(Kur’an çevirisinde, Arapça hā) işte, hey: “ha sizler ha bular tartıştıŋız olardın” işte siz, onları savundunuz.
Derlem sözlüğü
12.750 madde başı, 2.698.344 sözcükten çıkarıldı. Her madde çekimli biçimlerini, yazım değişkelerini, eserlere göre dağılımını ve bağlamlarını gösterir.
158 madde · “h” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Hac, Kâbe’yi ziyaret ibadeti: “hac erse tilekiŋ kerek neŋ tawar” dileğin hac ise mal gerekir; “çıġaylar hacı ḳıl aḍına namaz” yoksulların haccını, cuma namazını kıl.
Hacet, ihtiyaç, dilek: “saŋa hacetim bu körü bir munı” sana dileğim şudur; “ıdur men sini kör bu hacet üçün” seni bu iş için gönderiyorum; “maŋa anıŋ içinde hacetler öŋ…
Hacı, hac ibadetini yapan: “ḳıldıŋız mu hacilarḳa suw içürmekni” hacılara su içirmeyi mi (Tanrı’ya inananın işi gibi) saydınız.
Haciplik, saray kapısını yönetme görevi: “ULUĠ ḪACİBLIḲḲA NEGÜ TEG ER KEREKİN AYUR” büyük hacipliğe nasıl bir adam gerektiğini söyler; “tapuġlarda artuḳ bu yinçke tapuġ…
Söz, konuşma, sohbet: “oḳımaḳ yoḳ sizke hiç hadis” (yemekten sonra) söze dalmak için oturmayın.
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, beyin nitelikleri sayılırken; heybet ‘korku uyandıran saygınlık’ olmalı): “ikinçi ha‘ifet kerek çın bütün / boḍun bulsa inçlik” ikincisi g…
Hekim, bilge, filozof: “ḫaḳimlerke hikmet asıġ ḳılmadı” bilgelere hikmet fayda vermedi; “yime yaḳşı aymış otaçı ḫakim” hekim, bilge de güzel söylemiş; “anın tezginür kö…
Hak, gerçek, doğru: “keldi saŋa haḳdın” sana gelen haktan; “biligsizke haḳ söz tatıġsız erür” bilgisize doğru söz tatsızdır; “bil ol haḳ rėsul” bil ki (o) hak peygamber.
Haksız, haksızca: “boynaġuluḳ ḳıldı ol hem anıŋ süleri yer içinde haḳsızın” o ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklendiler.
Halim, yumuşak huylu: “rė‘iyyėtḳa müşfiḳ sėlim til halim” halka şefkatli, dili yumuşak, halim.
Halimlik, yumuşaklık, sabır: “yalınlansa tutnup ġazab hiḳd otı / halimlıḳ suvın saç ol otnı öçür” öfke, kin ateşi alevlenirse yumuşaklık suyunu serp, o ateşi söndür.
Helva, tatlı: “ḳarın toḍsa arpa ya halva bir ol” karın doyduktan sonra arpa ya da helva birdir; “şeker halva yigli ya arpa üyür” şeker, helva yiyen de arpa darısı (yiye…
Haman, Firavun’un veziri: “körkitgey-miz firʿavnḳa hamannı” Firavun’a, Haman’a göstereceğiz; “ey haman balçıḳ üze … ḳılġıl maŋa … köşk” ey Haman, çamur üzerine … bana b…
Hamt, Tanrı’ya övgü: “tesbih ayurlar iḍileriŋe hamd aytu” Rablerini hamd ile tesbih ederler; “ilahi üküş hamd ayur men saŋa” Tanrım, sana çok hamd ederim.
