İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı Türkçesi · 7.–14. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Sözlük

Derlem sözlüğü

12.802 madde başı, 217.859 sözcükten çıkarıldı. Her madde çekimli biçimlerini, yazım değişkelerini, eserlere göre dağılımını ve bağlamlarını gösterir.

Tanımlar hakkında. Tanımlar başka bir sözlükten alınmamıştır: her madde için derlemdeki bağlamlar okunarak özgün olarak yazılmıştır (yazar: Claude, yapay zekâ; editör denetimi sürüyor). Şimdiye dek 2.518 maddenin tanımı yazıldı. Madde başları çekim eklerinden arındırılmış biçimlerdir; çekimli biçimler madde sayfasında ayrıca listelenir.

352 madde · “e” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)

ebdal isim 1

Abdallar, dünyadan el etek çekmiş ermişler, dervişler: “bedel ḳıldı ebdal neŋin hem malın / baḳıp ḳoḍtı zahid bu dünya ulın” abdallar mallarını, varlıklarını (ahiretle)…

1 biçim · 1 eser KB
ebdi özel ad 1

(Tes yazıtında) bir boy ya da yer adı (kısmen onarılmış okuma): “ebdi bersil ḳadır ḳasar anta barmış” Ebdi, Bersil, Kadır Kasar oradan gitmiş.

1 biçim · 1 eser Tes
ebġarü zarf 1

Eve doğru, yurda, ordugâha doğru: “ol sabıġ ėşidip ḳaġanım ben ebġarü tüşeyin tidi” o sözü işitince kağanım ‘ben yurda doğru ineyim’ dedi (Tonyukuk).

1 biçim · 1 eser T
eble- fiil 1

Evlendirmek, ev bark sahibi etmek: “inim yėti urım üç ḳızım üç erti ebledim baġladım ḳızımın ḳalınsız bėrtim” yedi küçük kardeşim, üç oğlum, üç kızım vardı; evlendirdim…

1 biçim · 1 eser Sü

Anlamı kesinleşmeyen söz (Küli Çor yazıtı, kırık bağlam): “Işbara bilge Küli Çor kişi … ebmedöki yoḳ erti” Işbara Bilge Küli Çor’un … olmayan (bir yanı) yoktu.

1 biçim · 1 eser KÇ
ece isim 1

Büyükana, soyun ulu anası; “ece apa” (Maniheist metinde Hayat Anası için): “ol ḳamag teŋri yėrinteki teŋrilerniŋ ecesi apası süzök kut yaruk ög” o, bütün tanrı yurdunda…

1 biçim · 1 eser Man
ecel isim 10

Ecel, ölümün takdir edilmiş vakti; ölüm: “ecel tuttı iltür ne asġı sözüm” ecel yakaladı, götürüyor, sözümün ne yararı var; “ḳalı birmez erse yetilse ecel / bitilmiş bol…

4 biçim · 3 eser KB KuT AH
ecelsiz sıfat 1

Eceli gelmeden, vakitsiz (ölüm): “yaġıḳa yalıŋ teg eren teg uruş / ecelsiz ölüm bolmaz özke bolup” düşmana alev gibi, yiğit gibi saldır; ecel gelmeden kişiye ölüm olmaz.

1 biçim · 1 eser KB
eçi isim 29

Ağabey; amca, babanın büyük kardeşi (yazıtlarda Kapgan Kağan için): “eçim ḳaġan ėli ḳamşaġ boltuḳınta” amcam kağanın ili sarsıldığında; “eçim ḳaġan birle ėlgerü yaşıl ü…

12 biçim · 5 eser BK KT Mait ShoR
eçü isim 7

Ata, büyük ata; hep “eçü apa” ikilemesiyle, atalar: “eçüm apam bumın ḳaġan ištemi ḳaġan olurmış” atalarım Bumın Kağan, İstemi Kağan tahta oturmuş; “eçümiz apamız tutmış…

3 biçim · 3 eser KT BK O
ed isim 93

Mal, eşya, varlık; hep “ed tavar” ikilemesiyle: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendiliğinden bozulur, yok olur; “ed tavar tileser bultuŋ” mal istersen buldun…

19 biçim · 11 eser Abh Mait TT U
edeb isim 8

Edep, terbiye, görgü: “edeb birle ay toldı oldurdı kör” Aytoldı edeple oturdu; “oġul ḳızḳa ögret bilig hem edeb” oğluna kızına bilgi ve edep öğret; “biliglig sözi pėnd …

