bharadvāja: bir kişi adı.
Anlamı kesinleşmeyen söz: “baranḳa ḳatılma yime ḳılma küç” … karışma, zorbalık da etme.
Hep, hepsi, bütün: “ḳamuġ barça muŋluġ törütülmişi” bütün yaratılmışlar muhtaçtır; “tınlıġlarıġ barça atalarım ol tėp körüp” canlıların hepsini ‘babalarımdır’ diye görü…
İpekli kumaş, brokar: “keḍerler yuwḳa barçındın hem ḳalın barçındın” ince ve kalın ipekliden giyerler; “barçın yaḍım kerildi” ipek yaygı gerildi; “biliglig sözi körse b…
Bir kişi adı: “men barçuq yaŋa tutuŋ” ben Barçuk Yanga Tutung.
(Kuran çevirisinde) bardak, sapsız testi: “saġraḳlar altundın, sapsuz bardaḳlar” altından kâseler, kulpsuz bardaklar.
Mal, servet, varlık (çoğunlukla “aġı barım” hazine ve mal): “alku aġı barım iliksiz tutuḳsuz köŋülin buşı bėrdim” bütün malımı mülkümü bağlanmadan, esirgemeden sadaka v…
Mallı, varlıklı, zengin (çoğunlukla “bay” ile): “bay barımlıg bayaġutlar” zengin, varlıklı tüccarlar; “üküş bay barımlġ tınlıġlar az yoḳ” zengin varlıklı canlılar az de…
Hazine, mal deposu: “meŋülüg barımlık agılıkıŋızka” sonsuz hazinenize, mal deponuza.
Anlamı kesinleşmeyen biçim: “kan yiriŋ söl … aḳar barınur” kan, irin, sıvı akar, …
Gidiş, varış; “keliş barış” gidip gelme: “yalawaç keliş ya barış” elçinin gelişi ya da gidişi; “olarḳa ḳatılġıl keliş hem barış” onlara karış, gidip gel.
Gidip gelmek, görüşüp kaynaşmak: “barışġu kerek ḳa ḳadaşlar bile” akraba ile gidip gelmeli; “ḳatılġu kelişgü barışġu kerek” karışmalı, gidip gelmeli.
Bari, hiç olmazsa: “bu künki künüŋde yarınḳı künüŋ bari eḍgü bolsun” bugünkü gününden yarınki günün hiç olmazsa iyi olsun; “cefa cevri bari maŋa tegmesüni” hiç olmazsa …
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen biçim: “barik erür aşnu tügmiş”.
Ev, yapı; çoğunlukla “ev bark” ev bark, yurt: “evig barkag kodup toyın bolsar” evini barkını bırakıp rahip olursa; “ev barḳdın kesildiler” evlerinden barklarından ayrıl…
(KB) Yolcu, göçer: “kerek barḳın erse keçigli ḳonuḳ” ister yolcu olsun ister geçici konuk; “yorıyu turuġlı bu barḳın kişi” gezip duran bu yolcu kişi.
Eve, barka ilişkin: “evlig barḳlıġ vasdu” ev barkla ilgili nesne.
Var saymak, varlığını tanımak: “yigrentürdi silerke taŋrını barlamamaḳnı” Tanrı’yı tanımamayı (inkârı) size çirkin gösterdi.
Parçalı bağlamda geçen biçim (baġlıġ için yanlış yazım olabilir): “pradikabud uġuşluġ barlıġ”.
Varlık: “seniŋ barlıḳıŋḳa tanuḳluḳ birür” senin varlığına tanıklık eder.
Benares (Vārāṇasī) kenti: “barnas kentde” Benares kentinde; “barnas kent uluşta” Benares kent ülkesinde; “barns uluşta arşivadan saŋramda nomlug tilgen tevirdi” Benares…
Benaresli: “barnaslıg bay bedük kişiler oglanı” Benaresli zengin, ulu kişilerin oğulları.