Hamiyet, gayret, tutkulu öfke: “ḳıldı anlar kim tandılar köŋülleri içre hamiyet / öwke” kâfirler gönüllerine hamiyet, öfke koydular; “uluġ tutsa hamyet kör arslanlayu” …
Haram, dinen yasak: “haram ḳıldımız olar üze arıġlar” onlara temiz şeyleri haram kıldık; “helal ḳılurlar anı bir yıl haram ḳılurlar anı bir yıl” onu bir yıl helal, bir …
(Kur’an çevirisinde) harem, dokunulmaz kutsal bölge: “ornatmadımız mu olarnı harem yeriŋe ḳorḳunçsuz” onları güvenli bir harem yerine yerleştirmedik mi.
Rakip, oyun eşi: “yana nerd-ü şatranc bilir erse keḍ / harifleri andın ulır erse keḍ” tavla, satranç bilirse iyi; rakipleri ondan inlerse iyi.
Hırslı, açgözlü: “haris toḍmaz ajun neŋini tirip” hırslı, dünya malını toplayarak doymaz; “harislıḳnı ḳoḍur haris er ḳaçan ölüp yatsa” hırslı kişi ancak ölüp yatınca hı…
Hırs, açgözlülük; aşırı istek: “harislıḳ ma erke yavuz ḫaslėt ol” hırs da insan için kötü huydur; “harislıḳ soŋı ġam ökünç hasrėt ol” hırsın sonu gam, pişmanlık, hasret…
(Kur’an çevirisinde) teşvik, kışkırtma; “hariş ḳıl-” teşvik etmek: “hariş ḳılġıl müʾminlerni” müminleri (savaşa) teşvik et.
Harun peygamber, Musa’nın kardeşi: “aydı musa ḳadaşı harunḳa: ḫalife bolġıl maŋa” Musa kardeşi Harun’a ‘yerime geç’ dedi; “bėrdimiz aŋar … ḳarındaşı harunnı yalawaç” on…
Haset, kıskançlık: “azu hased mü ḳılurlar boḍunḳa” yoksa insanlara haset mi ediyorlar; “kendü hased ḳılur siz bizke” siz bizi kıskanıyorsunuz.
Hasret, iç yanması, pişmanlık: “harislıḳ soŋı ġam ökünç hasrėt ol” hırsın sonu gam, pişmanlık, hasrettir; “saŋa hasrėt ol tek tutup turduḳuŋ” saklayıp tuttuğun sana has…
Haşmet, heybet, azamet: “isizlerke haşmet siyaset kerek” kötülere heybet ve ceza gerekir; “yülüg ersig erniŋ bolur haşmeti” yiğit, cesur kişinin heybeti olur; “bu haşme…
Heva, nefsin isteği, tutku: “kereksizni ḳıldım havaḳa uḍup” hevaya uyup gereksizi yaptım; “uḳuşsuz kişiler ol … hava arzularḳa özin ḳılsa baş” akılsız kişi hevayı, arzu…
Hayırhahlık, bağlılık, sevgi: “bölek ıḍdım anı şahımḳa men ök / havadarlıḳımnı tükel bilsü tip” bağlılığımı tam bilsin diye onu şahıma armağan gönderdim.
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, ölümün yıktığı şeyler sayılırken): “ölüm buzdı barça turu ḳaldı hay” ölüm hepsini yıktı, (geriye) ‘vah’ kaldı (acınma ünlemi olabilir).
Hayat, yaşam: “hayatla şükür ḳılġu emdi üküş” hayat (verdiği) için şimdi çok şükretmeli.
Aybaşı: “bolsam hayz çöpreki unutulmış” unutulmuş bir aybaşı bezi olsaydım.
Hazan, güz, yaprak dökümü: “yaruḳ yaz teg erdim tümen tü çiçeklig / hazanmu tüşüttüm ḳamuġnı ḳurıttım” binlerce türlü çiçekli aydınlık bahar gibiydim; hazan mı düşürdüm…
Sakınma; (ünlem) sakın: “bor içme zinaḳa ḳatılma hazer” şarap içme, zinaya karışma, sakın.