3 biçim · 2 eser KB AH
edgülüg sıfat 23

İyilikli, hayırlı, erdemli; yararlı: “kim muntag edgülüg maytrı bodisavatag körgeli küsemeser” kim böyle iyilik dolu Maitreya bodisatvayı görmek istemezse; “emgekligler…

2 biçim · 8 eser Mait ShoR Abh U
edgüti zarf 20

İyice, güzelce, özenle; tam olarak: “bu sabımin edgüti eşid ḳatıġdı tiŋla” bu sözümü iyice işit, sıkıca dinle; “yelme ḳarġu edgüti urġıl” gözcüleri, karakolları iyice k…

3 biçim · 7 eser ShoR IB Huast Abh
edik- fiil 4

İyileşmek, düzelmek, işi yolunda gitmek: “isizlik eḍikmez neçe eḍlese” kötülük ne kadar düzeltilse de iyileşmez; “oġramış iş bütmez edikmez” girişilen iş olmaz, düzelme…

4 biçim · 2 eser TT KB
edizlik isim 1

Yükseklik, yüce yer: “edizlik tiledi süzük can turuġ / uçup bardı can ḳaldı ḳalbüd ḳuruġ” arı can yücelik diledi; can uçup gitti, beden boş kaldı.

1 biçim · 1 eser KB
edlig sıfat 4

Mallı, varlıklı; hep “edlig tavarlıġ”: “artuḳraḳ barımlıġ edlig tavarlıġ” pek çok mallı, varlıklı; “telim edlig tavarlıġ bay bayaġut bolmaḳ” çok mallı mülklü zengin tüc…

1 biçim · 2 eser ShoR TT
edsiz sıfat 2

Malsız, gereçsiz, malzemesi olmayan: “ançulayu ḳaltı uzlar edsiz neŋ iş işleyü umaz” tıpkı ustaların malzemesiz hiçbir iş yapamaması gibi; (Abhidharma çevirisinde) tözs…

2 biçim · 2 eser Man Abh
eḍer- fiil 17

Ardına düşmek, izlemek, kovalamak: “bu dünya yaŋı bu eḍerse ḳaçar” bu dünyanın huyu budur: ardına düşersen kaçar; “neçe öz eḍerse ol ança ḳaçar” ne kadar kovalarsan o k…

11 biçim · 4 eser KB KuT DLT AH
eḍerle- fiil 1

Eyerlemek: “eḍerledi terkin atını tutup / ḳadaşı tapa bardı ewdin turup” atını tutup hemen eyerledi, evinden kalkıp kardeşine doğru gitti.

1 biçim · 1 eser KB
eḍersiz sıfat 1

Eyersiz: “kewelde tüşüp edersiz yıġaç mingü muŋluġ bolup” soylu attan inip eyersiz tahta (tabuta) binmek zorunda kalıp (ölüm tasviri).

1 biçim · 1 eser KB
eḍger- fiil 2

Anlamı kesinleşmeyen fiil (DLT’de olumsuz ulaçla): “eḍgermeḍip oḳ atar” … etmeden ok atar; “kiçig bulup yaġını yirgü emes / eḍgermeḍip ḳoḍsa anı ilni ḳunar” düşmanı küç…

1 biçim · 1 eser DLT
eḍgü sıfat 1.346

İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…

55 biçim · 21 eser KB Abh Mait ShoR
eḍgüleş- fiil 2

İyi geçinmek, dostça davranmak: “ḳatılġıl bularnıŋ bile eḍgüleş” bunlarla kaynaş, iyi geçin; “ḳaḍaşḳa ḳatılma ulam eḍgüleş” kardeşle karış, sürekli iyi geçin.

