(Eski Türk yazıtlarında) kağanın danışmanı, komutan; “bilgesi” ile birlikte anılan bir görev adı: “ḳüli çor ançaḳ bilgesi çabışi erti” Küli Çor onun bilgesi ve komutanı…
Derlem sözlüğü
12.750 madde başı, 2.698.344 sözcükten çıkarıldı. Her madde çekimli biçimlerini, yazım değişkelerini, eserlere göre dağılımını ve bağlamlarını gösterir.
189 madde · “ç” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
(Orhon yazıtlarında) “çaça seŋün” Çaça Sengün, Türklerin savaştığı Çinli bir komutan: “yėti otuz yaşına çaça seŋünke süŋüşdümiz” (Köl Tigin) yirmi yedi yaşındayken Çaça…
Çadır: “yaġutġan olar üze öz çadırları içre” (örtülerini) çadırları içinde üzerlerine yaklaştırsınlar.
(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe jātaka) Buda’nın önceki doğumlarını anlatan öyküler, Budist öğretinin on iki bölümünden biri: “本生 çadaka çadikıġ” (Çince “önceki doğ…
(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe catuṣkoṭi) dört köşeli önerme, bir konuyu dört olasılıkla ele alan akıl yürütme; hep “tört padak” ile açıklanır: “öçmekig çadişkodi …
Akrep: “çaḍan teg tikerler çıbun teg sorarlar” akrep gibi sokarlar, sinek gibi emerler; “sende ḳopar çaḍanlar / ḳuḍġu siŋek yılanlar” sende akrepler, … sinekler, yılanl…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB’de şarap için): “bor ol bu biligke uḳuşḳa yaġı / bor atı hakikat tütüş ol çaġı” şarap bilgiye ve akla düşmandır, şarabın gerçek adı kavga v…
Bağırmak, çağırmak: “sav sözletim erser çaġurdum evrik sarsaġ sav sözledim erser” söz söylettiysem, bağırdıysam, ters, kaba söz söylediysem.
Avda kullanılan yırtıcı kuş, doğan: “çaġrı alup arḳun münüp arḳar yeter” doğanı alıp melez ata binip dağ koyununa yetişir; “çaġrı birip ḳuşlatu / tayġan ıdıp tışlatu” d…
(Maitrisimit’te) Jahnu, Ganj’ın suyunu içtiği anlatılan bilge: “kaltı çahnu arzı ġaŋ ögüz suvın siŋürürçe alku şastar bilge bilig” tıpkı Jahnu bilgenin Ganj ırmağının s…
(Budist metinlerde, Sanskritçe śikṣāpada/śīla) ahlak kuralı, dinî buyruk; yemin edilerek üstlenilen perhiz; “çaḫşapat tut-” tutmak, “küzet-” korumak, “sı-” bozmak: “upa…
Ahlak kurallarına bağlı, kurallı; kurallardan oluşan: “arıġ çḫşaputlġ tınlġlar” arı kurallara bağlı canlılar; “çhşaputlug et-özler” kuralları tutan bedenler; “çḫşapt-lı…
(U II, Sanskritçe chāyā) insanı çarpan kötü ruhlardan birinin adı; hastalık getiren ruhlar sayılırken “tutmaġ” ile: “çai-a tutmaġ-tın .. osdaraki tutmaġ-tın” Çhaya çarp…
(Maniheist tövbe duasında) anlamı kesinleşmeyen bir dinî yer ya da tören adı: “bir aiḳı çaḫşapataġ edgüti tükedi tutu umadımız erser . çaidanta …” bir aylık oruç yasağı…
Bir unvan ya da kişi adı (U II, bağış duasında hükümdar ailesinin adları arasında): “mışan ḫan çaisi waŋ beg ulatı tŋri-ler-ke” Mışan Han, Çaisi Vang Beg gibi tanrısal …
Anlamı kesinleşmeyen söz (ShoR, kırık bağlam; Çince 薄食 ‘az yemek’ yakınında): “az ḳy-a çaişim-in …”
(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe cakravāḍa) dünyayı çember gibi kuşattığına inanılan dağ sırası: “ḳaltı tört divip-lar çakiravar taġ sim-lıġ … bolmış teg” tıpkı dört…
Tam, tamı tamına (sayılardan önce): “türük ḳaġan çaḳ elig yıl olurmış” Türk kağanı tam elli yıl hüküm sürmüş; “amtı çaḳ sekiz tümen yaşlıġ tınlġlar erürler” şimdi (orad…
Çakmak, vurarak kıvılcım çıkarmak; sürterek ateş yakmak: “çaḳmaḳ çaḳıp iwse ḳalı uḍnur yula” çakmak çakıp acele etse kandil yanar; “ot--luġ ėr ḳuruġ ḳovayu er-niŋ çaġmı…
Parlayıp tutuşmak, alev almak: “yügürdi kewel at / çaḳıldı ḳızıl ot” soylu at koştu, kızıl ateş parladı.