Hazır, orada bulunan: “ançada bolmadım olar birle hazır” onlarla birlikte (savaşta) hazır bulunmadım; “uluġ kün hazır bolmaḳdın” büyük günde hazır bulunmaktan; “ermez e…
Helak, yok olma; “helak ḳıl-” helak etmek, “helak bol-” helak olmak: “helak ḳılmaḳ üçün kafirlerni” kâfirleri yok etmek için; “bu ögür helak bolmışlar ol” bunlar helak …
Helak, yıkım: “ermez firʿavnnıŋ keydi meger helaḳliḳ içinde” Firavun’un hilesi yıkımdan başka bir şey değildi; “anlar kim tandılar helaklik olarḳa” kâfirlere yıkım olsu…
Helal, dinen serbest: “helal ḳıldı sizke ol kim anda aḍın” bunların dışındakileri size helal kıldı; “sorarlar saŋa: nė neŋ helal ḳılındı olarḳa” onlara nelerin helal kı…
Ve, hem, da: “boyun suŋlar taŋrıḳa hem yalavaçḳa” Tanrı’ya ve peygambere itaat edin; “sınadımız olarnı eḍgülükler birle hem yawuzluḳlar birle” onları iyiliklerle ve köt…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Kur’an çevirisi, Mümin 5, hemmet ‘niyetlendi’ karşılığında): “ögürler olarda kiḍin oġradı heme ḳamuġ ümmet yalavaçlarıḳa tutsalar anı” onlarda…
Daima, hep, her zaman: “hemişe köz tutar sen ḫiyanetleri üze” onların hainliklerini hep göreceksin; “kerekmez kim nikah ḳılsa siz anıŋ cüftlerini anda kiḍin hemişe yaʿn…
Hendese, geometri, ölçme bilimi: “bilir erse saḳış yime hendese” hesap ve geometri bilirse; “kerek hendese saḳışı tutsa sen” geometri hesabını tutman gerekir; “körü bar…
Her: “ėgėr bilse kaşġar tilin hėr kişi” Kaşgar dilini her kişi bilse; “bilip tutsa her kim ėdibniŋ sözin” her kim Edip’in sözünü bilip tutarsa; (KuT’ta “her ayine”) şüp…
(Kur’an çevirisinde, Farsça) elbette, şüphesiz, mutlaka (inne karşılığı): “her-ayine yanut bėrür taŋrı şükr ḳılġanlarḳa” Tanrı şükredenleri mutlaka ödüllendirir; “her-a…
Asla, hiçbir zaman (olumsuzla): “kimni kim yıratsa taŋrı hergiz bulmaġay sen aŋa yariçi” Tanrı’nın lanetlediğine asla yardımcı bulamazsın; “hergiz bolmaġam yariçi yazuḳ…
Hazine; (Kur’an çevirisinde) harcama, infak; “hezine ḳıl-” (Tanrı yolunda) harcamak, infak etmek: “anlar kim hezine ḳılurlar kėŋlik halde hem tarlıḳ halde” bollukta da …
Hediye, armağan: “bulıt hėdye ḳılsa uşaḳ ḳatreni” bulut ufacık damlayı hediye etse; “ḳabul ḳılsa taŋ yoḳ bu az hėdyeni” bu küçük hediyeyi kabul etse şaşılmaz; “saŋa hėd…
Şaka, hafif söz, değersiz söz: “nėvadir süzük az bolur hėzl üküş” nadir, arı söz az olur, boş söz çok.
Hırs, açgözlülük: “aya hırs idisi harislıḳ nerek” ey hırs sahibi, hırs neye gerek.
Perde, örtü: “tileŋ olardın hicab arḳasında” onlardan perde arkasından isteyin.
Hicret, göç: “kim kim çıḳsa öz ėwindin hicret ḳılġanın taŋrıḳa yalavaçıŋa” kim Tanrı’ya ve peygambere hicret ederek evinden çıkarsa.