1 biçim · 1 eser KB
eḍgülük isim 172

İyilik, hayır, lütuf; “eḍgülük ḳıl-” iyilik etmek: “ḳamuġ eḍgülük ḳıl ḳılınçın sözün” işinle sözünle her türlü iyiliği yap; “yorı eḍgülük ḳıl ekin eḍgülük / saŋa eḍgü b…

17 biçim · 7 eser KuT KB Mait Abh
eḍgürek sıfat 21

Daha iyi, yeğ: “bu kün anda turmaḳ saŋa eḍgürek / yana munda turmaḳ maŋa eḍgürek” bugün orada kalmak senin için daha iyi, burada kalmak ise benim için daha iyi; “idi eḍ…

2 biçim · 3 eser KB KuT AH
eḍiz sıfat 41

Yüksek, yüce: “ay sırḳa yaḳın ay köŋülke eḍiz” ey sırra yakın, gönülden yüce olan; “édiz taġ édiz sögüt teriŋ yar” yüksek dağ, yüksek ağaç, derin uçurum; “azu ėdiz taġt…

9 biçim · 10 eser KB Mait AH ShoR

Anlamı kesinleşmeyen söz (AH, bozulan çağı anlatan dörtlükte): “ḳanı ‘ahd ėmanėt ḳanı eḍkülüg” hani ahit, emanet, hani … (eḍgülüg ‘iyilik’ okumasına yakın).

1 biçim · 1 eser AH
eḍle- fiil 15

Gözetmek, özen göstermek, önem vermek; iyi bakmak: “baġırsaḳ ol ol kör kişig eḍlese” şefkatli, insanları gözeten kişidir; “küle baḳsa begler kimi eḍlese” beyler kime gü…

9 biçim · 3 eser KB DLT AH
eḍlen- fiil 1

Gözetilmek, bakılıp beslenmek: “yılḳı yazın eḍlenür / otlap anın etlenür” hayvanlar yazın bakılır, otlayıp semirir.

1 biçim · 1 eser DLT
efrasiyab özel ad 2

Efrasiyab, Türk hükümdarı Alp Er Tonga’nın İranlılarca bilinen adı: “tejikler ayur anı efrasiyab / bu efrasiyab tuttı iller talap” Tacikler ona Efrasiyab der; bu Efrasi…

1 biçim · 1 eser KB
efsus isim 2

(Kur’an çevirisinde, Farsça) boş eğlence, oyalanma; alay konusu: “yaḳın tiriglik hem oyun yime efsus turur” dünya hayatı oyun ve boş eğlencedir; “amarı birle amarını ef…

1 biçim · 1 eser KuT
eg- fiil 15

Eğmek, bükmek; çoğu kez “boyun eg-”, “baş eg-” boyun eğmek, itaat etmek: “yaġıları eştip boyun egdiler” düşmanları işitip boyun eğdiler; “maŋa kim boyun egse arzu bulur…

10 biçim · 3 eser KB U DLT
eger bağlaç 308

(Farsça) eğer, şayet; koşul bağlacı (Kur’an çevirisinde sık): “eger tegse sizke bir eḍgülük yawuz kelür olarḳa” size bir iyilik dokunsa onlara kötü gelir; “icabet ḳılsu…

2 biçim · 3 eser KuT AH KB
egid- fiil 2

Beslemek, yetiştirmek: “etin ḳanın satar anın öz egidür” etini, kanını satar, bununla kendini besler; “ḳoy yılḳı egidser yılıŋa aşılur bay bolur” koyun, hayvan yetiştir…

2 biçim · 1 eser KP
egil- fiil 10

Eğilmek, bükülmek: “ḳaġıl teg köni boḍ egildi ḳoḍı” ok gibi dik boy aşağı eğildi; “egilmiş ḫurma butaḳı teg eski” eğilmiş eski hurma dalı gibi; “egilmez köŋülni aḳı er …

5 biçim · 3 eser KB KuT AH
egin isim 25

Omuz, sırt: “egin bütgü ton hem ḳarın toḍġu aş” sırtı örten giysi ve karnı doyuran aş; “egin bütti boġzum yime boldı toḳ” sırtım örtüldü, boğazım da doydu; “egin keḍse …

7 biçim · 4 eser KB IB Sek KuT
egir- fiil 9

(İplik) eğirmek: “buzdı egirmiş yipini küçde kiḍin” eğirdiği ipliği sağlamlaştırdıktan sonra bozdu; “ıduḳ elgin igig tutup yip egire yarlıḳadı” kutsal eliyle iği tutup …

7 biçim · 6 eser BK TT Mait KT
egirik isim 1

Eğrilmiş iplik: “küçde kiḍin egirik yeşilmeki teg” sağlamlaştırdıktan sonra eğrilmiş ipliğin çözülmesi gibi.

1 biçim · 1 eser KuT
egirt- fiil 1

Kuşatmak, egemenlik altına almak: “egirtmedimiz mü siziŋ üze yıġmadımız mu sizni müʾminlerdin” size üstün gelmedik mi, sizi müminlerden korumadık mı.