(Göz için) mavi-gri, çakır: “ol kün çaḳır közlügler” o gün (günahkârları) gözleri gövermiş olarak (toplarız).
Bağırmak, sesini yükseltmek: “ḳıġırmaŋ çaḳırmaŋ aŋa sözledükde” onunla konuşurken bağırıp çağırmayın.
Ateş çıkarmak için vurulan taş, çakmak: “çaḳmaḳ çaḳıp iwse ḳalı uḍnur yula” çakmak çakıp acele ederse kandil yanar.
(Maitrisimit’te, Sanskritçe cakra) çark biçimli fırlatma silahı: “kılıçın süŋü şikti çaḳr baltu çomaḳ ėliglerinte belgülüg bolur” ellerinde kılıç, süngü, mızrak, çark, …
(Budist metinlerde, Sanskritçe cakravartin) dünyayı yöneten ideal hükümdar, ‘tekerlek çeviren’ cihan hükümdarı; çoğu kez “ėlig ḳan” ya da “ḫan” ile: “çaḳravart ėlig kan…
Yere çalmak, fırlatıp vurmak: “tutup çaldı yirke aġır ig kelip” ağır hastalık gelip onu tutup yere çaldı; “ıtım tutup ḳodı çaldı” … tutup aşağı çaldı; “iḍisin çalar yir…
(Maitrisimit’te) bir göl ya da pınar adı: “çaladr yulta erdeçi çalaprbasi atlıġ lular kanı” Çaladr gölünde yaşayan Çalaprabhāsa adlı ejderhalar kralı; “tört erdnin itil…
(Maitrisimit’te) Çalaprabhāsa, bir nāga (ejderha) kralının adı: “çalaprbasi lu kanı teŋri teŋrisi burkanag … aşın içgün” Çalaprabhāsa ejderha kralı, tanrılar tanrısı Bu…
Çirkin, utanç verici, hayâsızca (iş): “yıġar çalpaḳ işdin yawuz işdin” (Tanrı) çirkin işten ve kötü işten men eder.
Anlamı kesinleşmeyen söz; kırık bağlamda pislik adlarıyla birlikte: “qıġ yam arıġsız çalpaŋ birle … télür” gübre, pislik, kirli çalpaŋ ile … (Çince 糞除 ‘pisliği temizlem…
(Maitrisimit’te) Jambu ağacı (Sanskritçe jambū), Çambudvipa kıtasına adını veren kutsal ağaç; hep “çambu sögüt”: “vişvaḳrmi teŋri … çambu sögütüg iter yaratır” Viśvakar…
(Budist kozmolojide, Sanskritçe Jambudvīpa) insanların yaşadığı güney kıtası, bizim dünyamız; çoğu kez “uluş” ya da “yėr suv” ile: “bu çambudvip uluş üç türlüg uluġ çoġ…
(Sanskritçe jāmbūnada) en saf, en parlak altın; “çambunat altun”: “yana yme inçe ḫltı çambunat altun … ertiŋü kkirsiz tapçasız ertiŋü arıġ süzük” yine tıpkı jambunada a…
(U II) insanı çarpan kötü ruhlardan birinin adı: “çamika tutmaġ-tın .. sakuni tutmaġ-tın” Çamika çarpmasından, Śakuni çarpmasından.