Hiç, hiçbir (olumsuzla): “hiç ziyan ḳılmaġay taŋrıḳa nerse” Tanrı’ya hiçbir zarar veremez; “yėtmiş yolı hiç yarlıḳamaz taŋrı olarḳa” yetmiş kez (istesen de) Tanrı onlar…
Hikmet, bilgelik: “bėrdimiz ibrahim boḍnıḳa bitigni hikmetni” İbrahim soyuna kitabı ve hikmeti verdik; “bėrdimiz aŋar hikmetni kesmek ḫitabnı” ona hikmet ve kesin söz v…
Kin: “yalınlansa tutnup ġazab hiḳd otı” öfke ve kin ateşi tutuşup alevlenirse.
Hile, düzen, çare: “ḳamuġ neŋke hile itig çare bar” her şeyin bir çaresi, düzeni vardır; “bu törtünç kerek alçı hile bilir” dördüncüsü, hileli ve düzen bilen olmalı; “e…
Hilim, yumuşaklık, sabır: “kėrėm bir bina teg aŋar hilm ul ol” cömertlik bir yapı gibidir, yumuşaklık onun temelidir; “ya bustan teg ol hilm kėrėm al gül ol” ya da yumu…
(Maitrisimit’te) Himavat, Himalaya dağları: “himavanti tagnıŋ yıŋaḳınta bagirati atlıg ögüz kıdıġınta” Himalaya dağlarının yanında, Bhāgīrathī adlı ırmağın kıyısında.
Himmet, yüksek gaye, gayret: “siyaset ḳılur erdi himmet bile” himmetle siyaset yapardı; “kerek erke himmet mürüvvet teŋi” insana himmet ve mürüvvet bir arada gerekir; “…
Hintli, Hint (hükümdarı): “ḳayu ray-i hindi ḳayu ḳaysarı” kimi Hint racası, kimi Kayser.
Hintli (köle ?) (KB, tek tanık): “kerek hindu bolsun kümüş yuluġı” gümüş fidyesi Hintli bile olsa (verilmeli ?).
(Maniheist tövbe kalıbında, Orta Farsça) bağışla; hep “manastar hirza” günahımı bağışla: “man astar hiza baştın berü adakka tegi okıdım” ‘günahımı bağışla’ (duasını) ba…
Hesap; (ahirette) hesap görme: “ol taŋrı terk hisab ḳılġan” Tanrı hesabı çabuk görendir; “terkletgil bizke hisabımıznı hisab künide burun” hesap gününden önce payımızı …
Hisar, kale: “olarnıŋ hisarları taŋrıdın” kaleleri (onları) Tanrı’dan (koruyacak); “ḫisarḳa yaḳın turma ay köŋli tüz” ey gönlü doğru, kaleye yakın oturma.
Hoca, unvan: “Büyük Emir Arslan Hoca Tarhan” (AH ek beyitlerinin başlığı).
Huneyn (savaşı): “huneyn kün bu ne-erse ançada ḫoş keldi sizke üküşlüküŋüz” Huneyn gününde çokluğunuz hoşunuza gitmişti.
(Kur’an çevirisinde) harfler (sure başı harfleri): “bu huruflar haḳḳı” bu harfler hakkı için.
Akıl, zihin, şuur; hep “uḳuş huş”: “uḳuş huş yititip sözümni aŋa” aklını, şuurunu bileyip sözümü an; “ol ol ‘aḳl uḳuş huş ḫirėdḳa mėkan” o, akla, anlayışa, şuura, zekây…
Hüccet, kanıt, delil: “ḳıldımız sizke olar üze hüccet belgülüg” size onlara karşı açık bir delil verdik; “ey boḍun çın-oḳ keldi sizke hüccet iḍiŋizdin” ey insanlar, siz…
Delilsiz, kanıtsız: “tartışurlar allahnıŋ ayatları içinde hüccetsizin” Tanrı’nın ayetleri hakkında delilsiz tartışırlar.