1 biçim · 1 eser KuT
eglü 1

Anlamı kesinleşmeyen söz (KB): “et öz eglü birmez hava bulnadı” beden … vermez, heva bağlandı.

1 biçim · 1 eser KB
egre- fiil 1

Çevirmek, etrafını sarmak: “tegre awıp egrelim / attın tüşüp yügrelim” çevresinde toplanıp kuşatalım, attan inip koşalım.

1 biçim · 1 eser DLT
egri sıfat 29

Eğri, çarpık: “üç adaḳlıġ köni tüz turur / ḳalı bolsa tört kör bir egri bolur” üç ayaklı düz durur, dört olursa biri eğri olur; “körmez sen anıŋ içinde egri ap yime ḳol…

4 biçim · 5 eser KB T TT Sek
egrikşel- fiil 1

Girdap yapmak, burgaçlanmak: “suv egrikşelür ur-suḳuşur” su girdap yapar, çarpışır.

1 biçim · 1 eser KP
egril- fiil 1

Eğrilmek, bükülmek: “badarı braman kentü egrilmiş bükülmiş et-özin körüp” Brahman Bādari kendi eğrilmiş, bükülmüş bedenini görüp.

1 biçim · 1 eser Mait
egrilik isim 6

Eğrilik; doğruluktan sapma, hile: “biri egrilik ol sikirtse özin” biri de kendini eğrilikle koşturmasıdır; “köni bardı keldi neçe egrilik” doğruluk gitti, nice eğrilik …

3 biçim · 3 eser KB KuT AH

(Maitrisimit’te “edruḳ” ile ikileme) türlü türlü, çeşitli (?): “egruḳ edruḳ tüllerig ḳoduru ḳolulasar” türlü türlü rüyaları iyice düşünürse.

1 biçim · 1 eser Mait
egsü- fiil 4

Eksilmek, azalmak: “ev barḳ içinte ada tuda ḳor yas egsümez” ev bark içinde tehlike, zarar eksik olmaz; “burḫanlar uruġı üzülmez ḳılça egsümez” Budaların soyu kesilmez,…

3 biçim · 3 eser Sek Huast TT
egsüd- fiil 5

(Abhidharma çevirisinde) eksiltmek, azaltmak; hep “azud-” ile ikileme: “bilmetin öçmekniŋ yörüginde bar ḳılmış erür egsüdmek azudmaḳıġ” bilmeden sönmenin anlamına eksil…

2 biçim · 1 eser Abh
egsük sıfat 39

Eksik, noksan; eksiklik: “birök egsük kergek boldı erser” eğer eksik, gerekli olursa; “bu basudçısı egsük bolmaḳ üze” bu yardımcı etken eksik olduğundan; “savınıŋ egsük…

2 biçim · 4 eser Abh Mait KİP ShoR
egsüklüg sıfat 2

Eksikli, kusurlu (Maniheist tövbe duasında): “teŋrim egsüklüg yazuḳluġ biz” tanrım, kusurlu, günahlıyız.

1 biçim · 1 eser Huast
egsüksüz sıfat 2

Eksiksiz, tam: “ed tavar üzüksüz egsüksüz kergeksiz bolurlar” mal mülk kesintisiz, eksiksiz, ihtiyaçsız olurlar; “ikileyü arduḳsuz egsüksüz ėdigsiz” iki kat, fazlasız, …

1 biçim · 2 eser Mait Abh
egsüt- fiil 3

Eksiltmek, eksik bırakmak, ihmal etmek: “edgü ḳılınç yaratınmaḳın egsütme” iyi iş yapmayı eksik bırakma; “ölüm künketegi atayu tapayın uduġın egsütmeser” ölüm gününe de…

2 biçim · 3 eser U TT KİP
ehl isim 1

Ehil, halk; “ehl-i beyt” Peygamber’in ev halkı: “bular ehl-i beyt ol ḫabibḳa ḳadaş” bunlar Sevgili’nin (Peygamber’in) yakını, ehl-i beyttir.