Kap, çanak, kâse: “bışrılur yaḳrı ḳıyaḳ / toşġurur yoġrı çanaḳ” … pişer, yoğurt çanağı doldurulur; “tört patar çanaḳların kızartmış kızıl ba(kır)” dört dilenci kâsesini…
(Maitrisimit’te, Sanskritçe caṅkrama) gezinme, düşünceye dalarak ileri geri yürüme; “çankirmit ḳıl-”: “şariputri arhant birle yazı yėrde çankirmit kılu yorıyurlar erti”…
(Hint toplumunda, Sanskritçe caṇḍāla) en aşağı sınıftan kişi; Budist metinlerde cellat, kişi öldüren: “virutaḳ ėlig beg çantallarḳa yarlıġ yarlıḳadı” Virūḍhaka kral cel…
(Maitrisimit’te, Sanskritçe chandoviciti) şiir ölçüsü bilgisi, aruz; Brahman bilimleri arasında sayılır: “yultuz körüm bilmek ırḳ saçmaḳ wyakirt çantowiçiti ulatı şasat…
(Köl Tigin yazıtında) “çaŋ seŋün” Çang Sengün, yazıtın süsleme ve yazı taşını yapmak için Çin kağanının gönderdiği ustalardan biri: “bediz yaratıġma bitig taş itgüçi ta…
Bir yönetim unvanı (Çince kökenli); bağışlama dualarında kişi adıyla birlikte: “atam bai epe çaŋşi-ḳa anam köset-ke” babam Bay Epe Çangşi’ye, anam Köset’e.
Koşmak, dörtnala gitmek (hayvanlar için): “ḳayusı ḳopar kör ḳayusı ḳonar / ḳayusı çapar kör ḳayu suw içer” kimi kalkar, kimi konar, kimi koşar, kimi su içer.
(Budist metinde) Çāpāla, Buda’nın ölümlülüğünü bıraktığı yer: “şakimun burḫan çapali atlġ yėmişlikte ölümlüg şmnuġ utup” Şakyamuni Buda Çapala adlı meyve bahçesinde ölü…
Çare, yol, kurtuluş yolu; çoğu kez “hile” ile: “ḳamuġ neŋke hile itig çare bar / meger bu ölümke ölüm ḫilesiz” her şeyin bir hilesi, düzeni, çaresi vardır, yalnız ölümü…
Çaresi olmayan, kaçınılmaz: “negü bile bar kim atar çaresiz” … ile çaresiz olan nedir.
(U II) insanı çarpan kötü ruhlardan birinin adı: “nisi tiu-a çaribi -tın çai-a tutmaġ-tın” … Çaribi’den, Çhaya çarpmasından.
Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit, cehennem tasviri): “üküş yıl ay çarihuş--taḳı üzüm osuglug teperler yançarlar” yıllar ayılar boyunca, çarihuştaki üzüm gibi (onla…
(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe carita) davranış, huy, tabiat; canlıların eğilimi: “alḳu tınlġ-lar-nıŋ erklig-ler-i-niŋ çarid-lar-ı-nıŋ” bütün canlıların duyularını…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Maitrisimit): “iki tiz-in sökütėp köküş öŋlüg çar-toḳırın yaratıġlıġ başın bodiswt adaḳıŋa sunup” iki dizini yere koyup gök renkli … ile süslü…
İftira, koğuculuk; çoğu kez “yoŋaġ” ile ikileme: “tilin azuk yalġan sav sözledim erser .. çasut yoŋaġ ḳıltım erser” diliyle kötü, yalan söz söylediysem, iftira ve koğuc…
Anlamı kesinleşmeyen bir değerli taş adı; “erdini” ve “ḳaş” ile: “toyın iliglerinte ḫua çeçek … erdini çaş ḳaş tuta” rahipler ellerinde çiçekler, mücevher, … yeşim tuta…
Anlamı kesinleşmeyen söz (ShoR, kırık bağlam): “反拱 y(a)nıġ-ın çaşġarıp” (Çince ‘tersine çevirmek’ karşılığında) … ile …ıp.