Hüküm, yargı; buyruk: “ḳaçan hükm ḳılsa siz boḍun ara kim hükm ḳılsa siz könilik birle” insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmedin; “anıŋ içinde taŋrınıŋ hükmi…
Hüner, erdem, beceri: “hünėr birle dėvlėt birikmekliki bulunmaz” hüner ile devletin birleşmesi bulunmaz; “ne yazdı ajunḳa bu sahib hünėr” bu hüner sahibi dünyaya ne suç…
Hünerli, erdemli: “hünėrlıġḳa ajun vėfasızraḳ ol” dünya hünerliye karşı daha vefasızdır; “neçe pür hünėrlıġda bir ‘ayb bolur” nice hünerlide bir kusur olur.
Hünersiz, beceriksiz: “hünėrsızḳa mundın cėfa azraḳ ol” hünersize bundan (gelen) eziyet daha azdır.
Hürmet, saygı: “yana eḍgüke tutçı hurmet kerek” iyiye ise daima saygı gerek; “aŋar ḳılġu ḫurmet aġırlıḳ ḳamuġ” ona herkesin saygı ve ikram göstermesi gerekir; “bu haşme…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Maniheist metin, Farsça kökenli olmalı): “bitigeçi oglan eŋ ilki üküş emgek körür ken hweşte bolur” yazı öğrenen çocuk önce çok zahmet çeker, …
(Maitrisimit’te) Haimavata, bir yakşa (cin) beyinin adı: “sadaġari hymavati purnaḳi bular üçegü kök kalıḳdaḳı yolça uça kelip” Sātāgira, Haimavata, Pūrṇaka, bu üçü göky…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, ayrılık şiirinde): “közümkemü kömür özüm ḫab içeyi” gözüme mi (uyku) … kendim … içeyim (uyku ya da hap anlamı düşünülebilir).
Haber: “oḳıġıl olar üze ademnüŋ iki oġlı ḫaberini sezaça” onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğiyle oku; “kelmez mü olarḳa anlarnıŋ ḫaberi olarda burun” onlara, ke…
(Kur’an çevirisinde, Tanrı’nın sıfatı) Habîr, her şeyden haberdar: “ol taŋrı erür bilgen ḫaberli” Tanrı bilen, haberdar olandır.
Habeş, Habeşistanlı (kara tenin benzetmesinde): “ajun boldı zengi ḫabeş ḳırtışı” dünya Zenci, Habeş derisi (gibi kara) oldu; “ajun meŋzi boldı ḫabeş ḳırtışı” dünyanın y…
Habib, sevgili; Hz. Muhammed’in sanı: “ḫabib sawçı yolı mini yetteçi” Sevgili peygamberin yolu beni götürür; “bular ehl-i beyt ol ḫabibḳa ḳadaş” bunlar Sevgili’nin ehl-…
Hacip, saray kapısını ve teşrifatı yöneten görevli (KB’de Küsemiş): “iligke yaḳın has ḫacib erdi bir” hükümdara yakın bir has hacip vardı; “körü aldı ḫacib orun birdi t…
Had, sınır, ölçü; “haddin keç-” haddi aşmak: “kim kim ḳılsa ol haddin keçmek küçün” kim bunu haddi aşarak, zorbalıkla yaparsa; “üküş olardın … yer içinde haddin keçgenl…
Hakan, hükümdar (KB’de Buğra Han için): “ayur körmediŋmü bu ḫaḳan yüzin” der: bu hakanın yüzünü görmedin mi; “ajun tındı ornap bu ḫaḳan üze” dünya bu hakanın (tahta) ye…