1 biçim · 1 eser KB
ek- fiil 9

(Tohum) ekmek: “negü ekse yirke yana ol önür” insan yere ne ekerse o biter; “uruġ eḍgü ekse öner eḍgülük” iyi tohum ekerse iyilik biter; “uruġ isiz ekse isiz ök önür” k…

3 biçim · 2 eser KB U
ek özel ad 2

(Tonyukuk yazıtında) bir dağ adı: “benlig ek taġıġ ertü” Benlig Ek dağını aşarak.

1 biçim · 2 eser T TT
ekçek isim 1

Kan almakta kullanılan kesici alet, neşter (?): “ḳayu aydı ḳan tutmış emdi munı / aça birgü ekçek aḳıtġu ḳanı” kimi dedi: bunu kan tutmuş, neşterle açıp kanını akıtmalı.

1 biçim · 1 eser KB
eke isim 9

Abla, büyük kız kardeş: “ögüm ḳatun ulayu öglerim ekelerim ḳunçuylarım” annem hatun başta olmak üzere analarım, ablalarım, prensesler; “inanç ekemiz yıpar” ablamız İnan…

7 biçim · 6 eser Mait KT Man TT
ekin isim 14

İki, ikisi; hep “ekin ara” ikisi arasında (Orhon yazıtlarında): “kök teŋri asra yaġız yėr ḳılıntuḳda ekin ara kişi oglı ḳılınmış” üstte mavi gök, altta yağız yer yaratı…

4 biçim · 8 eser BK KuT KT Mait
ekiz 1

Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, kafiyede “teŋiz” ile): “özi ḳoḍḳı alçaḳ ne köŋli ekiz” kendisi aşağı, alçakgönüllü, ne de gönlü … (yüksek ?).

1 biçim · 1 eser KB

Anlamı kesinleşmeyen söz (ShoR): “birer 世 yér suvta ilendeçi eksşndeçi” her bir dünyada … eden, … eden.

1 biçim · 1 eser ShoR
eksü- fiil 21

Eksilmek, azalmak, noksan olmak: “ḳamuġḳa yaruḳluḳ birür eksümez” (güneş) herkese ışık verir, eksilmez; “tadu artadı kör küçi eksüdi” unsurlar bozuldu, gücü azaldı; “sa…

8 biçim · 2 eser KB AH
eksük sıfat 5

Eksik, noksan: “bir kılıçın tümenke bir eksük kişi … ölürdi” bir kılıçla on binden bir eksik insanı öldürdü; “yüz ygrmi yılta eksük yaşasalar” yüz yirmi yıldan az yaşar…

1 biçim · 3 eser Mait Huast KB
eksüksüz sıfat 1

Eksiksiz, tam olarak: “sen aymış sözüŋ barça eksüksüzün / iligke tegürdüm” söylediğin sözün hepsini eksiksiz hükümdara ulaştırdım.

1 biçim · 1 eser KB
eksüt- fiil 6

Eksiltmek, azaltmak: “taŋrı siziŋ birle hiç eksütmez ʿamelleriŋizni” Tanrı amellerinizden hiçbir şey eksiltmez; “bildimiz anı kim eksütür yer olardın” yerin onlardan ne…

5 biçim · 1 eser KuT
eksütül- fiil 1

Eksiltilmek: “uzun ʿömr bėrilmiş eksütülmez anıŋ ʿömrindin meger bitig içre” uzun ömür verilenin ömründen eksiltilmez, ancak bir kitapta (yazılıdır).

1 biçim · 1 eser KuT
elan- fiil 1

Hükümdar olmak, ülke sahibi olmak (?): “alp tarkan beg elantük erksintük ugurınta” Alp Tarkan Beg’in hükümdar olduğu, egemenlik kurduğu zamanda.

1 biçim · 1 eser Man

Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (Maniheist metin): “aġı barım közine neŋ elenmegey” mal mülk gözüne hiç … olmayacak.

1 biçim · 1 eser Man
elig isim 391

El: “muŋaḍmış yirimde elig tut maŋa” sıkıştığım yerde elimi tut; “ḳalı bolsa elgiŋ boḍunḳa uzun” elin halka uzun (cömert, güçlü) ise; “ḳamuġ eḍgülükke tegürgil elig” he…

47 biçim · 16 eser KB KuT ShoR Mait
elig sayı 1

Elli: “elig çe er tutdumuz” ellişer kadar adam yakaladık (Tonyukuk); “türük ḳaġan çaḳ elig yıl olurmış” Türk kağanı tam elli yıl hüküm sürmüş (Şine Usu); “tegürdi maŋa …

1 biçim · 1 eser T
eligleş- fiil 2

El sıkışmak, tokalaşmak: “eligleşti ilig bu zaḫid bile” hükümdar bu zahitle tokalaştı; “esenleşti ilig bile ol köre / eligleşti” hükümdarla selamlaştı, tokalaştı.