(Kaş için) çatmak: “ajun külçirer baz alın ḳaş çatar” dünya güler, sonra alnını kaşını çatar.
(Sanskritçe jātismara) önceki doğumlarını hatırlayan (kişi): “ajun ajun sayu toḳum-ın öteçi çatisimari bolḳai” her doğumda doğuşunu hatırlayan, önceki yaşamlarını anan …
(Budist kozmolojide, Sanskritçe Cāturmahārājika) dört büyük kral tanrılarının göğü: “çaturamaḫaraç tŋri yėrintin öŋ alḳınçusı tŋri yėrintegi” dört büyük kral göğünden e…
Ün, şöhret, nam; çoğu kez “kü çaw” ikilemesiyle: “atı eḍgü bolsa kü çaw bolġu teg” adı iyi olursa ünü, şöhreti olur; “kü çaw at tilese tuz etmek yitür” ün ve ad dilerse…
Ün salmak, tanınmak, adı yayılmak: “ajunda çawıḳmış ḳutı belgülüg” dünyada ünlü, kutu belli; “ḳayuda çawıḳsa köni beg atı / aŋar barġu” doğru beyin adı nerede duyulursa…
Ünlenmek, adı yayılmak: “kelir ḳut kişike atı çawlanur” kişiye kut gelir, adı ün kazanır; “aḳı bolsa begler atı çawlanur” beyler cömert olursa adları ünlenir; “bilig bi…
(KB’de) bir unvan; kuş adından türemiş beylik sanlarından: “ḳayusı tigin beg ḳayu çawlı beg” kimi Tigin Beg, kimi Çavlı Beg.
Ünlü, adı sanı bilinen; çoğu kez “külüg” ile: “yaḍılsa atı bolsa çawluġ külüg” adı yayılsa, ünlü ve şanlı olsa; “kiçig ya uluġ tut ne çawluġ külüg” küçük ya da büyük, n…
Anlamı kesinleşmeyen bir değerli taş adı; mücevher adları arasında: “erdini yinçü çeç qaş üner blgürer” mücevher, inci, … yeşim çıkar, belirir.
Çiçek: “tü tü çeçek çergeşür” türlü türlü çiçek sıralanır; “teŋridem hua çeçekler yüzken yaġmur osuglug yaġıdtılar” tanrısal çiçekleri yağmur gibi yağdırdılar; “kim çıḳ…
Çiçekli, çiçek açmış; çoğu kez “ḫualıġ çeçeklig”: “ḫu-a-lıġ çeçek-lig tüş-lüg yėmiş-lig sögüd” çiçekli, meyveli ağaç; “linhua çeçeklig otruġların” lotus çiçekli adacıkl…
Çiçek bahçesi, çiçeklik: “çiçeklikte sandvaç öter miŋ ünün” çiçek bahçesinde bülbül bin sesle öter; “çiçeklikte sandvaç ünün sumlıdı” çiçeklikte bülbül sesiyle şakıdı; …
(Kur’an çevirisinde, Farsça) dört altıda bir, yani üçte iki (miras payı): “eger bolsalar ikegü ol ikike iki iki çehar-daŋ andın kim ḳoḍtı” eğer (kız kardeşler) iki kişi…
Çekmek, germek: “sewinçin turup çekti ḳaşın yaza” sevinçle kalkıp kaşını açarak (gerdi); “yaḳı çekti yek teg” (düşman) yakasını şeytan gibi çekti.