Hakikat, gerçek; gerçekten: “ḫaḳiḳat munı bil ay ay toldı sen” ey Aytoldı, bunu gerçekten bil; “hakikat körü barsa tıldaġ turur” gerçek bakılırsa sebep budur; “mėcaz bo…
Hakku’l-yakîn, kesin gerçek (Tanrı’ya hitap): “ay iç taş biligli ay ḫaḳḳu'l-yaḳin / közümde yıraḳ sen köŋülke yaḳın” ey içi dışı bilen, ey kesin gerçek; gözümden uzaksı…
Hâl, durum: “bu ay toldı halin eşitti ilig” hükümdar Aytoldı’nın hâlini işitti; “negü ḳaḍġu tegdi ne erki ḫalıŋ” ne dert dokundu, hâlin nedir; “negü erki ḫalim ölümde k…
Halayık, yaratıklar, insanlar: “törütti ḫalayıḳ öḍ öḍlek bu kün” yaratıkları, zamanı, bugünü yarattı; “bir ança yarutmış ḫalayıḳḳa ol” (yıldızlar) bir kısmı yaratıklara…
(Kur’an çevirisinde) sonradan gelen nesil; yerine konan şey: “soŋ ḳaldı olarda kiḍin yawuz ḫalf” onlardan sonra kötü bir nesil geldi; “ol taŋrı ḫalf yanut bėrür aŋa” Ta…
Anlamı kesinleşmeyen söz (U II, kötü ruhlar listesi): “ḫalınçu aslıġlar” … yiyenler (artık ?).
Boş, ıssız; yalnız: “ewin ḳıldı ḫali irikti özün” evini boşalttı, yalnız kaldı; “ḳaçan ḫali bolsalar ısrurlar siziŋ üze ernekleri uçını” yalnız kaldıklarında size parma…
Halife, birinin yerine geçen: “ḫalife bolġıl maŋa boḍnum içinde” kavmim içinde benim yerime geç; “nėme yawuz ḫalife bolduŋuzlar maŋa mėnde kidin” benden sonra yerime ne…
Halik, Yaratan: “törütügli ḫaliḳ ne ḳolsa ḳılur” yaratıcı Halik ne dilerse yapar; “anı ne ḫalayıḳ sever ne ḫaliḳ” onu ne halk sever ne Yaratan.
Halis, arı, ihlaslı: “meger taŋrınıŋ ḫalis ḳulları” Tanrı’nın ihlaslı kulları hariç; “biz ḫalis ḳıldımız olarnı ḫalislıḳı birle” onları halis bir niteliğe ayırdık.
Halk, insanlar; yaratıklar: “yula erdi halḳḳa ḳaraŋḳu tüni” halka karanlık gecesinde kandil idi; “neçe bolmasa ḫalḳḳa mindin asıġ” benden halka fayda olmasa da; “ol ol …
(Kur’an çevirisinde) şarap: “arıḳlar ḫamrdın tatlıġ içgenlerke” içenlere lezzet veren şarap ırmakları.
Han, hükümdar, kral: “d(a)rmaruçi atlġ ilig ḫan erken” Dharmaruci adlı hükümdar iken; “upaşati ilig ḫannıŋ töpüsinte” Upoṣadha kralın başında; “béş yıŋaqlartaqı luu ḫan…
(U II’de) nerede, hangi yerde (ḳanyu yazımı olmalı): “ḫanyuda törüyür tėp … titrü saġınıp” nerede doğar diye iyice düşünüp.
Anlamı kesinleşmeyen söz (TT, fal kitabı): “altunluġ yinçülüg ḫap yėrte yatıp yürür erki sn” altınlı, incili … yerde yatıp yürüyorsun.
(Kur’an çevirisinde, Farsça) hor, aşağılanmış, zelil: “kigrülgeyler tamuġḳa ḫ˅ar bolup” zelil olarak cehenneme girecekler; “aḫiret ʿazabı ḫ˅ar ḳılġanraḳ” ahiret azabı d…
Harap, yıkık: “ḳamuġ abadannıŋ ḫarab ol soŋı” her mamurun sonu harabeliktir; “abadan ḫarab boldı mėscid” mamur mescit harap oldu.