1 biçim · 1 eser KB
elik isim 3

Karaca, geyik: “sagır içrė ėlik kėyik kirmiş” … içine karaca girmiş; “elik külmiz oynar çiçekler üze” karaca, … çiçekler üstünde oynar; “ḳaza birle ilnür tuzaḳḳa elik” …

2 biçim · 3 eser IB KB AH
elikle- fiil 1

Ele geçirmek, tutsak etmek (?): “tanġut süsin üşikledi / kişi işin elikledi” Tangut ordusunu … etti, kadınlarını ele geçirdi.

1 biçim · 1 eser DLT
elkin 1

Anlamı kesinleşmeyen söz (DLT, sevgiliden ayrılık dörtlüğü): “közüm yaşın yamladı / baġrım başın emledi / elkin bolup ol keçer” gözümün yaşını sildi, bağrımın yarasını …

1 biçim · 1 eser DLT
elsire- fiil 2

Ülkesini, devletini yitirmek: “elsiremiş ḳaġansıramış bodunuġ küŋedmiş ḳuladmış” ülkesiz, kağansız kalmış halkı cariye, köle olmuş (halkı toparladı).

1 biçim · 2 eser KT BK
em isim 46

İlaç, deva, tedavi; çoğu kez “ot em”: “bu igke emi yoḳ tileme otı” bu hastalığın ilacı yok, ilacını arama; “ayu birdim emdi igim hem emim” derdimi de ilacımı da söyledi…

7 biçim · 9 eser KB Mait TT Man
em- fiil 2

Emmek: “alkunuŋ karınlıg kovuḳlarınta yatdım alkunuŋ sütin emdim” hepsinin rahminde yattım, hepsinin sütünü emdim; “alḳunıŋ sütin emtim” hepsinin sütünü emdim.

2 biçim · 1 eser Mait
emanet isim 13

Emanet, güvenle bırakılan şey; güvenilirlik: “emanet yüḍürdi boyunḳa uluġ” boynuna büyük emanet yükletti; “emanet bile bolsa köŋli süzük” emanetle birlikte gönlü arı ol…

6 biçim · 3 eser KB KuT AH
emçi isim 5

Hekim, ilaç veren: “ḳamuġ ig toḳaḳa bu emçi erür” bütün hastalık ve dertlere bu hekimdir; “emçi körse otun emler ök igin” hekim görse ilaçla hastalığını tedavi eder; “b…

3 biçim · 1 eser KB
emdi zarf 345

Şimdi, artık; (söze başlarken) işte, öyleyse: “anı ög sen emdi sewinçin tile” sen şimdi onu öv, sevinçle dile; “muŋar meŋzetü keldi emdi bu söz” şimdi buna benzer söz g…

3 biçim · 6 eser KB DLT U KuT
emes ek-fiil 2

Değil (DLT): “aydım asıġ ḳılġu emes” dedim: fayda vermez; “kiçig bulup yaġını yirgü emes” düşmanı küçük görüp kötülememeli.

1 biçim · 1 eser DLT
emge- fiil 23

Acı çekmek, sıkıntı çekmek; zahmet çekmek, emek vermek: “tilin emgemiş er negü tir eşit” dili yüzünden acı çekmiş adam ne der dinle; “beg emgep il itse boḍun şük bayur”…

10 biçim · 4 eser KB KP KuT DLT
emged- fiil 11

Acı çektirmek, sıkıntıya sokmak, eziyet etmek: “küŋ ḳul ḳılıp uçuz yinik tutup emgedip irintürdüm erser” köle cariye edip hor görüp eziyet ederek kederlendirdiysem; “te…

6 biçim · 3 eser Abh U Sek
emgek isim 320

Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…

34 biçim · 17 eser KB Abh Mait ShoR
emgeklig sıfat 47

Acılı, ıstıraplı, sıkıntı çeken: “emgeklig yüzin iye taya badari braman inçe tėp tėdi” Brahman Bādari acılı yüzünü eğip şöyle dedi; “muntaġ emgeklig yolda tüşmiş tururl…

9 biçim · 9 eser Mait ShoR Abh U
emgeksin- fiil 1

Zahmetli bulmak, güç saymak: “bu yörügde emgeksinip yaḳın yaġuḳ işletmedimiz” bu anlamda (işi) zahmetli bulup yakından işlemedik.