Çekirge: “ıḍtımız olar üze aḳar suwnı çekürgeni yaḍaġ çekürge hem baḳalar hem ḳannı” onların üzerine tufanı, çekirgeyi, yaya çekirgeyi (haşereyi), kurbağaları ve kanı g…
Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (KB): “kiçiglik keçürdüm yigitlik yitürdüm / künüm çeliledim özümni çökittim” çocukluğu geçirdim, gençliği yitirdim, günlerimi …, kendi…
Kandil, lamba, ışık kaynağı (Kur’an çevirisinde peygamber ve kitap için): “ündegüçi taŋrıḳa anıŋ yarlıġı birle hem çeraġ yaruḳ yıldraġan” Tanrı’ya, onun izniyle çağıran…
Sıralanmak, dizilmek, saf tutmak: “emdi çerig çergeşür” şimdi askerler saf bağlar; “tü tü çeçek çergeşür” türlü türlü çiçek sıra sıra açar; “yulduzları çergeşip tün kün…
Anlamı kesinleşmeyen söz; KB’de hitap olarak, “çergüle-” ile birlikte: “aya çergüçi kel mini çergüle / yıl ay tutġunı boldum emgek bile” ey …, gel beni …; yıllar aylar …
Anlamı kesinleşmeyen fiil; KB’de “çergüçi” ile birlikte: “aya çergüçi kel mini çergüle” ey …, gel beni … (sarmak, kuşatmak ?).
Savaş düzeni, saf; ordu; “çerig ėt-” saf bağlamak, orduyu düzene sokmak: “süŋüş bolsar çerig iter erti” savaş olursa orduyu düzene sokardı; “şıp başıŋa tegi çerig ėtdim…
İtilip kakılmak, hor görülüp bir yana atılmak (DLT’de ahlakın bozulduğu çağı anlatan dörtlüklerde): “yunçıġ yawuz towradı / erdem arıġ sewredi / erdem begi çertilür” gü…
Anlamı kesinleşmeyen söz (DLT, yaratılış dörtlüğü): “yarattı yaşıl çeş / sawurdı ürüŋ ḳaş” yeşil …i yarattı, beyaz yeşimi saçtı (gök ya da bir değerli taş olmalı).
Hüner, çare, ustaca yol; hep “al” ile ikileme (“al çeviş”, “alın çevişin”): “ḳuanşi im pusar neçükin ne alın çevişin bu çambudvip yėr suvda yorıyur” Avalokiteśvara hang…
Hilekâr, düzenbaz; “al-lıġ çewiş-lig”: “al-lıġ çewiş-lig kişi-ler altayu turur” hileli, düzenbaz kişiler aldatır.
Dönmek, çevrilmek: “bu ay burcı sertan bu ew ewrilür / ewi ewrilür hem özi çewrilür” ayın burcu Yengeç’tir, bu ev döner; evi döner, kendisi de çevrilir.
Anlamı kesinleşmeyen söz (Irk Bitig fal cümlesinde): “çėkik ėtiŋ kutlug bolzun tėr” … düzenin kutlu olsun der.
(Sanskritçe Jetavana) Buda’nın uzun süre kaldığı koru ve manastır: “於祗比桓林 bo çêtavan saŋram-ta” bu Jetavana manastırında; “şaravast kent uluş .. çitavan saŋramta” Śrāva…
İnce dal, sürgün: “budıḳ çıbıḳ yap yawışġu ḫua çeçeklerin tegriklemiş çambu sögüt” dalı, filizi, yaprağı, çiçekleriyle çevrili jambu ağacı; “wayduri erdinilig yawışġula…
Sinek: “çaḍan teg tikerler çıbun teg sorarlar” akrep gibi sokarlar, sinek gibi emerler; “çıbun boldı duşman yaŋanḳa beḍük” sinek büyük file düşman oldu; “yorıtumadı bir…
Anlamı kesinleşmeyen söz (KB, kafiyede “kiçe” ile): “ḳanı ‘ilm-ü kur‘an üni az çıça” hani ilim ve Kur’an sesi …; bağlam “çıḳa” okumasına uygun düşüyor.
Bir uzunluk ölçüsü, Çin ayağı (Çince 尺 karşılığı); “tsun” (parmak) ile birlikte anılır: “十六 çıġ 五 tsun … édiz” on altı ayak beş parmak yüksekliğinde; “miŋer çıġ bodluġ”…
(Yükü) bağlamak, toplayıp düğümlemek (?): “eren essin eşüttüm / yükin barça özi çıġdı” erlerin haberini duydum, yükünü kendisi bağladı.
(Eski Türk yazıtlarında) yoksul: “ḳaġan olurup yoḳ çıġań bodunuġ ḳop ḳubratdım” kağan olup yok yoksul halkı hep bir araya getirdim; “çıġań bodunuġ bay ḳıltım az bodunuġ…
Bağırmak, çığlık atmak (?): “emeri tınlıġlar çıġarı eŋirer” kimi canlılar bağırarak inler.
Yoksul, fakir; yoksul kişi: “bilig baylıḳ ol bir çıġay bolġusuz” bilgi, yoksullaşmayan bir zenginliktir; “ḳamuġ eḍgü isiz çıġay baylıḳım” iyi kötü, yoksulluğum zenginli…
Yoksulluk: “ol erke çıġaylıḳ yolını açar” o kişiye yoksulluk yolunu açar; “bor içse açıldı çıġaylıḳ yolı” şarap içerse yoksulluk yolu açılır; “çıġaylıḳ yarınlıḳ azuḳ yo…
(Şine Usu yazıtında) “çıġıltır köl” bir göl adı, savaş yeri: “sekizinç ay ėki yaŋıḳa çıġıltır költe ḳasuy kezü süŋüşdim” sekizinci ayın ikisinde Çığıltır gölünde … sava…
Anlamı kesinleşmeyen söz (DLT): “utru turup yaġdı aŋar kiş oḳı çıġılwar” karşı durup ona sadak okları … yağdı (okların vızıldaması ya da sökün etmesi söz konusu olmalı).
Yoksul düşmüş, muhtaç kalmış (?): “erdiniler-in çıġrunmış tınlġlar üçün çintamani erdini tutar élig” mücevhere muhtaç canlılar için dilek taşını tutan el.
(Eski Türk yazıtlarında) Çik, Yenisey bölgesinde bir boy: “çıḳ bodun ḳırḳız birle yaġı boltı” Çik halkı Kırgızlarla birlikte düşman oldu; “kem keçe çıḳ tapa süledim” Ke…
Çıkmak, dışarı çıkmak; bir yerden ayrılmak: “kirü hem çıḳa bilse oldruġ turuġ” oturup kalkmayı, girip çıkmayı bilse; “iligke kirli hem çıḳa türçidi” hükümdarın yanına g…
(Eski Türk yazıtlarında) yeğen, kız kardeş oğlu; unvanlarda da geçer: “tabġaç ḳaġan çıḳanı çaŋ seŋün kelti” Çin kağanının yeğeni Çang Sengün geldi; “apa tarḳan çıḳan tu…
Çıkarmak, dışarı çıkarmak; bir yerden sürmek: “iḍimiz çıḳarġıl bizni bu uluşdın” Rabbimiz, bizi bu ülkeden çıkar; “tileyürler kim çıḳarsalar sizni yeriŋizdin” sizi yurd…
Çıkarılmak, sürülmek; (ölüler) diriltilip çıkarılmak: “anlar kim çıḳarıldılar saraylarındın hem tawarlarındın” yurtlarından ve mallarından çıkarılanlar; “eger çıḳarılsa…
Çıkış, bir işten çıkma yolu: “ḳayu işke kirse çıḳışıŋnı kör / çıḳış körmese iş bolur erke ḳor” bir işe girersen çıkışını gör; çıkışı görmezse iş kişiye zarar olur; “saḳ…
Çığlık, feryat: “utru keldi uraġut çıḳrıḳ birle urdı yüzini” kadın çığlık atarak karşıya geldi, yüzüne vurdu.
Gerçek, doğru; gerçek olan: “tüzülse tadu çın tiriglik bolur” (bu dört unsur) düzenlenirse gerçek hayat olur; “eger çın erse sizler” eğer doğru söyleyenlerdenseniz; “il…
Doğrulamak, gerçekliğini onaylamak; Kur’an çevirisinde “çınġarıġlı” önceki kitabı doğrulayan: “ıḍtımız saŋa bitigni sezasınça çınġarıġlı ol kim anda öŋdin” sana kitabı …