1 biçim · 1 eser Abh
emgeksiz sıfat 7

Acısız, sıkıntısız; zahmetsiz: “kop kamag tınlıglarıg emgeksiz meŋilig kılayın” bütün canlıları acısız, mutlu kılayım; “naru tevrilmekin emgeksiz uçuz uḳar” öteye dönme…

2 biçim · 5 eser Mait Sek KuT DLT
emgen- fiil 30

Acı çekmek, sıkıntıya katlanmak; çile çekmek: “altı yıl tapavan berkte duşkaraçar emgek emgenmişin” altı yıl çile ormanında ağır çile çekmiş olarak; “ertiŋü emgek emgen…

13 biçim · 8 eser Mait Sek Man KİP
emgen 1

Anlamı kesinleşmeyen söz (Kur’an çevirisi, Kāf 16, ḥabl al-warīd karşılığında): “biz yaḳın-miz aŋar emgen tamurdın” biz ona … damarından daha yakınız (şah damarı).

1 biçim · 1 eser KuT
emget- fiil 30

Acı çektirmek, eziyet etmek, sıkıntı vermek: “mini emgetür til iḍi ök telim” dil sahibi beni çok eziyet ettirir; “emgettiler kelmezde aşnu bizke” sen gelmeden önce de b…

19 biçim · 10 eser KB KuT ShoR Huast
emgetgüçi isim 2

Eziyet eden, işkenceci: “tınlġlaraġ ḳınaġuçı emgetgüçi boltum erser” canlılara işkence eden, eziyet eden olduysam; “küçsüz küsünsüz tınlıglar emgetgüçiler” güçsüz canlı…

2 biçim · 2 eser U Mait
emgetil- fiil 1

Eziyet görmek: “ol yaḳınraḳ kim bilinseler emgetilmeseler” bu, tanınmaları ve eziyet görmemeleri için daha uygundur.

1 biçim · 1 eser KuT
emin sıfat 1

Güvenilir, emin (kişi): “eminig ḫıyanet bile ḳatmaġıl” güvenilir kişiyi hainle karıştırma.

1 biçim · 1 eser KB
emir isim 2

Emir, bey unvanı: “Emir Seyfeddin” (AH sonundaki ek beyitlerin başlığında).

1 biçim · 1 eser AH

Anlamı kesinleşmeyen söz (ShoR): “ḳop marin ḳoġşayu emirkeşü” hep … gevşeyip …

1 biçim · 1 eser ShoR
emit- fiil 19

Eğilmek, yana yatmak, bir yana meyletmek: “ḳamuġ üç aḍaḳlıġ emitmez bolur” üç ayaklı her şey yana yatmaz; “ḳayu tüz emitse turumaz tüşer” düz olan eğilirse duramaz, düş…

9 biçim · 4 eser KuT KB DLT Mait
emle- fiil 13

Tedavi etmek, iyileştirmek: “igig emlemese kişi terk ölür” hastalığı tedavi etmezse insan çabuk ölür; “ig agrıglıg kişig … içgü ot öntürüp emleser” hasta kişiye içecek …

11 biçim · 5 eser KB DLT Mait Abh
emlet- fiil 3

Tedavi ettirmek: “balıḳmış bar erse sen emlet körü” yaralanmış olan varsa ona bakıp tedavi ettir; “tapuġ birle yazuḳ igin emletür” hizmetle günah hastalığını tedavi ett…

3 biçim · 2 eser KB ShoR
emr isim 4

Buyruk, emir; yetki: “yandursalar anı yalavaçḳa ya emr iḍisiŋe” onu peygambere ya da yetki sahiplerine götürselerdi; “emr-ü ma‘ruf” iyiliği emretme: “ḳanı emr-ü ma‘ruf …

4 biçim · 3 eser AH KuT KB
emraḳ sıfat 2

Sevgili, sevimli; tatlı, yumuşak: “uluġ küçlüg luular yumşaḳ emraḳ ünin kökreyürler” büyük güçlü ejderhalar yumuşak, tatlı sesle gürlerler; “anta barıŋ emraḳım” oraya g…

2 biçim · 1 eser Mait